AVRUPA İNSAN HAKLARI MAHKEMESİ
İKİNCİ BÖLÜM
KABUL EDİLEBİLİRLİK HAKKINDA KARAR
Başvuru no. 33273/11
Gencel GÜNEŞ ve Diğerleri / Türkiye
Başkan,
Valeriu Griţco,
Yargıçlar,
Stéphanie Mourou-Vikström,
Georges Ravarani,
ve Bölüm Yazı İşleri Müdür Yardımcısı Hasan Bakırcı’nın katılımıyla, 13 Eylül 2016 tarihinde Komite halinde toplanan Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (İkinci Bölüm), yukarıda belirtilen 15 Aralık 2010 tarihli başvuruyu göz önünde bulundurarak, yapılan müzakereler sonucunda aşağıdaki kararı vermiştir.
OLAYLAR VE OLGULAR
1. Gencel Güneş, Hülya Demirkol, Süleyman Demirkol, Eyüp Kıran, Mehmet Ali Orgun ve Celal Tokmak (“başvuranlar”) Türk vatandaşları olup, sırasıyla 1975, 1948, 1951, 1945, 1936 ve 1975 doğumludurlar ve Diyarbakır’da ikamet etmektedirler. Başvuranlar, Mahkeme önünde, Diyarbakır Barosuna bağlı Avukat Mehmet Taşkıran tarafından temsil edilmişlerdir.
Davanın Koşulları
2. Dava konusu olaylar, başvuranlar tarafından ileri sürüldüğü şekliyle ve başvuranlar tarafından ibraz edilen belgelerden görüldüğü kadarıyla aşağıdaki gibi özetlenebilir.
3. Türk Hava Yolları’na ait bir yolcu uçağı 8 Ocak 2003 tarihinde, Diyarbakır ili istikametindeki iç hat tarifeli uçuşunu (“634 sefer sayılı uçuş”) gerçekleştirmek üzere İstanbul Atatürk Havalimanından kalkmıştır. TC-THG tescil işaretli BAE AVRO 146 RJ100 tipi hava taşıtının pilotları seferi sorunsuz bir şekilde gerçekleştirmiş ve Diyarbakır yaklaşma kontrolörleriyle temasa geçmiştir. Kontrolörler pilotlara 34. piste iniş yapmak üzere alçalmaya devam etmeleri talimatını vermişlerdir.
4. Olayların meydana geldiği zamanda Diyarbakır havalimanında, piste yaklaşan ve iniş yapan hava taşıtlarına hassas yatay ve dikey kılavuzluk sağlayan aletli iniş sistemi mevcut değildi. Bu nedenle, 634 sefer sayılı uçuşun pilotlarının iniş yapmadan önce pisti net olarak görmeleri gerekiyordu.
5. Hava taşıtı son yaklaşma aşamasına geldiğinde, Diyarbakır yaklaşma kontrolörleri pilotlardan devam etmelerini ve pisti görünce bildirimde bulunmalarını talimatını vermişlerdir. Pilotlar söz konusu talimata anlaşıldı yanıtı vermişlerdir.
6. Hava taşıtı, ortalama deniz seviyesinin 2.800 fit üzerinde ve söz konusu havalimanının zemininin yaklaşık 400 fit üzerindeki asgari alçalma irtifasına kadar alçalmaya devam etmiştir. Kokpit ses kayıt cihazlarındaki verilere göre, her iki pilot asgari alçalma irtifasına ulaşılması üzerine, pistin yoğun sis nedeniyle görünür vaziyette olmadığı konusunda mutabık kalmıştır. Yine de uçuş mürettebatı, pisti görememesine rağmen ve uygulanabilir kurallara aykırı olarak, asgari alçalma irtifasının altına inmiş ve mürettebatın şayet pisti göremiyorsa inişi durdurup, pas geçmesi gereken pas geçme noktasının ilerisine gitmiştir.
7. Hava taşıtı, pist eşiğinden 900 metre mesafede zemine çarpmıştır. Her iki pilot, üç kabin memuru ve yetmiş yolcu hayatını kaybetmiş ve geri kalan beş yolcu ağır yaralı olarak kurtulmuştur.
