AVRUPA İNSAN HAKLARI MAHKEMESİ
İKİNCİ BÖLÜM
KABUL EDİLEBİLİRLİK HAKKINDA KARAR
Başvuru No. 66139/09
Aydın GÜNGÖRMEZ ve diğerleri / Türkiye
Başkan
Valeriu Griţco,
Hâkimler
Branko Lubarda,
Pauliine Koskelo,
ve Bölüm Yazı İşleri Müdürü Hasan Bakırcı’nın katılımıyla, 15 Aralık 2020 tarihinde Komite halinde toplanan Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (İkinci Bölüm), yukarıda belirtilen 26 Kasım 2009 tarihli başvuruyu, davalı Hükümet tarafından sunulan görüşleri ve başvuranlar tarafından bu görüşlere verilen cevapları dikkate alarak gerçekleştirilen müzakerelerin ardından aşağıdaki kararı vermiştir.
OLAY VE OLGULAR
1969 doğumlu olan Aydın Güngörmez (“birinci başvuran”), 1972 doğumlu olan İsmail Demir (“ikinci başvuran”) ve 1971 doğumlu olan eşi Süeda Demir (“başvuran S. Demir”), Türk vatandaşlarıdırlar. Başvuranlar, İzmir Barosuna bağlı Avukat Türkan Aslan Ağaç tarafından temsil edilmektedirler. Türk Hükümeti (“Hükümet”), kendi görevlisi tarafından temsil edilmiştir.Davanın Koşulları Davaya ilişkin olay ve olgular, taraflarca sunulduğu şekliyle, aşağıdaki gibi özetlenebilir.Başvuruya Dayanak Oluşturan Olay ve Olgular Olayların meydana geldiği dönemde, başvuranların tamamı, İzmir’de öğretmen olarak görev yapmaktaydılar ve aynı zamanda, Eğitim, Bilim ve Kültür Emekçileri Sendikasının (Eğitim-Sen) üyesiydiler ve bu sendika bünyesinde sendikal faaliyetlerini sürdürmekteydiler. İzmir Cumhuriyet Savcılığı (“Cumhuriyet Savcılığı”), 2009 yılında, yasadışı bir örgüt olan PKK ile suç ortaklığı yaptıklarına dair haklarında şüphelenilen, başvuranlar da dâhil olmak üzere, birçok sendika üyesi hakkında ceza soruşturması başlatmıştır.
a) Başvuranların İzlenmesi Cumhuriyet Savcılığı, 2 ve 12 Ocak 2009 tarihlerinde, İzmir Ağır Ceza Mahkemesinden (“Ağır Ceza Mahkemesi”), birinci ve ikinci başvuranların da aralarında bulunduğu birçok kişinin izlenmesine izin vermesini talep etmiştir ve söz konusu izleme talebi, iletişimin tespitini, dinlenmesini, görüntü veya ses kaydının alınmasını, incelenmesini, böylelikle toplanan verilerin değerlendirilmesini ve ilgililerin kamuya açık yerlerde ve işyerlerinde teknik araçlarla izlenmesini kapsamıştır. Cumhuriyet Savcılığı bu bağlamda, ilgililerin, PKK ile suç ortaklığı yapma yönünde bir suç işlediklerine dair şüphelenilmesini sağlayacak inandırıcı nedenlerin varlığına atıfta bulunmuştur. Ağır Ceza Mahkemesi, aynı günlerde, Ceza Muhakemesi Kanunu’nun (“CMK”) 135. maddesine ve devamındaki maddelere ve Sözleşme’nin 8. maddesine atıfta bulunarak, üç ayla sınırlı bir süre için gereken izinleri vermiştir. Ağır Ceza Mahkemesi, diğer gerekçeler arasında, ilgililer hakkında güçlü nedenlerin bulunduğunu ve delil elde etmek ve ilgililerin eylem planları hakkında bilgi edinmek için başka herhangi bir yöntemin bulunmadığını belirtmiştir. Cumhuriyet Savcılığının talebi üzerine, Ağır Ceza Mahkemesi, 1 Nisan 2009 tarihinde, ayrıca üç ayla sınırlı ek bir süre boyunca birinci başvuranın izlenmesine izin vermiştir. Dosya, herhangi bir talebi ve başvuranın izlenmesine hükmeden bir mahkeme kararını içermemektedir.
