Gürtekin ve Diğerleri/Kıbrıs - 60441/13, 68206/13 ve 68667/13 - 11.03.2014 tarihli Karar [IV. Bölüm]
Olaylar — Başvuranlar, Birleşmiş Milletlere bağlı Kıbrıs Kayıp Şahıslar Komitesi tarafından yürütülen kazı çalışmaları sırasında kemiklerine ulaşılan kayıp Kıbrıslı Türklerin yakınlarıdır. Başvuranların yakınlarının kayboluşu, Kıbrıs’ta 1963-64 yılları arasında yaşanan toplumlar arası çatışmalara dayanmaktadır. Başvuranlar, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesine yaptıkları başvurularda, özellikle de yakınlarının ölümüyle ilgili olarak, cesetlerinin bulunmasının ardından yürütülen soruşturmanın etkin olmadığından şikâyet etmişlerdir.
Hukuki Değerlendirme — Madde 2: Mahkeme, uzak geçmişte meydana gelen olaylarla ilgili yeni bir soruşturma başlatma yükümlüğünün kapsamının (örneğin, yeni keşfedilen deliller ortaya çıktığında), yeni keşfedildiği bildirilen delil veya bilginin niteliğine göre değişeceğini tekrarlamıştır. Bu kapsam, yeni delillerin güvenilirliğinin doğrulanmasıyla sınırlandırılabilir. Yetkililer, yasalara uygun olarak, üzerinden bu kadar uzun bir süre geçen olaylarla ilgili olarak yeni bir kovuşturma başlatılması konusundaki olasılıkları göz önüne alabilirler. Aslında, genel olarak, bu tür durumlarda, şüpheliler hakkında kovuşturma başlatılmasına yol açan etkin bir soruşturma yürütülmesi olasılığı, olayların hafızalardaki tazeliğini yitirmesi, tanıkların ölmüş olması veya adreslerinin bulunamaması ve delillerin zarar görmüş ya da kaybolmuş olması nedeniyle giderek azalacaktır.
Somut davalarda, polis, çok sayıda işlem gerçekleştirmiş, resmi kurum ve kuruluşlarda incelemelerde bulunmuş, ölenlerin yakınlarının ifadelerini yeniden almış, tanıkları bulmaya çalışmış ve muhtemel şüphelilerin isimlerini mümkün olduğunca araştırmıştır. Ancak, geçen zaman nedeniyle, tanıkların çoğunun hayatta olmadığı veya izine ulaşılamadığı ve muhtemel şüphelilerin bazılarının da hayatını kaybettiği anlaşılmıştır. Halen hayatta olanların ise olaylara karıştıklarının tespit edilebilmesi için dikkate alınabilecek herhangi bir delilin mevcut olduğu söylenemez. Ayrıca, başvuranlar, polisin aslında incelemelerde bulunabileceği başka herhangi bir alandan da bahsetmemişlerdir.
Soruşturmaların sonunda herhangi bir kovuşturma başlatılmadığı konusundaki esas şikâyetle ilgili olarak, Sözleşme’nin 2. maddesinin, yetkililere, mevcut deliller dikkate alınmaksızın kovuşturma başlatma yükümlülüğü yüklediği şeklinde yorumlanamayacağı söylenebilir. Özellikle de yasadışı toplu katliamlara iştirak etmek gibi ciddi bir suçla ilgili kovuşturma, hiçbir suretle yeterince değerlendirme yapılmadan başlatılmamalıdır. Zira bu durum, ceza adalet sisteminin ağırlığı altına giren bir sanığı oldukça fazla etkileyecektir. Söz konusu kişi, toplum tarafından kınanacak ve itibarı, özel, aile ve meslek yaşamı bu durumdan etkilenecektir. Söylentiler ve dedikodular, bir kişinin hayatını mahvedebilecek adımların atılması konusunda esas alınacak tehlikeli dayanaklardır.
Ayrıca, Sözleşme’nin 2. maddesi kapsamındaki usuli yükümlülük, somut davadaki gibi, kovuşturmaya yer olmadığına dair kararların adli incelemeye tabi tutulmasını gerektirmemektedir. Bu tür inceleme usullerinin mevcut olması, hiç şüphesiz, hesap verebilirliğin ve şeffaflığın güvencesi olmakla birlikte, yaklaşım ve politikaları bakımından oldukça farklılık gösteren Sözleşme’ye Taraf Devletlerde, ceza soruşturma ve adalet sistemlerinin işleyişini ve bu sistemler kapsamında uygulanan usulleri yakından idare ve kontrol etmek Mahkemenin görevi değildir. Tek bir model uygulanamaz.
Ayrıca, Mahkeme, başvuranların, soruşturma sürecine yeterince dahil edilmedikleri, cesetlerin bulunmasının ardından sürecin aşırı derecede yavaş ilerlediği ve soruşturmanın bağımsız bir şekilde yürütülmediği şeklindeki beyanlarının dayanaktan yoksun olduğu kanaatine varmıştır. Sonuç olarak, ölülerin akıbetlerinin yetkililer tarafından gerektiği şekilde soruşturulmadığı veya sorumluların bir şekilde gizlendiği veya korunduğu şeklindeki iddiaları destekleyecek herhangi bir delil mevcut değildir.
Sonuç: kabul edilemez (açıkça dayanaktan yoksun).
Mahkeme, başvuranların Sözleşme’nin 3. maddesi kapsamındaki şikâyetlerini de açıkça dayanaktan yoksun olduğu gerekçesiyle reddetmiştir.
(Ayrıca bk. McKerr/Birleşik Krallık, 28883/95, 4 Mayıs 2001; Brecknell /Birleşik Krallık, 32457/04, 27 Kasım 2007, 102 sayılı Bilgi Notu; Al-Skeini ve Diğerleri/Birleşik Krallık [BD], 55721/07, 7 Temmuz 2011, 143 sayılı Bilgi Notu)
Full & Egal Universal Law Academy