AVRUPA İNSAN HAKLARI MAHKEMESİ
İKİNCİ BÖLÜM
KABUL EDİLEBİLİRLİK HAKKINDA KARAR
Başvuru No. 43930/12
Ali GÜRBÜZ / TÜRKİYE
Başkan
Ledi Bianku,
Yargıçlar
Valeriu Griţco,
Stéphanie Mourou-Vikström
ve İkinci Bölüm Yazı İşleri Müdür Yardımcısı Hasan Bakırcı’nın katılımıyla, 17 Ekim 2017 tarihinde, Daire olarak toplanan Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (İkinci Bölüm) heyeti, yukarıda belirtilen 28 Şubat 2012 tarihli başvuruyu ve 8 Nisan 2014 tarihli kararı dikkate alarak gerçekleştirdiği müzakerelerin ardından aşağıdaki kararı vermiştir:
OLAY
1. Başvuran Ali Gürbüz, Türk vatandaşı olup 1971 doğumludur ve Köln’de ikamet etmektedir. Başvuran, Mahkeme önünde İstanbul Barosuna bağlı Avukat İ. Akmeşe tarafından temsil edilmiştir.
A. Davanın Koşulları
2. Davaya konu olaylar başvuran tarafından ifade edildiği şekliyle, aşağıdaki gibi özetlenebilir:
3. Olayların meydana geldiği dönemde Ülkede Özgür Gündem Gazetesinin imtiyaz sahibi olan başvuran, 2 Ağustos 2004 tarihinde, gazetenin manşetinde ‘‘Devlet fırsatçı davrandı’’ başlıklı makaleyi ve iç sayfalarında ‘‘Karayılan, 1 Ağustos ve 1 Haziran kararları ile devletin yaklaşımlarını değerlendirdi’’ başlıklı makaleyi yayımlamıştır. Bu makalede, Kürdistan İşçi Partisi’nin (PKK) bir kolu olan KONGRA‑GEL’in ‘‘savunma komitesi’’ başkanı Murat Karayılan’ın PKK lideri Abdullah Öcalan tarafından 2 Ağustos 1999 tarihinde yapılan bir çağrının ardından alınan Türkiye sınırlarından çekilme kararı hakkında beyanları yer almıştır. Bu beyanlarda Murat Karayılan, özellikle söz konusu çağrının ardından gerillaların sürdürülebilir bir barış sağlamaya çalışmak amacıyla Türkiye’den çekildiğini, Devlet’in bu fırsatı değerlendirmediğini ileri sürmüştür. Yukarıda belirtilen makalede ayrıca, M. Karayılan’ın gerilla gruplarının yeniden yapılandırılması hakkındaki ifadeleri ve genç Kürtlere yönelttiği bir çağrı yer almıştır. Somut olayda söz konusu makalenin ilgili kısımları aşağıdaki gibidir:
‘‘ (...) Kürdistan gerillası artık klasik bir gerilla değildir. İnsani ve kültürel bakış açısını geliştirerek ve silah sanatını zenginleştirerek, ideolojik ve siyasi nitelikli bir eğitim perspektifini izlemektedir.
(...)
Bu vesileyle, tüm Kürdistan gençlerine gerillalara katılmaları için çağrıda bulunuyorum. Şüphesiz ki özgür halkın hareketi demokratik serhildanda önemli bir rol oynamaktadır. Bununla birlikte, Kürdistan gençliği bununla yetinmemelidir. Gençlerin büyük bir kısmı, gerillaya katılmalı, ilerici orijinal oluşumunu kanıtlamalı ve bu halk için [en iyi savaşçılar] olmalıdırlar (...) ’’
4. İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı, 2 Ağustos 2004 tarihli iddianameyle, başvuranı, 3713 sayılı Kanun’un 6. maddesinin 2. ve 4. fıkralarında öngörülen bir suç olan "yasa dışı silahlı bir örgütün beyanlarını yayımlamakla" suçlamıştır.
