AVRUPA İNSAN HAKLARI MAHKEMESİ
İKİNCİ BÖLÜM
KABUL EDİLEBİLİRLİK HAKKINDA KARAR
Başvuru no. 26769/10
Mehmet Emin GÜNEŞ ve Diğerleri / Türkiye
Başkan
Aleš Pejchal,
Hâkimler
Egidijus Kūris,
Carlo Ranzoni,
ve Bölüm Yazı İşleri Müdür Yardımcısı Hasan Bakırcı’nın katılımıyla, 18 Mayıs 2021 tarihinde Komite halinde toplanan Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (İkinci Bölüm),
Yukarıda belirtilen 6 Nisan 2010 tarihli başvuruyu göz önünde bulundurarak,
Davalı Hükümetin görüşlerini ve başvuranın karşı görüşlerini dikkate alarak,
Gerçekleştirilen müzakereler sonucunda aşağıdaki kararı vermiştir:
OLAYLAR
1. Başvuranların listesi ekte yer almaktadır.
2. Türk Hükümeti (“Hükümet”) kendi görevlisi tarafından temsil edilmiştir.
Davanın Koşulları3. Dava konusu olaylar, taraflar tarafından ileri sürüldüğü şekliyle aşağıdaki gibi özetlenebilir.
Davanın arka planı4. 2005 yılında özelleştirilinceye dek bir Kamu İktisadi Teşekkülü olan Tüpraş Batman Petrol Rafinerisinin (“Tüpraş”) ve Milli Savunma Bakanlığı tarafından işletilen bir yakıt depo ve ikmal tesisinin (bundan böyle “ANT” olarak anılacaktır) yakınlarında bulunan Batman Toptancılar Sitesi bölgesinde, 3 Mayıs 2004 tarihinde büyük bir patlama meydana gelmiştir. Bu patlama ve sonrasında meydana gelen yangın, üç kişinin ölümüne ve pek çok kişinin yaralanmasına yol açmış ve civarda aralarında mevcut davaya konu olan 232/1 parsel sayılı (1. blok, 11 no.lu) taşınmazın da yer aldığı pek çok taşınmazın zarar görmesine sebep olmuştur.
5. Patlama olayına ilişkin daha geniş arka plan bilgileri ile sonrasında idari ve adli makamlar nezdinde meydana gelen gelişmeler, Kurşun/Türkiye (no. 22677/10, §§ 7-45, 30 Ekim 2018) kararında ortaya konulmuştur.
Başvuru konusu taşınmazın zilyetliği6. Başvuranlar, 5 Mayıs 2005 tarihinde, başvuru konusu taşınmazı (1 no.lu) üçüncü bir kişiden müşterek olarak satın almışlardır.
7. İkinci başvuran, 24 Mart 2011 tarihinde, diğer başvuranların paylarını da satın almış ve taşınmazın tek sahibi olmuştur. İkinci başvuran, 2 Haziran 2014 tarihinde, söz konusu taşınmazı üçüncü bir kişiye satmıştır.
Başvuranların taşınmazının bitişiğinde bulunan taşınmazla ilgili dava süreci8. Birinci başvuran, aynı zamanda, başvuru konusu taşınmazın bitişiğinde bulunan başka bir taşınmazın (1. blok, 12 no.lu) da müşterek sahibidir.
9. 12 no.lu taşınmazın, aralarında birinci başvuranın da yer aldığı müşterek sahipleri, patlama olayı sonrasında taşınmazlarında meydana geldiğini ileri sürdükleri değer kaybının tazmin edilmesi talebiyle, 3 Mayıs 2005 tarihinde Tüpraş ve ANT aleyhine Batman Asliye Hukuk Mahkemesinde tazminat davası açmışlardır.
10. Batman Asliye Hukuk Mahkemesi, 23 Şubat 2007 tarihinde, 12 no.lu taşınmaz hakkında kararını vermiştir. Taraflar, söz konusu davanın nihai sonucu ile ilgili olarak herhangi bir bilgi sunmamışlardır.
