AVRUPA İNSAN HAKLARI MAHKEMESİ
İKİNCİ BÖLÜM
KABUL EDİLEBİLİRLİK VE KAYITTAN DÜŞME KARARI
Başvuru no. 6675/10
Abdullah GÜNAY ve Metin YAMALAK/Türkiye
Başkan,
Julia Laffranque,
Hâkimler,
Stéphanie Mourou-Vikström,
Arnfinn Bårdsen,
ve Bölüm Yazı İşleri Müdür Yardımcısı Hasan Bakırcı’nın katılımıyla 30 Nisan 2019 tarihinde bir Komite olarak toplanan Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi(İkinci Bölüm),
8 Kasım 2009 tarihinde yapılan yukarıda anılan başvuruları göz önüne alarak,
Başvurunun kayıttan düşürülmesi talebiyle davalı Hükümet tarafından 6 Eylül 2018 tarihinde gönderilen deklarasyonu ve başvuranın bu deklarasyona cevabını göz önüne alarak,
Davalı Hükümet tarafından ibraz edilen görüşleri ve bu görüşlere cevaben başvuran tarafından ibraz edilen görüşleri dikkate alarak,
Gerçekleştirilen müzakerelerin sonucunda aşağıdaki kararı vermiştir:
OLAYLAR
Başvuranlar Abdullah Günay (“birinci başvuran”) ve Metin Yamalak (“ikinci başvuran”) sırasıyla Kırıkkale ve Bolu’da ikametgâh etmekte olan ve 1979 ile1980 yıllarında doğan iki Türk vatandaşıdır. Başvuranlar, Mahkeme önünde İstanbul Barosuna bağlı Avukat M. Erbil tarafından temsil edilmişlerdir.
Türk Hükümeti (“Hükümet”) ise kendi görevlisi tarafından temsil edilmiştir.
A. Davanın Koşulları
1. Birinci ve ikinci başvuranlar sırasıyla 25 Nisan ve 30 Mart 1999 tarihinde yasa dışı örgüte üye olma ve Mavi Çarşı’ya molotof kokteyli ile saldırarak on üç kişiyi öldürme şüphesiyle tutuklanmış ve gözaltına alınmıştır.
2. İstanbul Emniyet Müdürlüğünde polis memurları birinci ve ikinci başvuranın sırasıyla 26 ve 4 Nisan 1999 tarihlerinde avukat yokluğunda ifadelerini almıştır. İki başvuran da yasa dışı örgüt üyesi olduğunu itiraf etmiş ve 1999 Mart tarihinde alışveriş merkezine Molotof kokteyli atarak yangına sebebiyet verdiklerini kabul etmiştir.
3. İstanbul Cumhuriyet Savcısı birinci ve ikinci başvuranın sırasıyla 30 ve 6 Nisan 1999 tarihlerinde ifadelerini almıştır.
4. Buna müteakip, başvuranlar ek olarak nöbetçi hâkim tarafından sorgulanmıştır. Birinci başvuran avukat yokluğunda sorgulanmış olup ikinci başvuranın sorgulanması sırasında avukatı hazır bulunmaktaydı. Nöbetçi hâkim, başvuranların tutuklu yargılanmalarına karar vermiştir.
5. İstanbul Cumhuriyet Savcısı başvuranları Türk Ceza Kanunu’nun 125. maddesi kapsamında suçlayan bir iddianameyi 6 Mayıs 1999 tarihinde sunmuştur.
6. Cezai yargılamalar 14 Temmuz 1999 yılında İstanbul Devlet Güvenlik Mahkemesi nezdinde başlamıştır. Daha sonra, Devlet Güvenlik Mahkemelerinin 2004 Temmuz tarihinde kaldırılmasının ardından dava İstanbul Ağır Ceza Mahkemesine tahsis edilmiştir.
