AVRUPA İNSAN HAKLARI MAHKEMESİ
İKİNCİ BÖLÜM
KABUL EDİLEBİLİRLİK HAKKINDA KARAR
Başvuru No: 33218/07
Cengiz GÜRKAN / TÜRKİYE
Başkan,
Paul Lemmens,
Hâkimler,
Valeriu Griţco,
Stéphanie Mourou-Vikström,
ve Bölüm Yazı İşleri Müdür Yardımcısı Hasan Bakırcı’nın katılımıyla 29 Mayıs 2018 tarihinde Komite halinde toplanan Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (İkinci Bölüm),
20 Temmuz 2007 tarihinde yapılan yukarıdaki başvuruyu göz önüne alarak,
Hükümet tarafından ibraz edilen görüşleri ve bu görüşlere karşılık olarak başvuran tarafından ibraz edilen görüşleri dikkate alarak,
gerçekleştirilen müzakerelerin sonucunda aşağıdaki kararı vermiştir:
OLAYLAR
1. Başvuran Cengiz Gürkan, 1973 doğumlu bir Türk vatandaşı olup, halihazırda İstanbul’da ikamet etmektedir. Mahkeme önünde İstanbul Barosuna kayıtlı Avukat E. Kanar tarafından temsil edilmiştir.
2. Türk Hükümeti (“Hükümet”), kendi yetkilisi tarafından temsil edilmiştir.
A. Davanın Koşulları
3. Dava konusu olaylar, taraflarca ibraz edildiği şekliyle, aşağıdaki gibi özetlenebilir.
4. Başvuran, 10 Nisan 2004 tarihinde, adam öldürme ve yaralama suçlarını işlediği şüphesiyle gözaltına alınmıştır.
5. Başvuran 13 Nisan 2004 tarihinde tutuklanmıştır.
6. Bakırköy Cumhuriyet Savcılığı, 17 Mayıs 2004 tarihinde, yukarıdaki suçlarla ilgili olarak başvuran hakkında Bakırköy 3. Ağır Ceza Mahkemesine bir iddianame sunmuştur.
7. Yargılamayı yürüten mahkeme, 21 Mayıs 2004 tarihinde, tensip duruşması düzenlemiş ve başvuranın tutukluluk halinin devamına karar vermiştir.
8. Yargılamayı yürüten mahkeme, başvuranın hazır bulunduğu sırasıyla 27 Ocak 2006 ve 28 Şubat 2007 tarihli duruşmalarda, başvuranın tutukluluk halinin devamına karar vermiştir.
9. Başvuran, sırasıyla 3 Şubat 2006 ve 6 Mart 2007 tarihlerinde, bu kararlara itiraz etmiştir. Bakırköy 4. Ağır Ceza Mahkemesi, sırasıyla 10 Şubat 2006 ve 13 Mart 2007 tarihlerinde, bu itirazları sözlü duruşma yapmaksızın reddetmiştir.
10. Mahkeme, 8 Ekim 2007 tarihinde, başvuranı 13 yıl 4 ay hapis cezasına mahkum etmiştir.
11. Yargıtay, 28 Ocak 2010 tarihinde, ilk derece mahkemesinin kararını onamıştır. Başvuran 6 Mart 2010 tarihinde serbest bırakılmıştır.
12. Başvuran, 19 Ağustos 2013 tarihinde, ceza yargılamalarının uzun olduğu şikayetiyle, 6834 sayılı Kanun ile kurulan Tazminat Komisyonuna başvurmuştur. Tazminat Komisyonu, 3 Haziran 2014 tarihli bir kararla, başvuranın yargılamaların uzunluğuna ilişkin şikâyetinin incelenmesini, AİHM’in ilgili başvuru hakkında iç hukuk yollarının tüketilmesine dair kararını vermesine kadar askıya almıştır.
B. İlgili iç hukuk ve uygulama
13. İlgili iç hukuka ve uygulamaya ilişkin açıklamalar Turgut ve Diğerleri/Türkiye ((k.k.), no. 4860/09, §§ 19-26, 26 Mart 2013), Şefik Demir/Türkiye ((k.k.), no. 51770/07, §§ 29-33, 16 Ekim 2012) ve Altınok/Türkiye (no. 31610/08, §§ 28-32, 29 Kasım 2011) kararlarında bulunabilir.
ŞİKÂYETLER
14. Başvuran, Sözleşme’nin 5 § 3 maddesi kapsamında, tutukluluk süresinin uzunluğundan şikayet etmiştir. Başvuran ek olarak, Sözleşme’nin 6 § 2 maddesi kapsamında, uzun bir süre tutuklu kalması nedeniyle masumiyet karinesinin ihlal edildiğini iddia etmiştir.