Başvuru konusu taşınmazla (11 no.lu) ilgili olarak başvuranların açtıkları dava11. Başvuranlar, patlama olayı sonrasında taşınmazlarında (11 no.lu) meydana geldiğini ileri sürdükleri değer kaybı ile ilgili olarak 65.000 Türk lirası (ilgili tarihte yaklaşık 35.460 avro) talebiyle, 27 Şubat 2007 tarihinde Tüpraş aleyhine Batman Asliye Hukuk Mahkemesinde dava açmışlardır. Başvuranlar, esas olarak, olay sonrasında Toptancılar Sitesinin tahliye edildiğini ve bu durumun taşınmazlarının değerinin önemli ölçüde düşmesine sebep olduğunu ileri sürmüşlerdir. Ayrıca, Batman Asliye Hukuk Mahkemesinin 2004/966 esas numaralı davada Tüpraş aleyhine verdiği kararın Yargıtay tarafından onanmasıyla birlikte, Tüpraşın patlamanın tek sorumlusu olduğunun kesin olarak tespit edildiğini belirtmişlerdir (Tüpraş Rafinerisinin sızıntının kaynağı olduğunun ilk defa bir mahkemece alenen tespit edildiği karara ve ayrıca söz konusu kararla ilgili olarak Yargıtay tarafından verilen 30 Ocak 2007 tarihli onama kararına ilişkin ayrıntılı bilgi için bk. yukarıda anılan Kurşun, §§ 42-45).
12. Batman Asliye Hukuk Mahkemesi, 16 Mayıs 2008 tarihinde, başvuranların davasını, zamanaşımı süresinin dolduğu gerekçesiyle reddetmiştir. Yerel mahkeme, başvuranların talebinin Borçlar Kanunu’nun 60 § 1 maddesi kapsamına giren bir haksız fiil ile ilgili olduğunu; ilgili hükümde de zarar görenin zararı ve zararın failini öğrenmesinden itibaren bir yıl içerisinde tazminat davası açması gerektiğinin öngörüldüğünü belirtmiştir. Yerel mahkeme, 12 no.lu taşınmazın müşterek sahipleri tarafından 3 Mayıs 2005 tarihinde açılan davaya (bk. yukarıda 9. paragraf) atıfta bulunarak, başvuranların olayla ilgili olarak söz konusu tarihte halihazırda zaten bir tazminat davası açmış olduklarını ifade etmiştir. Ayrıca, başvuranların fiilden ve bu fiilin sorumlusundan en geç söz konusu tarihe kadar haberdar olmuş olmaları gerektiğine kanaat getirmiştir. Bu doğrultuda, başvuranların davasının olayda geçerli olan bir yıllık süre sınırı içerisinde açılmadığını tespit etmiştir. Yerel mahkeme, kararının devamında, her ne kadar söz konusu patlama olayıyla ilgili olarak Tüpraş yöneticileri hakkında da suçlamalarda bulunulmuş olsa da, söz konusu suçlamaların mülga Türk Ceza Kanunu’nun 465. maddesinde sayılan suçlarla ilgili olmadığı ve dolayısıyla mevcut hukuk yargılamalarında uzamış ceza zamanaşımı sürelerinin uygulanamayacağını belirtmiştir (bk. aşağıda 17 -19. paragraflar).
