AVRUPA İNSAN HAKLARI MAHKEMESİ
İKİNCİ BÖLÜM
KABUL EDİLEBİLİRLİK HAKKINDA KARAR
Başvuru No.: 14486/09
Kürşat Veli GÜNGÖR / TÜRKİYE
Başkan
Robert Spano,
Yargıçlar
Ledi Bianku,
Işıl Karakaş,
Nebojša Vučinić,
Valeriu Griţco,
Jon Fridrik Kjølbro,
Stéphanie Mourou-Vikström,
ve Yazı İşleri Müdürü Stanley Naismith’in katılımıyla, 4 Temmuz 2017 tarihinde komite halinde toplanan Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (İkinci Bölümü), 23 Şubat 2009 tarihinde yapılan başvuruyu ve Davalı Hükümet tarafından sunulan görüşler ile bu görüşlere cevaben başvuran tarafından sunulan görüşleri göz önünde bulundurarak yapılan müzakereler neticesinde aşağıdaki kararı vermiştir:
OLAY
1. Başvuran Kürşat Veli Güngör, T.C. vatandaşı olup, 1978 doğumludur ve Kırıkkale’de ikamet etmektedir.
2. Türk Hükümeti (‘‘Hükümet’’), kendi yetkilisi tarafından temsil edilmiştir.
A. Davanın Koşulları
3. Davaya konu olaylar, başvuran tarafından ifade edildiği şekliyle, aşağıdaki gibi özetlenebilir.
4. Başvuran, olayların meydana geldiği tarihte Kırıkkale Yüksek Güvenlikli F Tipi Cezaevinde özgürlükten yoksun bırakma cezası çekmekteydi. 24 Aralık 2008 tarihinde yapılan bir arama sırasında, başvuranla birlikte iki tutuklu tarafından paylaşılan cezaevi koğuşunda iki yaralayıcı nesne ele geçirilmiştir.
5. 25 Aralık 2008 tarihli bir bilirkişi raporunda, ilk nesnenin 12 cm uzunluğunda olduğu, koğuşun tuvaletlerinin sifonuna ait metal bir parçadan üretildiği ve ikinci nesnenin, 8 cm uzunluğunda olduğu, bir kaşıktan üretildiği, her iki nesnenin de uzun zaman boyunca betona sürtülerek bilenmiş olduğu belirtilmiştir.
6. Cezaevi koğuşunun kayıtlarının incelenmesinin ardından, cezaevi disiplin kurulu, başvuranın yukarıda belirtilen koğuşa 24 Temmuz 2008 tarihinde yerleştirildiğini ve hücresini paylaştığı tutukluların ise bu koğuşa, birinin 20 Kasım 2008 tarihinde, diğerinin 26 Aralık 2008 tarihinde yerleştirildiği tespit etmiştir.
7. Diğer taraftan kurul, üç tutuklunun da ifadelerine başvurmuş ve aramayı gerçekleştiren gardiyanlar tarafından düzenlenen tutanağı dikkate almıştır.
8. Disiplin kurulu, 2 Ocak 2009 tarihli kararıyla, başvuranın geçmişini de dikkate alarak, söz konusu yaralayıcı nesneleri ürettiği gerekçesiyle, Ceza ve Güvenlik Tedbirlerinin İnfazı Hakkında Kanun’un 44. maddesinin 3. fıkrasının g) bendi ile 48. maddesinin 2. fıkrası uyarınca, başvurana, on iki gün tek başına hücre cezası vermiştir. Kurul, söz konusu nesnelerin, diğer tutuklulara göre koğuşta en uzun zamandır kalan kişi olması ve bu nesnelerin yapılmasının zaman içerisinde büyük bir uğraş sarf edilmesini gerektirmesi bakımından başvurana ait olduğu kanaatine varıldığını belirtmiştir.