7. İstanbul Ağır Ceza Mahkemesi 7 Mayıs 2007 tarihinde başvuranların suçlarını sabit bulmuş ve başvuranları yasa dışı örgüt üyesi olma ve on üç kişiyi öldürme suçuyla şartlı tahliye olanağı olmaksızın ağırlaştırılmış müebbet hapis cezasına mahkûm etmiştir. İlk derece mahkemesi, bu kararı verirken başvuranın polise, savcıya ve nöbetçi hâkime verdiği ifadeler, video kayıtları, olay yeri incelemelerinin yazılı tutanakları, otopsi raporları, görgü tanıklarının tespitleri, balistik raporu ve bazı sanık ifadelerinin de dâhil olduğu çeşitli delilleri göz önünde bulundurmuştur.
8. Yargıtay, 7 Mayıs 2009 tarihinde kararı onamıştır. Söz konusu karar ilk derece mahkemesinin yazı işleri müdürlüğüne 8 Temmuz 2009 tarihinde tevdi edilmiştir.
B. İlgili iç hukuk ve uygulama
1. İlgili İç Hukuk
9. Avukata erişim hakkı hususundaki ilgili iç hukuka ilişkin açıklamalar, Salduz/Türkiye ([BD] , no. 36391/02, §§ 27 ‑31, AİHM 2008) kararında yer almaktadır.
10. 15 Temmuz 2003 tarihli 4928 sayılı Kanun ile 3842 sayılı Kanun’un 31. maddesi yürürlükten kaldırılmış; dolayısıyla Devlet Güvenlik Mahkemeleri önündeki davalarda sanıkların avukata erişim hakkı üzerine getirilen kısıtlama kaldırılmıştır.
11. Ceza Muhakemesi Kanunu’nun “Hükümlü lehine yargılamanın yenilenmesi nedenleri” başlıklı 311 § 1 maddesi aşağıdaki gibidir:
“Kesinleşen bir hükümle sonuçlanmış bir dava, aşağıda yazılı hâllerde hükümlü lehine olarak yargılamanın yenilenmesi yoluyla tekrar görülür:
a) Duruşmada kullanılan ve hükmü etkileyen bir belgenin sahteliği anlaşılırsa.
b) Yemin verilerek dinlenmiş olan bir tanık veya bilirkişinin hükmü etkileyecek biçimde hükümlü aleyhine kasıt veya ihmal ile gerçek dışı tanıklıkta bulunduğu veya oy verdiği anlaşılırsa
c) Hükme katılmış olan hâkimlerden biri, hükümlünün neden olduğu kusur dışında, aleyhine ceza kovuşturmasını veya bir ceza ile mahkûmiyetini gerektirecek biçimde görevlerini yapmada kusur etmiş ise.
d) Ceza hükmü hukuk mahkemesinin bir hükmüne dayandırılmış olup da bu hüküm kesinleşmiş diğer bir hüküm ile ortadan kaldırılmış ise
e) Yeni olaylar veya yeni deliller ortaya konulup da bunlar yalnız başına veya önceden sunulan delillerle birlikte göz önüne alındıklarında sanığın beraatini veya daha hafif bir cezayı içeren kanun hükmünün uygulanması ile mahkûm edilmesini gerektirecek nitelikte olursa.
f) Ceza hükmünün, İnsan Haklarını ve Ana Hürriyetleri Korumaya Dair Sözleşmenin veya eki protokollerin ihlâli suretiyle verildiğinin ve hükmün bu aykırılığa dayandığının, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesinin kesinleşmiş kararıyla tespit edilmiş olması veya ceza hükmü aleyhine Avrupa İnsan Hakları Mahkemesine yapılan başvuru hakkında dostane çözüm ya da tek taraflı deklarasyon sonucunda düşme kararı verilmesi. Bu hâlde yargılamanın yenilenmesi, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi kararının kesinleştiği tarihten itibaren bir yıl içinde istenebilir.
...”
12. 31 Temmuz 2018 tarihinde yürürlüğe giren 7145 sayılı kanun diğerleri arasında Ceza Muhakemesi Kanunu’nun 311 § 1 (f) maddesini değiştirmiştir. Bu değişiklikle beraber, artık başvurusu Mahkeme tarafından tek taraflı deklarasyona ya da dostane çözüme dayanılarak kayıttan düşürülen başvuranlar kendileri aleyhinde açılan cezai yargılamaların yenilenmesi konusunda talepte bulunabilecektir.
