© Avrupa Konseyi/Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi, 2015. Bu çeviri, Avrupa Konseyi’nin insan haklarına destek Fonu’nun desteğiyle hazırlanmıştır (/humanrightstrustfund). Mahkeme’yi bağlamamaktadır. Daha fazla bilgi için, bu belgenin sonunda bulunan yazarın telif hakkı ile ilgili kısmı okuyabilirsiniz.
© Council of Europe/European Court of Human Rights, 2015. This translation was commissionned with the support of the Human Rights Trust Fund of the Council of Europe (/humanrightstrustfund). It does not bind the Court. For further information see the full copyright at the end of this document.
© Conseil de l’Europe/Cour européenne des droits de l’homme, 2015. La présente traduction a été effectuée avec le soutien du Fonds fiduciaire pour les droits de l’homme du Conseil de l’Europe (/humanrightstrustfund). Elle ne lie pas la Cour. Pour plus de renseignements veuillez lire l’indication de copyright/droits d’auteur à la fin du présent document.
ÜÇÜNCÜ BÖLÜM
KABUL EDİLEBİLİRLİK KARARI
[Alıntılar]
978/09 ve 992/09 numaralı başvurular
H. Hollanda’ya karşı
ve J. Hollanda’ya karşı
Daire olarak toplanan Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (2. Bölüm) 13 Kasım 2014’te
Başkan Josep Casadevall,
Yargıçlar Luis López Guerra,
Ján Šikuta,
Dragoljub Popović,
Kristina Pardalos,
Valeriu Griţco,
Iulia Antoanella Motoc,
ve Bölüm Yazı işleri Müdürü Stephen Phillips’ten oluşmuş,
7 Ocak 2009’da yapılan başvuruya ilişkin müzakerede bulunduktan sonra aşağıdaki kararı vermiştir:
OLAYLAR
1. İlk başvurucu Bay H. 1948’de doğmuş olup Boskoop’ta ikamet etmektedir. İkinci başvurucu Bay J. 1946’da doğmuş olup Benschop’ta ikamet etmektedir. İki başvurucu da Afgan vatandaşıdır: ikisi de Mahkeme önünde, Amsterdam’da avukatlık yapan Bay G.G.J. Knoops ve Bayan J.M. Eelman tarafından temsil edilmiştir.
2. Davalara konu olaylar, başvurucuların aktardığı ve kamuya açık belgelerden görüldüğü şekliyle aşağıdaki gibi özetlenebilir.
A. Tarihi arka plan
3. 1978 ve 1992 arasında Afganistan Komünist bir diktatörlükle yönetilmektedir. Khadamat-e Aetela’at-e Dawlati (Devlet İstihbarat Teşkilatı) (Pashto’da) isminde, baş harflerini oluşturan KhAD olarak tanınan, 1986’da WAD olarak bilinen Wizarat-i Amaniyyat-i Dawlati’ye (Devlet Güvenliği Bakanlığı) dönüşmüş bir istihbarat ve gizli polis örgütüne sahiptir.
B. İltica işlemleri
1. Bay H.
4. Bay H. gelişinden kısa zaman sonra, 24 Eylül 1992’de sığınmacı olarak ülkeye kabulünü (toelating als vluchteling) talep etmiştir.
5. Bay H. 5 Ekim 1992’de, Göç ve Vatandaşlık Hizmetlerinden (Immigratie- en naturalisatiedienst) bir görevli tarafından, iltica sebepleri hakkında sorgulanmıştır. Görevli tarafından hazırlanan raporda, Bay H.’nin mülakatın önemi hakkında bilgilendirildiği ve gerçeği söylemesinin istendiği belirtilmektedir.
6. Bay H. bir ordu görevlisi olarak kariyerini özetlemiştir. 1979-80’de binbaşı iken 1981’de tugay komutanlığına terfi etmiştir. Bay H. daha sonra İçişleri Bakanlığı güvenlik şefi; sonrasında da istihbarat ve askeri casuslukla mücadele şefi olmuştur. 1987 dolaylarında ayrıca Güvenlik Bakanlığı yardımcısı ve Halkın Demokratik Partisi (Afganistan’da iktidardaki komünist parti) Merkez Komite üyesi haline gelmiştir. 1991’de Bay H. Moskova’daki Afgan Büyükelçiliğinde askeri ataşe olarak atanmış; kendisi bunu rütbe tenkisi olarak hissetmiştir. Komünist rejimin 1992’de yıkılmasından sonra Bay N. Hollanda’dan iltica talebinde bulunmuştur.
7. 1 ve 8 Mart 1993’te başka bir mülakat (nader gehoor) yapılmıştır. Görevli raportör Bay H’nin aşağıdaki ifadesini kayda geçirmiştir:
“Henüz ne söyleyeceğimi bilmiyorum fakat benden almak üzere olduğun ifadenin gizli tutulmasını istiyorum. Ayrıca bu raporun bir kopyasının Hukuki Yardım Bürosu’na (bureau voor rechtshulp)gitmesini istemiyorum.”
8. Bay H. kariyeri hakkında başkaca detaylar vermiştir. 1982’de tugay komutanı iken İçişleri Bakanlığı bünyesindeki KhAD’ın askeri kanadının şefi haline gelmiştir. 1982’de Güvenlik Bakanlığı’na, bu Bakanlığın kendi KhAD departmanını yönetmek üzere atanmıştır. 1984’ün başlarında İçişleri ve Savunma Bakanlığı’nın KhAD birimleri tek bir merkezde birleştirilmiş ve Bay H. de bu birimin başına geçirilmiştir: Bay H. bu pozisyona korgeneral rütbesine terfi ettirilerek geçirilmiştir. 1985’in başlarında KhAd’ın genel başkan yardımcısı olarak atanmıştır. KhAD, WAD olarak bilinen bağımsız bir bakanlığa dönüştüğünde Bay H. askeri istihbarattan sorumlu bakan yardımcısı görevini üstlenmiştir. 1988’de Bay H. albay olarak terfi ettirilmiş ve Halkın Demokratik Partisi Merkez Komitesi üyeliğine atanmıştır. Bay H. kendisi tarafından veya kendi sorumluluğu altında işkence fiillerinin işlendiğini inkar etmiştir.
9. 1 Şubat 1994’de Göç ve Vatandaşlık Hizmetleri başkanlığı Bay H.’nin sığınma talebini reddeden, Adalet Bakanı Yardımcısı (staatssecretaris van justitie) lehine bir karar vermiştir. Kararda Bay H.’nin yüksek rütbesine ve KhAD/WAD içindeki sorumlu konumuna işaret edilmektedir. Kararda Bay H.’nin inkarı “yavan ve mantıksız beyanlar” olduğu gerekçesiyle reddedilerek, Afgan KhAD/WAD’ının “ciddi boyutta işkence ve başka çok ağır insan hakları ihlallerinden suçlu olduğunun” bilinen bir gerçek olduğu belirtilmektedir. Bay H.’nin gerçekten hiç bir işkence emri vermediği varsayılacak olsa bile, bu tür uygulamaları onayladığı ve bunlara izin verdiği kabul edilmelidir. Bununla bağlantılı olarak Bay H.’nin (yönetici rolünde veya iştirak eden ya da suç ortağı olarak), Mültecilerin Hukuki Statüsüne İlişkin 1951 Birleşmiş Milletler Sözleşmesi’nin (bundan sonrası için “1951 Mülteci Sözleşmesi”) 1F maddesi giriş cümlesi ve (a) bendi ile İşkenceye Karşı Sözleşme’nin 1 § 1 maddesi kapsamındaki insanlığa karşı suçlardan veya Mültecilerin Hukuki Statüsüne İlişkin 1951 Birleşmiş Milletler Sözleşmesi’nin 1F maddesi giriş cümlesi ve (c) bendi kapsamındaki Birleşmiş Milletler’in amaçlarına ve ilkelerine aykırı eylemlerden suçlu olduğuna hükmetmek için gerekçeler mevcuttur.
10. Bay H. bu karara karşı görevli idare mahkemelerine itiraz etmiş fakat itirazı sonuçsuz kalmıştır. Bununla birlikte kendisi Hollanda’dan sınır dışı edilmemiştir.
2. Bay J.
(a) İltica işlemleri
11. Bay J. gelişinden kısa bir süre sonra, 31 Mayıs 1996’da Hollanda’ya mülteci olarak kabulünü talep etmiştir.
12. 7 ve 10 Haziran 1996’da Bay J. talebinin gerekçeleri hakkında sorgulanmıştır. Görevli raportör tarafından hazırlanan raporda Bay J.’nin, iltica başvurusunun bir parçası olarak mülakatın önemi hakkında bilgilendirildiği, iltica talebini ilgilendiren hiç bir bilgiyi gizlememesi yönünde uyarıldığı ve kendisine verdiği tüm bilgilerin gizli tutulacağının söylendiği belirtilmiştir.
