AVRUPA İNSAN HAKLARI MAHKEMESİ
İKİNCİ BÖLÜM
KABUL EDİLEBİLİRLİK HAKKINDA KARAR
Başvuru No. 44610/19
Adil GÜZEL ve Muhsin GÜZEL / Türkiye
Başkan
Branko Lubarda,
Hâkimler
Jovan Ilievski,
Diana Sârcu
ve Bölüm Yazı İşleri Müdür Yardımcısı Hasan Bakırcı’nın katılımıyla 15 Mart 2022 tarihinde Komite halinde toplanan Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (İkinci Bölüm),
Türkiye aleyhine açılan davanın temelinde bulunan, 1988 ve 1989 doğumlu iki Türk vatandaşı olan, Van’da ikamet eden ve Van Barosuna kayıtlı Avukat M. Kaçan tarafından temsil edilen Muhsin Güzel ve Adil Güzel’in (“başvuranlar”) 17 Ağustos 2019 tarihinde, İnsan Hakları ve Temel Özgürlüklerin Korunmasına İlişkin Sözleşme’nin (“Sözleşme”) 34. maddesi uyarınca yapmış oldukları 44610/19 no.lu başvuruyu dikkate alarak,
Gerçekleştirilen müzakerelerin ardından aşağıdaki kararı vermiştir:
DAVANIN KONUSU
1. Başvuru, birinci başvuranın -diğer başvuranın erkek kardeşi- Irak ve Türkiye arasında sigara kaçakçılığı yaptıkları sırada yakalanması ile ilgilidir. Birinci başvuran ve diğer ortak failler, Irak sınırında görev yapan Türk askerleri tarafından yakalanmıştır. İkinci başvuran olay yerine gelerek, ilgili kişilerin yakalanmaları sırasında jandarmalara saldırmıştır.
2. Anayasa Mahkemesi 10 Ocak 2019 tarihli kararında, başvuranların Sözleşme’nin 3. maddesi bağlamındaki iddialarını kabul edilemez bulmuştur. Esas yönüyle ilgili olarak, askerlerin, başvuranları etkisiz hale getirmek için güç kullanmalarına ilişkin makul bir açıklama olduğunu tespit etmiştir. Usul yönüyle ilgili olarak ise, soruşturmanın titizlik ve ivedilikle yürütüldüğünü, tüm delil unsurlarının toplandığını ve olaya karışan kişilerin dinlendiğini kaydetmiştir.
3. Başvuranlar, Sözleşme’nin 3 ve 13. maddeleri uyarınca, askerler tarafından kötü muameleye maruz kaldıklarından şikâyet etmekte ve iddialarıyla ilgili olarak yürütülen soruşturmanın etkin olmadığını ileri sürmektedirler.
MAHKEMENİN DEĞERLENDİRMESİ
4. Mahkeme, başvuranların şikâyetlerini, Sözleşme’nin yalnızca 3. maddesi açısından inceleyecektir (Radomilja ve diğerleri/Hırvatistan [BD], no. 37685/10 ve 22768/12, § 126, 20 Mart 2018 ve Nasrettin Aslan ve Zeki Aslan/Türkiye, no. 17850/11, § 33, 30 Ağustos 2016).
5. Mahkeme, Bouyid/Belçika ([BD], no. 23380/09, 28 Eylül 2015) kararının 101. paragrafında “insan onuruna yönelik” her türlü saldırının 3. maddenin ihlalini teşkil ettiği ilkesini ortaya koyduğunu hatırlatmaktadır. İlgili kişi üzerindeki etkisi ne olursa olsun, makul bir açıklama olmadığı sürece, yani davranışıyla mutlak surette gerekli kılınmamıştır.
6. Somut olayda, Mahkeme, dava dosyasına konulan farklı delil unsurlarından, tanık ifadelerinden ve ulusal makamlar tarafından yürütülen soruşturmanın yanı sıra Anayasa Mahkemesi tarafından olay ve olguların incelenmesinden şu tespitlere varıldığını kaydetmektedir: Birinci başvuran, diğer ortak faillerle birlikte kendisini yakalamak isteyen üç askere fiziksel olarak ve bıçakla saldırmıştır; ikinci başvuran ise, askerleri ezmek amacıyla aracını kullanarak onlara saldırmaya teşebbüs etmiştir; başvuran ve askerler hakkında hazırlanan tıbbi raporlar, ilgililerin vücudunda yer alan ve askerlerin, başvuran tarafından kullanılan güçle orantılı bir güç kullanarak ilgiliyi etkisiz kıldıklarını ve hafif makineli tüfeklerini kullanmadıklarını doğrulayan lezyonlara işaret etmiştir. Soruşturma ivedilikle yürütülmüş, olaya karışan tüm şahıslar ve olay yerine gelen askerler dinlenmiş; delil unsurları (bıçak ve diğer suç kanıtları gibi) toplanmış ve analiz edilmiş; başvuranlar ve olaya karışan askerler, doktor tarafından muayene edilmiştir; ilgililerin vücutlarında bulunan lezyonlar hakkında makul bir açıklama vardı.
7. Bu nedenle, mevcut davada, askerlerin kendilerine saldırmak için bıçak kullanan birinci başvuranı etkisiz hale getirmek için başvurdukları tek cebir yöntemi sopa kullanmak idi. Başvuranlardan hiçbiri, yakalandıkları ve nakledildikleri sırada ve gözaltındayken, askerlerin, başkaca cebir yöntemleri kullandıkları ya da niteliği ne olursa olsun darp ettikleri iddiasında bulunmamaktadır. Özellikle, başvuranlardan hiçbiri, başvuranların ve diğer kaçakçıların yakalanmaları esnasında, genellikle askerler tarafından itaatsiz insanları etkisiz hale getirmek için kullanılan cop veya öldürücü olan veya olmayan diğer silahların kullandığı iddiasında bulunmamaktadır (Perrillat-Bottonet/İsviçre, no. 66773/13, §§ 47-48, 20 Kasım 2014).
8. Yukarıda belirtilen delil unsurlarına ilişkin değerlendirme, yetkili Cumhuriyet savcısı tarafından yürütülen soruşturma ve Anayasa Mahkemesi tarafından olaya ilişkin olgularla ilgili yapılan titiz inceleme ışığında, üç askerin müdahale yöntemleri, bir bütün olarak ele alındığında, başvuranların şiddet davranışlarına nazaran orantısız güç kullanımını ortaya koymamaktadır. Ayrıca, ulusal makamlar ve özellikle Anayasa Mahkemesi, askerler tarafından yakalanmaları sırasında başvuranların vücutlarında tespit edilen lezyonlar için yeterli ve inandırıcı makul bir açıklamada bulunmuşlardır (bk. aksi yönde bir karar için (a contrario), Ghedir ve diğerleri/Fransa, no. 20579/12, § 123,16 Temmuz 2015). Bu nedenle, somut olayın koşulları dikkate alındığında, güç kullanımı, başvuranların şiddet davranışları karşısında gerekli ve orantılı idi.
9. Başvurunu açıkça dayanaktan yoksun olup Sözleşme’nin 35. maddesinin 3. fıkrasının a) bendi ve 4. fıkrası uyarınca reddedilmelidir.
Bu gerekçelerle, Mahkeme, oy birliğiyle,
Başvurunun kabul edilemez olduğuna karar vermiştir.
İşbu karar, Fransızca dilinde tanzim edilmiş olup 7 Nisan 2022 tarihinde yazılı olarak bildirilmiştir.
Hasan Bakırcı Branko Lubarda
Yazı İşleri Müdür Yardımcısı Başkan