AVRUPA İNSAN HAKLARI MAHKEMESİ
İKİNCİ BÖLÜM
KABUL EDİLEBİLİRLİK HAKKINDA KARAR
Başvuru No. 6591/06
Mehmet Ali GÜVEN ve Yusuf GÜVEN / Türkiye
Başkan
Paul Lemmens,
Yargıçlar
Valeriu Griţco,
Stéphanie Mourou-Vikström
ve Bölüm Yazı İşleri Müdür Yardımcısı Hasan Bakırcı’nın katılımıyla 23 Ocak 2018 tarihinde Komite halinde toplanan Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (İkinci Bölüm), 30 Ocak 2006 tarihinde yapılan başvuruyu ve davalı Hükümet tarafından sunulan görüşler ile başvuranların cevap olarak sunduğu görüşleri göz önünde bulundurarak, gerçekleştirilen müzakerelerin ardından aşağıdaki kararı vermiştir.
OLAYLAR
1. Başvuranlar Mehmet Ali Güven ("birinci başvuran") ve erkek kardeşi Yusuf Güven ("ikinci başvuran") Türk vatandaşları olup, sırasıyla 1986 ve 1970 doğumludurlar ve Tunceli’de ikamet etmektedirler. Başvuranlar, Mahkeme önünde, Tunceli Barosuna bağlı Avukat A.Çetin tarafından temsil edilmişlerdir. Türk Hükümeti ("Hükümet") ise kendi görevlisi tarafından temsil edilmiştir.
Davanın Koşulları
2. Başvurunun kendine özgü koşulları, taraflarca ifade edildiği şekilde, aşağıdaki gibi özetlenebilir.
3. Tunceli İl Jandarma Komutanlığında görevli askerler ile silahlı bir grup arasında 7 Kasım 2004 tarihinde çıkan çatışmada başvuranlar yaralanmışlardır. Yaşanan olayların seyri, taraflar arasında tartışma konusu olmuştur.
4. Operasyona katılan iki jandarma tarafından düzenlenen tutanakta yer alan bilgilere göre, jandarma karakolundaki askerler, istihbarat servisleri tarafından bir terör örgütünün faaliyetleriyle ilgili olarak raporlar düzenlenmesi sonrasında, sabah saatlerinde, Galvasan mezrasında bir operasyon başlatmışlardır. Başvuranlar, saat 11.00 civarında olay yerine gelmişlerdir. Başvuranlardan biri, altı kişilik silahlı gruba yaklaşmış ve onlara bir çanta vermiştir. Jandarmalar tarafından yapılan sözlü uyarılar sonrasında, güvenlik güçleri ile söz konusu grup arasında silahlı çatışma çıkmıştır. İkinci başvuran tüfeğini kullanmış; ancak dosyada yar alan bilgiler, ilgilinin bunu hangi koşullarda kullandığını belirlemeye imkân vermemektedir. Bu başvuran, görünüşe göre bir jandarma tarafından açılan ateş sonrası sağ dizinden vurulmuş ve kendisine, askeri doktor tarafından ilk tıbbi müdahale yapılmıştır. Silahlı gruba verilen -ancak daha sonrasında bulunmadığı düşünülen- çantanın içindekilerle ilgili olarak derhal sorguya çekilen başvuranlar, çantanın içinde beş ekmek, bir içecek şişesi (markasını da söylemişlerdir), iki dergi ve bir gazete bulunduğunu ve ikinci başvuranın bu çantayı M.E. isimli birisine verdiğini ifade etmişlerdir. Arazi taşlı olması ve geçilebilir olmaması sebebiyle, jandarmalar saat 14.00’e doğru silahlı grubu izlemeyi sonlandırmışlar ve olay yerinde kumaş parçasına sarılı, halen dolu vaziyette olan otuz beş adet piyade tüfeği fişeği ve üç adet şarjörün yanı sıra ikinci başvuranın tüfeğine ait ikisi boş dört adet fişek bulmuşlardır.