b) Başvuranların Yakalanması ve TutuklanmasıBirinci ve İkinci Başvuranlara İlişkin Olarak Jandarmalar, 28 Mayıs 2009 tarihinde, Ağır Ceza Mahkemesi tarafından çıkarılan müzekkereye dayanarak birinci ve ikinci başvuranların evinde ve işyerinde arama yapmışlardır. Söz konusu başvuranlar, aynı gün gözaltına alınmışlardır. Ağır Ceza Mahkemesi, 1 Haziran 2009 tarihinde, ikinci başvuranın tahliyesine ve birinci başvuranın tutuklanmasına karar vermiştir. Birinci başvuran tarafından hakkında verilen karara karşı yapılan itiraz ve ilgilinin tahliye talepleri, tahliye edildiği 21 Kasım 2009 tarihine kadar Ağır Ceza Mahkemesi tarafından reddedilmiştir.Başvurana İlişkin Olarak Başvuran, 8 Haziran 2009 tarihinde, jandarmalar tarafından yakalanmış ve gözaltına alınmıştır. Başvuran, 9 Haziran 2009 tarihinde, Ağır Ceza Mahkemesinin huzuruna çıkarılmış ve Ağır Ceza Mahkemesi, Cumhuriyet Savcılığının başvuranın tutuklanması yönündeki talebini reddetmiştir. Ağır Ceza Mahkemesi, 17 Haziran 2009 tarihinde, Cumhuriyet Savcılığı tarafından 9 Haziran 2009 tarihli karara karşı sunulan itiraz üzerine, bu defa başvuranın tutuklanmasına karar vermiştir.
Başvuran, 21 Kasım 2009 tarihinde, Ağır Ceza Mahkemesinin kararıyla serbest bırakılmıştır.Daha Sonraki Gelişmeler Hükümet ve başvuranlar, görüşlerinde, aşağıdaki hususlara ilişkin olarak Mahkemeyi bilgilendirmişlerdir.
a) Ağır Ceza Mahkemesi ve Yargıtay Önündeki Yargılamalar Ağır Ceza Mahkemesi, 28 Kasım 2011 tarihinde, başvuranları PKK ile suç ortaklığı yapmaktan dolayı hapis cezalarına mahkûm etmiştir. Başvuranlar, temyiz başvurusunda bulunmuşlardır. Yargıtay, 13 Mart 2017 tarihinde, temyiz edilen kararı kısmen onamıştır. Böylelikle, ikinci başvuran ve başvuran hakkında verilen cezalar kesinleşmiştir.
Bununla birlikte, Yargıtay, birinci başvuranın suçluluğunu kanıtlamak için yeterli delilin bulunmadığı gerekçesiyle, birinci başvuranla ilgili kararı bozmuştur. Dosyanın gönderilmesi üzerine, Ağır Ceza Mahkemesi, Yargıtay tarafından belirtilen gerekçeleri kabul ederek, bu başvuranın beraatına karar vermiştir. Bu karar, 28 Aralık 2018 tarihinde kesinleşmiştir.
