AVRUPA İNSAN HAKLARI MAHKEMESİ
İKİNCİ BÖLÜM
KABUL EDİLEBİLİRLİK HAKKINDA KARAR
Başvuru No. 44601/09
Abdullah GÜNAY / Türkiye
Başkan
Paul Lemmens,
Yargıçlar
Valeriu Griţco,
Stéphanie Mourou-Vikström
ve Bölüm Yazı İşleri Müdür Yardımcısı Hasan Bakırcı’nın katılımıyla 9 Ocak 2018 tarihinde Komite halinde toplanan Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (İkinci Bölüm), 6 Temmuz 2009 tarihinde yapılan başvuruyu ve davalı Hükümet tarafından sunulan görüşler ile başvuranın cevap olarak sunduğu görüşleri göz önünde bulundurarak, gerçekleştirilen müzakerelerin ardından aşağıdaki kararı vermiştir.
OLAYLAR
1. Başvuran Abdullah Günay 1979 doğumlu Türk vatandaşıdır. Mahkeme önünde, İstanbul Barosuna bağlı Avukat M. Erbil tarafından temsil edilmiştir. Türk Hükümeti (« Hükümet ») ise kendi görevlisi tarafından temsil edilmiştir.
A. Davanın Koşulları
2. Başvurunun kendine özgü koşulları, taraflarca ifade edildiği şekilde, aşağıdaki gibi özetlenebilir.
3. Başvuran halen Kırıkkale’de tutuklu bulunmaktadır. Başvuran, 1999 yılında İstanbul’da bir alışveriş merkezinde on üç kişinin ölümüne sebebiyet verdiğinin tespit edilmesi nedeniyle, yasadışı bir örgüt olan PKK (Kürdistan İşçi Partisi) adına terör faaliyetlerinde bulunmaktan ağırlaştırılmış müebbet hapis cezasına mahkûm edilmiştir.
4. Tekirdağ F Tipi Ceza İnfaz Kurumu İdare Gözlem Kurulu 19 Kasım 2008 tarihinde, başvuran ve diğer tutukluların, tutuklular arasından PKK’ya militanlar kazandırmak için çalışmalarda bulundukları tespitinde bulunmuştur. Gözlem Kuruluna göre, bu örgüt çalışmalarını şu şekilde gerçekleştirmekteydi: Yeni gelen bir tutuklu ile yapılan ilk görüşme sırasında, ilgiliye doldurması için ayrıntılı bir bilgi fişi verilmekteydi; daha sonrasında, gerektiğinde tehdit etmek amacıyla, tutuklunun ailesiyle temasa geçmekteydiler. Ayrıca, yeni gelen tutuklu yakından gözlenmekte; ilgili kişilerle birlikte yaşamaya zorlanmakta, kantinden yaptığı alışverişler denetlenmekte, bunlara el konulmakta ya da dağıtılmakta, gardiyanlarla ve idare ile yaptığı görüşmeler de takip edilmekteydi. Yeni gelen tutukluya daha sonra kendi inançları aşılanmakta ve mesajları, bitişik odalara ya da sosyal faaliyetler sırasında yaymaya zorlanmaktaydı. Gözlem Kurulu bu nedenle, başvuran ve işbirlikçileri ile ilgili olarak bazı tedbirler almaya karar vermiş ve konuyla ilgili olarak Adalet Bakanlığı ile temasa geçmiştir.
5. Adalet Bakanlığı Ceza ve Tevkifevleri Genel Müdürlüğü 22 Kasım 2008 tarihinde başvuranın Kırıkkale F Tipi Ceza İnfaz Kurumuna nakledilmesine karar vermiştir.
6. Bahse konu nakil işlemi 29 Aralık 2008 tarihinde saat 9.00’da gerçekleşmiştir. Başvuranla birlikte on tutuklu da aynı gün başka ceza infaz kurumlarına sevk edilmişlerdir; nakil aracı yaklaşık 750 km.lik bir mesafe kat etmiştir. Başvuran saat 23.05’te Kırıkkale Ceza İnfaz Kurumuna teslim edilmiştir.
