AVRUPA İNSAN HAKLARI MAHKEMESİ
İKİNCİ BÖLÜM
KABUL EDİLEBİLİRLİK HAKKINDA KARAR
Başvuru No. 70067/12
Şenol GÜRKAN / Türkiye
Başkan,
Egidijus Kūris,
Hâkimler,
Arnfinn Bårdsen,
Darian Pavli,
ve Bölüm Yazı İşleri Müdür Yardımcısı Hasan Bakırcı’nın katılımıyla, 12 Mayıs 2020 tarihinde Komite olarak toplanan Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (İkinci Bölüm), 21 Eylül 2012 tarihinde sunulan, yukarıda belirtilen başvuruyu dikkate alarak gerçekleştirdiği kapalı oturumdaki müzakereler sonucunda aşağıdaki kararı vermiştir:
1 OLAY VE OLGULAR
1. Başvuran Şenol Gürkan, 1978 doğumlu bir Türk vatandaşı olup, İstanbul’da ikamet etmektedir. Başvuran, Mahkeme önünde Kocaeli Barosuna bağlı Avukat E. Olkun tarafından temsil edilmiştir.
Davanın Koşulları
2. Davaya ilişkin olay ve olgular, başvuran tarafından ifade edildiği şekliyle, aşağıdaki gibi özetlenebilir.
3. Yasa dışı bir örgüte üye olduğuna dair hakkında şüphe duyulan başvuran, Ankara’da 6 Ocak 2001 tarihinde gözaltına alınmıştır. Aynı gün düzenlenen tıbbi raporda, ilgilinin vücudunda herhangi bir lezyonun bulunmadığı sonucuna varılmıştır.
4. Bir başka tıbbi rapor, 12 Ocak 2001 tarihinde düzenlenmiştir. Söz konusu raporda, başvuranın sağ kaval kemiği üzerinde, 1 cm x 0,5 cm çapında dört lezyonun ve üç ila dört gün önce meydana geldiği görülen, 6-7 cm çapında ekimotik bir sıyrığın bulunduğu belirtilmiştir. İlgili, aynı gün, Cumhuriyet Savcısı’nın, ardından nöbetçi hâkimin huzuruna çıkarılmıştır ve söz konusu hâkim ilgilinin tutuklanmasına karar vermiştir.
5. Başvuran tarafından dile getirilen kötü muamele iddiaları, idari yargılama kapsamında, ardından Ankara Ağır Ceza Mahkemesi huzurunda ceza yargılaması kapsamında incelenmiştir. Üç temyiz başvurusunun ardından, dört polis memuru, 6 Şubat 2013 tarihli kararla, on ay hapis cezasına mahkûm edilmiş ve ardından hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına karar verilmiştir. Söz konusu 6 Şubat 2013 tarihli karar, Ankara 2. Ağır Ceza Mahkemesi tarafından onaylanarak, 20 Şubat 2013 tarihinde kesinleşmiştir.
6. Başvuran, 5 Nisan 2013 tarihinde, Anayasa Mahkemesine bireysel başvuruda bulunmuştur. Anayasa Mahkemesi, 9 Eylül 2015 tarihinde, Türk Anayasası’nın 17. maddesine dayanarak, kötü muamele yasağının hem esas hem de usul yönünden ihlal edildiği sonucuna varmıştır. Başvurana tazminat ödenmesine ilişkin olarak, Anayasa Mahkemesi, suçun işlendiği tarihten beri önemli bir zamanın geçmesi nedeniyle yeni delil unsurlarını elde etmedeki zorluğu, yargılamanın çok uzun sürmesi nedeniyle ceza zaman aşımı sürelerinin uygulanmasını ve başvuranın, yargılamanın yeniden açılmasının yargılamayı uzatabileceği gerekçesiyle yalnızca manevi zararını ağırlaştıracağı yönündeki açıklamasını dikkate alarak, davanın yeniden açılmasına karar verme yönünde herhangi bir hukuki menfaatin bulunmadığı kanaatine varmıştır. Anayasa Mahkemesi, bu unsurlar göz önünde bulundurulduğunda, başvuran tarafından Hazineye gönderilen ödeme talebinin ardından dört ay içinde ödenmemesi durumunda yasal gecikme faizi eklenmek suretiyle, ilgiliye, maruz kaldığı manevi zarar bağlamında, 55.000 Türk lirası (TRY) - yaklaşık 16.370 avroya karşılık gelmektedir - tutarının ödenmesinin uygun olduğu kanısına varmıştır. Anayasa Mahkemesi aynı zamanda, ilgiliye yargılama masraflarının (198,35 TRY) ve avukatına ilişkin hizmet ücretlerinin (1.500 TRY) geri ödenmesine karar vermiştir.
ŞİKÂYETLER
7. Başvuran, Sözleşme’nin 3 ve 6. maddelerine dayanarak, gözaltında bulunduğu sırada kötü muamelelere maruz kaldığını ve bu bağlamda yürütülen ceza soruşturmasının etkin olmadığını ileri sürmektedir.
2 HUKUKİ DEĞERLENDİRME
8. Mahkeme öncelikle, mevcut başvurunun, ulusal düzeyde yürütülen ceza yargılamasının sona erdiği tarihten (20 Şubat 2013, yukarıda 5. paragraf) ve Anayasa Mahkemesine başvurulduğu tarihten (5 Nisan 2013, yukarıda 6. paragraf) önce, 21 Eylül 2012 tarihinde yapıldığını kaydetmektedir.