5. Başvuranlar, olaylara ilişkin anlatımlarında, olay yerine avlanmak ve odun kesmek için gittiklerini; yanlarındaki çantada ise kendileri için gıda maddesi getirdiklerini ifade etmişlerdir. Başvuranlar, daha sonrasında bir araç fark ettikleri ve orman bekçilerine ait olduğu düşüncesiyle o tarafa doğru yöneldiklerini belirtmişlerdir. Başvuranlar, jandarmaların araçtan çıktıklarını, bulundukları yöne doğru ateş açtıklarını ve sonrasında dövdüklerini ifade etmişlerdir. Başvuranlara göre, ikinci başvuranın bir dişi kırılmış ve kendisini bıçakla tehdit eden bir jandarma tarafından boğazına kesik atılmıştır. Yine başvuranların beyanlarına göre, birinci başvuran yerde sürüklenmiş ve başının arkasını bir kayaya çarpmıştır.
6. Olayların geri kalan kısmıyla ilgili olarak bir anlaşmazlık söz konusu olmamıştır. Başvuranlar kimlik teşhisi için öncelikle Geyiksuyu Jandarma Karakoluna götürülmüşlerdir. Saat 17.15 sıralarında, ilgililer, Tunceli Merkez Jandarma Karakoluna sevk edilmişlerdir. Yusuf Güven burada derhal sorguya çekilmiştir. Yusuf Güven verdiği ifadede terör örgütü ile bir bağlantısı olmadığını; ancak, jandarmaların geldikleri yere, M.E.ye gıda maddesi vermesini isteyen E.B. isimli biri tarafından çağrıldığını beyan etmiştir. Ayrıca, erkek kardeşinin ve kendisinin, yakalama işlemini gerçekleştiren jandarmalar tarafından hakarete uğradıklarını ve kötü bir şekilde dövüldüklerini ifade etmiştir.
7. Birinci başvuranla ilgili olarak, 7 Kasım 2004 tarihinde saat 19.45’te düzenlenen tıbbi raporda, sol parietal bölgede saçlı deri üzerinde 2 cm uzunluğunda bir kesik ile alt dudağın sağ tarafında hafif bir kesik ile birlikte ödem ve ekimoz tespit edildiği belirtilmiştir. Bu raporda aynı zamanda, yapılan elle muayenede, sol femur dış yüzeyi, sol zigomatik bölgede ve sol baş parmağının alt kısmında ağrı tespit edildiği belirtilmiştir. Doktor aynı zamanda, birinci başvuranın "genel vücut travması" geçirdiğini; ancak genel durumunun iyi olduğunu ve durumuyla ilgili nihai bir rapor düzenlemek amacıyla 24 saat sonra yeni bir muayene yapılması gerektiğini de kaydetmiştir. İlgili 9 Kasım 2004 tarihinde, saat 8.45’te bir doktor tarafından yeniden muayene edilmiştir. Doktor, düzenlediği raporda, başın sol arka tarafında 5x1 cm.lik bir kesik bulunduğunu; bunun hayati tehlike arz etmediğini; ancak üç gün iş göremezliğe neden olduğunu belirtmiştir. Bu raporda, başkaca herhangi bir yaradan bahsedilmemiştir.
8. İkinci başvuranla ilgili olarak, 7 Kasım 2004 tarihinde, saat 19.45’te düzenlenen raporda, ilgilinin, sağ femur arka yüzünün iç kısmında, dize yakın yerde mermi giriş deliği, dış kısmında mermi çıkış deliği bulunduğu belirtilmiştir. Raporda aynı zamanda, sol üst taraftaki son dişte ağrı, boynun sol tarafında hafif sıyrık, göğsün üst kısmında sol tarafta hafif hiperemi bulunduğu da belirtilmiştir. Son olarak, ilgilinin "genel vücut travması" geçirdiği; ancak hayati tehlikesi bulunmadığı belirtilmiştir. İkinci başvuran üç gün boyunca hastanede kalmıştır.
9. Mehmet Ali Güven’in de jandarmalar tarafından 8 Kasım 2004 tarihinde avukatı refakatinde ifadesi alınmıştır. İlgili, erkek kardeşinin odun toplamaktan bahsetmediğini; ancak yalnızca kendisine eşlik etmesini istediğini belirtmiştir. Mehmet Ali Güven, olay yerine geldiklerinde, erkek kardeşinin, kendisine beklemesini söylediğini, daha sonrasında birileriyle karşılaştığını ve on dakika kadar sonra erkek kardeşi geri döndüğünde jandarmalarının geldiğini eklemiştir.