13. Diğerleri arasında müebbet hapis cezalarının infazına ilişkin ilgili iç hukuk hükümleri ve uygulama Öcalan/Türkiye(no. 2) (no. 24069/03 ve 3 diğer başvuru, §§ 62-71, 18 Mart 2014) davasında bulunabilir.
2. İlgili uygulama
14. Anayasa Mahkemesinin Yüce Divanı, 2015/10131 sayılı başvuruda 7 Haziran 2018 tarihinde verdiği öncü kararında Sözleşme’nin 6. maddesinin Türk hukukunda nihai mahkeme kararlarının bir sonucu olarak başvuranların artık “hakkında suç isnadı bulunan kimse” olmadığı fakat “hükümlü” olan kimse olması halinde yargılamanın yenilenmesi için açılan davalara uygulanabilirliğine dair yaklaşımını revize etmiştir. Anayasa Mahkemesi, Ceza Muhakemesi Kanunu’nun Avrupa İnsan Hakları Mahkemesinin ihlal tespit etmesi durumunda ceza yargılamaların yenilenmesi için yapılan başvuruları reddetme konusunda ulusal mahkemelere hiçbir takdir yetkisi bırakmadığını kaydetmiştir. Aynı şekilde, Anayasa Mahkemesinin bir ihlal tespit ettiği ve söz konusu ihlalin giderilmesi amacıyla yargılamaların yenilenmesini hükmettiği durumlarda ulusal mahkemelerin yargılamaların yenilenmesine ilişkin olarak hiçbir takdir yetkisi bulunmamaktadır. Ancak, mahkeme söz konusu iki gerekçe dışındaki nedenlere dayanarak cezai yargılamaların yenilenmesi için yapılan başvuruların adil yargılanma hakkının kapsamı dışında kaldığını belirtmiştir. Sonuç olarak, başvurucuların yeni olguların ortaya çıkmasının ardından (Ceza Muhakemesi Kanunu’nun 311 § 1 (e) maddesi) cezai yargılamaların yenilenmesi taleplerinin ulusal mahkemelerce reddedilmesine ilişkin olarak Anayasa Mahkemesine yapılan başvurular, Anayasa’nın 36. maddesi uyarınca konu bakımından bağdaşmaz bulunduğu için kabul edilemez olarak değerlendirilmiştir.
15. Anayasa Mahkemesi, 12 Haziran 2018 tarihinde 2015/12755 sayılı başvuruda, Mahkemenin Yiğitdoğan/Türkiye (no. 2) (no. 72174/10, 3 Haziran 2014) kararında Sözleşme’nin 6 §§ 1 ve 3 (c) maddesi kapsamında başvuranın haklarının ihlal edildiğini tespit etmesinin ardından başvuran tarafından yargılamaların yenilenmesi talebinin ilk derece mahkemesinin reddetmesi konusunu incelemiştir. İlk derece mahkemesi; söz konusu davada Mahkemenin ihlal tespitinin ardından başvuranın yargılamaların yenilenmesi talebini, avukata erişimin engellenmesine ilişkin ilgili şikâyetin daha önceki yargılamalar sırasında incelenip reddedildiği ve bu kararın Yargıtay tarafından onanarak kesinleştirildiği gerekçesiyle reddetmiştir. Sonuç olarak, ilgili mahkeme Ceza Muhakemesi Kanunu’nun 311 maddesinde cezai yargılamaların yenilenmesi için belirtilen şartların başvuranın durumunda sağlanmadığı kanaatinde olmuştur. Ancak, Anayasa Mahkemesi, ilk derece mahkemesinin davaya olan yaklaşımı ve Ceza Muhakemesi Kanunu’nun yorumlaması konusunda farklı bir sonuca ulaşmıştır. Anayasa Mahkemesi, Mahkemenin ihlal tespitinin başvuranın mahkûmiyetinin güvenliğini etkilediğine ve yargılamaların yeniden açılması için “kuvvetli” bir neden oluşturduğuna karar vermiştir. Dolayısıyla, yargıların yenilenmesinin reddedilmesi Mahkemenin kararı ile uyumlu olmayıp ilk derece mahkemesinin yorumlamasında adil yargılanma hakkının gerektirdiği gibi doğru bir şekilde inceleme yapılmamıştır. Yukarıdaki hususlar ışığında, Anayasa Mahkemesi, Sözleşme’nin 36. maddesi kapsamındaki başvuranın haklarının ihlal edildiğini tespit etmiştir.