9. Disiplin kurulu, yaralayıcı nesnelerin varlığından cezaevi yönetimini haberdar etmemiş olmaları sebebiyle başvuranın koğuşunda kalan diğer tutukluların da cezalandırılmasına karar vermiştir. Tutuklulardan birine kınama cezası, diğerine bir ay boyunca sportif ve kültürel faaliyetlerden yoksun bırakılma cezası verilmiştir.
10. Başvuran tarafından disiplin kurulunun kararına karşı 22 Ocak 2009 ve 6 Şubat 2009 tarihlerinde ard arda yapılan itirazlar, sırasıyla infaz hâkimliği ve Kırıkkale Ağır Ceza Mahkemesi tarafından reddedilmiştir.
11. Başvuranın cezası belirtilmeyen bir tarihte 2009 yılının Şubat ayında infaz edilmiştir.
Başvuran, başvurusunu tek başına hücre cezası verilen yerde hazırladığını belirtmektedir.
B. İlgili İç Hukuk ve Uygulaması ile İlgili Uluslararası Hukuk
12. Ceza ve Güvenlik Tedbirlerinin İnfazı Hakkında 5275 sayılı Kanun’un (‘‘5275 sayılı Kanun’’) 44. maddesinin 3. fıkrası, iki kategoriye ayrılmış yirmi kadar durumda bir günden yirmi güne kadar tek başına bir hücrede tutulma cezası öngörmektedir. İlk kategori, on güne kadar hücre cezası gerektiren eylemleri ve ikinci kategori on bir ile yirmi gün arasında bir hücre cezası gerektiren eylemleri içerir. Bu hükümle cezalandırılan eylemler, hırsızlık, tehdit, kaçma girişimi, ayaklanma, fiziki ve cinsel saldırı, propaganda ve gardiyanların görevlerini yerine getirmesine engel teşkil edecek diğer eylemlerdir. Ateşli silâh, yaralayıcı alet, uyuşturucu ilâç ve iletişim aracı bulundurmak, hücre cezasının on bir gün ile yirmi gün arasında öngörüldüğü kategoride yer almaktadır (Kanun’un 44. maddesinin 3. fıkrasının g) bendi).
13. 5275 sayılı Kanun’un 44. maddesinin somut olayla ilgili paragrafları aşağıdaki gibidir:
‘‘ 1. Hücreye koyma cezası, hükümlünün eylemlerinin nitelik ve ağırlığına göre bir günden yirmi güne kadar, açık havaya çıkma hakkı saklı kalmak üzere, geceli ve gündüzlü bir hücrede tek başına tutulması ve her türlü temastan yoksun bırakılmasıdır.
(...)
4. Hücre, yaşamsal gereksinmeleri karşılayacak biçimde düzenlenir.
5. Hücreye konulan hükümlünün, resmî ve yetkili merciler ve avukat ile görüşmesine engel olunmaz.’’
14. 5275 sayılı Kanun’un 48. maddesinin 3. fıkrasının a) bendinde, tek başına hücre cezasının ancak infaz hakiminin onayı ile infaz edilebileceği belirtilmektedir.
15. Aynı kanunun 48. maddesinin 3. fıkrasının c) bendinde, tutuklunun, tek başına hücre cezasının öncesinde ve cezanın infazı sırasında bir doktor tarafından muayene edilmesi ve ilgilinin bu cezaya katlanamayacağı anlaşılırsa, cezanın infazı sonraya bırakılması veya hekiminin belirleyeceği aralıklarla infaz edilmesi öngörülmektedir. Koşullu salıverilme tarihine kadar hükümlünün iyileşemeyeceğinin tam teşekküllü Devlet veya üniversite hastanesi sağlık kurulu raporu ile saptanması hâlinde hücreye koyma cezası infaz edilmez; yerine ziyaretçi kabulünden yoksun bırakma cezası iki katı süreyle uygulanır.
