AVRUPA İNSAN HAKLARI MAHKEMESİ
İKİNCİ BÖLÜM
KABUL EDİLEBİLİRLİK HAKKINDA KARAR
Başvuru no: 38019/18
Selim GÜRPINAR / Türkiye
Başkan
Valeriu Griţco,
Hâkimler
Branko Lubarda,
Pauliine Koskelo
ve Bölüm Yazı İşleri Müdür Yardımcısı Hasan Bakırcı’nın katılımıyla 13 Ekim 2020 tarihinde komite halinde toplanan Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (İkinci Bölüm),
4 Ağustos 2018 tarihinde yapılan başvuruyu ve davalı Hükümet tarafından sunulan görüşler ile başvuran tarafından cevaben sunulan görüşleri göz önünde bulundurarak,
Gerçekleştirilen müzakerelerin ardından aşağıdaki kararı vermiştir:
OLAY VE OLGULAR
1. Başvuran Selim Gürpınar, Türk vatandaşı olup, 1979 doğumludur ve Ankara’da ikamet etmektedir. Mahkeme önünde, Ankara Barosuna bağlı Avukat M. Alsan tarafından temsil edilmiştir.
Türk Hükümeti (“Hükümet”) ise kendi görevlisi tarafından temsil edilmiştir.
2. Davaya ilişkin olay ve olgular, taraflarca ifade edildiği şekliyle, aşağıdaki gibi özetlenebilir.
3. Başvuran 7 Ocak 2016 tarihinde, Ankara’da bulunan bir taşınmazdan pay (300 m2’ye tekabül eden) satın almıştır.
4. Satın alındığı sırada, söz konusu taşınmaz, 6 Mayıs 1997 tarihinden itibaren imar planında ilk başta “ağaçlandırılacak alan”; 13 Ekim 2015 tarihinden itibaren ise imar planında yapılan değişiklik sonrasında, “ticari rekreasyon” alanı olarak sınıflandırılmıştır. Dolayısıyla, söz konusu taşınmaz ilk başta “inşa edilemez”; sonrasında ise “inşa edilebilir” alan idi.
5. Başvuran belirtilmeyen bir tarihte, idareden taşınmazın kamulaştırılması talebinde bulunmuştur.
6. Başvuran, talebine cevap verilmemesi ve bunun talebin zımnen reddi anlamına gelmesi nedeniyle, 17 Mart 2016 tarihinde, mülkün idareye devri ve kamulaştırma bedelinin belirlenmesi istemiyle İdare Mahkemesine başvurmuştur.
7. İdare Mahkemesi 19 Ekim 2016 tarihli kararla, bu talebi reddetmiştir.
8. İdare Mahkemesi öncelikle, Belediyenin söz konusu araziye el atmadığını belirtmiştir. Daha sonra, başvuranın 7 Ocak 2016 tarihinde taşınmazı iktisap ettiğini ve taşınmaz ile ilgili kısıtlamalara, bu tarihten itibaren maruz kaldığını gözlemlemiştir. Buna göretaşınmazı iktisap ettiği tarihten bu yana geçen süre dikkate alındığında, başvuran, aşırı bir yüke maruz kaldığı iddiasında bulunamayacaktır
9. Ankara Bölge İdare Mahkemesi 30 Mart 2017 tarihli kararla, 19 Ekim 2016 tarihli kararı onamıştır.
10. Danıştay 12 Ekim 2017 tarihinde, temyiz edilen kararın usul kurallarına ve yasal hükümlere uygun olduğu gerekçesiyle başvuran tarafından yapılan temyiz başvurusunu reddetmiştir.
11. Anayasa Mahkemesi 20 Haziran 2018 tarihinde, başvuran tarafından yapılan bireysel başvurunun, açıkça dayanaktan yoksun olduğu gerekçesiyle, kabul edilemez olduğuna karar vermiştir. Bu karar 29 Haziran 2018 tarihinde başvurana tebliğ edilmiştir.