15. Başvuran, tutukluluğunun hukuka uygunluğuna itiraz edebileceği etkili bir başvuru yolunun olmadığını ifade etmiştir. Başvuran özellikle itirazları incelenirken, hakim huzuruna çıkamaması hususunda şikayette bulunmuştur. Başvuran, bu şikayetlerle ilgili olarak Sözleşme’nin 6 § 3 (b) ve 13. maddelerine dayanmıştır.
16. Başvuran ayrıca, Sözleşme’nin 6 § 1 maddesi kapsamında, ceza yargılamasının uzunluğunun aşırı olduğu konusunda şikâyette bulunmuştur.
17. Başvuran son olarak, Sözleşme’nin 6 ve 13. maddeleri kapsamında, hakkında adil bir yargılama yürütülmediğini ve yerel mahkemelerin, delillerin değerlendirilmesi ve kanunun yorumlanmasında hatalı olduklarını iddia etmiştir.
HUKUKİ DEĞERLENDİRME
A. Sözleşme’nin 5 § 3 maddesi
18. Başvuran, Sözleşme’nin 5 § 3 maddesi kapsamında, tutukluluk süresinin uzunluğunun aşırı olmasından şikayet etmiştir. Başvuran ek olarak, Sözleşme’nin 6 § 2 maddesi kapsamında, uzun bir süre tutuklu kalması nedeniyle masumiyet karinesinin ihlal edildiği konusunda şikayette bulunmuştur.
19. Mahkeme, başvuranın şikayetlerinin genel olarak tutukluluk halinin uzunluğuyla ilgili olması nedeniyle, sadece Sözleşme’nin 5 § 3 maddesi kapsamında incelenmesinin uygun olduğu kanısındadır (bk. Can/Türkiye (k.k.), no. 6644/08, 14 Nisan 2009).
20. Hükümet, Mahkemeden, iç hukuk yollarının tüketilmediği gerekçesiyle başvurunun bu kısmını reddetmesini talep etmiştir. Bu bakımdan Hükümet, başvuranın Ceza Muhakemesi Kanunu’nun (“CMK”) 141. maddesi uyarınca tazminat talep etmesi gerektiğini belirtmiştir.
21. Mahkeme, tutukluluk halinin uzunluğuna ilişkin CMK’nın 141. maddesinde öngörülen iç hukuk yolunun Şefik Demir/Türkiye ((k.k.), no. 51770/07, §§ 17‑35, 16 Ekim 2012) davasında incelendiğini ve haklarındaki mahkumiyet kararı kesinleşen başvuranlar tarafından tüketilmesi gerektiğine karar verildiğini gözlemlemektedir.
22. Mahkeme somut davada, başvuranın tutukluluğunun 8 Ekim 2007 tarihinde Bakırköy Ağır Ceza Mahkemesinin mahkumiyetine hükmetmesi ile sona erdiğini kaydetmektedir. Söz konusu karar, 28 Ocak 2010 tarihinde Yargıtay’ın kararı ile kesinleşmiştir. Bu tarihten itibaren başvuran, CMK’nın 141. maddesi uyarınca tazminat talep etme hakkına sahip olmasına rağmen (bk. yukarıda anılan Şefik Demir, § 35), bu kanun yoluna başvurmamıştır.
23. Mahkeme, iç hukuk yollarının tüketilip tüketilmediğine ilişkin değerlendirmenin, normal şartlarda, Mahkeme’ye başvurunun yapıldığı tarih esas alınarak gerçekleştirildiğini hatırlatmaktadır. Ancak, Mahkeme’nin birçok kararında belirttiği üzere bu kural, her davanın kendine özgü koşullarıyla haklı kılınabilecek istisnalara tabidir (bk. İçyer / Türkiye (k.k.), no. 18888/02, § 72, AİHM 2006-I). Mahkeme, daha önce tutukluluğun uzunluğuna ilişkin davalarda, ceza yargılamalarında nihai kararın verilmesinden sonra başvurulabilen, yukarıda bahsedilen kanun yoluna ilişkin olarak bu kuraldan ayrılmıştır (bk. diğer kararlar arasında, Tutal ve Diğerleri/Türkiye (k.k.), no. 11929/12, 28 Ocak 2014). Mahkeme, söz konusu istisnanın somut davada da uygulanması gerektiği kanaatindedir.