9. Mahkeme, bir başvuranın mağdur sıfatına ilişkin olarak, ulusal makamların bir ihlal tespit etmeleri ve bu makamların kararlarının ihlale ilişkin uygun ve yeterli bir telafi teşkil etmesi halinde, ilgili tarafın bundan böyle Sözleşme’nin 34. maddesi anlamında mağdur olduğunu ileri süremeyeceğini hatırlatmaktadır (Eckle/Almanya, 15 Temmuz 1982, §§ 64-70, A serisi No. 51, Dalban/Romanya [BD], No. 28114/95, § 44, AİHM 1999-VI, Jensen ve Rasmussen/Danimarka (k.k.), No. 52620/99, 20 Mart 2003, Cataldo/İtalya (k.k.), No. 45656/99, 3 Haziran 2004, Freimanis ve Līdums/Letonya, No. 73443/01 ve 74860/01, § 68, 9 Şubat 2006, Cocchiarella/İtalya [BD], No. 64886/01, §§ 71-72, AİHM 2006-V, Sergio Murillo Saldias ve diğerleri/İspanya (k.k.), No. 76973/01, 28 Kasım 2006, Volkan/Türkiye (k.k.), No. 3449/09, §§ 30-33, 20 Ekim 2015, ve Kaya ve diğerleri/Türkiye (k.k.), No. 9342/16, § 37, 20 Mart 2018). Başvurana sunulan telafinin uygun ve yeterli niteliği, özellikle söz konusu olan Sözleşme ihlalinin niteliği (Gäfgen/Almanya [BD], No. 22978/05, § 116, AİHM 2010) ve ulusal hukuk yolunun özellikleri ve etkinliği (yukarıda belirtilen Cocchiarella kararı, §§ 96-97) dikkate alındığında, davanın koşullarının tamamına bağlı olmaktadır.
10. Somut olayda, Anayasa Mahkemesi, 9 Eylül 2015 tarihli kararla, başvuran hakkında kötü muamele yasağının esas ve usul yönlerinden ihlal edildiğini belirtmiştir. Anayasa Mahkemesi, neredeyse sona eren ceza zaman aşımı süresini ve ilgilinin yargılamayı daha fazla uzatmama isteğini dikkate alarak, polisler hakkında yürütülen ceza soruşturmasının yeniden açılmasına karar vermemiştir (yukarıda belirtilen Kaya ve diğerleri kararıyla §§ 43-45 kıyaslayınız, bu kararda Anayasa Mahkemesi tarafından tespit edilen usuli boşlukları doldurmak için soruşturmanın yeniden açılmasına karar verilmiştir; usuli yükümlülüklere ilişkin olarak, ayrıca bk., Jeronovičs/Letonya [BD], No. 44898/10, §§ 118-123, 5 Temmuz 2016, ve bu karara ilişkin Bakanlar Komitesinin nihai kararı CM/ResDH(2017)312 ; ayrıca bk., Kutlu ve diğerleri/Türkiye (k.k.), No. 18357/11, 12 Mart 2019, Taşdemir ve diğerleri/Türkiye (k.k.), No. 52538/09, 12 Mart 2019, ve Karaca/Türkiye (k.k.), No. 5809/13, 12 Mart 2019, bu davalarda aynı zamanda, soruşturmaların yeniden açılmasını engelleyen hukuki (de jure) veya fiili (de facto) engeller söz konusu olmuştur).
11. Anayasa Mahkemesi, davanın bu yönünü dikkate alarak, masraf ve giderlerin yanı sıra, başvurana maruz kaldığı manevi zarar bağlamında 16.370 avroya eşdeğer bir tutarın ödenmesine karar vermiştir. Anayasa Mahkemesi, idareye dört aylık bir ödeme süresi tanımıştır ve bu sürenin sonunda ödeme yapılmadığı takdirde, tazminata yasal gecikme faizi eklenecektir (yukarıda 6. paragraf).
12. Mahkeme, yukarıda belirtilen hususları göz önünde bulundurarak, başvuranın ihlale ilişkin yeterli bir tazmin elde ettiği kanaatine varmaktadır. Nitekim, başvuran ile ilgili olarak iki ihlal tespit edilmiştir ve manevi zarar bağlamında ilgiliye ödenmesine karar verilen meblağ bu türden davalarda Mahkeme tarafından ödenmesine karar verilen miktarlara benzerdir (örnek olarak, bk., Daşlık/Türkiye, No. 38305/07, § 71, 13 Haziran 2017, ve Vatandaş/Türkiye, No. 37869/08, § 39, 15 Mayıs 2018; kendi hukuk sistemi, gelenekleri ve ülkenin yaşam düzeyi ile tutarlı bir şekilde tazminata ilişkin bir hukuk yolu düzenlemek için Devletlere bu bağlamda verilen takdir yetkisi hakkındaki değerlendirmelerle ilgili olarak, bk., yukarıda belirtilen Cocchiarella kararı, §§ 79-80).
13. Mahkeme, mağdur sıfatının kaybedilmesi için gereken iki koşulun böylelikle somut olayda oluştuğunu dikkate alarak, Sözleşme’nin 35. maddesinin 3. fıkrasının (a) bendi ve 4. fıkrası uyarınca, başvurunun Sözleşme hükümleriyle kişi bakımından (ratione personae) bağdaşmadığı gerekçesiyle kabul edilemez olduğuna karar vermektedir.
Bu gerekçelerle, Mahkeme, oy birliğiyle,
Başvurunun kabul edilemez olduğuna karar vermiştir.
İşbu karar, Fransızca dilinde tanzim edilmiş olup, 11 Haziran 2020 tarihinde yazılı olarak bildirilmiştir.
Hasan BakırcıEgidijus Kūris
Yazı İşleri Müdür YardımcısıBaşkan
Full & Egal Universal Law Academy