13. Başvuranlar, bu karara karşı temyiz başvurusunda bulunmuşlardır. Bu bağlamda, mağdurun haksız fiilin failinin kimliğiyle ilgili açık ve net bilgi sahibi olmadığı sürece, ilgili süre sınırının uygulanmaya başlamayacağını ileri sürmüşlerdir. Ayrıca, Batman Asliye Hukuk Mahkemesinin atıfta bulunduğu davanın esasen sorumlu tarafın kimliğinin tespit edilmesi amacıyla açıldığını belirtmişlerdir. Bunların yanı sıra, haksız fiilin faili hakkındaki gerekli bilgileri ancak 2004/966 esas numaralı davanın 30 Ocak 2007 tarihinde kesinleşmesiyle birlikte elde ettiklerini öne sürmüşlerdir. Başvuranlar, ek olarak, ilk derece mahkemesinin verdiği kararın, aynı patlama olayı neticesinde taşınmazları zarar gören başka kişiler yönünden verilen kararlarla çeliştiğini iddia etmişlerdir. Aynı zamanda, mülga Borçlar Kanunu’nun 60 § 2 maddesinde öngörülen özel zamanaşımı süresinin mevcut davada uygulanması gerektiğini ileri sürmüşlerdir.
14. Yargıtay, 28 Nisan 2009 tarihinde, başvuranların temyiz başvurularını reddetmiştir.
15. Ayrıca, 8 Ekim 2009 tarihinde, başvuranların karar düzeltme taleplerini de reddetmiştir.
İlgili İç Hukuk ve Uygulama16. Olay tarihinde yürürlükte bulunan 818 sayılı Borçlar Kanunu’nun (“mülga Borçlar Kanunu”) 60 § 1 maddesine göre, zarar ve ziyan yahut manevi zarar nedeniyle tazminat davası, zarar gören tarafın zararı ve failini öğrenme (ıttıla) tarihinden itibaren bir sene ve her hâlde zararı doğuran fiilin gerçekleşmesinden itibaren on sene zamanaşımı süresinin geçmesinden sonra açılamayacaktır.
17. Bu maddenin ikinci fıkrasında ise eğer tazminat davası, aynı zamanda ceza kanunları mucibince uzamış bir zamanaşımı süresine tabi bir suç teşkil eden fiilden kaynaklanmışsa, tazminat davasına da o zamanaşımı süresinin uygulanacağı belirtilmiştir.
18. 765 sayılı mülga Türk Ceza Kanunu’nun 465. maddesinde, bir kimsenin veya bir şirketin hizmetinde bulunanlar tarafından vazife ve hizmet sırasında işlenen 455 ve 459. maddelerde yazılı cürümlerden dolayı hükmedilecek tazminattan o kimse veya şirketin malen mesul olduğu öngörülmüştür.
19. Hükümet tarafından atıfta bulunulan 27 Haziran 2001 tarihli ve E. 2001/4-472 K. 2001/547 sayılı kararda, Yargıtay Hukuk Genel Kurulu, yerleşik bir ilke olarak, mülga Borçlar Kanunu’nun 60 § 2 maddesi kapsamındaki uzun zamanaşımı süresinin ancak suç işlemiş olan veya o suçun işlenmesine katılmış olanlara uygulanabileceğini; hizmetinde kişi çalıştıranlar veya söz konusu suçtan yalnızca malen sorumlu olanlar bakımından uzun zamanaşımı süresinin uygulanamayacağını belirtmiştir. Yargıtay Hukuk Genel Kurulu, ayrıca, mülga Türk Ceza Kanunu’nun 465. maddesi ile bu kurala bir istisna getirildiğini ifade etmiştir. Buna göre, bir kimsenin veya bir şirketin hizmetinde bulunanlar tarafından işlenen 465. maddede bahsi geçen suçlar sonucunda oluşan zararın tazmini amacıyla o kimse veya şirkete karşı bir hukuk davası açılması hâlinde, mülga Borçlar Kanunu’nun 60 § 2 maddesi kapsamındaki uzun zamanaşımı süresi bu davaya uygulanabilecektir.