24. Sonuç olarak, Mahkeme, Hükümet’in itirazını dikkate alarak, başvurunun bu kısmının, Sözleşme’nin 35 §§ 1 ve 4. maddesi uyarınca, iç hukuk yollarının tüketilmemiş olması nedeniyle reddedilmesi gerektiği kanaatine varmıştır.
B. Sözleşme’nin 5 § 4 maddesi
25. Başvuran, Sözleşme’nin 6. ve 13. maddelerine dayanarak, tutukluluk haline yönelik yaptığı itiraz hakkında karar verilirken itirazı inceleyen mahkeme huzurunda bulunmadığı konusunda şikayette bulunmuştur. Mahkeme, somut davanın koşulları altında, bu şikayetlerin Sözleşme’nin 5 § 4 maddesi kapsamında incelenmesinin uygun olduğu kanısındadır.
26. Hükümet bu argümana itiraz etmiştir.
27. Mahkeme ilk olarak, somut başvurunun 20 Temmuz 2007 tarihinde yapıldığını gözlemlemektedir. Sonuç olarak, başvuranın, 10 Şubat 2006 tarihinde tutukluluk halinin devamına ilişkin inceleme yapılırken Bakırköy 4. Ağır Ceza Mahkemesi huzuruna çıkamadığına yönelik şikayeti, 6 aylık süre sınırı dolduktan sonra yapılmıştır (bk. Adem Serkan Gündoğdu/Türkiye, no. 67696/11, § 27, 16 Ocak 2018).
28. Mahkeme, Türk hukuk sisteminde, tutukluluğun uzatılması hususunun düzenli aralıklarla resen incelendiğine dikkat çekmektedir (soruşturma aşamasında her ay ve kovuşturma aşamasında esasa ilişkin her duruşmada ya da daha sıklıkla). Ayrıca, bir tutuklu, soruşturma ve kovuşturma aşamasında herhangi bir zamanda tahliyesi için talepte bulunabilir ve bu talebini belli bir süre beklemek zorunda olmadan tekrarlayabilir. Ayrıca, tutukluluk haline ilişkin olarak tutuklunun talebi üzerine ya da resen verilen tüm kararlara karşı itirazda bulunulabilir (bk. Altınok/Türkiye, no. 31610/08, § 53, 29 Kasım 2011 ve Erişen ve Diğerleri/Türkiye, no. 7067/06, § 52, 3 Nisan 2012). Mahkeme, böyle bir sistemde, yapılan her itiraz için duruşma düzenleme koşulunun, ceza yargılamalarında aksamalara yol açabileceğini kabul etmektedir (Knebl/Çek Cumhuriyeti, no. 20157/05, § 85, 28 Ekim 2010). Bu değerlendirmeler ışığında ve Sözleşme’nin 5 §4 maddesi kapsamında özellikle hız gereksinimi konusunda yargılamaların kendine özgü niteliği dikkate alındığında, Mahkeme, istisnai koşullar bulunmadıkça, her bir itiraz için duruşma düzenlemenin gerekli olmadığı kanısındadır (bk. Altınok, yukarıda anılan, § 54); Mahkeme bu kapsamda, yargılamaların çekişmeli olması ve taraflar arasında, diğer bir ifadeyle savcı ile tutuklu arasında, silahların eşitliği ilkesinin her zaman sağlanması amacıyla tutukluluk sürecinde tahliye taleplerini inceleyen yerel mahkemelerin “yargı sürecine ilişkin güvenceleri” sağlaması gerektiğini hatırlatmaktadır.
29. Somut davada, Bakırköy 3. Ağır Ceza mahkemesi tarafından gerçekleştirilen 28 Şubat 2007 tarihli duruşma sonrasında, başvuran devam eden tutukluluk haline itirazda bulunmuştur. Söz konusu itiraz, 13 Mart 2007 tarihinde, itirazı inceleyen mahkeme tarafından dosya üzerinden incelenerek reddedilmiştir. Ancak Mahkeme, başvuranın 28 Şubat 2007 tarihinde, yani 14 gün önce yargılamayı yürüten mahkeme huzuruna çıktığını kaydetmektedir. Sonuç olarak Mahkeme, itirazı inceleyen mahkeme önünde ayrıca bir sözlü duruşma gerçekleştirilmesinin gerekli olmadığı kanısındadır.
30. Dolayısıyla Mahkeme, somut davanın koşulları kapsamında, itiraza ilişkin yargılamalar sırasında sözlü duruşma yapılmamasının, silahların eşitliği ilkesini tehlikeye düşürmediği sonucuna varmıştır (bk. yukarıda anılan Altınok, §§ 54-55; Çatal/Türkiye, no. 26808/08, § 40, 17 Nisan 2012; Ali Rıza Kaplan/Türkiye, no. 24597/08, §§ 28-32, 13 Kasım 2014 ve Adem Serkan Gündoğdu, yukarıda anılan, §§ 41-45). Başvurunun bu kısmı açıkça dayanaktan yoksun olup, Sözleşme’nin 35 §§ 3 ve 4. maddesi uyarınca reddedilmelidir.