ŞİKÂYETLER
Başvuranlar, Sözleşme’nin 6 § 3 (c) maddesi kapsamında polis tarafından gözaltında tutuldukları sırada avukat yardımından faydalandırılmadıklarını iddia etmişlerdir.
Başvuranlar, ayrıca, Sözleşme’nin 3. maddesi uyarınca aleyhlerinde verilen müebbet hapis cezasının infazının kararın revizesi ve tahliye imkânı olmadan hayatlarının sonuna kadar devam etmesinden dolayı insanlık dışı ve aşağılayıcı muamele teşkil ettiği hususunda şikâyetçi olmuşlardır.
HUKUKİ DEĞERLENDİRME
A. Başvuranların polis nezaretinde avukattan faydalanma haklarının ihlal edildiği iddiası hakkında
16. Başvuranlar, polis nezaretinde tutuklulukları sırasında avukat yardımından faydalanamadıkları gerekçesiyle adil yargılanmadıklarını öne sürmüştür. Başvuranlar, Sözleşme’nin 6 § 3 (c) maddesine dayanmıştır.
17. Mahkeme, başvuranların bu şikâyetlerini Sözleşme’nin 6 §§ 1 ve 3 (c) maddesi kapsamında inceleyecektir. Söz konusu madde ilgili olduğu kadarıyla aşağıdaki gibidir:
“1. Herkes davasının, ... kendisine yöneltilen suçlamaların esası konusunda karar verecek olan ... bir mahkeme tarafından ... makul bir süre içinde görülmesini isteme hakkına sahiptir...
3. Bir suç ile itham edilen herkes aşağıdaki asgari haklara sahiptir:
...
(c) Kendisini bizzat savunmak veya seçeceği bir müdafinin yardımından yararlanmak; eğer avukat tutmak için gerekli maddî olanaklardan yoksun ise ve adaletin yerine gelmesi için gerekli görüldüğünde, resen atanacak bir avukatın yardımından ücretsiz olarak yararlanabilmek;
...”
18. Hükümet, dostane çözüm anlaşmasına varma girişimlerinin başarısızlıkla sonuçlanmasının ardından, 28 Aralık 2018 tarihli bir yazıyla, başvurunun bu kısmında ileri sürülen sorunun çözülmesi amacıyla tek taraflı bir deklarasyon sunmayı önerdiğini bildirmiştir. Hükümet ayrıca, Mahkemeden Sözleşme’nin 37. maddesi uyarınca başvurunun kayıttan düşürülmesine karar verilmesini talep etmiştir. Söz konusu deklarasyon, aşağıdaki gibidir:
“Türkiye Cumhuriyeti, mevcut davada, Mahkemenin yerleşik içtihadı ışığında, Sözleşmenin 6 §§ 1 ve 3 maddesi kapsamında başvuranların haklarının ihlal edildiğini kabul etmektedir.
Hükümet, ayrıca, 15 Temmuz 2003 tarihinde 4928 sayılı Kanun’un, avukata erişim hakkına getirilen sistematik sınırlamaya ilişkin hükmü yürürlükten kaldırdığını hatırlatmaktadır.