16. Resmi Gazete’de 6 Nisan 2006 tarihinde yayımlanan ve aynı tarihte yürürlüğe giren ceza infaz kurumlarının yönetimi ile ceza ve güvenlik tedbirlerinin infazı hakkında 2006/10218 sayılı tüzüğün 144. maddesi ve 150. maddesinin 3. ve 5. fıkraları aşağıdaki gibidir:
‘‘ Disiplin cezaları
MADDE 144
1. Çocuklar dışındaki hükümlüler hakkında uygulanabilecek disiplin cezaları ağırlık derecesine göre şunlardır:
a) Kınama,
b) Bazı etkinliklere katılmaktan alıkoyma,
c) Ücret karşılığı çalışılan işten yoksun bırakma,
d) Haberleşme veya iletişim araçlarından yoksun bırakma veya kısıtlama,
e) Ziyaretçi kabulünden yoksun bırakma,
f) Hücreye koyma.
(2) Toplu, bedensel, zalimane, insanlık dışı veya küçültücü cezalar, disiplin cezası olarak uygulanamaz. (...)
Hücreye koyma
MADDE 150
(...)
3. Hücre, yaşamsal gereksinmeleri karşılayacak şekilde ve özellikle, bel hizasında 100x75 cm ebadında penceresi olan ve en az odanın genişliğinde havalandırması bulunan dokuz veya on metrekare büyüklüğünde, duş ve tuvaleti olacak şekilde düzenlenir.
4. Hücreye konulan hükümlünün, resmî yetkili merciler ve avukatı ile görüşmesine engel olunmaz.
5. Hücreye koyma cezasının infazı sırasında hükümlü, günde bir saat açık havada bulunabilme hakkından mutlaka yararlandırılır ve kitap okumasına izin verilir.’’
17. Mahkeme, 2004 yılında, bir grup başvurunun incelenmesi vesilesiyle, heyetlerinden birinin Türkiye’deki bazı cezaevlerini ziyaret etmesi kapsamında bir soruşturma görevi yürütmüştür. Mahkeme, Yüksek güvenlikli F tipi cezaevlerinde bulunan yaşam alanlarının tasviri için Tekin Yıldız/Türkiye kararına atıfta bulunmaktadır (no. 22913/04, § 36, 10 Kasım 2005).
18. Mahkeme ayrıca, Avrupa İşkencenin ve İnsanlık Dışı veya Onur Kırıcı Muamelenin veya Cezanın Önlenmesi Komitesi’nin (AİÖK - CPT) 16 Kırıkkale F Tipi Cezaevini ziyaretine ilişkin 16 Aralık 2009 tarihli raporuna (CPT/Inf (2011) 13, Bölüm 31/42, §§ 109-111) ve Bakanlar Komitesi’nin 11 Ocak 2006 tarihinde, 952 sayılı Delegeler Komitesi toplantısı sırasında, üye Devletlere ithafen Avrupa’da bulunan cezaevlerinin kuralları hakkında kabul ettiği tavsiye kararına (Rec(2006)2, özellikle 60. madde) atıfta bulunmaktadır.
ŞİKÂYETLER
19. Başvuran, Sözleşme’nin 3. maddesine dayanarak, hakkında verilen on iki günlük tek başına hücreye yerleştirilme cezasının, tamamen tek başına bırakıldığı gerekçesiyle, insanlık dışı bir muamele teşkil ettiği kanaatine varmaktadır: avukatı dışındaki ziyaretçilerle görüşmesine izin verilmemiş, televizyonundan, radyosundan ve günlük gazetesinden yoksun bırakılmıştır ve sadece açık havada her gün bir saat gezinmesine izin verilmiştir.
20. Başvuran, Sözleşme’nin 6. maddesi açısından, yaralayıcı nesnelerin kendisine ait olduğu kanısına varan disiplin komisyonu tarafından ileri sürülen gerekçelerden ve kendisine ne duruşmaya çıkma ne de avukat yardımından faydalanma hakkı verilmesinden şikâyet etmektedir.