HUKUKİ DEĞERLENDİRME
Sözleşme’nin 6 § 1 Maddesi Kapsamındaki Şikâyetler20. Başvuranlar, davalarının mülga Borçlar Kanunu’nun 60 § 1 maddesi uyarınca zamanaşımına uğradığı gerekçesiyle reddi nedeniyle adil yargılanma hakkından mahrum bırakıldıklarından şikâyet etmişlerdir. Aynı zamanda, söz konusu davada mülga Borçlar Kanunu’nun 60 § 2 maddesinde öngörülen uzamış zamanaşımı süresinin uygulanması gerektiğini ileri sürmüşlerdir. Ayrıca, ek davalarının reddine ilişkin yerel mahkeme kararlarının Yargıtay uygulamasına aykırı olduğunu ve aynı patlama olayı sonucunda taşınmazlarında hasar meydana gelen başka kişiler yönünden verilen kararlarla çeliştiğini iddia etmişlerdir.
21. Ek olarak başvuranlar, temyiz ve karar düzeltme taleplerinin reddine ilişkin Yargıtay kararlarının gerekçeden yoksun olduğunu ileri sürmüşlerdir.
22. Başvuranlar ayrıca, 14 Ekim 2017 tarihli görüşlerinde, söz konusu zararın “devam eden” nitelikte olması nedeniyle, talepleriyle ilgili zamanaşımı süresinin dolmuş kabul edilmemesi gerektiğini ileri sürmüşlerdir.
Tarafların beyanları23. Başvuranlar, mülga Borçlar Kanunu’nun 60 § 1 maddesi kapsamında bir tazminat davasının hem failin tespitinden hem de mağdurun uğradığı zarardan haberdar olmasından itibaren bir yıl içinde açılması gerektiğini savunmuşlardır.
24. Başvuranlar, olay tarihinde failin kim olduğunu ve uğradıkları zararın miktarını kesin bir şekilde bilmelerinin kendilerinden beklenemeyeceğini iddia etmişlerdir. Bu bağlamda, sorumluluk konusunda şüphelerin süre sınırının uygulanmaya başlaması için tek başına yeterli olmadığını ileri sürmüşlerdir. Başvuranlara göre, ek davalarının reddine ilişkin mahkeme kararları Yargıtay uygulamasına aykırıdır ve aynı patlama olayı sonucunda taşınmazlarında zarar meydana gelen başka kişiler yönünden verilen kararlarla çelişmektedir.
25. Başvuranlar, mevcut davada mülga Borçlar Kanunu’nun 60. maddesinde öngörülen uzun zamanaşımı süresinin uygulanması gerektiğini de ileri sürmüşlerdir.
26. Hükümet, iç hukukun uygulanmasını yorumlama görevinin ulusal mahkemelerde görev yapan hâkimlere düştüğünü belirtmiştir. Hükümete göre, mülga Borçlar Kanunu’nun 60 § 1 maddesinde öngörülen süre sınırı kuralının ilgili yerel mahkemeler tarafından yorumlanmasında herhangi bir keyfilik söz konusu olmadığından, başvuranların bu konudaki şikâyeti dördüncü derece türünden bir şikâyet niteliğindedir.
27. Hükümet, haksız fiilin failinin kimliğinin ve meydana gelen zararın olaydan hemen sonra medya aracılığıyla açıklandığını ve bundan dolayı bölgedeki bazı taşınmaz sahiplerinin öngörülen süre sınırı içerisinde Tüpraş aleyhine dava açabildiklerini ilave etmiştir. Ayrıca, Hükümete göre, Yargıtayın ilgili içtihadında, haksız fiilin failinin kimliğinin tespit edilebilir olmasının dava açmak için yeterli olacağı açıkça belirtmiştir.
28. Başvuranların mülga Borçlar Kanunu’nun 60 § 2 maddesine ilişkin şikâyetleri konusunda ise Hükümet, yerel mahkemelerin bu hususta vardıkları sonucun Yargıtay içtihadıyla uyumlu olduğunu öne sürmüştür (bk. yukarıda § 19).