Bununla beraber, Hükümet, 31 Temmuz 2018 tarihli 7145 sayılı Kanun’la değiştirildiği üzere, Ceza Muhakemesi Kanunu’nun 311 § 1 (f) maddesinin, hâlihazırda, AİHM’nin dostane çözüm veya tek taraflı deklarasyon sonrası bir başvuruyu kayıttan düşürmeye karar verdiği davalarda ceza yargılamalarının yenilenmesi gerektirdiğini vurgulamaktadır. Hükümet, yukarıda belirtilen hukuk yolunun, Sözleşme’nin 6. maddesi kapsamında başvuranların şikâyetleri bakımından tazmin sağlayabildiğini düşünmektedir.
Dolayısıyla, AİHM önünde derdest olan, yukarıda anılan davanın çözüme kavuşturulması amacıyla Hükümet, başvuranların her birine, yani, Abdullah Günay ve Metin Yamalak’a, yansıtılabilecek tüm vergiler hariç olmak üzere, masraf ve giderlerin yanı sıra tüm maddi ve manevi zararları karşılığında 500 avro (beş yüz avro) ödemeyi teklif etmektedir.
Bu meblağ, ödeme tarihinde geçerli olan döviz kuru üzerinden Türk lirasına çevrilecek ve Mahkeme tarafından Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesinin 37 § 1 maddesi uyarınca kabul edilen kayıttan düşürme kararının tebliğini müteakip üç ay içerisinde ödenecektir. Söz konusu meblağın belirtilen üç ay içerisinde ödenmemesi durumunda, Hükümet, bahsi geçen sürenin sona erdiği tarihten itibaren ödeme gününe kadar geçen sürede, yukarıda bahsedilen miktara, Avrupa Merkez Bankasının söz konusu dönem için geçerli olan marjinal faiz oranına üç puan eklenmek suretiyle elde edilecek oran üzerinden basit faiz ödemeyi taahhüt etmektedir. Yapılacak olan ödeme davaların nihai çözümünü teşkil edecektir.
19. Başvuranlar, 28 Eylül 2018 tarihli yazıyla, detay vermeden tek taraflı deklarasyonla verilen taahhütlerden tatmin olmadığını belirtmişlerdir.
20. Mahkeme, Sözleşmenin 37. maddesinde, koşulların söz konusu maddenin 1. fıkrasının (a), (b) veya (c) bentlerinde belirtilen sonuçlardan birine yol açması hâlinde, Mahkemenin yargılamaların herhangi bir aşamasında başvuruyu kayıttan düşürebileceğinin öngörüldüğünü hatırlatmaktadır. Özellikle Sözleşme’nin 37 § 1 (c) maddesi, “Mahkemenin saptadığı herhangi bir başka gerekçeden ötürü, başvurunun incelenmesinin sürdürülmesini haklı kılan bir neden görülmezse” Mahkemenin başvuruyu kayıttan düşürmesine olanak sağlamaktadır.
21. Mahkeme, ayrıca, belirli koşullarda, başvuran davasının incelenmeye devam edilmesini arzu etse dahi, davalı Hükümet tarafından sunulan tek taraflı bir deklarasyona istinaden, başvuruyu 37 § 1 (c) maddesi uyarınca kayıttan düşürebileceğini hatırlatmaktadır.
22. Bu amaçla Mahkeme, özellikle Tahsin Acar kararı başta olmak üzere kendi içtihatlarından doğan ilkeler ışığında somut davadaki deklarasyonu incelemiştir (Tahsin Acar/Türkiye (ilk itirazlar) [BD], no. 26307/95, §§ 75-77, AİHM 2003-VI, ayrıca bk. WAZA Sp z.o.o./Polonya (k.k.), no. 11602/02, 26 Haziran 2007 ve Sulwińska/Polonya (k.k.), no. 28953/03, 18 Eylül 2007).
23. Mahkeme, Türkiye’ye karşı açılan davalar dâhil olmak üzere, bazı davalarında, adli yardımın sistematik olarak engellenmesi ve başvuranları mahkûm etmek için avukat yokluğunda alınan ifadelerin kullanılması hakkındaki şikâyetlere ilişkin uygulamasını ortaya koymuştur (bk., diğerleri arasında, Mehmet Duman/Türkiye, no. 38740/09, 23 Ekim 2018; Ömer Güner/Türkiye, no. 28338/07, 4 Eylül 2018; Girişen/ Türkiye, no. 53567/07, 13 Mart 2018; Canşad ve Diğerleri/Türkiye, no. 7851/05, 13 Mart 2018; İzzet Çelik/Türkiye, no. 15185/05, 23 Ocak 2018; ve Bayram Koç/Türkiye, no. 38907/09, 5 Eylül 2017).