13. Bay J. eski Komünist rejim sırasında general rütbesine sahip bir ordu mensubu olduğunu, WAD’ın sorgu birimi için çalıştığını ve eski Sovyetler Birliği’nde eğitim gördüğünü anlatmıştır. Kendisi 1979’dan 1989’a kadar KhAD/WAD’ın askeri departmanında sorgu biriminin başı olarak görev yapmıştır. Bay J. kendi sorumluluğu altında işkence yapıldığından herhangi bir şekilde haberdar olduğunu reddetmiştir.
14. Bay J. bilinmeyen bir tarihte, 1951 Mülteci Sözleşmesi kapsamında mülteci olarak tanınmıştır.
(b) Mülteci sıfatının geri alınması
15. 7 Ocak 1999’da Bay T ile ek bir mülakat daha (aanvullend gehoor) yapılmıştır. Mülakatı gerçekleştiren görevli, Bay J’ye özgürce konuşabileceğini ve konuşulan her şeyin gizli tutulacağını söylemiştir.
Bay J. KhAD/WAD’ın “insan haklarını ciddiye almadığını” kabul etmiş ve Bay H.’nin “onbinlerce Afganın ölümünden sorumlu olduğunu” anlatmış fakat kişisel olarak işkence fiillerine katıldığını reddetmiştir.
16. 31 Temmuz 2000’de Adalet Bakanı Yardımcısı Bay J.’nin mülteci statüsünün kaldırılmasına karar vermiştir. Karar, başkaca hususların yanı sıra, Dışişleri Bakanlığı’nın, KhAD/WAD’ın örgütlenişi, yöntemleri ile üyelerinin görevlendirilmesi ve eğitimini tasvir eden resmi bir raporuna atıfta bulunmuş ve bu örgüte mensup tüm subay ve astsubayların “şüphelilerin tutuklanması, sorgulanması, işkenceye tabi tutulması ve bazen infaz edilmesiyle” bizzat ilişkili oldukları sonucuna ulaşmıştır. Karar, askeri KhAD’ın sorgu birimi şefi olan ve general rütbesine yükseltilen Bay J.’nin, inkar etmesine rağmen, komuta sorumluluğu bulunan işkence fiillerinden ve kötü muameleden mutlaka haberdar olması gerektiğini belirtmektedir. Bu karar 1951 Mülteci Sözleşmesi’nin 1F maddesine dayandırılmıştır.
17. Bay J. Hollanda’dan sınırdışı edilmemiştir.
C. Dosyanın savcıya devredilmesi
18. 31 Temmuz 2000’de Adalet Bakanı Yardımcısı, Bay J.’nin mülteci statüsünün kaldırılmasına ilişkin kararı, Bay J.’nin yargılanıp yargılanamayacağının değerlendirilmesi talebiyle savcıya (officier van justitie) göndermiştir.
19. 4 Eylül 2000’de Adalet Bakanı Yardımcısı, Bay H.’nin mülteci olarak kabulü talebinin reddi kararını da, yargılama imkanının değerlendirilmesi talebiyle birlikte savcıya göndermiştir.
D. Polis soruşturması
20. 4 Mart 2004’te Bay J., iki ceza soruşturmacısı tarafından Bay H.’ye karşı yürütülen ceza soruşturması kapsamında tanık olarak dinlenmiştir. Soruşturmacılar Bay J.’yi uyarmışlar ve kendisini suçlandırabilecek sorulara cevap vermek zorunda olmadığını anlatmışlardır.
21. Bay J. Bay H.’nin astı olduğunu kabul etmiş fakat kendisi ya da Bay H.’nin işkenceden sorumlu olduğunu reddetmiştir; bu tür eylemler KhAD/WAD’ın askeri kanadı tarafından değil sivil kanadı tarafından gerçekleştirilmiştir.
22. 21 Ekim 2004 tarihli, savcılığa sunulmak üzere hazırlanmış bir diğer polis raporu, farklı kaynaklardan elde edilmiş, Bay J.’yi suçlayan bilgiyi özetlemektedir. Bu rapor, Bay J.’nin Göç ve Vatandaşlık Hizmetlerine verdiği ifadeye atıflar içermektedir. Rapor aynı zamanda Dışişleri Bakanlığınca hazırlanmış resmi bir rapora ve başkaca kişilerin beyanlarından alıntılara da gönderme yapmaktadır. Söz konusu rapordan, KhAD/WAD soruşturmalarında ve alıkoyma merkezlerinde işkencenin sistematik olduğu görülmektedir.
23. 27 Kasım 2004’te Bay H. yakalanmış ve sorgulanmıştır. Resmi kayıt, kendisinin şüphelisi olduğu suçlar hakkında bilgilendirildiğini ve kendisine sorulara cevap vermek zorunda olmadığının anlatıldığını göstermektedir. Soruşturmacı polisler tarafından alındığı şekliyle ifadesi, astları tarafından işlenen, işkence ve kötü muamele niteliğindeki fiilleri önlemek ve gerekirse cezalandırmak için harekete geçtiği iddiasını içermektedir. Bay H. aynı zamanda, Bay J.’nin, kendi komutası altında olduğu sırada herhangi bir işkence fiiline katıldığını da reddetmiştir.
E. Ceza yargılamaları
24. Başvurucular eşzamanlı fakat birbirinden bağımsız olarak Den Haag Bölge Mahkemesi (rechtbank) önünde yargılanmıştır. Kendileri, komuta sorumluluğu taşıyan KhAD üyeleri olarak, sırasıyla üstlendikleri görevler sırasında, başka şeylerin yanı sıra, sivillere ve savaşçı olmayan düşman esirlere elektrik şok uygulamak, onları sopalar ve başka nesnelerle dövmek, soğuğa ve uykusuzluğa maruz bırakmak, parmaklarını kapı ve kapı çerçevesi arasında sıkıştırarak böylece bir mahpusun parmağının kesilmesine sebep olmak -parmağın kesilmesi işlemi bir makasla ve anestezi olmaksızın gerçekleştirilmiştir.- ve bu fiillerin astları tarafından işlenmesine kasten izin vermekle suçlanmışlardır.
1. Bay H.
(a) Bölge Mahkemesi önündeki yargılama
25. 8 ve 9 Ağustos 2005’te bir soruşturma yargıcı tarafından (rechter-commissaris) Hollanda’nın Kabul’deki büyükelçiliğinde tanıklar dinlenmiştir. Bu tanıklar arasında işkence mağduru olduğu iddia edilen A.G.T de yer almıştır. Savcı da bu esnada hazır bulunmuştur. Bay H.’nin avukatı bu duruşmaya katılmamıştır. Resmi kayıtta, başvurucunun avukatına soruları yazılı olarak sunma imkanı tanındığı fakat kendisinin bunu yapmadığı belirtilmektedir.
26. Bay H.’nin avukatının Kabil’e seyahat etmek için özel sağlık sigortası elde edemediği görülmektedir. Başvurucu Mahkeme’ye, o dönemde hasmane hareketlerin yol açtığı tehlikeler nedeniyle Hollanda vatandaşlarının Afganistan’a ve Kabil’e kesinlikle seyahat etmemesini tavsiye eden, Hollanda Dışişleri Bakanlığınca yayınlanmış resmi bir açıklamayı sunmuştur.
27. Bölge Mahkemesi 14 Ekim 2005’te kararını vermiştir. Mahkeme Bay H.’yi, İşkenceye Karşı Sözleşme (Uygulama) Kanunu’nun (Uitvoeringswet Folterverdrag) 1(1) kısımına aykırı olarak işkenceye iştirakten (medeplegen) ve Savaş Suçları Yasası’nın (Wet Oorlogsstrafrecht) 8 ve 9. kısımlarına aykırı olarak kişilere karşı şiddet eylemlerine katılmak ve ağır fiziksel zarara sebebiyet vermek suretiyle bir astın yasaları ve teamülleri ihlal etmesine olanak sağlamaktan mahkum etmiştir.
28. Bölge Mahkemesi, Bay H.’nin iltica başvurusu sırasındaki beyanlarının kanıt olarak kullanılmasına ilişkin olarak, söz konusu beyanların herhangi bir ceza soruşturması veya yargılamasına yönelik değil, sadece kendisinin göç yasası kapsamındaki talepleri hakkında karar vermek için alındığına karar vermiştir.
29. Bölge Mahkemesi tanık A.G.T’ye ilişkin olarak, savunmaya tanığı çapraz sorguya tabi tutmak için tanınan olanakların –bu olanaklar arasında kendisine yazılı olarak sorular sunmak ve hatta video konferans talebinde bulunmak da yer almıştır.- uygun olduğuna karar vermiştir. Her halükarda A.G.T.’nin beyanı tutarlı olup başkaca delillerle yeterince desteklenmiştir.