7. Tutukluları taşıyan nakil otobüsünün plakası ve modeli Hükümet tarafından bildirilmiş olup, 2008 model bir araçtır. Araç, on iki tutuklu ve on dört güvenlik personeli ile şoförü taşıma kapasitesine sahip olmakla beraber, araç içinde klima, ısıtma-soğutma ve havalandırma sistemi de mevcuttur. Hükümet tarafından gönderilen araca ait fotoğraflar ve kılavuzda, aracın bölümlendirilmiş olduğu; her bölümde dışa ve içeriğe doğru küçük pencereler olduğu; bu pencerelerin parmaklıklarla korunduğu görülmektedir. Araçta ayrıca bir buzdolabı da bulunmaktadır.
8. Tutukluların nakledilmesi konusundaki ulusal yönetmelikler ve talimatlar uyarınca, ilk olarak, başvuranın da aralarında bulunduğu tutukluların yola çıkmaya elverişli olup olmadıklarını belirlemeye yönelik tıbbi raporlar düzenlenmiştir.
9. Hükümet aynı zamanda, tuvalet ihtiyacının yol üzerindeki cezaevlerinde, acil durumlarda ise, yine yol üzerindeki jandarma ve polis karakollarında karşılandığını da ifade etmiştir. Ancak, verilen bu molalarla ilgili olarak tutanak düzenlenmemektedir. Her bir tutuklunun nakil işlemi, ceza infaz kurumuna varıldığında, bir tutanağa göre sonlandırılır. Ceza infaz kurumu görevlilerince, tutuklulara, kendilerini getiren personel hakkında herhangi bir şikâyetlerinin olup olmadığı sorulur. Tutuklunun herhangi bir şikâyette bulunması halinde, konuyla ilgili tutanak tanzim edilir. Bu tutanak şikâyetçi tarafından da imzalanır ve sonrasında Cumhuriyet savcısına teslim edilir. Başvuran, Kırıkkale Ceza İnfaz Kurumuna teslimi sırasında herhangi bir şikâyette bulunmamıştır.
10. Başvuran 4 Mart 2009 tarihinde Kırıkkale İnfaz Hâkimliğine başvuruda bulunmuştur. Dilekçesinde,
- Baskı altında sevk edildiği, yaklaşık yirmi gardiyan ve ceza infaz kurumu müdür yardımcısı tarafından sabah saat 8.00’de, hatta eşyalarını toplaması için zaman tanınmadan, hücresinden zorla çıkartıldığı,
- Yolculuk esnasında su ve yemek verilmediği ve bu nedenle işkence olarak nitelendirilebilecek bir muameleye maruz kaldığı,
- Sevk edilme talebinde bulunmadığı ve bu sevk nedeniyle hem kendisinin hem ailesinin [manevi zarara] maruz kaldıkları hususlarına değinmiştir.
Başvuran bu nedenle, sevk kararının iptal edilmesini istemiştir.
11. İnfaz Hâkimliği 14 Mart 2009 tarihinde, sevkin Adalet Bakanlığının 45/1 sayılı Genelgesinin 8. maddesinin 1. fıkrasına uygun olarak, güvenlik nedenleriyle gerçekleştirildiği kanaatine vararak, başvuran tarafından sevk edilmesine karşı yapılan itirazı reddetmiştir.
12. Başvuran 24 Mart 2009 tarihinde aynı iddiaları tekrarlayarak bu karara itiraz etmiştir. Başvuran, bu olayın kişisel etkilerini on küsur kitapta toplayamayacağını ve ailesinin, üç gün boyunca nerede olduğunu bilmemesi nedeniyle manevi zarar yaşadığını belirtmiştir. Daha sonrasında, sevk kararının iptalini talep etmiştir.