Mahkemenin değerlendirmesi29. Mahkeme, ilk olarak, başvuranların dava konusu taşınmazı patlama olayının üzerinden bir yıldan uzun bir süre geçtikten sonra satın aldıklarını belirtir (bk. yukarıda 6. paragraf). Başvuranların şikâyetlerine konu olan işlemin, patlama olayından çok önce, satın aldıkları taşınmazlarında söz konusu olay sonucunda meydana geldiği ileri sürülen değer kaybıyla ilgili olması nedeniyle, Sözleşme’nin 6 § 1 maddesinin anlamı dâhilinde gerçek ve ciddi nitelikte bir “uyuşmazlığın” söz konusu olup olmadığı hususu gündeme gelebilecektir. Ancak, Mahkeme, başvuranların şikâyetlerinin aşağıda belirtilen nedenlerden dolayı her hâlükârda kabul edilemez olması nedeniyle, bu hususu incelemeye gerek görmemiştir.
(a) Söz konusu davanın reddine ilişkin şikâyetler
30. Mahkeme, başvuranların ilk şikâyetlerinin mülga Borçlar Kanunu’nun 60 § 1 maddesinde öngörülen süre sınırının işlemeye başlama noktasının belirlenmesi konusuyla ilgili olduğunu not etmektedir. Bu maddeye göre, bütün haksız fiil iddiaları zararın ve bu zarardan sorumlu olanların kimliklerinin mağdur tarafından öğrenildiği andan itibaren bir yıl içerisinde ortaya konulmalıdır. Bu bağlamda başvuranlar, olay tarihinde haksız fiilin faili ve zarar hakkında gerekli bilgileri edinmiş olmalarının kendilerinden beklenemeyeceğini ileri sürmüşlerdir.
31. Mahkeme, usule ilişkin kuralların yorumuna yönelik sorunların çözümünün öncelikle, başta mahkemeler olmak üzere, ulusal makamların görevi olduğunu hatırlatır (bk. Tejedor García/İspanya, 16 Aralık 1997, § 31, Kararlar ve Hükümler Derlemesi 1997‑VIII). Mahkeme, ayrıca, Sözleşme ile koruma altına alınan hak ve özgürlükleri ihlal etmediği sürece ve ölçüde, yerel bir mahkeme tarafından yapıldığı iddia edilen maddi veya hukuki hataları ele almanın Mahkeme’nin görevi olmadığını hatırlatır (bk. diğerleri arasında, García Ruiz/İspanya [BD], no. 30544/96, § 28, AİHM 1999‑I). Mahkeme, dördünce derece yargı yeri olarak görev yapmamalıdır ve bu nedenle, yerel mahkemelerin tespitlerinin keyfi veya açıkça makul olmaktan uzak olduğu görülemediği sürece, bu mahkemelerin verdikleri kararları, Sözleşme’nin 6 § 1 maddesi kapsamında sorgulamayacaktır (bk. Bochan/Ukrayna (no. 2) [BD], no. 22251/08, § 61, AİHM 2015).
32. Somut davanın koşullarında, Mahkeme, Batman Asliye Hukuk Mahkemesi tarafından başvuranların taleplerinin zamanaşımına uğradığının tespit edildiğini gözlemlemektedir. Bu bağlamda, Mahkeme, yerel mahkemenin, bitişikteki taşınmazla ilgili dava tarihinde, başvuranların taleplerini ileri sürmek için gerekli bilgiye sahip oldukları kanaatine vardığını belirtir (bk. yukarıda 12. paragraf).
33. Mahkeme, öncelikle, Batman Asliye Hukuk Mahkemesinin atıfta bulunduğu önceki davanın mevcut başvuruya konu olan taşınmazla değil, bu taşınmazın bitişiğinde bulunan bir taşınmazla ilgili olduğunu ve ikinci ve üçüncü başvuranların bitişikteki taşınmazla ilgili davanın tarafı dahi olmadıklarını belirtir (bk. yukarıda 9 ve 11. paragraflar). Bununla birlikte, başvuranların konuyla ilgili bu iddialarını yerel düzeyde de Mahkeme önünde de dile getirmediklerini belirtir. Başvuranlar, bunun yerine, gerek yerel mahkemeler nezdinde gerekse Mahkeme önünde ileri sürdükleri iddialarını, sadece haksız fiilin faili ve zarar hakkında gerekli bilgileri daha önceki bir tarihte edinmiş olmalarının kendilerinden beklenemeyeceği şeklinde genel bir görüşle sınırlı tutmuşlardır.