8. Başvuranlar Süleyman Demirkol ve Hülya Demirkol’un oğulları Ercan Demirkol, başvuran Eyüp Kıran’ın oğlu Berat Kıran, gelini Rojda Kıran ve torunu M. Helin Kıran ve başvuran Mehmet Ali Orgun’un oğlu İbrahim Orgun hayatını kaybedenler arasındaydı. Başvuranlar Celal Tokmak ve Gencel Güneş ise kazadan ağır yaralı olarak kurtulan beş kişi arasındaydı.
9. Türkiye Sivil Havacılık Genel Müdürlüğünün 2004 yılının Eylül ayında yayımlandığı rapora göre kaza, uçuş mürettebatının asgari alçalma irtifasına ulaşıldığında pisti veya pist ışıklarını görememesine rağmen iniş yapmaya çalışmada ısrar etmesi nedeniyle meydana gelmiştir. Olumsuz hava koşullarının da kazada rolü olduğu değerlendirilmiştir. Raporda hava taşıtının herhangi bir teknik probleminin bulunmadığı ve başka bir havalimanına iniş yapmaya yetecek kadar yakıtının olduğu tespit edilmiştir. Raporda ayrıca, her iki pilotun da hava taşıtını kullanmak için uygun ve geçerli lisanslarının ve sağlık raporlarının bulunduğu tespit edilmiştir.
10. Diyarbakır Cumhuriyet savcısı tarafından 2003 yılında açılan ceza soruşturması 20 Mayıs 2005 tarihinde tamamlanmıştır. Cumhuriyet savcısı soruşturmayı sonlandırırken, yukarıda belirtilen Sivil Havacılık Genel Müdürlüğü tarafından hazırlanan rapora göre, kazanın sorumlusunun kaptan olduğunu belirtmiştir. Ancak, kaptan da hayatını kaybetmiş olduğundan, aleyhine ceza yargılamalarının başlatılması mümkün olmamıştır. Cumhuriyet savcısı kararında ayrıca, hukuk mahkemeleri önünde tazminat davası açma yolunun ilgili taraflar için açık olduğunu belirtmiştir.
11. Başvuranlar 8 Ocak 2010 tarihinde Cumhuriyet savcısının kararına itiraz etmişlerdir. Başvuranlar, diğer hususlar arasında, tüm ilgili kişilerin kazadan kaptanın sorumlu olduğunu kabul etmesine rağmen, Türk Hava Yollarının da sorumlu olduğunu ileri sürmüşlerdir. Bu bağlamda başvuranlar, kaptanın Türk Hava Kuvvetleri Komutanlığında savaş uçağı pilotu olarak görev yapmış olduğunu belirtmiş ve psikolojik sorunları nedeniyle Hava Kuvvetleri Komutanlığından ihraç edilmiş olduğunu iddia etmişlerdir. Başvuranlar, kaptanın Türk Hava Yollarında pilot olarak çalışmasına imkân veren sağlık raporunun bir psikiyatr tarafından değil, nörolog tarafından imzalandığını, dolayısıyla sağlık raporunun geçerli olmadığını belirtmişlerdir. Başvuranlar, soruşturmanın yeniden açılmasını ve iddiaları ile şikâyetlerinin incelenmesi amacıyla çeşitli kuruluşlardan yeni bilirkişi raporlarının alınmasını talep etmişlerdir.
12. Başvuranların talebi 17 Haziran 2010 tarihinde Siverek Ağır Ceza Mahkemesi tarafından reddedilmiştir. Ağır Ceza Mahkemesi, kaptanın kazanın sorumlusu olduğuna hükmedilen kararın, tüm gerekli soruşturma adımlarının tamamlanmasının ardından verildiğini değerlendirmiştir. Pilot hayatını kaybetmiş olduğundan, aleyhine ceza yargılamalarının başlatılması mümkün olmamıştır.
13. Başvuranların yasal temsilcisi Mahkeme’yi bilgilendirmiş ve başvuranların tazminat davası açmadıklarını, fakat Türk Hava Yollarıyla mahkeme dışı uzlaşmaya vardıklarını ve çeşitli miktarlarda para aldıklarını teyit etmiştir.