13. Kırıkkale Ağır Ceza Mahkemesi 26 Mart 2009 tarihinde itiraz edilen kararı onaylamıştır.
B. İlgili iç hukuk kuralları ve uygulaması
14. 5275 sayılı Kanun’un 50. maddesi, 2006/10218 sayılı Ceza İnfaz Kurumlarının Yönetimi ile Ceza ve Güvenlik Tedbirlerinin İnfazı Hakkında Tüzük’ün 76 ve 155. maddeleri ile 456-3 (B) sayılı Tutuklu ve Hükümlülerin Sevk ve Nakilleri Hakkında Yönergenin 4/B bölümünde tutuklu ve hükümlülerin hastaneye, adalet sarayına ya da başka bir ceza infaz kurumuna sevk ve nakilleri sırasında kelepçe takılması ve jandarma personeli tarafından etrafına çember oluşturmak gibi sağlığına herhangi bir zarar vermeyecek başkaca güvenlik tedbirleri alınması gerektiği belirtilmektedir. İhtiyaç durumlarına göre ve güvenlik kısıtlamaları izin verdiği ölçüde kelepçelerin çıkarılmasına karar verme yetkisi sevk ve nakilden sorumlu jandarma birlik komutanındadır.
15. Adalet Bakanlığının 22 Ocak 2007 tarihli 45/1 sayılı Genelgesinin somut olayla ilgili bölümleri şu şekildedir:
“Nakiller ve Nakillerde Kullanılan Uygulanacak Usul ve Esaslar
(...) 8. Zorunlu Nedenlerle Nakil:
(1)
Kurumların elverişsiz ve yetersiz kalması, kapsama gücünün aşılması, kullanılamaz hâle gelmesi, asayiş, güvenlik, doğal afet, yangın ve büyük onarım gibi zorunlu nedenlerle başka kurumlara nakledilmeleri gerekli görülen hükümlü ve tutuklular, (...) Bakanlıkça belirlenen (...) diğer kurumlara nakledilebilecektir.”
16. Aynı Genelge’nin 13 ve 21. maddelerinde, hükümlü ve tutukluların sevkinin, havalandırma ve aydınlatmanın uygun olmadığı koşullarda, eziyet verici veya onur kırıcı şekilde yapılmasının yasak olduğu ve ilgililerin, halk tarafından az görülmesini sağlayacak uygun tedbirler alınması gerektiği belirtilmektedir.
17. Söz konusu Genelge’nin 21. maddesi ile yukarıda anılan Yönergenin 11 ve 12. sayfalarında 4/B bölümünde ayrıca, tutuklu ve hükümlülerin biyolojik ihtiyaçlarının, yolculuk sırasında yol üzerindeki jandarma karakollarında karşılandığı ve yemeklerinin yolculuk sırasında verildiği belirtilmektedir. Yönergenin 13. sayfasında, kelepçelerin, yemek ya da tuvalet molaları esnasında çıkartılabileceği de belirtilmektedir.
18. 2003 yılında Adalet, Sağlık ve İçişleri Bakanlıkları arasında imzalanan Protokolün 29. maddesinde, başka kurumlara sevkler yapılmadan bir gün önce, hükümlü ve tutuklular için, kumanyaların, gidecekleri mesafe de göz önünde bulundurularak, sevk yapan kurum idaresince yeteri kadar ve çeşitlilikle hazırlandığı ve sevk günü tutanakla araç komutanlarına teslim edildiği; duruşma için adalet sarayına götürülecek hükümlü ve tutukluların, öğle yemeğinin kendilerine verildiği belirtilmektedir.
19. Sevk ve Nakil Talimatları Formunda, kırk küsur maddede, yapılacak sevk ve nakil işlemi ile ilgili açıklamaların yanı sıra, görevliler hakkında bilgiler ve izlenecek usullere ilişkin bilgiler yer almaktadır. 18, 27 ve 36. maddelerde, kelepçe kullanımı düzenlenmektedir; 25. maddede, konvoyun, acil durumlar haricinde, yalnızca jandarma ve polis karakollarında olmak kaydıyla, yolda durmayacağı belirtilmektedir.