21. Başvuran son olarak, Sözleşme’nin 7. maddesini ileri sürerek, tek başına hücreye koyma cezasının idarenin takdirine bağlı olmasını ve bir mahkûm için çifte ceza teşkil etmesini eleştirmektedir.
HUKUKİ DEĞERLENDİRME
22. Başvuran, hakkında verilen tek başına hücre cezasından ve bu cezaya ilişkin yargılamadan şikâyet etmektedir.
23. Hükümet, disiplin cezalarının, artık ulusal tazminat komisyonunun yetkisine dâhil olduğunu belirtmekte ve Mahkeme’yi, iç hukuk yollarının tüketilmediği gerekçesiyle başvurunun kabul edilemez olduğuna karar vermeye davet etmektedir.
24. Mahkeme, başvuranın şikâyetlerinin aşağıda belirtilen gerekçelerle kabul edilemez bulunması sebebiyle, Hükümetin ön itirazı hakkında karar vermekte gecikmeyecektir. Diğer taraftan Mahkeme, Sözleşme’nin 3. maddesine ilişkin şikâyetin ulusal tazminat komisyonunun yetkisi alanına girmediğini kaydetmektedir (Yıldız ve Yanak/Türkiye ((k.k.), no. 44013/07, §§ 9-17, 27 Mayıs 2014 ve Çetin/Türkiye (k.k.), no. 47768/09, §§ 14-15, 14 Haziran 2016).
A. Sözleşme’nin 3. maddesine ilişkin şikâyet hakkında
25. Başvuran, hakkında verilen tek başına on iki gün hücre cezasının insanlık dışı bir muamele teşkil ettiğini iddia etmektedir. Başvuran, Sözleşme’nin 3. maddesini ileri sürmektedir, bu hüküm aşağıdaki gibidir:
‘‘ Hiç kimse işkenceye, insanlık dışı ya da onur kırıcı ceza veya işlemlere tâbi tutulamaz. ‘‘
26. Mahkeme, konuyla ilgili genel ilkeler için, Ramirez Sanchez/Fransa ([BD], no. 59450/00, §§ 112-150, AİHM 2006‑IX) ve Öcalan/Türkiye (no. 2) (no. 24069/03 ve diğer 3 başvuru, §§ 93-149, 18 Mart 2014).
27. Mahkeme, tutukluluk koşullarının değerlendirmesinde, birçok etkenin ve başvuranın spesifik iddialarının dikkate alınması gerektiğini hatırlatmaktadır (Dougoz/Yunanistane, no.40907/98, § 46, AİHM 2001‑II, ayrıca bk. Muršić/Hırvatistan [BD], no. 7334/13, § 101, AİHM 2016). Şayet koşulların ve tutukluluk süresinin ilgilinin sağlığına zararlı etkileri varsa, Mahkeme, Sözleşme’nin 3. maddesinin ihlal edildiğine karar verebilir (Ilaşcu ve diğerleri/Moldova ve Rusya [BD], no. 48787/99, § 438, AİHM 2004‑VII). Mahkeme ayrıca, sosyal olarak tamamen tek başına bırakma ile birlikte tamamen duyumsal olarak tek başına bırakmanın, kişiye zarar verebileceğini ve güvenlik veya başka bir sebep gereğince haklı gösterilemeyecek insanlık dışı muamele teşkil ettiğini hatırlatmaktadır. Buna karşın, güvenlik, disiplin ve koruma gerekçeleriyle diğer tutuklularla irtibatın yasaklanması, tek başına bir ceza şekli veya insanlık dışı muamele teşkil etmez (diğerleri arasında bk. Messina/İtalya (no. 2) (k.k.), no. 25498/94, AİHM 1999‑V ve Rohde/Danimarka, no. 69332/01, §§ 93-98, 21 Temmuz 2005).