5. İstanbul Ağır Ceza Mahkemesi, 21 Haziran 2007 tarihinde başvuranın ilgilinin 3713 sayılı Kanun’un 6. maddesinin 2. ve 4. fıkralarında öngörülen suçu işlediğine karar vermiş ve başvuranı, 2.653 Türk lirası (TRY) (yani olayların meydana geldiği dönemde geçerli döviz kuruna göre yaklaşık olarak 1.516 avro) para cezası ödemeye mahkûm etmiştir.
6. Başvuran, 2 Temmuz 2007 tarihinde, temyiz başvurusunda bulunmuştur. Başvuran dilekçesinde Sözleşme’nin 10. maddesinin ihlal edildiğini ileri sürmüştür.
7. Yargıtay, 15 Şubat 2011 tarihinde, Anayasa Mahkemesi’nin 18 Haziran 2009 tarihli ve 26 Kasım 2009 tarihinde Resmi Gazete’de yayımlanan başvuranın mahkumiyetine konu yasa hükmünün anayasaya aykırılığına ilişkin olarak verilen kararda, basın organlarının imtiyaz sahiplerini 3713 sayılı Kanun’un 6. maddesinin 4. fıkrasında öngörülen cezai yaptırımlardan muaf tutulması gerektiğinin belirtilmiş olması nedeniyle başvuranla ilgili mahkûmiyet kararını bozmuştur.
8. İstanbul Ağır Ceza Mahkemesi, 27 Eylül 2011 tarihinde, Yargıtay ilamına uyarak, başvuranın beraatına karar vermiştir.
9. Bu karar, 5 Ekim 2011 tarihinde, temyiz başvurusunda bulunulmaması sebebiyle kesinleşmiştir.
B. İlgili İç Hukuk ve Uygulaması
10. Mahkeme, ilgili iç hukuk ve uygulaması için Gözel ve Özer/Türkiye kararına atıfta bulunmaktadır (no. 43453/04 ve 31098/05, § 23, 6 Temmuz 2010).
ŞİKÂYET
11. Başvuran, Sözleşme’nin 10. maddesini ileri sürerek, hakkında açılan ceza soruşturması sebebiyle ifade özgürlüğünün ihlal edildiğinden şikâyet etmektedir.
HUKUKİ DEĞERLENDİRME
12. Başvuran, başvuran hakkında açılan ceza soruşturması ve kovuşturmasının, sonucunda bir mahkûmiyet kararı bulunmamasına rağmen, yedi yıldan uzun sürmesi sebebiyle ifade özgürlüğü hakkını ihlal ettiği kanaatindedir. Başvuran bu bağlamda Sözleşme’nin 10. maddesini ileri sürmektedir, bu hükmün somut olayla ilgili kısmı aşağıdaki gibidir:
‘‘ 1. Herkes ifade özgürlüğü hakkına sahiptir. Bu hak, kamu makamlarının müdahalesi olmaksızın ve ülke sınırları gözetilmeksizin, kanaat özgürlüğünü ve haber ve görüş alma ve de verme özgürlüğünü de kapsar. (...)
2. Görev ve sorumluluklar da yükleyen bu özgürlüklerin kullanılması, yasayla öngörülen ve demokratik bir toplumda ulusal güvenliğin, toprak bütünlüğünün veya kamu güvenliğinin korunması, kamu düzeninin sağlanması ve suç işlenmesinin önlenmesi, sağlığın veya ahlakın, başkalarının şöhret ve haklarının korunması, gizli bilgilerin yayılmasının önlenmesi veya yargı erkinin yetki ve tarafsızlığının güvence altına alınması için gerekli olan bazı formaliteler, koşullar, sınırlamalar veya yaptırımlara tabi tutulabilir. ‘‘
13. Mahkeme öncelikle, başvuran hakkında açılan ceza soruşturmasının, başvuranın beraatıyla sonuçlandığını tespit etmektedir. Bununla birlikte Mahkeme, başvuranın halen, Sözleşme’nin 10. maddesinin ihlali sebebiyle mağdur sıfatının bulunduğunu ileri sürüp süremeyeceği hususunu incelemenin gerekli olmadığı kanaatindedir, dolayısıyla başvuranın şikâyetinin aşağıda belirtilen gerekçelerle kabul edilemez olduğu sonucuna varmıştır (bu anlamda bk. Çolak ve Kasımoğulları/Türkiye(kk), no. 75484/12, § 18, 16 Mayıs 2017).