20. 4675 sayılı İnfaz Hâkimliği Kanunu’nun 5. maddesinin 1. fıkrası ile 6. maddesinin 3. fıkrası sırasıyla aşağıdaki şekildedir:
“Ceza infaz kurumları ve tutukevlerinde hükümlü ve tutuklular hakkında yapılan işlemler veya bunlarla ilgili faaliyetlerin kanun, tüzük ve yönetmelik hükümleri ile genelgelere aykırı olduğu gerekçesiyle bu işlem veya faaliyetlerin öğrenildiği tarihten itibaren on beş gün, her halde yapıldığı tarihten itibaren otuz gün içinde şikâyet yoluyla infaz hâkimliğine başvurulabilir.”
“İnfaz hâkimi, inceleme sonunda şikâyeti yerinde görmezse reddine; yerinde görürse, yapılan işlemin iptaline ya da faaliyetin durdurulmasına veya ertelenmesine karar verir.”
ŞİKÂYETLER
21. Başvuran, Sözleşme’nin 3. maddesine dayanarak, 14 saat süren nakil işlemi boyunca kelepçeli olduğundan, temiz hava almadığından, tuvalete gidemediğinden ve son olarak gıda ve su verilmediğinden yakınmaktadır.
HUKUKİ DEĞERLENDİRME
22. Başvuran, bir cezaevinden diğerine nakledilme koşullarından şikâyet etmektedir. Başvuran, Sözleşme’nin 3. maddesini ileri sürmektedir. İşbu madde aşağıdaki şekildedir:
“Hiç kimse işkenceye veya insanlık dışı ya da aşağılayıcı muamele veya cezaya tabi tutulamaz.”
23. Hükümet, başvuranın, Kırıkkale Ceza İnfaz Kurumuna vardığında sevk koşullarıyla ilgili olarak şikâyette bulunmadığı ve Cumhuriyet savcısı nezdinde resmi olarak şikâyette bulunmadığı gerekçesiyle iç hukuk yollarının tüketilmediğini ileri sürmektedir. Başvuran yalnızca, iki aydan uzunca bir süre bekledikten sonra, Ceza İnfaz Hâkimliği önünde sevk kararının iptali isteminde bulunmuştur. Nitekim iç hukukta, sevk koşullarıyla ilgili olarak şikâyette bulunmamış; ancak sevk kararının iptal edilmesini talep etmiştir. Ancak başvuruda bulunduğu Ceza İnfaz Hâkimliği yalnızca cezaevi idaresinin bir eylemini ya da faaliyetini iptal etmekle veyahut 4675 sayılı Kanun’un 6. maddesinin 3. fıkrası uyarınca bu eylem ya da faaliyetleri ertelemekle yetkilidir (bk. yukarıda 20. paragraf).
Hükümet aynı zamanda, başvuranın, kelepçeli olduğu ya da yolculuk boyunca tuvalete gidemediği ile ilgili olarak ulusal bir merci önünde,- herhangi bir şikâyette bulunmadığını da belirtmektedir.
Hükümet bunun yanı sıra, başvuranın tam yargı davası açabileceği kanaatine varmakta ve ilgililerin, güvenlik güçleri hakkındaki iddialarla ilgili olarak tazminat aldıkları, idare mahkemeleri tarafından verilen kararlar sunmaktadır.
Esasla ilgili olarak, Hükümet, tutukluların hastaneye, adalet sarayına ya da başka bir ceza infaz kurumuna sevk koşulları ve yöntemlerinin ayrıntılı olarak düzenlendiğini ve bu işlemlerin, insan onuruna riayet edilerek gerçekleştirildiğini belirtmektedir.
24. Mahkeme, önündeki şikâyet mekanizmasının, ulusal insan hakları koruma sistemlerine nazaran ikincil bir nitelik taşıdığını hatırlatmaktadır. Bu ikincillik ilkesi, Sözleşme’nin 13. maddesi ile 35. maddesinin 1. fıkralarında ifade edilmektedir (Cocchiarella/İtalya [BD], No. 64886/01, § 38, AİHM 2006‑V). Devletler, iç hukuk düzenlerindeki durumu düzeltme imkânı bulmadan önce uluslararası bir kuruluş önünde eylemleriyle ilgili olarak hesap vermek zorunda değillerdir (Demopolous/Türkiye (kk.) [BD], No. 46113/99 ve diğer 7, § 69, AİHM–2010).