30. İltica başvurusunu içeren dosyanın savcılık makamına devredilmesi kuşkusuz Bay H.’nin Sözleşme’nin 8. maddesinde düzenlenen haklarına müdahalede bulunmuştur fakat bu müdahale savaş suçu oluşturan suçların yargılanması için gerekli olmuş ve dolayısıyla “bastırıcı bir toplumsal ihtiyaca” hizmet etmiştir.
31. Bölge Mahkemesi Bay H.’yi on iki yıl hapis cezasına mahkum etmiştir.
(b) Temyiz Mahkemesi önündeki yargılama
32. Bay H. karara karşı Lahey Temyiz Mahkemesi (gerechtshof) önünde itiraz etmiştir.
33. Temyiz Mahkemesi 29 Ocak 2007’de kararını vermiştir. Mahkeme Bölge Mahkemesi’nin kararını teknik sebeplerle bozmuş; sonrasında Bölge Mahkemesi gibi, Bay H.’yi İşkenceye Karşı Sözleşme (Uygulama) Kanunu’nun (Uitvoeringswet Folterverdrag) 1(1) kısmına aykırı olarak işkenceye iştirakten (medeplegen) ve Savaş Suçları Yasası’nın (Wet Oorlogsstrafrecht) 8 ve 9. kısımlarına aykırı olarak kişilere karşı şiddet eylemlerine katılmak ve ağır fiziksel zarara sebebiyet vermek suretiyle bir astın yasaları ve teamülleri ihlal etmesine olanak sağlamaktan suçlu bulmuş ve on iki yıl hapis cezasına mahkum etmiştir.
34. Bay H.’nin iltica başvurusu sırasında verdiği beyanların kullanılmasına ilişkin olarak Bölge Mahkemesi önce, davanın Reports of Judgments and Decisions 1996‑VI’de yer alan, 17 Aralık 1996 tarihli Saunders – Birleşik Krallık davasından ayırt edilebilir olduğuna karar vermiştir. Bu davadaki başvurucudan farklı olarak Bay H. cezalandırılmak pahasına, daha sonra kendisi aleyhine davada kullanılacak bir bilgiyi vermeye zorlanmamıştır. Bay H. daha ziyade, kendisi hakkında bilgi vermesini gerektiren Hollanda göçmenlik işlemlerine gönüllü olarak tabi olmuştur. Bunun yanı sıra, bu şekilde elde edilmiş olan bilginin kullanılması Saunders davasındaki durumla aynı değildir: Bay H. tüm suçlamaları reddetmiştir ve vermiş olduğu tek suçlayıcı bilgi kendisinin KhAD/WAD içindeki yüksek rütbesine ilişkindir.
35. Temyiz Mahkemesi, Bölge Mahkemesi gibi, iltica başvuru dosyasının savcılık makamına devredilmesinin Sözleşme’nin 8. maddesi kapsamında Bay H.’nin özel hayatına saygı hakkına müdahale oluşturduğunu kabul etmekle birlikte savaş suçu oluşturan suçların yargılanmasının arz ettiği önemin bu müdahale için yeterli haklı gerekçeyi sunduğuna karar vermiştir.
(c) Yüksek Mahkeme önündeki yargılama
36. Bay H. Yüksek Mahkeme (Hoge Raad). önünde esas bakımından karara itiraz etmiştir. (cassatie) İtirazının mevcut davayla ilgili bölümünde kendisi, savunmaya tanığı gerektiği gibi çapraz sorguya tutma olanağı tanınmadığı gerekçesiyle, tanık A.G.T.’nin ifadesinin kanıt olarak kullanılmasından şikayetçi olmuştur.
37. Hukuk Sözcüsü’nün istişari görüşünde (conclusie), Temyiz Mahkemesi önünde gerçekleşen duruşmanın resmi tutanağında geçen bir alıntıya yer verilmiştir: Buna göre Bay H.’nin avukatının, bu esnada savunmaya tanık A.G.T.’yi çapraz sorguya tutma imkanı verilmiş olduğunu ve savunmanın bu imkanı kullandığını teyit ettiği görülmektedir.
38. Yüksek Mahkeme 8 Temmuz 2008’de kararını vererek (ECLI:NL:HR:2008:BC7418) itirazı esastan tümüyle reddetmiştir. Mahkeme özetle Bay H.’nin yukarıda belirtilen şikayetini reddetmiştir. (bkz. 36. paragraf).
2. Bay J.
(a) Bölge Mahkemesi önündeki yargılama
39. Bölge Mahkemesi 14 Ekim 2005’te kararını vermiş ve Bay J.’yi, Savaş Suçları Yasası’nın 8. bölümü ve Ceza Yasası’nın 47. maddesine aykırı biçimde, kişilere karşı şiddet eylemlerinde bulunarak ve ağır fiziksel zarar vererek savaş yasaları ve teamülleri ihlallerine katıldığı gerekçesiyle suçlu bulmuş ve dokuz yıl hapis cezasına mahkum etmiştir. Bölge Mahkemesi’nin gerekçesi, Mahkeme önündeki mevcut davayla ilgisi bakımından Bay H.’nin davasındaki gerekçeyle aynıdır (bkz. yukarıda 28 ve 30. paragraflar).
(b) Temyiz Mahkemesi önündeki yargılama
40. Bay J. karara karşı Lahey Temyiz Mahkemesi önünde itirazda bulunmuştur.
41. Temyiz Mahkemesi 29 Ocak 2007’de kararını vermiştir. Mahkeme, Bölge Mahkemesi’nin kararını teknik gerekçelerle bozmuş; sonrasında Bölge Mahkemesi gibi, Bay J.’yi kişilere karşı şiddet eylemlerinde bulunarak ve ağır fiziksel zarar vererek savaş yasaları ve teamülleri ihlallerine katıldığı gerekçesiyle suçlu bulmuş ve dokuz yıl hapis cezasına mahkum etmiştir. Mahkeme’nin gerekçesi, mevcut davayla ilgisi bakımından Bay H.’yi mahkum eden karardaki gerekçeyle aynıdır. (bkz. yukarıda 34-35. paragraf).
(c) Yüksek Mahkeme önündeki yargılama
42. Bay J. Temyiz Mahkemesi kararına karşı esas bakımından Yüksek Mahkeme önünde itirazda bulunmuştur. Mevcut davayla ilgili olarak, iltica başvurusu sırasındaki beyanlarının ceza mahkemeleri tarafından kullanılmasından şikayetçi olmuş ve dilekçesinde bu ifadenin zorlama ile alındığını ileri sürmüştür.
43. Hukuk Sözcüsü (Advocate General) istişari görüşünde (conclusie), iltica işlemlerinin şüphelinin susma hakkını boşa çıkarmak için başvurulmuş bir hile olmadığını ve başka koşullar altında ceza yargılamasıyla bağlantılandırılmamış olacağını belirtmiştir. Dava, Mahkeme’nin vermiş olduğu, (yukarıda adı geçen) Saunders ve Funke (Funke - Fransa, 25 Şubat 1993, A Serisi no. 256‑A) davalarından farklılık göstermektedir zira şüpheliden gelen bir itirafı, kendisi aleyhine kullanmak amacıyla aydınlatmak için bağımsız bir usule başvurulmamıştır.
44. İltica başvurusunda bulunan kişinin tam ve güncel bilgi sunması gerekmektedir; bu, himayesi talep edilen devletin, hakkı ve görevi olduğu üzere, iltica talebini gerektiği gibi değerlendirmesi ihtiyacına hizmet eder. İltica başvurusunda bulunun kişi, kendisine konuşması için baskı uygulanmış hissedebilir (her ne kadar Bay J. “tümüyle dürüst” olmaktan ziyade “açık” olmuşsa da) fakat Bay J.’nin durumunda bu Saunders ve Funke ile kıyaslandığında zorlama oluşturmamıştır. Göç ve Vatandaşlık Hizmetleri’nin o sırada elde ettikleri bilgiyi gizli tutacaklarını taahhüt etmeleri de, söz konusu bilgiyi savcılık makamına bildirmeyecekleri yönünde bir vaat olarak anlaşılamaz.
45. İltica başvuru dosyasının savcılık makamına iletilmesi şüphesiz Sözleşme’nin 8. maddesi bakımından bir sorun ortaya çıkarmıştır. Ancak bunun için hukuki bir temelin bulunması (Kişisel Verilerin Korunmasına İlişkin Yasa’nın (Wet bescherming persoonsgegevens) 43 (b) bölümü) ve ağır savaş suçlarının işlenmiş olduğu yönünde şüphe duyulması yeterli haklı sebebi karşılar. Bir şüphelinin daha önceki konumu ve eski baskı rejimine hizmet eden bir devlet görevlisi olarak işlediği fiiller nedeniyle, kendisini muhtemelen bekleyen akıbet yüzünden geldiği ülkeye sınır dışı edilemediği bir durumda, cezasızlıktan yararlanması söz konusu olamaz.