C. Sözleşme’nin 6 § 1 maddesi
31. Başvuran, ceza yargılamasının uzunluğunun, Sözleşme’nin 6 § 1 maddesinde düzenlenen “makul süre” koşuluyla bağdaşmadığı konusunda şikâyette bulunmuştur.
32. Hükümet, yargılamaların uzunluğu ve kararların icra edilmemesiyle ilgili başvuruların incelenmesi için 6384 sayılı Kanun uyarınca yeni bir Tazminat Komisyonu’nun kurulduğunu kaydetmiştir. Hükümet, iç hukuk yollarının tüketilmediği gerekçesiyle başvurunun bu kısmının kabul edilemez bulunması gerektiğini ileri sürmüştür. Hükümet ayrıca, Tazminat Komisyonunun, sadece Mahkemenin kabul edilebilirlik hakkındaki kararı sonrasında başvuranın şikayetini inceleyebileceğini belirtmiştir (bk. yukarıda § 12).
33. Mahkeme, Ümmühan Kaplan/Türkiye (no. 24240/07, 20 Mart 2012) davasında pilot karar usulünün uygulanması sonrasında Türkiye’de yeni bir iç hukuk yolunun oluşturulduğunu gözlemlemiştir. Mahkeme daha sonra, Turgut ve Diğerleri ((k.k.), no. 4860/09, 26 Mart 2013) davasındaki kararında, başvuranların iç hukuk yollarını, yani yeni hukuk yolunu tüketmedikleri gerekçesiyle yeni bir başvuruyu kabul edilemez bulmuştur. Mahkeme bu kararı verirken özellikle, bu yeni hukuk yolunun muhtemel surette (a priori) erişilebilir olduğunu ve yargılamanın uzunluğuna ilişkin şikâyetler için makul bir tazmin imkânı sunabildiğini değerlendirmiştir.
34. Mahkeme, Ümmühan Kaplan (yukarıda anılan, § 77) davasında vermiş olduğu kararda, daha önce Hükümete bildirilmiş olan bu tür başvuruları, olağan prosedür kapsamında yine de inceleyebileceğini vurguladığını kaydetmektedir.
35. Ancak Mahkeme, başvuranın, başvurusu Hükümete iletildikten sonra yukarıda anılan Komisyona başvurduğu hususunda Mahkemeyi bilgilendirmesini ve Tazminat Komisyonunun, başvuranın yargılamaların uzunluğuna ilişkin şikâyetinin incelemesini Mahkemenin ilgili başvuru hakkında iç hukuk yollarının tüketilmesine ilişkin kararını verene kadar askıya aldığına dair 3 Haziran 2014 tarihli kararını göz önünde bulundurarak; yukarıda anılan Turgut ve Diğerleri davasındaki kararını yinelemektedir.
36. Dolayısıyla Mahkeme, iç hukuk yollarının tüketilmemesi nedeniyle başvurunun bu kısmının Sözleşme’nin 35 §§ 1 ve 4. maddesi uyarınca reddedilmesi gerektiği sonucuna varmıştır.
D. Diğer Şikâyetler
37. Başvuran ayrıca, Sözleşme’nin 6 ve 13. maddeleri uyarınca, ceza yargılamalarının adil yürütülmediği hususunda şikayette bulunmuştur. Mahkeme, mevcut bilgi ve belgeleri göz önünde bulundurarak ve şikâyet konusu hususları görev alanına girdiği ölçüde dikkate alarak, başvurunun bu kısmında Sözleşme veya Ek Protokollerde belirtilen hak ve özgürlükler açısından herhangi bir ihlalin söz konusu olmadığı kanaatine varmıştır.
38. Dolayısıyla Mahkeme, başvurunun bu kısmının Sözleşme’nin 35 § 4 maddesi uyarınca reddedilmesi gerektiği sonucuna varmıştır.
Bu gerekçelerle, Mahkeme, oy birliğiyle,
Başvurunun kabul edilemez olduğuna karar vermiştir.
İşbu karar, İngilizce olarak tanzim edilmiş ve 21 Haziran 2018 tarihinde yazılı olarak bildirilmiştir.
Hasan BakırcıPaul Lemmens
Yazı İşleri Müdür YardımcısıBaşkan
Full & Egal Universal Law Academy