24. Mahkeme, yukarıdaki davalarda, başvuranların avukata erişim hakkına konulan kısıtlamanın sistematik niteliğinin, kendi başına, Sözleşmenin 6 §§ 1 ve 3(c) maddesinin ihlaline karar vermek için yeterli olup olmadığını incelemeksizin, başvuranların polise verdiği ifadelerinin kabul edilebilirlikleri incelenmeden davaya bakan mahkeme tarafından kullanılmasının ve daha sonra Yargıtayın bu eksikliği giderememesinin, o maddenin bir ihlalini teşkil ettiğine karar vermiştir. Ayrıca, yukarıdaki tüm davalarda, Mahkeme, Sözleşmenin 6 §§ 1 ve 3. (c) maddesinin ihlal edildiğine karar verilmesinin, başvuranlar tarafından yaşanan manevi zarar için yeterli adil tazmin teşkil ettiği kanaatindedir.
25. Mahkeme, ayrıca, tek taraflı deklarasyonlarında Hükümetin, Sözleşme’nin 6 §§ 1 ve 3. maddesinin ihlal edildiğini kabul ettiğini belirttiğini gözlemlemektedir.
26. Bu noktada, avukat hakkına yönelik sistematik kısıtlama konusunun kaynaklandığı yasal hükümlerin, 4928 sayılı 15 Temmuz 2003 tarihli karar ile kaldırıldığını (bk., Salduz/Türkiye[BD], no. 36391\02, §§ 27-31, AİHM 2008) ve avukata erişim hakkına yönelik hiçbir sistematik kısıtlamanın öngörülmediği, 1 Haziran 2005 tarihinde yürürlüğe giren yeni Ceza Muhakemesi Kanunu’nu ( 5271 sayılı Kanun) not etmek önemlidir.
27. Bununla beraber, Mahkeme, 31 Temmuz 2018 tarihine kadar, Ceza Muhakemeleri Kanunu’nun 311 § 1 maddesinin (f) bendinin, başvuranlara, sadece Mahkemenin Sözleşme’de veya Protokolleri’nde ihlal olduğuna karar veren hükmü bazında ceza yargılamalarının yenilenmesi imkânını veren bir hukuk yolu sağladığını kaydetmektedir. Ancak, 31 Temmuz 2018 tarihinde 7145 sayılı Kanun’unun yürürlüğe girmesinden sonra, başvuranlar, Mahkemenin artık dostane çözüm veya tek taraflı deklarasyon temelinde davayı kayıttan düşürmeye karar vermesinin ardından cezai yargılamalarının yenilenmesine yönelik bir başvuruda bulunmaya hak kazanmıştır. Bunun sebebi, söz konusu iki durumun, artık, ceza yargılamalarının yeniden açılması gerekçeleri olarak, Ceza Muhakemesi Kanunu’nun 311 § 1 (f) maddesinde ayrıntılı olarak listelenmesidir. Dolayısıyla, Mahkeme, iç hukukun, dostane çözüm veya tek taraflı deklarasyon temelinde bir başvuruyu kayıttan düşüren bir kararın veya hükmün ardından, başvuranların yargılamaların yeniden başlatılmasını talep edebileceği bir hukuk yolu öngörmesinden dolayı memnundur (kıyaslayınız, Igranov ve Diğerleri/ Rusya, no. 42399/13 ve diğer 8 başvuru, § 26, 20 Mart 2018, daha fazla atıf ile birlikte, ve karşılaştırınız Sroka/Polonya (k.k), no. 42801/07, 6 Mart 2012).