ŞİKÂYETLER
14. Başvuranlar, Sözleşme’nin 2. maddesi kapsamında, kaptanın hava taşıtını kullanmaya elverişli olmadığından; fakat yine de uygulanabilir sivil havacılık kurallarına ve yönetmeliklerine aykırı olarak buna izin verildiğinden şikâyetçi olmuşlardır. Başvuranlar ayrıca, kara kutuların Cumhuriyet savcısının izni olmaksızın enkazdan taşındığından şikâyetçi olmuşlardır.
15. Başvuranlar, Sözleşme’nin 6. maddesine dayanarak, derhal harekete geçmeyen ve kara kutular gibi çok önemli delilleri muhafaza altına almayan Cumhuriyet savcısı tarafından kazaya ilişkin etkin bir soruşturma yürütülmediğinden şikâyet etmişlerdir.
HUKUKİ DEĞERLENDİRME
16. Mahkeme, başvuranların şikâyetlerinin davalı Devletin Sözleşme’nin 2. maddesi kapsamındaki pozitif yükümlülüklerine ilişkin olduğunu değerlendirmekte ve şikâyetleri sadece Sözleşme’nin 2. maddesi açısından incelemeyi uygun görmektedir. Sözleşme’nin 2. maddesinin ilgili kısmı şu şekildedir:
“1. Herkesin yaşam hakkı yasayla korunur.
...”
17. Mahkeme, Sözleşme’nin 2. maddesinin sadece bir Devlet görevlisinin güç kullanımından kaynaklanan ölümlerle ilgili olmadığını yinelemiştir. Söz konusu maddenin birinci paragrafının ilk cümlesi, Sözleşmeci Devletlere, yetki alanlarında bulunan herkesin yaşamını güvence altına almaya yönelik tedbirler almaları yönünde pozitif bir yükümlülük getirmektedir. Bu tür bir pozitif yükümlülüğün, şimdiye kadar Mahkeme tarafından incelenen birçok farklı bağlamda ortaya çıktığı tespit edilmiştir: örneğin, sağlık çalışanlarının işlem ya da ihmalleriyle ilgili özel ya da kamusal sağlık hizmetleri sektöründe (Bk. diğer atıflarla birlikte Vo/Fransa [BD], no. 53924/00, §§ 89-90, AİHM 2004-VIII), tehlikeli faaliyetlerin yönetimi ile ilgili olarak (Bk. Öneryıldız/Türkiye [BD], no. 48939/99, § 71, AİHM 2004-X), gemide güvenliğin sağlanması (Bk. Leray ve Diğerleri/Fransa (k.k.), no. 44617/98, 16 Ocak 2001), şantiyelerde güvenlik ile ilgili (Bk. Pereira Henriques ve Diğerleri/Lüksemburg (k.k.), no. 60255/00, 26 Ağustos 2003), tren istasyonunda (Bk. Bone/Fransa (k.k.), no. 69869/01, 1 Mart 2005), Alzheimer hastası yaşlı bir kadının bakımevinden kaybolması (Bk. Dodo/Bulgaristan (k.k.), no. 59548/00, 17 Ocak 2008), dağdaki bir kurtarma operasyonuyla ilgili (Bk. Furdik/Slovakya (k.k.), no. 42994/05, 2 Aralık 2008) ve bir okuldaki spor tesisinde yaşanan ölümcül bir kaza (Bk. Molie/Romanya (k.k.), no. 13754/02, 1 Eylül 2009).
18. Pozitif yükümlülüğün ortaya çıktığı alanlara ilişkin yukarıda belirtilen liste kapsamlı değildir. Mahkeme, bir kaplıcada başvuranın eşinin üstüne ağaç düşmesi sonucunda hayatını kaybetmesine ilişkin Ciechońska/Polonya davasında, Devletin yaşam hakkını güvence altına alma görevinin, (I) kamuya açık alanlarda bireylerin güvenliğini sağlamaya yönelik makul tedbirler almayı ve (II) ciddi bir yaralanma ya da ölüm olayının yaşanması durumunda, olayların tespit edilmesi, hatalı kişilerin sorumlu tutulması ve mağdura uygun telafinin sağlanması bakımından yeterli nitelikteki yasal yolların mevcut olmasını güvence altına alan etkili ve bağımsız bir adli sisteme sahip olmayı kapsadığını kaydetmiştir (no. 19776/04, § 67, 14 Haziran 2011).