b) Anayasa Mahkemesine Yapılan Bireysel Başvurular İkinci başvuran ve başvuran, diğer on yedi yargılanabilir kişiyle birlikte, 21 Haziran 2017 tarihinde, Anayasa Mahkemesine (“AYM”) bireysel başvuruda bulunmuşlardır. İlgililerin şikâyetleri esasen, adil bir yargılamanın yapılmaması, sendika haklarının ihlali ve maruz kaldıkları telefon dinlemelerinin yasaya aykırılığıyla ilgilidir. Dinlemelere ilişkin bu son şikâyetle ilgili olarak, başvuranlar, ulusal makamların suç teşkil eden herhangi bir faaliyeti tespit etmediklerini kabul etmeden önce, en az 36 sendika üyesinin yaklaşık beş ay boyunca bu türden bir tedbire maruz kaldığını ileri sürmüşlerdir. AYM, 18 Haziran 2020 tarihinde kararını vermiştir. AYM, ilgililerin toplanma ve dernek kurma özgürlüğü haklarının ihlal edildiği, zira Ağır Ceza Mahkemesinin, ihtilaf konusu sendika faaliyetlerinin hangi nedenle PKK ile suç ortaklığına ilişkin davranışların delili olabileceğini kanıtlayamadığı kanısına varmıştır. Adil yargılanma hakkının ihlal edildiği bağlamındaki şikâyetlere ilişkin olarak, AYM, daha önce vardığı ihlal tespitini dikkate alarak, bu şikâyetlerin ayrı olarak incelenmesine gerek olmadığı kanısına varmıştır. Son olarak, telefon dinlemeleri bağlamındaki şikâyetlere ilişkin olarak, AYM, ilgililerin hangi mahkeme kararından şikâyetçi olduklarını belirtmeksizin ve bu konuda en küçük bir bilgi sunmaksızın, telefon dinlemelerinin yasaya aykırı olduğunu iddia etmekle yetindiklerini kaydetmiştir. AYM, bu şikâyetin açıkça dayanaktan yoksun olduğuna karar vermiştir. AYM, kararının hüküm kısmında, tespit edilen ihlale son vermek ve bu ihlalin sonuçlarını ortadan kaldırmak amacıyla, yukarıda belirtilen yargılamanın yeniden yapılması için bu kararın Ağır Ceza Mahkemesine bildirilmesine karar verdiğini belirtmiştir. Dosyada yer alan unsurlardan, birinci başvuranın AYM’ye bireysel başvuruda bulunmadığı anlaşılmaktadır.İlgili İç Hukuk ve Uygulaması 23 Eylül 2012 tarihinde yürürlüğe giren anayasal değişikliklerin ardından, AYM önünde bireysel başvuru yolu, Türk hukuk sistemine dâhil edilmiştir. Bu hukuk yolunu düzenleyen 6216 sayılı Kanun’un (“6216 sayılı Kanun”) somut olaya ilişkin hükümlerinin metni ve AYM İç Tüzüğü’nün ilgili kısımları, Mahkemenin verdiği Uzun/Türkiye ((k.k.), No. 10755/13, §§ 25-27, 30 Nisan 2013) kararında yer almaktadır. 6216 sayılı Kanun’un 50. maddesinin 2. fıkrası, mevcut durumda tespit edilen ihlale son vermek ve bu ihlalin sonuçlarını ortadan kaldırmak amacıyla yargılamanın yeniden yapılması için dosyanın yetkili mahkemeye gönderilmesini öngörmektedir (bk., Şahin Alpay/Türkiye, No. 16538/17, § 52, 20 Mart 2018).
ŞİKÂYETLER Başvuranlar, Sözleşme’nin 6. maddesinin 1. fıkrasını ve 3. fıkrasının (c) bendini ileri sürerek, gözaltına alındıkları ilk gün, avukat yardımından yararlanmadıklarını iddia etmektedirler. Başvuranlar, Sözleşme’nin 8. maddesi açısından, ayrıca tabi tutuldukları telefon dinlemelerine izin veren kararlarda gerekçenin bulunmamasından şikâyet etmektedirler. Son olarak, başvuranlar, Sözleşme’nin 6 ve 8. maddeleri tarafından güvence altına alınan, adil yargılanma ve özel hayatlarına saygı haklarının ihlalinden şikâyet etmelerine imkân verecek, iç hukukta etkin bir başvuru yoluna sahip olmamaları nedeniyle, Sözleşme’nin 13. maddesinin ihlal edildiğini iddia etmektedirler.