28. Mahkeme, somut olayda başvuranın, hiçbir şekilde kendisi hakkında verilen tek başına hücre cezasının maddi koşullarından, tutulduğu yerin sağlığa uygunluğundan veya gün ışığından yoksun olmaktan ya da duyumsal olarak tek başına bırakılmaktan şikâyetçi olmadığını tespit etmektedir. Ayrıca başvuran cezasının, yüksek güvenlikli F tipi cezaevinin halihazırda kalmakta olduğu yaşam alanında veya tüzükte tasvir edildiği gibi bir hücrede infaz edilip edilmediğini belirtmemiştir. Bununla birlikte tutukluların tek başına bırakıldığı hücreler, aynı cezaevinde bulunan yaşam alanlarında daha düşük konfor kriterlerini karşılamaktadır. Mahkeme, daha zor ve daha bağlayıcı tutukluluk koşulları sunan tek başına hücre cezası temelinde incelemesine devam edecektir.
29. Mahkeme, ulusal mevzuatın cezanın infaz edilebileceği hücrede sunulan maddi koşulları gözlemlemektedir. Ayrıca, ceza infaz kurumlarının yönetimi ile ceza ve güvenlik tedbirlerinin infazı hakkında tüzüğün 150. maddesine göre, söz konusu hücrenin, yaşamsal gereksinmeleri karşılayacak şekilde ve özellikle, bel hizasında 100x75 cm ebadında penceresi olan ve en az odanın genişliğinde havalandırması bulunan dokuz veya on metrekare büyüklüğünde, duş ve tuvaleti olacak şekilde düzenlenmelidir (yukarıdaki 16. paragraf).
30. Mahkeme, bu türden maddi koşulların, tutukluların sağlıklı yaşam kriterlerini yeterince karşıladığı ve Sözleşme’nin 3. maddesi karşısında herhangi bir sorun teşkil etmediği kanaatindedir (bk. gerekli değişikliklerin yapılması koşuluyla (mutatis mutandis), cezaevinde aşırı nüfus yoğunluğu hakkında Varga ve diğerleri/Macaristan, no. 14097/12 ve 5 diğer başvuru, §§ 69-92, 10 Mart 2015 ve aynı kararın 35. ve 36. paragraflarında yer alan CPT genel faaliyet raporlarının özetleri, ayrıca bk. gerekli değişikliklerin yapılması koşuluyla (mutatis mutandis), daha önce anılan Ramirez Sanchez, §§ 125‑150).
31. Mahkeme, yukarıda belirtilen tüzüğün 150. maddesine göre, hücreye koyma cezasının infazı sırasında hükümlünün, günde bir saat açık havada bulunabilme hakkından mutlaka yararlanabildiğini ve kitap okumasına izin verildiğini kaydetmektedir (yukarıdaki 16. paragraf).
32. Ayrıca Mahkeme, tutuklunun, tek başına hücre cezasının öncesinde ve cezanın infazı sırasında bir doktor tarafından muayene edilmesi gerektiğini tespit etmektedir (yukarıdaki 15. paragraf).
33. Diğer taraftan Mahkeme, 5275 sayılı Kanun’un 44. maddesinin hücreye konulan hükümlünün, resmî ve yetkili merciler ve avukat ile görüşme hakkını koruduğunu kaydetmektedir (yukarıdaki 13. madde).
34. Mahkeme’nin başvuranın ihtilaf konusu cezanın infazı sırasında yoksun bırakıldığını iddia ettiği haklarına ilişkin şikâyetlerini de incelemesi gerekmektedir. Somut olayda ilgili, aile bireyleri tarafından ziyaret edilmesinin yasaklandığını ve televizyonundan, radyosundan ve günlük gazetesinden yoksun bırakıldığını iddia etmektedir. İlgili ayrıca, günde bir saat açık havada bulunabilme hakkının süresinin azaltılmasının Sözleşme’nin 3. maddesine aykırı bir durum teşkil ettiği kanısındadır.