34. Mahkeme, bu hususta, olaydan sorumlu tarafın, yani Tüpraş’ın, bitişikteki taşınmazla ilgili olarak aleyhine dava açılan iki taraftan biri olduğunu belirtir (bk. yukarıda 9. paragraf). Mahkeme, ayrıca, gerek söz konusu davanın gerekse mevcut başvuranlar tarafından daha ileri bir tarihte açılan davanın aynı patlama olayının aynı blokta yer alan taşınmazların değeri üzerinde oluşturduğu etkilere ilişkin olduğu görüşündedir. Mahkeme, bu durumu göz önünde bulundurarak, aynı zamanda başvuranlardan birinin bitişikteki taşınmazla ilgili davanın tarafı olduğu hususunu da dikkate alarak, bitişikteki taşınmazla ilgili dava tarihinin neden ilgili süre sınırının işlemeye başlayacağı tarih olarak makul surette esas alınamayacağını açıklama yükümlülüğünün, bu süreyi esas almayan başvuranlara ait olduğu kanısındadır.
35. Mahkeme, bu bağlamda, bitişikteki taşınmazın aralarında birinci başvuranın da yer aldığı müşterek sahiplerinin söz konusu taşınmazla ilgili olarak 2005 yılında dava açabildiklerini, ancak başvuranların, her iki taşınmaz bakımından ileri sürülen zararın aynı nitelikte olmasına rağmen 2007 yılına kadar böyle bir dava açmadıklarını ve başvuranların iddialarının bu sırada yapılan herhangi bir değerlendirmeye dayalı olmadığını vurgular. Yukarıda belirtilen hususlar dikkate alındığında, başvuranların haksız fiilin faili ve meydana gelen zararın belirsizliğiyle ilgili olarak ileri sürdükleri iddialar, bu haliyle, yerel mahkemelerin mevcut davada vardıkları sonuçların doğruluğunun Mahkeme tarafından sorgulanmasına imkân vermemektedir.
36. Başvuranların davasının reddine dair kararlar ile yerel mahkemelerin içtihatları arasında çelişki bulunduğu iddiasıyla ilgili olarak, Mahkeme, başvuranlar yönünden verilen kararlar ile başvuranların atıfta bulundukları kararlar arasında herhangi bir çelişki bulunmadığını tespit etmiştir.
37. Son olarak, mülga Borçlar Kanunu’nun 60 § 2 maddesiyle öngörülen özel zamanaşımı süresinin yerel mahkemelerce uygulanmadığını ileri süren başvuranların bu husustaki şikâyetlerine ilişkin olarak, Mahkeme, Hükümet tarafından da belirtildiği üzere, yerel mahkemelerin bu hususta varmış oldukları kanaatin Yargıtay Hukuk Genel Kurulu içtihadıyla uyumlu olduğunu gözlemlemektedir (bk. yukarıda 17-19. paragraflar). Nitekim, söz konusu karardan anlaşıldığı üzere, mülga Borçlar Kanunu’nun 60 § 2 maddesinde yer alan hüküm başvuranların davasına uygulanmamıştır; zira Tüpraş yöneticileri hakkındaki suçlamalar, mülga Türk Ceza Kanunu’nun 465. maddesinde sayılan ve Tüpraş aleyhindeki hukuk davalarında da uzun ceza zamanaşımı süresinin istisnai şekilde uygulanmasını gerektirecek suçlarla ilgili değildir (bk. yukarıda 12. paragraf). Aksi yönde herhangi bir delil bulunmadığından, Mahkeme, ulusal mahkemelerin bu husustaki makul olmaktan uzak veya keyfi olmadığı anlaşılan değerlendirmelerinin doğruluğunu sorgulamayı gerektirecek bir neden görmemektedir.