10. Başvuranlar 9 Kasım 2004 tarihinde Tunceli Cumhuriyet savcısı huzuruna çıkarılmışlardır. Başvuranlar, avukat yardımı almışlardır. Birinci başvuran, jandarmalar önünde vermiş olduğu ifadeleri tekrar etmiştir. İkinci başvuran, bir terör örgütüyle bağlantısı olmadığını ifade etmiş; söz konusu yere avlanmak ve odun kesmek için gittiğini belirtmiş ve jandarmaların, silahlı grup ile aralarında çıkan çatışmanın hemen sonrasında, itirafta bulunması amacıyla kötü muamelede bulunduklarını iddia etmiştir. Bu bağlamda, dişinin kırıldığını ve bir askerin, boğazına bıçak dayadığını ifade etmiştir.
11. Başvuranların aynı gün Tunceli Sulh Ceza Mahkemesi tarafından da, avukatları refakatinde ifadeleri alınmış; ilgililer daha önceki beyanlarını tekrar etmişlerdir. Sulh Ceza Mahkemesi, birinci başvuranın serbest bırakılmasına; ancak ikinci başvuranın tutuklanmasına karar vermiştir. İkinci başvuran 17 Mayıs 2005 tarihinde, üç yıl dokuz ay hapis cezasına mahkûm edilmiştir. Sulh Ceza Mahkemesi, istihbarat servisleri tarafından düzenlenen belgelerden hareketle, bu başvuranın, silahlı grupla görüşme düzenlemek amacıyla şehirde çok sayıda kişiyle irtibat kurduğunu tespit etmiştir. Ayrıca, iki başvuranın ifadelerine göre, jandarmaların geldikleri sırada söz konusu gruba verilen bir çantada gıda maddeleri bulunmaktaydı.
12. 31 Aralık 2004 tarihinde, başvuranlar hakkında yürütülen soruşturma sırasında, kötü muamele iddialarıyla ilgili olarak ayrı bir soruşturma açılmış ve ratione loci (yer yönünden) ve ratione materiae (konu yönünden) verilen iki görevsizlik kararından sonra dosya, Elazığ Askeri Savcısına gönderilmiştir.
13. Elazığ Askeri Savcısı, başvuranların ifadelerini almış; yakalanma ve bıçakla tehdit edilme iddiasıyla ilgili olarak daha detaylı şekilde sorguya çekmiştir. Askeri savcı aynı zamanda, operasyona katılan ve olaylarla ilgili tutanağı düzenleyen iki jandarmanın yanı sıra tıbbi raporları düzenleyen doktoru da sorguya çekmiştir.
14. Elazığ Askeri Savcısı 17 Haziran 2005 tarihinde, jandarmaların görevleri çerçevesinde hareket ettikleri ve başvuranların maruz kaldıkları yaraların, silahlı grup ile güvenlik güçleri arasında çıkan çatışma sırasında, mermilerden kaçmak amacıyla kendilerini yere attıkları ya da düştükleri sırada meydana geldiği sonucuna vararak kovuşturmaya yer olmadığına dair karar vermiştir. Elazığ Askeri Savcısı, birinci başvuranın kayalıklara çarptığını ve sırt üstü yere düştüğünü ifade ettiğini -erkek kardeşi de bunu doğrulamıştır-, aynı zamanda ilgilinin başının arkasındaki yaranın bu düşme neticesi meydana geldiğini belirtmiştir. Doktor tarafından yapılan açıklamaların, olayların bu anlatımıyla doğrulandığını belirtmiştir. Aynı zamanda, doktor tarafından tespit edilen, ikinci başvuranın boynundaki hafif sıyrığa, bir bıçağın neden olamayacağını ve tıbbi raporlarda kırık bir dişten hiçbir şekilde bahsedilmediğini kaydetmiştir. Elazığ Askeri Savcısı, bu unsurları ve söz konusu raporları düzenleyen doktorun beyanlarını da göz önünde bulundurarak, başvuranların anlatımda birçok tutarsızlıklar bulunduğu sonucuna varmıştır. Askeri savcı aynı zamanda, başvuranlardan birinin silahlı olduğu, ilgililerin odun kesmek için yanlarında aletleri bulunmadığı ve mezra terk edilmiş bir bölge olduğundan, olay yerinde birini ziyaret etmek için bulunamayacakları yönündeki diğer belgelere de atıf yapmıştır. Son olarak, askeri savcı, jandarmaların, ilgililere kötü muamelede bulunduklarını söylemeye imkân verecek herhangi bir unsur bulunmadığı kanaatine varmıştır.