HUKUKİ DEĞERLENDİRMEBirinci Başvurana İlişkin Olarak Hükümet, birinci başvuranın 23 Eylül 2012 tarihinden beri erişilebilir olan AYM nezdinde bireysel başvuru yolunu kullanmadığı gerekçesiyle, iç hukuk yollarının tüketilmemesi bağlamında kabul edilemezlik itirazını ileri sürmektedir. Nitekim birinci başvuran, hakkında başlatılan ceza yargılaması derdest olduğu sırada, başvurusunu sunmuştur. Hükümete göre, birinci başvuran, beraat ettiğinde AYM’ye bireysel başvuruda bulunabilirdi. Birinci başvuran, Hükümeti, Sözleşme’nin 6, 8. ve 13. maddelerinin ihlal edildiği kanaatine varmaya davet etmektedir. Mahkeme, Sözleşme’nin 35. maddesinin 1. fıkrasının amacının, Sözleşmeci Devletlere, kendilerine karşı yöneltilen ihlal iddiaları Mahkemeye sunulmadan önce, iddia edilen bu ihlalleri önleme veya düzeltme imkânı vermek olduğunu hatırlatmaktadır (bk., diğer kararlar arasında, Civet/Fransa [BD], No. 29340/95, § 41, AİHM 1999-VI). Gerçekte Mahkeme yine, Sözleşme’nin 35. maddesinin 1. fıkrasında belirtilen iç hukuk yollarının tüketilmesi kuralının, daha sonra Strazburg’a sunulması istenen şikâyetlerin, en azından özü itibariyle ve iç hukukta öngörülen şekil ve sürelerde, uygun bir ulusal organ önünde ileri sürülmesini gerektirdiğini ve ayrıca Sözleşme’nin ihlalini önleyecek nitelikte yargılama yöntemlerinin kullanılmasını gerekli kıldığını ifade etmiştir (bk., Vučković ve diğerleri/Sırbistan (ilk itiraz) [BD], No. 17153/11 ve diğer 29 başvuru, § 72, 25 Mart 2014, ve, daha genel olarak, Gherghina/Romanya (k.k.) [BD], No. 42219/07, §§ 84-87, 9 Temmuz 2015). Oysa Mahkeme, Ağır Ceza Mahkemesi tarafından birinci başvuran hakkında verilen beraat kararının, AYM önünde başvuru hakkına ilişkin hükümlerin yürürlüğe girdiği 23 Eylül 2012 tarihinden sonra, 28 Aralık 2018 tarihinde kesinleştiğini gözlemlemektedir (yukarıda anılan Uzun kararı, § 52). Bu koşullarda, Mahkeme, birinci başvuranın, şikâyetleri için uygun bir telafi sağlayacak nitelikte bir hukuk yolu olan, AYM’ye başvurmakla yükümlü olduğu kanısına varmaktadır. Dolayısıyla Mahkeme, birinci başvuranın şikâyetlerinin Sözleşme’nin 35. maddesinin 1 ve 4. fıkraları uyarınca, iç hukuk yollarının tüketilmemesi nedeniyle kabul edilemez olduğuna karar vermektedir.İkinci Başvurana ve Başvurana İlişkin Olarakİlgililerin Gözaltına Alındıkları İlk Gün Avukatın Bulunmamasına İlişkin Şikâyet Hakkında Başvuranların geri kalan kısmı, öncelikle, gözaltına alındıkları ilk gün avukat yardımından yararlanmamalarından şikâyet etmektedir.