46. Yüksek Mahkeme 8 Temmuz 2008’de Bay J.’nin temyiz başvurusunu, yaptığı ivedi yargılama sonucu verdiği kararla reddetmiştir. (ECLI:NL:HR:2008:BC7421; İngilizce tercümesi Hükümet tarafından yayınlanmıştır ECLI:NL:HR:2008:BG1477). Mahkeme önündeki dava bakımından Yüksek Mahkeme, Hukuk Sözcüsü’nün istişari görüşünde ortaya koyduğu görüşü desteklemiş ve benimsemiştir.
F. İlgili iç hukuk
47. İlgili tarihte davayla ilgili iç hukuk aşağıdaki gibidir:
1. Genel idare hukuku
Genel idare hukuku yasası (Algemene wet bestuursrecht)
Bölüm 4.2
“1. [idari bir karar alınmasına yönelik] bir talep (aanvraag) imzalı olmalı ve asgari olarak aşağıdaki unsurları içermelidir:
(a) talepte bulunan kişinin ismi ve adresi;
(b) tarih;
(c) alınması talep edilen kararın içeriği
2. Talepte bulunan kişi ayrıca talep üzerine alınacak ve kişinin makul olarak elde edebileceği karar için ihtiyaç duyulan bilgi ve belgeleri sunmalıdır.”
2. Göç Yasası
(a) 1965 tarihli Yabancılar Yasası (Vreemdelingenwet)
Bölüm 15
“1. Dini, felsefi veya siyasi görüşleri ya da belirli bir ırk ya da toplumsal gruba aidiyetleri nedeniyle zulme uğramaktan korkmak için haklı sebeplerinin bulunduğu bir ülkeden gelen yabancılar mülteci olarak kabul edilmeleri için Adalet Bakanlığı’na başvurabilirler.
2. Yabancının sonuç itibariyle ilk paragrafta tarif edilen bir ülkeye seyahat etmeye mecbur kalacak olması durumunda, kamu yararına dayanan ciddi gerekçeler olmadıkça ülkeye kabul talebi reddedilemez...”
(b) Yabancılar Tüzüğü (Vreemdelingenbesluit)
Bölüm 65
“Yabancılar, sınırların güvenliği veya yabancıların nezaretinden sorumlu bir devlet görevlisine ellerindeki tüm bilgiyi ve aşağıdaki hususları ortaya koymaya yarayabilecek tüm belgeleri sunmak zorundadırlar:
(a) kişinin kimliği, uyruğu, medeni hali, mesleği ve adreslerle birlikte güncel ve önceki ikametgah yeri veya meskeni;
(b) Hollanda’ya giriş tarihi, giriş yaptığı yer ve hangi vasıtayla giriş yaptığı;
(c) Hollanda’da kalışının amacı ve kalış süresi;
(d) Hollanda’da kalabilmek için sahip olduğu veya elde edebileceği [ekonomik] imkanlar.”
3. Kişisel verilerin korunması
Kişisel Verilerin Korunmasına Dair Yasa
Bölüm 9
“1. Kişisel veriler daha sonra, elde edildikleri amaçlarla uyuşmayan bir biçimde işlenemezler.”
Bölüm 43
“Sorumlu kişi (verantwoordelijke i.e. Kişisel Verilerin Korunmasına Dair Yasa’nın 1. Bölümü (d) bendi uyarınca tek başına veya başkalarıyla birlikte, kişisel verilerin hangi amaçla ve yöntemlerle işleneceğine karar veren gerçek veya tüzel kişi, diğer herhangi biri veya kamu kurumu) aşağıdakilerden birinin yararı için gerekli olması halinde 9(1) maddesini... uygulamamaya karar verebilir:
(a) ulusal güvenlik;
(b) suç teşkil eden eylemlerin önlenmesi, soruşturulması veya yargılanması; ...”
4. İç hukukta genel ceza hukuku ve usulü
(a) Ceza Yasası (Wetboek van Strafrecht)
Madde 47
“1. Aşağıda belirtilen kişiler bir suçun faili gibi cezalandırılırlar (daders van een strafbaar feit):
1o. bu tür bir suçu işleyen, başka birine işlettiren veya işlenmesine iştirak eden her kimse;
2o. Hibe, taahhüt, yetki istismarı, şiddet, tehdit veya hile ile ya da imkan, araç yahut da bilgi sağlayarak bu tür bir suçun işlenmesini kasten teşvik eden her kimse...”
(b) Ceza Usul Yasası
Madde 162
“1. Görevlerini yerine getirdikleri sırada, soruşturulmasından kendilerinin sorumlu olmadığı, bir cürmün (misdrijf) işlendiğinin farkına varan kamu organları veya görevlileri (openbare colleges en ambtenaren) bu cürmü gecikmeksizin bildirmeli ve olayla ilgili tüm belgeleri savcıya ya da savcı yardımcılarından birine (hulpofficieren van justitie) teslim etmelidirler.
...
(b) cürüm, belirli bir resmi görevi ihlal eden veya resmi görevi nedeniyle elinde bulunan herhangi bir yetki, imkan veya aracı kullanan bir devlet görevlisi (ambtenaar) tarafından işlenmiş ise ya da,
(c) cürüm, bir görevlinin yerine getirmekle veya tatbik etmekle yükümlü olduğu bir düzenlemeyi ihlal ediyor ya da hukuka aykırı olarak uygulanmasına sebep oluyorsa....”
5. Savaş suçları ve işkenceye ilişkin iç hukuk
(a) Savaş Suçları Yasası
Bölüm 1
“...
3. ’savaş’ ifadesi, iç savaşı (burgeroorlog) kapsayacak şekilde yorumlanır.”
Bölüm 3
“Ceza Yasası’nın (Wetboek van Strafrecht) ve Askeri Ceza Yasası’nın (Wetboek van Militair Strafrecht) ilgili hükümlerine halel gelmeksizin, Hollanda ceza hukuku aşağıdaki kişilere uygulanır:8. ve 9. bölümlerde belirtilen bir suçu Avrupa yetki alanı dışında [yani Hollanda dışında], işleyen tüm kişiler; ...”
Bölüm 8
“1. Savaş yasaları ve teamüllerini ihlal eden kişi on yılı aşmayan hapis cezasıyla sorumlu tutulur....
2. Aşağıdaki durumlarda on beşi yılı aşmayan bir hapis cezasına.... hükmedilir:
1o suç oluşturan fiil herhangi bir kişinin ölümüyle sonuçlanıyor veya bir kişide ağır bedensel yaralanmaya yol açıyor ise;
2o suç oluşturan fiil insanlık dışı muamele içeriyorsa;
3o suç oluşturan fiil bir kişiyi bir şey yapmaya, yapmamaya veya bir şeyin sonucunda zarar görmeye zorluyorsa;
4o suç oluşturan fiil yağma içeriyorsa.
3. Aşağıdaki durumlarda ömür boyu hapis cezasına veya yirmi yılı aşmayan süreli hapis cezasına.... hükmedilir:
1o suç oluşturan fiil birinin ölümüyle sonuçlanıyor veya bir kişide ağır bedensel yaralanmaya yol açıyor ya da tecavüz içeriyorsa;
2o suç oluşturan fiil, işbirliği içinde hareket eden birden fazla kişinin bir veya birden fazla kişiye karşı şiddet uygulamasını (geweldpleging met verenigde krachten) veya bir ölüye, hasta ya da yaralı bir kişiye karşı şiddet uygulanmasını içeriyorsa;
3o suç oluşturan fiil, kısmen veya bütünüyle başka birine ait bir malvarlığının, işbirliği içinde hareket eden birden fazla kişi tarafından imha edilmesini, zarara uğratılmasını, kullanılmayacak hale getirilmesini veya saklanmasını içeriyorsa;
4o bir önceki paragrafın 3o ve 4o. bentlerinde belirtilen suç, işbirliği içinde hareket eden birden fazla kişi tarafından işlenmişse;
5o suç oluşturan fiil bütün bir topluluğa veya bu topluluğun içinden belirli bir gruba karşı sistematik terör politikasının veya hukuka aykırı faaliyetin (wederrechtelijk optreden) ifadesi ise;
6o suç oluşturan fiil karşı tarafa verilmiş bir taahhütten veya karşı tarafla girilmiş bir anlaşmadan cayılmasını içeriyorsa;
7o suç oluşturan fiil savaş yasaları ve teamüllerince korunan bir bayrak veya sembolün ya da karşı tarafın askeri ayırt edici simgelerinin veya üniformasının kötüye kullanılmasını içeriyorsa.”
Bölüm 9
“Önceki maddede belirtilen eylemlere karşı öngörülen ceza, bu tür bir eylemin bir astı tarafından işlenmesine izin veren tüm kişilere de aynı şekilde uygulanır.”