15. Malatya Askeri Mahkemesi, belgeler üzerinde esastan yapılan inceleme sonrasında, 3 Ağustos 2005 tarihinde, başvuranlar tarafından yapılan itirazı reddetmiştir.
ŞİKÂYETLER
16. Başvuranlar, yakalama işlemini gerçekleştiren jandarmalar tarafından kötü muamele gördüklerini iddia etmekte ve bu bağlamda yürütülen soruşturmanın etkin olmadığından yakınmaktadırlar. Başvuranlar, Sözleşme’nin 3 ve 6. maddelerini ileri sürmektedirler.
HUKUKİ DEĞERLENDİRME
17. Başvuranlar, kendilerini yakalayan jandarmalar tarafından bıçakla tehdit edildiklerinden, hakarete uğradıklarından ve dövüldüklerinden yakınmaktadırlar. Başvuranlar aynı zamanda, şikâyetleriyle ilgili olarak yürütülen soruşturmanın etkin olmadığını iddia etmektedirler. Yusuf Güven’in kurşunla yaralanması konusunda özel herhangi bir şikâyet sunulmamıştır.
18. Hükümet, başvuranların iddialarına karşı çıkmaktadır.
19. Mahkeme, söz konusu şikâyetlerin Sözleşme’nin yalnızca 3. maddesinin, bir bütün olarak, hem usul hem de esas yönlerinden incelenmesi gerektiği kanaatine varmaktadır. Konuyla ilgili ilkeler için, Ahmet Akman/Türkiye (No. 33245/05, 13 Ekim 2009), Mehmet Fidan/Türkiye (No. 64969/10, §§ 40-41, 16 Aralık 2014) ve Şükrü Yıldız/Türkiye (No. 4100/10, §§ 53, 56 ve 59, 17 Mart 2015) kararlarına atıf yapmaktadır.
20. Mahkeme, kötü muamele iddialarıyla ilgili soruşturma yürütme yükümlülüğün bir sonuç değil araç yükümlülüğü olduğunu hatırlatmaktadır. Soruşturma ilke olarak, olayın gerçekleştiği koşulların belirlenmesini ve iddiaların doğru olduğunun kanıtlanması halinde, sorumluların tespit edilerek cezalandırılmalarını sağlayacak nitelikte olmalıdır (Mikheïev/Rusya, No. 77617/01, § 107, 26 Ocak 2006).
21. Somut olayda, Mahkeme öncelikle, ikinci başvuranın, kurşun yarasıyla ilgili olarak şikâyette bulunmadığını kaydetmektedir. Mahkeme daha sonra, ilgililerin gözaltına alınmadan önce bir doktor tarafından muayene edildiklerini gözlemlemektedir. Mahkeme, ikinci başvuranın kurşun yarasının tedavi edilmesi amacıyla hastaneye yatırıldığını tespit etmektedir. Birinci başvuran hakkında, gözaltısı sonunda, 9 Kasım 2004 tarihinde ikinci bir tıbbi rapor düzenlenmiştir.
22. Mahkeme çok sayıda unsur daha kaydetmektedir: Elazığ Askeri Savcısı, olaylara ilişkin tutanağı düzenleyen iki jandarmayı ve başvuranları muayene eden doktoru sorguya çekmiştir. Askeri savcı, kararında başvuranların maruz kaldıkları ihtilaf konusu yararların silahlı grup ile güvenlik güçleri arasında çıkan çatışma sırasında, zeminin kayalıklı olması sebebiyle, kendilerini yere attıkları ya da düştükleri sırada meydana geldiği sonucuna varmıştır. Aynı zamanda, birinci başvuranın, kayalıklara çarptığını ve sırt üstü yere düştüğünü -erkek kardeşinin de bunu doğruladığını- ifade ettiğini tespit etmiştir. İlgilinin başının arkasındaki yaranın da bu düşme sonucun meydana gelmiş olduğu değerlendirmesinde bulunmuştur. İkinci başvuranın boynundaki sıyrığa ise -doktor, bu sıyrığın nedenini gösterememiştir- bir bıçağın neden olamayacağı kanaatine varmıştır. Tıbbi raporlarda kırık bir dişten bahsedilmediğini tespit etmiş ve son olarak, bu iki başvuran hakkındaki tıbbi raporları düzenleyen ve bu hususlarla ilgili olarak sorguya çekilen doktorun ifadelerini dikkate alarak, başvuranların anlatımında çok sayıda tutarsızlıklar bulunduğunu ifade etmiştir.