ŞİKÂYETLER
12. Başvuran, 1 No.lu Ek Protokol’ün 1. maddesini ve Sözleşme’nin 6. maddesini ileri sürerek, arazisinin üzerine inşaat yapılamaması nedeniyle mülkiyetine saygı hakkının ihlal edildiğinden ve ulusal mahkemelerin, taşınmazının kamulaştırılması talebini kabul etmemelerinden yakınmaktadır.
HUKUKİ DEĞERLENDİRME Başvuran, davanın koşullarının, 1 No.lu Ek Protokol’ün 1. maddesini ve Sözleşme’nin 6. maddesini ihlal ettiğini ileri sürmektedir. Hükümet, Mahkemeden, başvuruyu, açıkça dayanaktan yoksun olduğu gerekçesiyle kabul edilemez olarak açıklamasını istemektedir. Hükümet, başvuranın, bir yandan kamu yararı gereklilikleri ile diğer yandan mülkiyete saygı hakkının korunması arasında var olması gereken adil dengeyi bozan özel ve aşırı bir yüke katlamak zorunda kalmadığını ileri sürmektedir. Mahkeme, hâkim hukuku kendiliğinden uygular (jura novit curia) ilkesi gereğince, Sözleşme ve Protokolleri gereğince başvuran tarafından ileri sürülen hukuki gerekçelerle sınırlı olmadığını ve bir şikâyeti, başvuran tarafından ileri sürülenler dışındaki Sözleşme maddeleri ya da hükümleri kapsamında inceleyerek, bu şikâyete konu edilen olaylara ilişkin yapılacak hukuki nitelendirme hususunda karar verebildiğini hatırlatmaktadır (Guerra ve diğerleri/İtalya, 19 Şubat 1998, § 44, Karar ve Hükümler Derlemesi 1998‑I, Radomilja ve diğerleri/Hırvatistan [BD], no. 37685/10 ve 22768/12, § 126, 20 Mart 2018). Olay ve olguların hukuki tavsifini kendisi takdir eden Mahkeme, başvuran tarafından sunulan şikâyetlerin, yalnızca 1 No.lu Protokol’ün 1.maddesi kapsamında incelenmesinin uygun olacağı kanısındadır. Mahkemenin yerleşik içtihadına göre, bir arazinin, imar planında, daha sonra kamulaştırılması amacıyla sosyal tesis inşaatına tahsis edilmesi sebebiyle üzerine inşaat yapılmasının yasaklanmasının, 1 No.lu Protokol’ün 1. maddesinin birinci cümlesi uyarınca bir müdahale teşkil ettiğini hatırlatmaktadır (Hakan Arı/Türkiye, no. 13331/07, § 37, 11 Ocak 2011 ve Ziya Çevik/Türkiye, no. 19145/08, § 46, 21 Haziran 2011). Mahkeme aynı zamanda, Sözleşmeci Devletlerin bölgesel planlama kadar karmaşık ve zor bir alanda şehircilik politikalarını yürütmeleri konusunda geniş bir takdir yetkisine sahip olduklarını da hatırlatmaktadır (yukarıda anılan Sporrong ve Lönnroth kararı, § 69). Ancak, Mahkeme, denetim yetkisinden feragat edemez. Öte yandan, bu tür müdahalenin orantılılığı, başvuranların, taşınmazının akıbetini etkileyen belirsizliğe maruz kaldığı süreye bağlıdır (bk. örnek olarak, Rosiński /Polonya, no. 17373/02, § 88, 17 Temmuz 2007 ve Buczkiewicz/Polonya, No.10446/03, § 77, 26 Şubat 2008). Bu nedenle Mahkeme, Hakan Arı davasında (yukarıda anılan, § 42-47), dokuz yıl boyunca kamulaştırma yapılmamasını göz önünde bulundurarak, söz konusu müdahalenin orantısız olduğu kanaatine varmıştır. Mahkeme somut olayda, başvuranın arazisine belediyenin hiçbir zaman el atmadığı ve taşınmazın 1997 yılından