38. Yukarıda belirtilen hususlarla birlikte iç hukukun yorumlanması ve uygulanmasına dair sınırlı rolünü de göz önünde bulunduran Mahkeme, başvuranların davasının zamanaşımı gerekçesiyle reddedilmesinin, somut olayın koşulları çerçevesinde makul olmaktan uzak veya keyfi olduğunun söylenemeyeceği kanaatine varmıştır.
39. Dolayısıyla, Mahkeme, başvurunun bu kısmının açıkça dayanaktan yoksun olduğu ve Sözleşme’nin 35 §§ 3 (a) ve 4 maddesi uyarınca reddedilmesi gerektiği sonucuna varmıştır.
(b) Sözleşme’nin 6 § 1 maddesi kapsamındaki diğer şikâyetler
40. Ek olarak başvuranlar, temyiz ve karar düzeltme taleplerinin reddine ilişkin Yargıtay kararlarının gerekçelendirilmediğinden şikâyetçi olmuşlardır.
41. Mahkeme, kanun yolu incelemeleri söz konusu olduğunda, Sözleşme’nin 6. maddesinin, bir mahkemenin, alt derece mahkemesi tarafından sunulan gerekçelere atıfta bulunmak suretiyle kanun yolu başvurusunu reddederken, bu kararına ayrıntılı gerekçeler eklemesini gerekli kılmadığını hatırlatır (bk. Kabasakal ve Atar/Türkiye (k.k.), no. 70084/01 ve 70085/01, 1 Temmuz 2003 ve Feryadi Şahin/Türkiye, no. 33279/05, § 22, 13 Eylül 2011).
42. Dolayısıyla, bu şikâyet açıkça dayanaktan yoksun olup; Sözleşme’nin 35 §§ 3 (a) ve 4 maddesi uyarınca reddedilmelidir.
43. Başvuranlar, ayrıca, 14 Ekim 2017 tarihli görüşlerinde, söz konusu zararın “devam eden” nitelikte olması nedeniyle, talepleriyle ilgili zamanaşımı süresinin dolmuş kabul edilmemesi gerektiğini ileri sürmüşlerdir.
44. Mahkeme, bu ek şikâyetin 8 Ekim 2009 tarihinde kesinleşen davaya ilişkin olduğunu belirtir. Mahkeme, ayrıca, bu ek şikâyetin başvuranların Mahkeme’ye taşıdıkları ilk şikâyetlerin detaylandırılmış bir hali olmadığını ve yeni bir husus içerdiğini ifade eder. Dolayısıyla, Mahkeme, bu şikâyeti altı aylık süre sınırı dışında ileri sürüldüğü gerekçesiyle Sözleşme’nin 35 §§ 1 ve 4 maddesi uyarınca reddetmelidir (bk., bu davaya uygulanabildiği ölçüde, yukarıda anılan Kurşun/Türkiye, § 80).
Sözleşme’ye Ek 1 No.lu Protokol’ün 1. Maddesi Kapsamındaki Şikâyetler45. Başvuranlar, Devlet makamlarının Sözleşme’ye Ek 1 No.lu Protokol’ün 1. maddesi kapsamında yer alan mülkiyet haklarını koruma şeklindeki pozitif yükümlülüklerini yerine getirmedikleri konusunda şikâyetçi olmuşlardır. Aynı zamanda, uğradıkları zararın tazmin edilmediğini ileri sürmüşler ve söz konusu bölgede uygulanan inşaat yasağından şikâyetçi olmuşlardır.
46. Başvuranlar, ayrıca, Sözleşme’nin 13. maddesi kapsamında, olaydan sonra başlatılan ceza yargılamalarının etkili olmadığını ve özellikle Öneryıldız/Türkiye davasında Mahkeme tarafından ortaya konulan kriterlere uygun olmadığını ileri sürmüşlerdir ([BD], no. 48939/99, AİHM 2004‑XII).