28. Bu bağlamda, Mahkeme, ayrıca, Mahkemenin içtihadına ve uygulamasına göre, başvuranın bu yönde talep etmesi durumunda iç hukuk yargılamalarının yeniden başlatılmasının, Sözleşme’nin 6. maddesinin ihlal edildiği iddiasına yönelik olarak etkili bir çözüm sağlamak için en uygun yol olduğuna işaret etmektedir. Dolayısıyla, Mahkeme, yukarıda belirtilen hukuk yolunun, başvuranların Sözleşme’nin 6. maddesi kapsamındaki şikâyetlerine ilişkin olarak telafi kabiliyetine haiz olduğunu düşünmektedir. Mahkemenin Sözleşme ve Protokolleri tarafından güvence altına alınan hakların ve özgürlüklerin korunmasındaki ikincil rolü dikkate alındığında, Mahkeme, Sözleşme’nin herhangi bir ihlalini giderilmesinin öncelikli olarak ulusal makamların görevi olduğu hatırlatılmaktadır.
29. Ek olarak, Mahkeme Anayasa Mahkemesinin, 2015/10131 sayılı başvuruda, Ceza Muhakemesi Kanunu’nun Avrupa İnsan Hakları Mahkemesinin ihlal tespit etmesi durumunda ceza yargılamaların yenilenmesi için yapılan başvuruları reddetme konusunda ulusal mahkemelere hiçbir takdir yetkisi bırakmadığına hükmeden kararına dikkat çekmektedir. Mahkeme, Anayasa Mahkemesinin 2015/12755 sayılı başvuruda verdiği, Mahkeme Yiğitdoğan/Türkiye (no. 2) (no. 72174/10, 3 Haziran 2014) kararında Sözleşme’nin 6 §§ 1 ve 3 (c) maddesi kapsamında başvuranın haklarının ihlal edildiğini tespit etmesinin ardından başvuran tarafından yargılamaların yenilenmesi talebinin ilk derece mahkemesinin reddetmesi dolayısıyla adil yargılanma hakkının ihlal edildiğini kaydeden kararını dikkate almaktadır.
30. Teklif edilen ve benzer davalarda hükmedilen miktarlarla tutarlı olan tazminat miktarının yanı sıra Hükümet deklarasyonu içerisinde bulunulan ikrarların mahiyeti göz önünde bulundurulduğunda, Mahkeme, başvurunun incelenmesinin sürdürülmesini haklı kılan bir gerekçe bulunmadığı kanaatindedir (37. maddenin 1. fıkrasının (c) bendi). Bu karar, başvuranların zararının telafisi için mevcut olan herhangi bir başka başvuru yolunu kullanma imkânlarına halel getirmemektedir (bk. Jeronovičs/Letonya [BD], no. 44898/10, § 116‑18, 5 Temmuz 2016).
31. İlâveten, yukarıdaki mülahazalar ışığında ve bilhassa konuyla ilgili açık ve kapsamlı içtihatlar dikkate alındığında, Mahkeme, Sözleşme ve Protokolleri ile güvence altına alınan insan haklarına saygının, başvurunun incelenmesine devam edilmesini gerekli kılmadığı kanısındadır (37. maddenin 1. fıkrasının son cümlesi ).
32. Mahkeme son olarak, Hükümetin tek taraflı deklarasyon metninde belirtilen şartlara uymaması halinde, başvurunun, Sözleşmenin 37. maddesinin 2. fıkrası uyarınca tekrar kayda alınabileceğinin altını çizmektedir (bk. Josipović/Sırbistan (k.k.), no. 18369/07, 4 Mart 2008).
33. Yukarıda açıklanan hususlar dikkate alındığında, başvurunun Sözleşme’nin 6. maddesi kapsamındaki şikâyeti ilgilendiren kısmının kayıttan düşürülmesi uygun görülmektedir.