Hükümet, Mahkemeden, bu şikâyetin kabul edilemez olduğuna karar vermesini talep etmektedir. Mahkeme öncelikle, AYM’nin, 18 Haziran 2020 tarihli kararında, ilk derece mahkemesinin, başvuranların sendika faaliyetlerinin suç teşkil eden davranışlar olarak değerlendirilmesinin nedenlerini kanıtlayamadığı gerekçesiyle, başvuranların toplanma ve dernek kurma özgürlüğü hakkının ihlal edildiğini tespit ettiğini belirtmektedir. Mahkeme aynı zamanda, AYM’nin, bu tespiti dikkate alarak, ilgililerin gözaltına alındıkları ilk gün avukatın bulunmaması bağlamındaki şikâyet de dâhil olmak üzere, adil yargılanma haklarının ihlaline ilişkin diğer şikâyetlerinin incelenmesinin gerekli olmadığı kanaatine vardığını gözlemlemektedir. Mahkeme ayrıca, AYM’nin, Ağır Ceza Mahkemesinin yargılamayı yeniden yapması, tespit edilen ihlale çözüm getirmesi ve bu ihlale ilişkin sonuçları ortadan kaldırması amacıyla, davanın Ağır Ceza Mahkemesine gönderilmesine karar verdiğini kaydetmektedir (yukarıda 19. paragraf).Bu bağlamda, Mahkeme, ikincillik ilkesi uyarınca, ulusal makamların Sözleşme’ye ilişkin iddia edilen ihlallerin düzeltilmesini sağlayacak, talep edilen tedbirleri almak için daha iyi bir konumda bulunmaları nedeniyle, davaların incelenmesinin ve davalarda ileri sürülen sorunların çözülmesinin mümkün olduğunca ulusal düzeyde gerçekleştirilmesinin, Sözleşme mekanizmasının etkinliğini sağlayabileceği gibi, başvuranların yararına da tercih edilebilir olduğu kanaatine varmaktadır (bk., bu davaya uygulanabildiği ölçüde (mutatis mutandis), El‑Masri/Makedonya Eski Yugoslav Cumhuriyeti [BD], No. 39630/09, § 141, AİHM 2012).Dolayısıyla, başvuranların hâlihazırda Mahkeme önünde şikâyet ettikleri yargılama hatalarını düzeltecek nitelikte yeni bir yargılamanın yeniden başlatılması dikkate alındığında, başvurunun bu kısmının süresinden önce sunulduğunun ortaya çıktığını gözlemlemek gerekmektedir. Bu nedenle, başvuranlar, söz konusu yargılamanın sonucundan memnun olmamaları durumunda, Mahkemeye bu konuyla ilgili olarak yeniden başvuruda bulunma imkânına sahip olabileceklerdir (Harrison ve diğerleri/Birleşik Krallık (k.k.), No. 44301/13, § 59, 25 Mart 2014). Sonuç olarak, mevcut şikâyetin, Sözleşme’nin 35. maddesinin 1 ve 4. fıkraları uyarınca, iç hukuk yollarının tüketilmemesi nedeniyle reddedilmesi gerekmektedir. Başvuranların Dinlenmesine İzin Veren Kararların Gerekçelendirilmemesi Bağlamındaki Şikâyetler Hakkında İkinci başvuran ve başvuran, Sözleşme’nin 8. maddesini ileri sürerek, telefon konuşmalarının dinlenmesine izin veren mahkeme kararlarının usulüne uygun olarak gerekçelendirilmediğini iddia etmektedirler. İlgililer, telefon dinlemelerinin yapılabilmesi için kanunda öngörülen, güçlü karinelerin varlığı ve başka yollarla delil elde etmenin imkânsızlığı yönündeki kriterlerin, kendileri hakkında oluşmadığını belirtmektedirler. İlgililer ayrıca, başka