(b) İşkenceye Karşı Sözleşme (Uygulama) Yasası
Bölüm 1
“1. Bir devlet görevlisi veya devlet hizmetinde bulunan bir kişi tarafından, resmi görevlerinin ifası çerçevesinde özgürlüğünden yoksun bırakılmış birine karşı, bilgi veya ikrar elde etmek, cezalandırmak, ona veya başka bir kişiye korku salmak ya da bir şey yapmaya yahut da bir şeyin sonucunda zarar görmeye zorlamak veya insani eşitlik taleplerini hor görmek amacıyla işlenen kötü muamele, eğer bu eylemler ulaşılmak istenen amacı gerçekleştirmeyi kolaylaştırabilecek nitelikte ise, bir işkence fiili olarak, on beş yılı veya beşinci kategoriye giren bir cezayı aşmayacak bir hapis cezası ile cezalandırılır.
2. Büyük bir korku halinin veya başka tür bir ciddi ruhsal ıstırap (geestelijke ontreddering) biçiminin kasıtlı olarak yaratılması kötü muamele olarak değerlendirilir.
3. Fiil ölümle sonuçlanırsa, suçlu kişi ömür boyu hapis veya yirmi yılı ya da beşinci kategoriye giren bir cezayı aşmayacak hapis cezası ile cezalandırılır.”
Bölüm 2
“Önceki bölümde belirtilen fiillere uygulanacak ceza aşağıdaki kişilere de aynı şekilde uygulanır:
(a) birinci bölümde belirtilen kötü muamelenin Ceza Yasası’nın 47 § 1 maddesi 2. bendinde geçen araçlardan biri vasıtasıyla işlenmesini talep eden veya bir başka kişinin bu tür bir kötü muamelede bulunmasına kasten izin veren devlet görevlisi veya devlet hizmetinde bulunan kişi;
(b) bir devlet görevlisinin veya devlet hizmetinde bulunan bir kişinin, birinci bölümde belirtilen kötü muamelenin Ceza Yasası’nın 47 § 1 maddesi 2. bendinde geçen araçlardan biri vasıtasıyla işlenmesini talep etmesi veya kötü muameleye kasten izin vermesi halinde kötü muamelede bulunan her kimse.”
Bölüm 5
“İşbu Yasa’nın 1 ve 2. bölümlerinde tanımlanan cürümleri (misdrijven) işleyen herkese Hollanda ceza hukuku uygulanır.”
6. İlgili ulusal içtihat
48. Nederlandse Jurisprudentie’de (Hollanda İçtihat Dergisi) 1998’de (no. 463) yayınlanan 11 Kasım 1997 tarihli bir kararda Yüksek Mahkeme şu hükmü vermiştir:
“5.2. Hükümet’in kesinlikle sözleşme yükümlülüğüne [1949 tarihli dört Cenevre Sözleşmesi’ndeki tüm ağır ihlalleri suç haline getirme] tam olarak uyum sağlama iradesini taşıdığı, diğer unsurların yanı sıra bu Yasa’nın parlamentodaki tarihçesinden, bilhassa söz konusu Yasaya ilişik Açıklayıcı Memorandum’dan (Memorie van Toelichting) ve Cevap Memorandumu’ndan (Memorie van Antwoord) da görülmektedir. Bu iki memorandum sırasıyla şağıdaki pasajları içermektedir:
‘ihlal edilmiş olan Sözleşme’ye taraf bir diğer gücün, Hollanda’nın elinde bulunan bir savaş suçlusunun iadesini (overlevering) talep etmemesi durumunda, her ne kadar suç ülke toprakları dışında işlenmiş olsa da ve bir Hollanda vatandaşına karşı işlenmemiş olsa da ya da Hollanda’nın menfaatine zarar vermese de, bu kişinin bir Hollanda mahkemesinde yargılanması mümkün olmalıdır.’
ve
‘3(1) bölümünde yürürlüğe giren hüküm, kim tarafından ve nerede işlendiğine bakılmaksızın, yani suç Hollanda vatandaşı olmayan bir kişi tarafından Hollanda dışında, ülkemizin taraf olmadığı bir savaşta işlenmiş olsa dahi, Hollanda mahkemelerine savaş suçlarını yargılama yetkisi vermektedir. Geçici Rapor’da (Voorlopig Verslag) bu hükmün, evrensellik ilkesi olarak tabir edilen ilkenin uygulaması olarak görülmesi gerektiğine haklı olarak işaret edilmiştir.’
5.3. Yukarıda 5.2 paragrafında yer alan saptama göz önüne alındığında, yasamanın Hollanda’da yürürlüğe giren sözleşmesel yükümlülüklerine tam olarak uyma iradesiyle birlikte ele alındığında yasanın makul yorumu, -bu açıdan muğlak ifadesine rağmen- Savaş Suçları Yasası’nın 1. bölümünü, Bu Yasa’nın 1. bölümünün sırasıyla 1, 2 ve 3. altbölümlerinde belirtilen sınırlamaların, 8. ve. 9. bölümler ve bu açıdan 3. bölüm üzerinde ... de etkisinin olmadığı biçiminde anlamak gerekir.”
G. İlgili uluslararası hukuk
1. 1949 Cenevre Sözleşmeleri
49. Hollanda Krallığı ve Afganistan, her iki ülke de, 1949 tarihli Cenevre Sözleşmeleri’ne (Savaş Halindeki Silahlı Kuvvetlerin Hasta ve Yaralılarının Vaziyetlerinin Islahı Hakkında 1 No’lu Sözleşme; Silahlı Kuvvetlerin Denizdeki Hasta, Yaralı ve Kazazedelerinin Vaziyetlerinin Islahı Hakkında 2 No’lu Sözleşme; Savaş Esirlerine Yapılacak Muamele ile İlgili 3 No’lu Sözleşme; Savaş Zamanında Sivillerin Korunmasına Dair 4 No’lu Sözleşme) taraftır. Hollanda Krallığı Sözleşmeleri 3 Ağustos 1954’de, Afganistan ise 26 Eylül 1956’da onaylamıştır. İki Devlet de, dört Cenevre Sözleşmesi 12 Ağustos 1949’da imzaya açıldığında ilk imzacılar arasında olmuşlardır; iki devlet de sözleşmeye çekince koymamıştır.
50. 1949 tarihli Cenevre Sözleşmelerine ortak 3. madde aşağıdaki gibidir:
“Uluslararası nitelikte olmayan bir silahlı anlaşmazlığın Yüksek Sözleşmeci Taraflardan birinin toprakları üzerinde çıkması halinde, anlaşmazlığa taraf teşkil edenlerden her biri, asgari olarak, aşağıdaki hükümleri uygulamakla mükelleftir:
l. Husumete doğrudan doğruya iştirak etmeyen kimseler, silahlarını terk edenler ve hastalık, yaralılık, alıkoyulma nedeniyle veya herhangi bir sebeple muharebe dışı kalanlar, ırk, renk, din veya inanç, cinsiyet, doğum ve servet veya buna benzer herhangi bir kıstasa dayanan ve aleyhte görülen hiçbir ayrım yapılmadan insani surette muamele göreceklerdir.
Bu sebeple, yukarıda sözü geçen kimselere; aşağıdaki muamelelerin yapılması, nerede ve ne zaman olursa olsun, yasaktır ve yasak kalacaktır:a) Yaşama ve şahsa karşı şiddet, bilhassa her tür öldürme, sakatlama, zalimane muamele ve işkenceb) Rehin alma,c) kişi haysiyetine tecavüz, bilhassa hakaretamiz ve haysiyet kırıcı muamele,d) Uygar halklarca elzem olarak tanınmış, tüm yargısal güvenceleri taşıyan, usulüne uygun olarak kurulmuş bir mahkeme tarafından önceden verilmiş bir hüküm olmaksızın verilen mahkumiyet kararları ile infazlar.
2. Yaralı ve hastalar toplanacak ve tedavi edilecektir.
Uluslararası Kızılhaç Komitesi gibi tarafsız insani bir teşkilat, anlaşmazlık halinde taraflara hizmetlerini sunabilecektir.
Anlaşmazlık halindeki taraflar, bundan başka; hususi anlaşmalar yolu ile işbu Sözleşmenin diğer hükümlerinin tamamını veya bir kısmını yürürlüğe sokmaya çalışacaklardır.
Yukarıdaki hükümlerin uygulanması anlaşmazlık halinde bulunan tarafların hukuki durumları üzerinde etki etmeyecektir.