35. Mahkeme, bir sonuca ulaşmak amacıyla, aşağıda sıralanan hususları dikkate alacaktır. Ulusal mevzuat, ilgiliye isnat edilen suçlara uygulanabilir ceza için en fazla 20 günlük kısa bir süreyi öngörmektedir. Somut olayda başvurana, en fazla verilebilecek ceza süresinden oldukça az olan on iki gün tek başına hücre cezası verilmiştir ve bu ‘‘tekrarlanan’’ bir ceza değildir (bk. gerekli değişikliklerin yapılması koşuluyla (mutatis mutandis), Khider/Fransa, no. 39364/05, §§ 114, 121, 122 ve 133, 9 Temmuz 2009). Dosyada söz konusu tedbirin başvuranın sağlık durumuna herhangi bir zararlı etkisi olduğunu gösteren bir unsur veya iddia bulunmamaktadır. Üstelik başvuran, tek başına hücre cezasına duyumsal olarak maruz bırakıldığından şikâyet etmemektedir. Son olarak ihtilaf konusu ceza, başvurana ait olduğu ileri sürülen yaralayıcı nesneler bulunması sebebiyle uygulanmıştır ve dolayısıyla cezaevinin içinde güvenliği sağlanması amacını taşımaktadır.
36. Mahkeme, yukarıda belirtilenler bakımından, tek başına hücre cezasının Sözleşme’nin 3. maddesinin alanına girebilecek asgari ağırlık eşiğini aşmadığı kanaatindedir (aksi yönde bir karar için (a contrario) bk. Payet/Fransa, no. 19606/08, §§ 65-85, 20 Ocak 2011, ayrıca bk. Karakaş/Türkiye (k.k.), no. 68909/01, 9 Kasım 2004 (F tipi cezaevinde tutukluluk koşullarına ilişkin şikâyetler hakkında kabul edilemezlik kararı)).
37. Sonuç olarak, bu şikâyetin, açıkça dayanaktan yoksun olduğu gerekçesiyle ve Sözleşme’nin 35. maddesinin 3 fıkrasının a) bendi ve 4. fıkrası uyarınca, reddedilmesi gerekmektedir.
B. Sözleşme’nin 6. maddesine ilişkin şikâyet hakkında
38. Başvuran, diğer iki tutuklu ile paylaştığı yaşam alanında bulunan yaralayıcı nesnelerin kendisine ait olmadığını iddia etmektedir. Başvuran ayrıca, ihtilaf konusu cezanın verilmesiyle sonuçlanan disiplin soruşturması sırasında kendisine avukat yardımından faydalanma hakkı tanınmadığını ileri sürmektedir.
39. Mahkeme, bu konu hakkında Sözleşme’nin 6. maddesinin uygulanma koşulları için Gülmez/Türkiye (no. 16330/02, §§ 24-31, 20 Mayıs 2008; ayrıca bk. Ezeh ve Connors/Birleşik Krallık [BD], no. 39665/98 ve 40086/98, §§ 66-130, AİHM 2003-X, Ganci/İtalya, no. 41576/98, § 24-26, AİHM 2003-XI, Štitić/Hırvatistan, no. 29660/03,
§§ 51-61, 8 Kasım 2007 ve daha önce anılan Payet, §§ 94-100).