herhangi bir alternatif tedbir öngörülmeksizin, doğrudan telefon dinlemelerine tabi tutulduklarını ileri sürmektedirler. Hükümet, Mahkemeyi, bu şikâyeti, iç hukuk yollarının tüketilmemesi ya da açıkça dayanaktan yoksun olması nedeniyle reddetmeye davet etmektedir. Mahkeme, taraflarca dosyaya eklenen belgeleri dikkate alarak, kendisi ve AYM önünde Sözleşme’nin 8. maddesi açısından ileri sürülen başvuranların şikâyetlerinin benzer olmadığını tespit etmektedir. Gerçekte, AYM önünde, ilgililer, tabi tutuldukları telefon dinlemelerinin kanuna aykırı olduğunu ve bu yolla herhangi bir delilin elde edilemeyeceğini iddia etmekle yetinmişlerdir. Mahkeme aynı zamanda, AYM’nin bu şikâyetin, başvuranların iddialarını uygun belgelerle veya kesin bilgilerle desteklemedikleri gerekçesiyle açıkça dayanaktan yoksun olması nedeniyle kabul edilemez olduğuna karar verdiğini kaydetmektedir. Mahkemeye göre, bu türden bir yorumlama, mantıksız veya keyfi olarak nitelendirilemeyecektir. Daha önce yukarıda vurgulandığı üzere, Sözleşmeci Devletler, kendilerine karşı yöneltilen ihlal iddiaları Mahkemeye sunulmadan önce, iddia edilen bu ihlalleri önleme ya da düzeltme imkânına sahip olmalıdırlar (bk., yukarıda 28. paragraf). Oysa Mahkeme, kendisi önünde, başvuranların esasen, izlenmelerine izin veren mahkeme kararlarının yasaya uygunluğunu sorguladıklarını ve bu hususu AYM önünde kesinlikle ileri sürmediklerini gözlemlemektedir. Dolayısıyla Mahkeme, başvuranların başvurunun bu kısmına ilişkin olarak iç hukuk yollarını tükettiklerinin kabul edilemeyeceği ve dolayısıyla, bu kısmın da, Sözleşme’nin 35. maddesinin 1 ve 4. fıkraları uyarınca, iç hukuk yollarının tüketilmediği gerekçesiyle reddedilmesi gerektiği kanaatine varmaktadır. Sözleşme’nin 13. Maddesi Bağlamındaki Şikâyet Hakkında Başvuranlar, Sözleşme’nin 13. maddesi açısından, burada sunulan önemli şikâyetleri ileri sürebilecekleri herhangi bir hukuk yolunun bulunmamasından şikâyet etmektedirler. Oysa Mahkeme, başvuranların şikâyetlerinin tamamını, yeterliliği ve etkinliği söz konusu olmayan iç hukuk yollarının tüketilmediği gerekçesiyle reddettiğini hatırlatmaktadır. Dolayısıyla, bu türden bir hukuk yolunun bulunmamasına ilişkin herhangi bir şikâyet, somut olayda, Sözleşme’nin 13. maddesi kapsamında ileri sürülemeyecektir. Sonuç olarak, başvurunun bu kısmı, Sözleşme’nin 35. maddesinin 3. fıkrasının (a) bendi anlamında açıkça dayanaktan yoksundur ve Sözleşme’nin 35. maddesinin 4. fıkrası uyarınca reddedilmelidir.
Bu gerekçelerle, Mahkeme, oy birliğiyle,
Başvurunun kabul edilemez olduğuna karar vermiştir.
İşbu karar, Fransızca dilinde tanzim edilmiş olup, ardından 21 Ocak 2021 tarihinde yazılı olarak bildirilmiştir.
Hasan BakırcıValeriu Griţco
Yazı İşleri Müdür Yardımcısı Başkan
EK
No.
Adı SOYADI
Doğum Yılı
1
Aydın GÜNGÖRMEZ
1969
2
İsmail DEMIR
1972
3
Süeda DEMİR
1971
Full & Egal Universal Law Academy