25. Mahkeme somut olayda, başvuranın, kelepçe takıldığı, otobüste havalandırma olmadığı ya da söz konusu süre boyunca tuvalete gidemediği ile ilgili olarak hiçbir zaman ulusal mahkemeler önünde şikâyette bulunmadığını gözlemlemektedir. Mahkeme aynı zamanda, konuyla ilgili ayrıntılı mevzuatı (bk. yukarıda “İlgili iç hukuk kuralları ve uygulaması” bölümü) ve nakil sırasında kullanılan aracın özelliklerini (bk. yukarıda 7. paragraf) dikkate alarak, Hükümetin ilk itirazını kabul etmekte ve başvurunun bu kısmının, Sözleşme’nin 35. maddesinin 1 ve 4. fıkraları uyarınca, iç hukuk yollarının tüketilmemesi nedeniyle kabul edilemez olduğuna karar vermektedir.
26. Başvuranın, yolculuk boyunca gıda ve su verilmediği yönündeki iddialarıyla ilgili olarak, Mahkeme, söz konusu şikâyetin, Ceza İnfaz Hâkimliği önünde nakil kararına itiraz edildiği sırada sunulduğunu gözlemlemektedir. Bunun yanı sıra, Mahkeme, ilgili mevzuat okunduğunda ve Hükümetin belirttiği üzere, bu makamın yetki alanının, cezaevi idaresinin bir işlem ya da faaliyetini iptal etmekten ya da ertelemekten ibaret olduğunu gözlemlemektedir (bk. ilgili hüküm için, yukarıda 20. paragraf). Mahkeme, başvuranın ne sevkten bir gün önce hazırlanmış yemek ya da yemekleri vermeyen ve konuyla ilgili yönetmeliğe uygun olarak, bunları sevkten sorumlu birlik komutanına teslim eden jandarma personeli hakkında şikâyetçi olma imkânı ya da imkânsızlığı ne de resmi bir şikâyette bulunmama konularıyla ilgili olarak bir açıklama yapmadığını gözlemlemektedir. Mahkeme aynı zamanda, başvuranın, ne Kırıkkale Ceza İnfaz Kurumuna vardığında ne de bunu izleyen günlerde bu konuda herhangi bir şikâyette bulunmaya çalışmadığını tespit etmektedir. Bu husustan, yalnızca Kırıkkale Ceza İnfaz Kurumuna sevk edilmesine yönelik kararın iptal edilmesi ile ilgili bir yargılama sırasında, kısaca bahsetmek için yaklaşık iki ay beklemiştir. Bu tespit, başvuranın bugün Mahkeme önünde şikâyette bulunduğu sevk koşullarına değil, ihtilaf konusu kararın iptaliyle ilgili bu iki dilekçenin sonucuna dayanmaktadır. Dolayısıyla başvuranın, Ceza İnfaz Hâkimliği önündeki talebinin kapsamının bilincinde olduğu kanaatine varılması gerekmektedir. Bu nedenle başvuran, sevk koşullarıyla ilgili olarak şikâyette bulunmamış; ancak yalnızca sevk kararının iptali isteminde bulunarak, bir önceki ceza infaz kurumuna geri dönmeye çalışmıştır.
27. Yukarıda belirtilen hususlar ışığında, Mahkeme aynı zamanda, Hükümetin, başvurunun bu kısmıyla ilgili ilk itirazını da kabul etmekte ve başvurunun bu kısmını, Sözleşme’nin 35. maddesinin 1 ve 4. fıkraları uyarında kabul edilemez olarak açıklamaktadır.
Bu gerekçelerle, Mahkeme, oybirliğiyle,
Başvurunun kabul edilemez olduğuna karar vermiştir.
İşbu karar Fransızca dilinde tanzim edilerek, 1 Şubat 2018 tarihinde yazılı olarak bildirilmiştir.
Hasan BakırcıPaul Lemmens
Bölüm Yazı İşleri Müdür YardımcısıBaşkan
Full & Egal Universal Law Academy