bu yana ayrılan yer olarak tahsis edilmiş olmasına rağmen, başvuranın araziyi 7 Ocak 2016 tarihinde satın almış olması dikkate alındığında, ilgilinin maruz kaldığı müdahalenin süresinin, mahkemelere başvuruda bulunduğu sırada yalnızca iki ay olduğu tespitlerinde bulunmaktadır. Ulusal mahkemeler, başvuran tarafından kamulaştırma davası açmaya yönelik yapılan talebi, bilhassa, vazgeçme hakkını kullanmak için öngörülen 5 yıllık yasal sürenin, taşınmazın davacı tarafından iktisap edildiği tarihten itibaren işlemeye başlaması gerektiği gerekçesiyle reddetmişlerdir. Ancak, iktisap tarihinden itibaren geçen süre iki ay idi. Söz konusu menfaatler dikkate alındığında, bu sürenin başvurana aşırı bir yük yüklediği ve 1 No.lu Protokol’ün 1. maddesinin gerektirdiği adil dengeyi bozduğunun söylenemeyeceği kanaatine varmışlardır. Mahkeme, bu sonuçlara tamamen katılmaktadır. Mahkeme, dikkate alınması gerekenin, söz konusu taşınmazın imar planında ayrılan yer olarak belirlendiği toplam sürenin değil, başvuranın ihtilaf konusu müdahalenin bizzat mağduru olduğu süre olduğu kanısındadır (bk. aynı anlamda, Selim Çelebi/Türkiye (k.k.), no. 32706/18, § 22, 2 Ekim 2018). Mahkeme bu bağlamda, Sözleşme’nin, başvuranlara yalnızca etkilerine maruz kaldıkları tedbirlerden şikâyet etmelerine izin verdiğini ve halk davasını (actio popularis) yasakladığını hatırlatmanın yararlı olacağı kanısındadır. Öte yandan, Mahkeme, başvuranın, park yapılmak üzere kamulaştırılması amacıyla üzerine inşaat yapılmasının mutlak şekilde yasaklanmış olmasından etkilenen bir arazi satın aldığı, ayrılan yerler ile ilgili başka bir davada, Mahkeme’nin, müdahalenin süresini hesaplamak için, arazinin üzerine inşaat yapılmasının yasaklanmasından etkilendiği değil, başvuranın taşınmazı satın aldığı tarihi dikkate aldığını hatırlatmaktadır (Rossitto/İtalya, no. 7977/03, § 39, 26 Mayıs 2009 ve yukarıda anılan Selim Çelebi kararı, § 24). Mahkeme, mevcut davada başka bir yaklaşım izlemek için herhangi bir neden görmemektedir. Nitekim başvuran, ihtilaf konusu taşınmazın maliki olduğu tarihten itibaren ihtilaf konusu müdahaleden etkilenmeye başlamıştır. Mahkeme bu nedenle, başvuranın, bir yandan kamu yararı gereklilikleri ile diğer yandan 1 No.lu Protokol’ün 1. maddesi anlamında, mülkiyete saygı hakkının korunması arasında var olması gereken adil dengeyi bozan özel ve aşırı bir yüke katlamak zorunda kalmadığı kanısındadır. Yukarıda belirtilen değerlendirmeler ışığında, Mahkeme, başvurunun açıkça dayanaktan yoksun olduğu ve Sözleşme’nin 35. maddesinin 3. fıkrasının a) bendi ve 4. fıkrası uyarınca reddedilmesi gerektiği kanaatine varmaktadır.
Bu gerekçelerle, Mahkeme, oy birliğiyle,
Başvurunun kabul edilemez olduğuna karar vermiştir.
İşbu karar, Fransızca dilinde tanzim edilerek 12 Kasım 2020 tarihinde yazılı olarak bildirilmiştir.
Hasan BakırcıValeriu Griţco
Yazı İşleri Müdür Yardımcısı Başkan
Full & Egal Universal Law Academy