B. Sözleşme’nin 3. maddesinde belirtilen başvuranların haklarının ihlal edildiği iddiası hakkında
34. Başvuranlar, Sözleşme’nin 3. maddesine dayanarak şartlı tahliye olanağı olmaksızın müebbet hapis cezasına mahkûm edilmelerinin özü itibariyle Sözleşme’nin 3. maddesinde belirtilen ilkeler ile çeliştiği hususunda şikâyetçi olmuşlardır. Bu bağlamda, başvuranlar Türk mevzuatının mahkûmiyet edildikleri müebbet hapis cezası için revize olanağı sunmadığını ileri sürmüştür. Sözleşme’nin 3. maddesi aşağıdaki gibidir:
“Hiç kimse işkenceye veya insanlık dışı ya da aşağılayıcı muamele veya cezaya tabi tutulamaz.”
35. Hükümet bu şikâyetlere itiraz etmiştir. Hükümet, başvuranların cezalarının halen infazına devam edilmesi sebebiyle söz konusu hususun süre gelmekte olan bir niteliği olduğunu belirterek başvuranların Anayasa Mahkemesine başvurmaları gerektiğini ve bu nedenle tüm iç hukuk yollarının tüketilmediğini savunmuştur.
36. Başvuranlar bu iddiaya itiraz etmiştir.
37. Mahkeme, Sözleşme’nin 3. maddesi kapsamında benzer bir şikâyeti başvuranların müebbet hapis cezasına mahkûm edildiği ve tahliye imkânlarının olmadığından şikâyetçi oldukları Tekin ve Baysal/Türkiye ((k.k.), no. 40192/10 ve 8051/12, §§ 25-28, 4 Aralık 2018) kararında incelemiştir. Mahkeme, söz konusu davada hakkında şikâyette bulunulan durumun Anayasa Mahkemesi nezdinde bireysel başvuruda bulunma hakkının 23 Eylül 2012 tarihinde yürürlüğe girmesinden önce başladığını ve bu tarihten sonra da devam ettiğini belirtmiştir. Diğer bir deyişle, başvuranların şikâyeti süregelmekte olan bir niteliğe sahip olup, bu nitelik iç hukuk yollarının tüketilmesi şartı genel ilkesinden ayrılmayı haklı çıkartmaktadır ve söz konusu şartın başvurunun yapıldığı tarihe istinaden değerlendirilmesi gereklidir. Sonuç olarak, mahkeme başvuranların şikâyetini, şikâyetlerine ilişkin olarak Anayasa Mahkemesine başvuruda bulunmadıkları gerekçesiyle kabul edilemez olarak değerlendirmiştir.
38. Mahkeme, başvuranların şikâyetini Sözleşme’nin 3. maddesi kapsamında yukarıda anılan yaklaşım çerçevesinde incelemiş olup somut davada yukarıda belirtilen kararda yer alan tespitlerinden ayrılmasını gerektirecek herhangi bir durum görmemektedir (karşılaştırınız, Boltan/Türkiye, no. 33056/16, §§ 27, 38‑43, 12 Şubat 2019 ve Gömi/Türkiye no. 38704/11, §§ 56‑7, 19 Şubat 2019).
39. Dolayısıyla, bu şikâyet Sözleşme’nin 35 §§ 1 ve 4 maddesinin son cümlesi uyarınca iç hukuk yollarının tüketilmemiş olması nedeniyle reddedilmelidir.
Bu gerekçelerle, Mahkeme, oy birliğiyle,
Davalı Hükümetin Sözleşme’nin 6 §§ 1 ve 3 kapsamındaki deklarasyon koşullarını ve belirtilen taahhütlerin yerine getirilmesine ilişkin kuralları dikkate alarak;
Sözleşme’nin 6 §§ 1 ve 3 (c) maddesi kapsamındaki şikâyete ilişkin olarak başvurunun, Sözleşme’nin 37 § 1 (c) maddesi uyarınca kayıttan düşürülmesine;
Başvurunun geri kalan kısmının kabul edilemez olduğunu beyan edilmesine karar vermiştir.
İşbu karar, İngilizce dilinde tanzim edilmiş olup, 23 Mayıs 2019 tarihinde bildirilmiştir.
Hasan BakırcıJulia Laffranque
Yazı İşleri Müdür YardımcısıBaşkan
Full & Egal Universal Law Academy