19. Tehlikeli faaliyetlerin düzenlenmesi meselesine ilişkin olarak Mahkeme, yukarıda belirtilen Öneryıldız davasındaki kararında, Sözleşme’nin 2. maddesi kapsamındaki pozitif yükümlülüğün Devlete her şeyden önce, bu tür faaliyetlerin düzenlenmesi için, bilhassa insan hayatı açısından risk oluşturma potansiyeli dikkate alınarak, söz konusu faaliyetin özelliklerine uygun bir düzenleme yapılması için yasal ve idari çerçeve oluşturma görevi yüklediğine hükmetmiştir (§ 90).
20. Mevcut davaya konu olaylara dönülecek olursa Mahkeme, başvuranların Türkiye’de sivil havacılığı düzenleyen ilgili yasal ve idari çerçevenin elverişsiz olduğunu veya Sözleşme’nin 2. maddesinin gerektirdiği üzere yeterli korumayı sağlamadığını ortaya koymaya çalışmadıklarını gözlemlemektedir. Başvuranların şikâyetleri Türk Hava Yollarının söz konusu çerçeveye uymadığı iddiasına ilişkindir. Bu nedenle, söz konusu çerçeveye uygunluğun inceleneceği ve iddiaların haklı nedenlere dayandığının tespit edilmesi halinde başvuranların tazmin edileceği etkili hukuk yolunun hangi iç hukuk yolu olduğu sorusu ortaya çıkmaktadır.
21. Bu bağlamda Mahkeme, yaşam hakkına yönelik ihlalin kasıtlı olmadığı mevcut başvuru gibi davalarda, Sözleşme’nin 2. maddesinin yüklediği etkili bir yargısal sistem kurma şeklindeki pozitif yükümlülüğün, her olayda ceza hukuku yollarının bulunmasını zorunlu kılmadığını hatırlatmaktadır (Bk. bu davaya uygulanabildiği ölçüde, Calvelli ve Ciglio/İtalya [BD], no. 32967/96, § 51, AİHM 2002‑I). Mevcut davanın koşulları ve özellikle, başvuranların Türk Hava Yollarının kurumsal sorumluluğuna ilişkin şikâyetleri (Bk. yukarıda 14. paragraf) göz önünde bulundurulduğunda Mahkeme, tazminat davasının söz konusu şikâyetlerin ileri sürülmesi ve incelenmesinin yanı sıra sorumluluğun yüklenmesi meselesinin değerlendirilmesi için uygun bir forum teşkil edeceğini değerlendirmektedir. Böylelikle başvuranlar, uğradıkları zararın değerlendirilmesini sağlayabilir ve tazminat elde edebilirlerdi. Ancak Mahkeme, başvuranların tazminat davası açmadıklarını ve söz konusu hukuk yollarının etkili olmadığını veya erişilebilir olmadığını ortaya koymaya çalışmadıklarını gözlemlemektedir.
22. Yukarıdaki hususların ışığında Mahkeme, başvuranların şikâyetlerinin iç hukuk yollarının tüketilmediği gerekçesiyle Sözleşme’nin 35 §§ 1 ve 4 maddesi uyarınca reddedilmesi gerektiğine karar vermiştir.
Bu gerekçelerle, Mahkeme, oy birliğiyle,
Başvurunun kabul edilemez olduğunu beyan etmiştir.
İşbu karar, İngilizce olarak tanzim edilmiş ve 6 Ekim 2016 tarihinde yazılı olarak tebliğ edilmiştir.
Hasan BakırcıValeriu Griţco
Yazı İşleri Müdür YardımcısıBaşkan
Full & Egal Universal Law Academy