14. Mahkeme, ileri sürülen müdahalenin kanunla öngörülmüş olduğunu ve Sözleşme’nin 10. maddesinin 2. fıkrası anlamında kamu güvenliğinin korunması, kamu düzeninin sağlanması ve suç işlenmesinin önlenmesi gibi meşru amaçlar gözettiğini gözlemlemektedir (Gözel ve Özer/Türkiye,no. 43453/04 ve 31098/05, §§ 43-45, 6 Temmuz 2010 veBelek/Türkiye, no. 36827/06, 36828/06 ve 36829/06, § 26, 20 Kasım 2012). Mahkeme ayrıca, ihtilaf konusunun, bu müdahalenin ‘‘demokratik bir toplumda gerekli’’ olup olmadığı sorusuyla ilgili olduğunu tespit etmektedir.
15. Bu bağlamda Mahkeme, başvurana karşı açılan ceza soruşturmasının kaynağında yer alan ihtilaf konusu yayını daha önce de incelediğini ve bu yayının şiddete teşvik edici olduğu kanaatine vardığını hatırlatmaktadır (Bayar/Türkiye (kk), no. 47098/11, § 13, 4 Temmuz 2017). Yukarıda belirtilen davada Mahkeme, aynı gazetenin yazı işleri müdürünün aynı ihtilaf konusu makalenin yayımlanması sonucunda cezaya mahkûm edilmesinin, izlenilen meşru amaçlara göre orantısız olduğunun değerlendirilemeyeceği kanaatine varmıştır (daha önce anılan Bayar, § 16). Bu kanaat, öncelikle (a fortiori), başvuran hakkında açılan ve beraatıyla sonuçlanan ceza soruşturması için de geçerlidir.
16. Mahkeme son olarak, başvuran hakkında açılan ceza kovuşturmasının, iddianamenin sunulduğu 2 Ağustos 2004 tarihinde başlatıldığını ve İstanbul Ağır Ceza Mahkemesi’nin kararını verdiği 27 Eylül 2011 tarihinde sonlandırıldığını kaydetmektedir. Bu sebeple Mahkeme, başvuranın yedi yıldan fazla süren bu önemli zaman aralığı boyunca mahkûm edilme riski yaşadığı cezanın, sadece bir para cezası olduğunu tespit etmektedir (aksi bir dava için (a contrario) bk.Dilipak/Türkiye, no. 29680/05, § 71, 15 Eylül 2015).
17. Mahkeme, bu koşullarda, somut olayda başvuran aleyhinde alınan tedbirin, ulusal makamların benzer bir davada sahip olduğu takdir yetkisi bakımından (Sürek/Türkiye (no. 1) [BD], no. 26682/95, § 65, AİHM 1999‑IV), izlenen meşru amaçlara göre orantısız olarak değerlendirilemeyeceği kanısındadır.
18. Sonuç olarak başvuru, açıkça dayanaktan yoksundur ve Sözleşme’nin 35. maddesinin 3. fıkrasının a) bendi ve 4. fıkrası uyarınca, reddedilmelidir.
Bu gerekçelerle, Mahkeme, oy birliğiyle;
Başvurunun kabul edilemez olduğuna karar vermiştir.
İşbu karar Fransızca dilinde tanzim edilmiş ve 16 Kasım 2017 tarihinde yazılı olarak tebliğ edilmiştir.
Hasan BakırcıLedi Bianku
Yazı İşleri Müdür YardımcısıBaşkan
Full & Egal Universal Law Academy