”
51. Savaş Zamanında Sivil Kişilerin Korunmasına ilişkin IV No’lu Sözleşme’nin ilgili bölümü aşağıdaki gibidir:
Madde 146
“Yüksek Sözleşmeci Taraflar, aşağıdaki maddede belirtilen, bu sözleşmeyi ağır biçimde ihlal eden fiillerden birini işleyen veya işleme emrini veren şahıslara uygulanacak etkili cezai yaptırımları düzenleyecek her tür mevzuatı yürürlüğe koymayı taahhüt ederler.
Her Sözleşmeci Taraf, bu ağır ihlallerden birini işlediği veya işleme emrini verdiği iddia edilen kişileri arama yükümlülüğü altındadır ve bu kişileri, milliyetleri ne olursa olsun, bizzat kendi mahkemelerine sevk etmelidir. Sözleşmeci Taraflardan her biri, şayet tercih ederse, bizzat kendi mevzuatında belirtilen şartlara uygun olarak bu kişileri yargılanmak üzere ilgili bir Sözleşmeci Tarafa teslim edebilir. Bunun için ilgili Sözleşmeci Tarafın elinde söz konusu kişiler aleyhine ilk bakışta yeterli delil bulunması gerekir.
171
Her Sözleşmeci Taraf, aşağıdaki maddede düzenlenen ağır ihlaller dışında bu sözleşme hükümlerine aykırı diğer tüm fiilleri ortadan kaldırmak için de gereken tedbirleri alır.
Her halükarda suçlanan kişiler, savaş esirlerine yapılacak muameleye ilişkin 12 Ağustos 1949 tarihli Cenevre Sözleşmesi’nin 105 ve devamı maddelerinde düzenlenenlerden daha az lehe olmamak üzere, usulüne uygun yargılama ve savunma teminatından yararlanırlar.
”
Madde 147
“Önceki maddeyle ilgili ağır ihlaller, bu Sözleşme tarafından korunan kişilere ve mülklere karşı işlenmesi kaydıyla aşağıdaki fillerden herhangi birini içeren ihlallerdir: kasten öldürme, biyolojik deneyler de dahil olmak üzere işkence ve insanlık dışı muamele, kasten büyük ıstıraba veya beden ya da sıhhate yönelik ciddi zarara sebebiyet verme, korunan bir kişinin hukuka aykırı sınır dışı edilmesi veya nakli ya da hukuka aykırı olarak tevkif edilmesi, korunan bir kişiyi düşman devletin silahlı kuvvetlerinde hizmet görmeye zorlama ya da korunan bir kişiyi bu Sözleşme’de düzenlenen adil ve usulüne uygun yargılamadan kasten mahrum bırakma, rehin alma, askeri gerekliliğin haklı kılmadığı, hukuka aykırı ve keyfi biçimde, büyük ölçüde malın tahrip edilmesi ve mala el koyulması.”
2. İşkence ve Diğer Zalimane, İnsanlık dışı veya Küçültücü Muamele ya da Cezaya Karşı Sözleşme
52. İşkence ve Diğer Zalimane, İnsanlık dışı veya Küçültücü Muamele ya da Cezaya Karşı Sözleşme Genel Kurul tarafından 10 Aralık 1984 tarihli 39/45 no’lu kararla kabul edilmiş ve imza, onay ve katılmaya açılmıştır. Sözleşme 26 Haziran 1987’de yürürlüğe girmiştir. Hollanda ve Afganistan, her iki ülke de Sözleşme’yi 4 Mart 1985’te imzalamıştır. Afganistan Sözleşme’yi 1 Nisan 1987’de, Hollanda ise 21 Aralık 1988’de onaylamıştır.
53. Sözleşme’nin ilgili bölümleri aşağıdaki gibidir:
Madde 1
“1. Bu Sözleşme’nin amacı bakımından işkence, bir kimseye karşı, kendisinden bilgi veya itiraf elde etmek, kendisinin veya üçüncü bir kişinin işlediği veya işlediğinden şüphe edilen bir fiil nedeniyle cezalandırmak veya kendisini ya da üçüncü bir kişiyi korkutmak ya da zorlamak amacıyla veya ayrımcılığa dayanan her hangi bir sebeple, bir kamu görevlisi veya resmi sıfatla hareket eden bir başka kişi tarafından ya da bu görevlinin veya kişinin teşviki ya da rızası yahut muvafakatiyle işlenen ve işlendiği kimseye fiziksel veya ruhsal olarak ağır acı ya da ıstırap veren fiil anlamına gelir. Kanuni yaptırımlardan kaynaklanan veya yaptırımın doğasında bulunan ya da bu yaptırımlarla rastlaşan acı veya ıstırap, işkence sayılmaz.
2 Bu madde, uygulama alanı daha geniş olan hükümlerin bulunduğu veya bulunabileceği uluslararası belge veya ulusal mevzuat hükümlerinin uygulanmasını önlemez.”
Madde 2
“1. Her bir Taraf Devlet kendi egemenliği altındaki ülkelerde işkence fiillerinin işlenmesini önlemek için etkili yasal, idari, yargısal veya diğer tedbirleri alır.
2. Her ne olursa olsun, savaş durumu, savaş tehdidi, iç siyasal huzursuzluk veya diğer olağanüstü hal gibi herhangi bir istisnai durum, işkenceyi haklı göstermek için ileri sürülemez.
3. Bir amirin veya bir kamu makamının verdiği emir, işkenceyi haklı göstermek için ileri sürülemez. ”
Madde 3
“1. Hiç bir Taraf Devlet, bir kimsenin diğer bir Devlette işkence tehlikesine maruz kalacağına inanmak için esaslı sebeplerin bulunması halinde, bu kimseyi sınırdışı edemez, geri gönderemez veya iade edemez.
2 Yetkili makamlar bu tür bir sebebin bulunup bulunmadığına karar vermek amacıyla, uygulanabilir olduğu durumda söz konusu Devlette ağır, açık veya kitlesel insan hakları ihlallerine dair süreğen bir örüntü bulunup bulunmadığı da dahil olmak üzere, tüm hususları dikkate alırlar.”
Madde 4
“1. Her bir Taraf Devlet tüm işkence fiillerinin kendi ceza kanununda suç olarak düzenlenmesini temin eder. İşkence fiilini işlemeye teşebbüs ile herhangi bir kimsenin işkenceye iştirak veya katılma teşkil eden fiilleri de aynı şekilde suç olarak düzenlenir.
2. Her bir Taraf Devlet bu fiilleri, fiillerin ağırlığını göz önünde tutan uygun cezalar ile cezalandırır.”
Madde 5
“1. Her bir Taraf Devlet dördüncü maddede belirtilen suçlar hakkında kendi yargılama yetkisini tesis etmek için aşağıdaki haller ile ilgili olarak gerekli düzenlemeleri yapar:
(a) Suçların kendi egemenlik alanı içinde bulunan ülkelerde veya kendisine kayıtlı bir gemide veya uçakta işlenmesi hali;
(b) Suçu işlediği iddia edilen kişinin kendi vatandaşı olması hali;
(c) Devletin uygun görmesi halinde, mağdurun kendi vatandaşı olması hali.
2. Her bir Taraf Devlet, suçu işlediği iddia edilen kimsenin kendi egemenlik alanı içinde bulunduğu ve bu kimseyi 8. madde uyarınca aynı maddenin birinci fıkrasında belirtilen Devletlerden birine iade etmediği durumlarda bu tür suçlar üzerinde yargılama yetkisini tesis etmek için gerekli olabilecek tedbirleri alır.
3. Bu Sözleşme, iç hukuka uygun olarak kullanılan bir cezai yargılama yetkisini ortadan kaldırmaz.”
Madde 6
“1. Bir Taraf Devlet, elindeki bilgileri inceledikten sonra ülkesi üzerinde bulunan bir kimsenin Sözleşmenin 4. maddesinde belirtilen suçlardan birini işlemiş olduğuna ikna olduğu takdirde, bu kimseyi nezarete altına alır veya huzurda bulunmasını sağlamak için gerekli yasal tedbirleri alır. Nezaret veya diğer yasal tedbirler Devletin iç hukukunda öngörüldüğü şekilde olur ancak bu tedbirler sadece bir ceza veya sınır dışı davasının açılmasına imkan tanınması için gerekli olduğu sürece devam eder.
2. Bu durumdaki bir Devlet olaylar hakkında derhal bir ön soruşturma yapar.
3. Bu maddenin 1. fıkrasına göre nezaret altında tutulan bir kimsenin, vatandaşı olduğu Devletin en yakındaki yetkili bir temsilcisi ile, eğer kendisi Vatansız ise kendisinin genellikle ikamet ettiği Devletin temsilcisi ile derhal iletişim kurmasına yardım edilir.
4. Bir Devlet bu madde uyarınca bir kimseyi nezaret altına aldığında, 5. maddenin 1. fıkrasında belirtilen Devletlere bu kimsenin nezaret altına alındığını ve tutulmasını gerektiren şartları derhal bildirir. Bu maddenin 2. fıkrasında yapılması istenen ön soruşturmayı yapan Devlet, vardığı sonuçları sözü edilen Devletlere hemen bildirir ve yargılama yetkisini kullanmak isteyip istemediğini belirtir.”