40. Mahkeme, bu şikâyetin ilk kısmıyla ilgili olarak, somut olayda ele geçirilen nesneler üzerinde bilirkişi incelemesi yapıldığını ve üretilmeleri için gereken süre ve diğer iki tutukluya göre başvuranın söz konusu yaşam alanında geçirdiği sürenin daha fazla olmasına ilişkin koşul bakımından, bu nesnelerin başvurana ait olduğu kanaatine varıldığını kaydetmektedir. Ardından Mahkeme, disiplin soruşturması sırasında üç gardiyanın ifadelerinin alındığını, yaşam alanında yapılan aramaya ilişkin tutanağın dikkate alındığını ve başvuranın sırasıyla mahkemeler önünde cezaya itiraz etme imkânı olduğunu kaydetmektedir. Mahkeme, ulusal mahkemelerce yapılan hukuki ya da maddi hataları, Sözleşme’yle korunan hak ve özgürlükleri ihlal etmedikleri sürece ele almanın kendi görevi olmadığını daha önce de belirttiğini hatırlatmaktadır. Diğer taraftan, Sözleşme’nin 6. maddesi, adil yargılanma hakkını güvenceye alsa da, delillerin kabul edilebilirliğine ya da delillerin nasıl değerlendirileceğine ilişkin herhangi bir kural koymaz; bu hususlar öncelikli olarak iç hukukun ve ulusal mahkemelerin düzenleme alanına girer (García Ruiz/İspanya [BD], no. 30544/96, § 28, AİHM 1999‑I). Dolayısıyla Mahkeme, başvurunun bu kısmının, Sözleşme’nin 35. maddesinin 3. ve 4. fıkraları uyarınca, açıkça dayanaktan yoksun olduğu gerekçesiyle, kabul edilemez olduğuna karar vermiştir.
41. Mahkeme, bu şikâyetin ikinci kısmıyla, yani adli yardımdan yoksun bırakılma ve duruşmaya çıkarılmama iddialarıyla ilgili olarak, mevzuat değişikliğiyle düzenlenen, disiplin suçuyla itham edilen mahkumlara, infaz hakimine itirazda bulunma ve cezanın yeniden incelenmesi fırsatı veren yeni hukuk yolunun kullanılmasının uygun olduğu kanaatine varıdığı Aydemir ve diğerleri/Türkiye kararına atıfta bulunmaktadır ((k.k.), no. 9097/05, 9491/05, 9498/05, 9500/05, 9505/05, ve 9509/05, 9 Kasım 2010). Mahkeme, başvuranın bu hukuk yolunu kullandığına dair herhangi bir iddia veya unsur tespit etmemiştir, dolayısıyla başvurunun bu kısmının Sözleşme’nin 35. maddesinin 1. ve 4. fıkraları uyarınca kabul edilemez olduğuna karar vermiştir (ayrıca bk. yukarıda anılan Çetin kararı, §§30‑33).
C. Sözleşme’nin 7. maddesine ilişkin şikâyet hakkında
42. Başvuran, tek başına hücre cezasının, cezaevi yönetiminin takdirinde olduğu ve bir mahkûm için çifte ceza teşkil ettiği kanaatindedir.
43. Mahkeme, esasen ceza hukukunun geçmişe yönelik olarak olarak uygulanmasını yasaklamayı amaçlayan Sözleşme’nin 7. maddesinin, disiplin cezasının tutukluluk süresini uzatmadığı durumlarda uygulanamayacağını hatırlatmaktadır (A./İspanya, no. 11885/85, 13 Ekim 1986 tarihli komisyon kararı (başvuranın bir gardiyana küfür ettiği gerekçesiyle üç hafta boyunca tek başına hücre cezasına çarptırılmasına ilişkin disiplin cezası hakkında açılan dava), Sözleşme’nin 7. maddesi açısından cezanın azaltılmasına ilişkin incelemeyle ilgili benzer değerlendirmeler için bk. Kafkaris/Kıbrıs [BD], no. 21906/04, §§ 137-152, AİHM 2008).
44. Sonuç olarak, bu şikâyetin, Sözleşme’nin 35. maddesinin 3. fıkrasının a) bendi anlamında Sözleşme hükümlerine uygun olmadığı gerekçesiyle, Sözleşme’nin 35. maddesinin 4. fıkrası uyarınca reddedilmesi gerekmektedir.
Bu gerekçelerle, Mahkeme, oybirliğiyle,
başvurunun kabul edilemez olduğuna
karar vermiştir.
İşbu karar Fransızca tanzim edilmiş, 27 Temmuz 2017 tarihinde yazılı olarak tebliğ edilmiştir.
Stanley NaismithRobert Spano
Yazı İşleri MüdürüBaşkan
Full & Egal Universal Law Academy