47. Hükümet, diğer beyanlarının yanı sıra, başvuranların bu başlık altında ileri sürdükleri şikâyetlerin, Sözleşme’nin 35 § 1 maddesi uyarınca iç hukuk yollarının tüketilmediği gerekçesiyle kabul edilemez bulunması gerektiğini ileri sürmüştür. Hükümet, bu bağlamda, başvuranların söz konusu davayı geçerli süre sınırı içerisinde açmamış olduklarını ve yine ilgili Devlet makamları aleyhine idari dava açmamış olduklarını beyan etmiştir.
48. Mahkeme, başvuranların bu başlık altındaki şikâyetlerinin yalnızca Sözleşme’ye Ek 1 No.lu Protokol’ün 1. maddesi kapsamında incelenmesi gerektiği kanısındadır (bk. yukarıda anılan Kurşun, § 109).
49. Mahkeme, başvuranların uğradıkları zararın telafi edilmemesine ilişkin şikâyetleri hususunda, başvuranların ilgili zamanaşımı süresine uygun hareket etmeyerek, ulusal makamlara, iddia konusu zarara ilişkin şikâyetlerin esasını inceleme olanağı vermedikleri kanaatindedir. Bu nedenle, Sözleşme’nin 6 § 1 maddesi kapsamında bu konuyla ilgili olarak vardığı sonucu (bk. yukarıda 39. paragraf) da dikkate alan Mahkeme, başvurunun bu kısmının Sözleşme’nin 35 §§ 1 ve 4 maddesi uyarınca iç hukuk yollarının tüketilmemesi nedeniyle reddedilmesi gerektiği kanaatindedir.
50. Mahkeme, başvuranların olayın ardından başlatılan ceza yargılamalarında bulunduğunu iddia ettikleri eksiklikler nedeniyle telafi edici tedbirlerden faydalanamadıklarına dair şikâyet yönünden, Kurşun davasında (yukarıda anılan, § 125) benzer bir şikâyeti hâlihazırda incelemiş ve açıkça dayanaktan yoksunluk nedeniyle kabul edilemez bulmuş olduğunu hatırlatır. Mahkeme, somut davada farklı bir sonuca varmasını gerektirecek herhangi bir sebep bulunmadığı kanısındadır. Dolayısıyla, Mahkeme, başvurunun bu kısmının, açıkça dayanaktan yoksun olduğu ve Sözleşme’nin 35. maddesinin 3 (a) ve 4 fıkraları uyarınca reddedilmesi gerektiği sonucuna varmıştır.
51. Başvuranların bu başlık altındaki şikâyetlerinin kalan kısmıyla ilgili olarak ise Mahkeme, Hükümet tarafından da belirtildiği üzere, başvuranların bu şikâyetleri Mahkeme nezdinde ileri sürmeden önce ilgili ulusal makamlar veya mahkemeler önünde dile getirmemiş olduklarını not etmektedir. Dolayısıyla, bu şikâyetler, iç hukuk yollarının tüketilmemesi nedeniyle Sözleşme’nin 35 §§ 1 ve 4 maddesi uyarınca reddedilmelidir (benzer bir tespit için bk. yukarıda anılan Kurşun, § 132).
Bu gerekçelerle, Mahkeme, oy birliğiyle,
Başvurunun kabul edilemez olduğuna karar vermiştir.
İşbu karar, İngilizce olarak tanzim edilmiş ve 17 Haziran 2021 tarihinde yazılı olarak bildirilmiştir.
{signature_p_2}
Hasan Bakırcı Aleš Pejchal
Yazı İşleri Müdür Yardımcısı Başkan
EK
No.
Başvuranın adı
Doğum yılı
Uyruğu
İkamet Adresi
Temsilcisi
1.
Mehmet Emin GÜNEŞ
1965
T.C.
Batman
M.M. Erken
S. Özevin
E. Erken
2.
Celal GÜNEŞ
1975
T.C.
Batman
3.
Orhan GÜNEŞ
1968
T.C.
Batman