Madde 7
“1. Bir Taraf Devletin egemenliği altındaki topraklarda Sözleşmenin 4. maddesinde belirtilen bir suçu işlediği iddia edilen bir kimsenin bulunması halinde bu Devlet, eğer bu kimseyi iade etmeyecek ise, 5. maddede öngörülen hallerde davayı kovuşturması için yetkili makamlarına havale eder.
2. Bu makamlar o Devletin hukuku uyarınca ciddi nitelikli olağan bir suç hakkında nasıl karar veriyorlarsa bu olay hakkında da aynı şekilde karar verirler. Sözleşmenin 5. maddesinin 2. fıkrasında belirtilen hallerde kovuşturma ve mahkumiyet için gerekli olan kanıtlama standardı, 5. maddenin 1. fıkrasında belirtilen durumlarda geçerli olan kanıt standardından daha düşük olamaz.
3. Sözleşmenin 4. maddesindeki suçlardan biriyle bağlantılı olarak hakkında yargılama yapılan bir kimsenin muhakemenin her aşamasında adil muamele görmesi güvence altına alınır.”
Madde 8
“1. Sözleşmenin 4. maddesinde belirtilen suçlar, Taraf Devletler arasında varolan bir suçluların iadesi sözleşmesi bakımından failleri iade edilebilir suçlar olarak kabul edilir. Taraf Devletler kendi aralarında yaptıkları her suçluların iadesi sözleşmesine, bu tür suçları iade edilebilir suçlar olarak koymayı taahhüt ederler.
2. Suçluların iadesi için bir Sözleşmenin bulunması şartını arayan bir Taraf Devlet kendisiyle iade Sözleşmesi bulunmayan bir diğer Taraf Devletten suçluların iadesi talebi almış ise, bu Sözleşmeyi bu tür suçlar bakımından iade için hukuki bir temel olarak kabul edebilir. Suçluların iadesi, kendisinden talep edilen Devletin hukukunda öngörülen diğer şartlara da tabidir.
3. Suçluların iadesi için bir sözleşmenin bulunması şartını aramayan Taraf Devletler, talep edilen Devletin hukukunda öngörülen şartlara tabi olarak, bu tür suçları kendi aralarında iade edilebilir suçlar olarak kabul ederler.
4. Taraf Devletler arasındaki iade bakımından bu tür suçlar, sadece meydana geldikleri yerde işlenmiş suçlar olarak değil, ayrıca Sözleşmenin 5. maddesinin 1. fıkrasına uygun olarak yargılama yetkisini tesis etmesi istenen Devletlerin topraklarında de işlenmiş suçlar olarak muameleye tabi tutulur.”
3. 31 Ocak 1967 tarihli New York Protokolü ile değişikliğe uğramış haliyle Mültecilerin Hukuki Statüsüne İlişkin 1951 Birleşmiş Milletler Sözleşmesi
54. Mültecilerin Hukuki Statüsüne İlişkin 1951 Birleşmiş Milletler Söleşmesi 28 Temmuz 1951’de imzaya açılmıştır. Hollanda Sözleşme’yi aynı gün imzalamış ve 3 Mayıs 19562da onaylamıştır. Bu Sözleşme 31 Ocak 1967 tarihli New York Protokolü ile değişikliğe uğramış; Sözleşme bu haliyle 4 Ekim 1967’de yürürlüğe girmiş; Hollanda Sözleşme’ye 29 Kasım 1968’de taraf olmuştur.
55. Hollanda’yı güncel olarak bağlayan haliyle Sözleşme’nin ilgili bölümleri aşağıdaki gibidir
Article 1
A
“Bu Sözleşme’nin amaçları bakımından ‘mülteci’ ırkı, dini, tabiiyeti, belirli bir toplumsal gruba mensubiyeti ya da siyasi düşünceleri yüzünden, ....zulme uğrayacağından haklı sebeplerle korktuğu için vatandaşı olduğu ülkenin dışında bulunan ve bu ülkenin korumasından yararlanamayan ya da söz konusu korku nedeniyle yararlanmak istemeyen; yahut tabiiyeti olmayan ve bu tür olaylar sonucu önceden yaşadığı ikamet ülkesinin dışında bulunan, oraya dönemeyen veya söz konusu korku nedeniyle dönmek istemeyen her şahsa uygulanır.”
F
“ (a) barışa karşı suç, savaş suçu veya insanlığa karşı suç gibi suçlar için hükümler koyan uluslararası belgelerde tanımlanan bir suç işlediğine;
(b) mülteci olarak kabul edildiği ülkeye sığınmadan önce, sığındığı ülkenin dışında ağır bir siyasi olmayan suç işlediğine;
(c) Birleşmiş Milletler’in amaç ve ilkelerine aykırı fiillerden suçlu bulunduğuna dair ciddi kanaat mevcut olan bir kişi hakkında uygulanmaz.”
Madde 32
Sınır dışı etme
“1. Taraf Devletler, ülkelerinde yasal olarak bulunan bir mülteciyi, ulusal güvenlik veya kamu düzeni ile ilgili sebepler dışında sınır dışı etmeyeceklerdir....”
Madde 33
Sınır dışı ya da geri gönderme yasağı (“refoulement”)
“1. Hiç bir Taraf Devlet bir mülteciyi, ırkı, dini, tabiiyeti, belli bir sosyal gruba mensubiyeti veya siyasal fikirleri dolayısıyla hayatı ya da özgürlüğü tehdit altında olacak ülkelerin sınırlarına her ne şekilde olursa olsun sınır dışı etmeyecek veya geri (‘refouler’) göndermeyecektir. ...”
H. İlgili iç politika
56. 28 Kasım 1997’de Adalet Bakanı Yardımcısı, Parlamento Avam Kamarası Sözcüsü’ne mülteci statüsünün tanınması, tanınma talebinin reddi ve mülteci statüsünün geri alınmasına ilişkin kendi politikasını yazılı olarak bildirmiştir (Meclis Belgeleri, Avam Kamarası, 1997-98 meclis yılı, 19 637, no. 295). Aşağıdaki alıntılar söz konusu belgeden yapılmıştır:
“1F politikasının çıkış noktaları
1. [1951 Mülteci Sözleşmesi’nin] 1. maddesine ilişkin politikanın çıkış noktası, bu maddenin, ihracın ilgili kişi için yol açtığı sonuçların da dikkate alınarak dar yorumlanması gerektiğidir. Bu çıkış noktası UNHCR (Birleşmiş Milletler Mülteciler Yüksek Komiserliği) Elkitabında ve Danıştay İdari Davalar Dairesi’nin yerleşik içtihadında belirtilmiştir. Ben bu çıkış noktasını, 1F maddesi kapsamında ihraç etme kararını özenli bir soruşturma ve dikkatli bir muhakemeyle temellendirmeyi bizzat üstlenmek şeklinde yorumluyorum ...
2. Uluslararası suçlar ve insan hakları ihlalleri işlediğinden şüphelenilen kişilerin yaptığı iltica başvurularının değerlendirilmesine ilişkin Meclisinizden gelen çok sayıda soru, toplumdan gelen eleştirel uyarılar ve mülteci örgütlerinin kaygıları dikkate alındığında, 1951 Mülteci Sözleşmesi’nin, adaletten değil adaletsizlikten kaçanları koruma amacına her mümkün olduğunda hak vermenin arzu edilir olduğu kanaatindeyim. Buna göre, ne zaman 1F maddesini uygulama imkanım olsa, ilgili kişinin görevine, mesleğine, görevlendirildiği kuruluşun niteliğine ve geldiği ülkedeki siyasi duruma ilişkin elimdeki bilgi ışığında bunu uygulamakta tereddüt etmem. Belirli insan haklarının ihlal edilmesini ve belirli suçların işlenmesini yasaklayan uluslararası sözleşme hükümleriyle bağlantılı olarak 1F maddesinin uygulanması olanağının, mümkün olan en iyi etkiyi yaratacak şekilde kullanıldığından emin olacağım. Somut ifadeyle bu, 1F maddesi kapsamındaki vakaların Göç ve Vatandaşlık Hizmetleri’nin bir bölgesinde toplanacağı, karar almanın uzmanlaşmış görevlilerin sorumluluğunda olacağı ve bu görevliler için, başkaca şeylerin yanı sıra insancıl hukuk alanında eğitim organize edileceği anlamına gelir.