23. Mahkeme ayrıca, askeri savcının, başvuranların yakalanmasıyla ilgili koşullar göz önüne alındığında, kendileri tarafından ileri sürülen lezyonların, gözaltı sırasında jandarmalar tarafından yapılan kötü muamelelerle bağlantılı olduğu tespitine varmak için yeterli delil bulunmadığı kanaatine vardığını kaydetmektedir. Bu bağlamda, Mahkeme, görevinin ikincil niteliğinin farkında olarak, incelediği davaya ilişkin koşullar kaçınılmaz kılmadığı takdirde, haklı sebepler bulunmaksızın ilk derece mahkemesi hâkiminin görevini üstlenemeyeceğini hatırlatmaktadır. Mahkeme, yerel yargılamalar yürütülürken, olaylara ilişkin kendi değerlendirmesini, topladıkları delillere dayanarak olayları tespit etmekle yükümlü ulusal mahkemelerin değerlendirmelerinin yerine koymakla görevli değildir. Her ne kadar ulusal mahkemelerin bulguları, elindeki tüm bilgi ve belgeler ışığında kendi değerlendirmesini yapmakta özgür olan Mahkeme’yi bağlamasa da, Mahkeme, kural olarak, yalnızca bu yönde ikna edici verilere sahip olması durumunda, ulusal hâkimlerce varılan olgusal tespitleri reddedecektir (Mustafa Tunç ve Fecire Tunç/Türkiye [BD], No. 24014/05, § 182, 14 Nisan 2015).
24. Somut olayda, Mahkeme, ulusal adli mercilerin, davanın özelliklerini göz önünde bulundurarak, şüpheli şahısların, doktorun ve son olarak başvuranların ifadelerinin güvenilirlik derecesini (Aksin ve diğerleri/Türkiye, No. 4447/05, §§ 38-42, 1 Ekim 2013) ve tıbbi raporların önemini değerlendirme konusunda daha iyi konumda oldukları sonucuna varmaktadır. Mahkeme aynı zamanda, davanın hızlı bir şekilde -yaklaşık dokuz ay içerisinde- sonuçlandığını kaydetmektedir.
25. Yukarıda belirtilen hususlar ışığında, Mahkeme, ulusal makamların, kötü muamele iddiaları karşısında hızlı ve uygun şekilde hareket ettikleri kanaatine varmaktadır. Mahkeme, somut olayda, ulusal makamların, kötü muamele iddialarının aydınlatılması konusunda kendilerinden makul olarak beklenebilecek tüm tedbirleri almadıklarını söylemeye ve söz konusu makamların vardıkları tespitlerin yeniden incelenmesine imkân verecek herhangi bir unsur bulunmadığı kanısındadır. Öte yandan, Mahkeme, başvuranların kötü muamelelere maruz kaldıklarını "her türlü makul şüphenin ötesinde" tespit edecek nitelikte emarelere de sahip olmadığı kanısındadır.
26. Bu nedenle, Mahkeme, Sözleşme’nin 35. maddesinin 3. fıkrasının a) bendi ve 4. fıkrası uyarınca başvurunun açıkça dayanaktan yoksun olduğu ve reddedilmesi gerektiği sonucuna varmaktadır.
Bu gerekçelerle, Mahkeme, oybirliğiyle,
Başvurunun kabul edilemez olduğuna karar vermiştir.
İşbu karar Fransızca dilinde tanzim edilerek, 15 Şubat 2018 tarihinde yazılı olarak bildirilmiştir.
Hasan BakırcıPaul Lemmens
Bölüm Yazı İşleri Müdür YardımcısıBaşkan
Full & Egal Universal Law Academy