Bu yönde bir yaklaşım aynı zamanda Hollanda’nın kabul ettiği uluslararası yükümlülüklerle de bağlantılı olarak arzu edilirdir. Bununla bağlantılı olarak, (iç) savaş sırasında işlenmiş suçlar ve işkence ve diğer zalimane, insanlık dışı ve aşağılayıcı muamele veya ceza bakımından, bilhassa silahlı çatışma mağdurlarının korunmasına ilişkin dört Cenevre Sözleşmesini ..., bu Sözleşmelere ek 1977 tarihli Ek Protokolleri ..., Soykırım Sözleşmesini ... ve 10 Aralık 1984 tarihli İşkenceye Karşı Sözleşme’yi düşünüyorum. Hollanda bir yandan bu tür suçları önlemeye yönelik ahlaki ve yasal bir yükümlülük yüklenmişken diğer yandan bu suçları başka yerlerde mülteci olarak işlemiş kişileri kabul edemez.
3. Son bir çıkış noktası da, ilgili kişinin Hollanda’daki konumu nedeniyle ihraç edilmesine bağlı diğer sonuçlardır. Yukarıda adı geçen sözleşmelerin temelinde yatan düşünce, bu sözleşmelerde saptanan suçları işlemiş olan kişilerin (uluslararası) cezai sorumluluklarından kurtulmalarına izin verilmesi gereğidir. Bu Sözleşmeler uyarınca Hollanda, aut dedere aut judicare* deyişi temelinde bu suçları işlediğinden şüphelenilen kişileri ya cezalandırmak ya da sınır dışı etmek için sorumluluk almayı yüklenmiştir. Bu sözleşmelerin ruhu ve anlamı ışığında, bu durumlarda ben Yabancılar Yasası’nın 21. bölümü temelinde [yani istenmeyen bir yabancının ihracı] 1F maddesi uyarınca mülteci statüsünün dışında bırakılmış kişiler üzerinde ihraç kararına hükmetme yetkimi kullanacağım. Ayrıca bir kişiyi 1F maddesi uyarınca 1951 Mülteci Sözleşmesi koruması dışında bırakmaya karar verdiğim tüm durumlarda bununla bağlantılı olarak Savcılığı bilgilendireceğim.
1F maddesinin uygulanması için cezai kovuşturmanın gerekli bir şart olmadığını belirtmek gerekir. Ayrıca, bir ceza kovuşturması kapsamındaki kanıtlama standardı, 1F maddesi kapsamında olduğundan daha katıdır zira bu son durumda [kişinin söz konusu suçları işlediği yönünde ‘bir kanaate varmak için sebepler bulunması’] maddenin uygulanması için yeterlidir. Belirli durumlarda vakayı Savcılığa bildirme yükümlülüğü mevcuttur. Örneğin İşkenceye Karşı Sözleşme’nin 6 § 2 maddesiyle bağlantılı olarak Ceza Muhakemesi Kanunu’nun 162 § 1 (b) maddesi kapsamında İşkenceye Karşı Sözleşme’de yasaklanan fiillerin yabancı bir devlet görevlisi tarafından, yetkisi dahilinde, kendisinin resmi görevi nedeniyle sahip olduğu bir imkan ya da araç vasıtasıyla işlenmiş olduğuna dair bilgisi bulunan Hollanda devlet görevlilerinin bu tür fiilleri bildirmeleri ve olaya ilişkin belgeleri teslim etmeleri gerekir.
Savcılık Makamı’nın bir ceza soruşturması başlatmak konusunda re’sen kullanabileceği bir yetkisi vardır. Bu Savcılığın, başkaca unsurların yanı sıra, Göç ve Vatandaşlık Hizmetleri’nin vaka dosyası ışığında, ceza kovuşturmasının ne ölçüde yerinde olacağına karar vereceği anlamına gelir. Savcılık, Hollanda bakımından sözleşmenin yürürlüğe girdiği tarih olan 19 Ocak 1989’dan sonra işlenmiş fiiller için İşkenceye Karşı Sözleşme temelinde, Soykırım Sözleşmesi (Uygulama) Yasası (Uitvoeringswet Genocideverdrag) ve ... Savaş Suçları Yasası temelinde bir ceza soruşturması başlatabilir.
Yüksek Mahkeme yakın zaman önce, Hollanda mahkemelerinin aynı zamanda savaş suçlarını ve Hollanda’nın dahil olmadığı bir savaşta işlenmiş benzer suçları da yargılayabileceğine ve askeri [ceza] mahkemelerinin yetkili olduğuna karar vermiştir.**.
*(dipnot): Hugo Grotuis’tan gelen bu temel kural uyarınca, Devletler uluslararası suçlar işlemiş olan kişileri ya sınır dışı etmek (aut dedere) ya da kendileri yargılamak (aut judicare) zorundadırlar.
**(dipnot) [içtihat atfı, kaldırılmış]”
ŞİKAYETLER
57. Bay H. ve Bay J., her ikisi de Sözleşme’nin 6 § 1 maddesi kapsamında, iltica başvurularında baskı altında ve gizlilik taahhüdü karşılığında yapmış oldukları suçlayıcı beyanlar temelinde mahkum edildiklerinden ve ceza soruşturması sırasında bu beyanlarla karşı karşıya bırakıldıklarından şikayetçi olmuşlardır.
58. Ayrıca başvurucular Sözleşme’nin 8. maddesi kapsamında, iltica başvurusu dosyalarındaki bilginin ceza yargılamasında kullanılmasının özel yaşamlarına saygı hakkını ihlal ettiğinden şikayetçi olmuşlardır.
59. Bay H. buna ilaveten, 6 § 3 (d) maddesiyle birlikte 6 § 1 maddesine dayanarak, kendisinin savunmanın çapraz incelemeye tabi tutmasının engellendiği bir tanık ifadesine dayanarak mahkum edildiğinden şikayetçi olmuştur.
HUKUKİ DEĞERLENDİRME
A. Davaların birleştirilmesi
60. Mahkeme ilgili olgusal ve hukuki arka plan dikkate alındığında başvuruların birleştirilmesi gerektiği görüşündedir (Mahkeme İçtüzüğü’nün 42 § 1 maddesi).
B. Sözleşme’nin 6 § 1 maddesi kapsamındaki şikayet
...
2. Şikayetin açıkça temelden yoksun olup olmadığı
64. Her iki başvurucu da kendilerine karşı başlatılan ceza yargılamasında iltica başvurularında vermiş oldukları beyanların kullanılmasından şikayetçi olmuşlardır. Bu beyanların kendilerinden baskı altında ve gizlilik taahhüdü karşılığında alındığını ileri sürmüşlerdir. Başvurucular ayrıca ceza soruşturması sırasında bu beyanlarla karşı karşıya bırakıldıklarından yakınmaktadırlar. Başvurucular Sözleşme’nin 6 § 1 maddesine dayanmışlardır. Bu maddenin ilgili kısmına göre:
“Herkes, kendisine yöneltilen ...bir suç isnadının karara bağlanmasında...bir mahkeme tarafından adil ...yargılanma hakkına sahiptir.
65. Başvurucular ilk olarak Mahkeme’nin Sözleşme’nin 6 § 1 maddesinin suç isnadına ilişkin kısmında yer alan asgari adillik koşulu olarak Funke - Fransa (25 Şubat 1993, A Serisi no. 256‑A), Saunders – Birleşik Krallık (17 Aralık 1996, Reports 1996‑VI) ve Quinn -İrlanda (no. 36887/97, 21 Aralık 2000) kararlarında tanımış olduğu, nemo tenetur (kendini suçlandırmama) olarak adlandırdıkları ilkeye dayanmışlardır.
66. Başvurucular daha sonra ceza mahkemeleri tarafından kendileri aleyhine kullanılan söz konusu beyanları verip vermemek hususunda bir seçenekleri olmadığını öne sürmüşlerdir. Bu beyanlarda bulunmamak, Hollanda’da ikametlerinin reddedilmesi tehlikesiyle karşı karşıya gelmeleri ve geldikleri ülkeye geri gönderilmeleri anlamına gelecektir. Ayrıca ceza soruşturmasının seyri içinde soruşturmacılar başvurucuları daha önceki beyanatlarıyla karşı karşıya bırakarak, başvurucular üzerinde bunları tekrar etmeleri; dolayısıyla kendilerini tekrar suçlandırmaları için baskı uygulamışlardır.
67. Mahkeme öncelikle Sözleşme’nin devletleri Sözleşme’yle korunan bir hakkın olağan kullanımını oluşturmayan bir fiili veya ihmali suç olarak tanımlamakta özgür bıraktığını kaydeder. (bkz. Engel ve diğerleri – Hollanda, 8 Haziran 1976 tarihli karar, § 81, A Serisi no. 22). Ayrıca bazı durumlarda cezalandırma yükümlülüğü esasen uluslararası hukuktan kaynaklanmaktadır. Buradan yola çıkıldığında, bir bireyin suç işlediğine dair makul bir şüphe varsa, cezalandırma kararının Mahkeme için Sözleşme’nin 6. maddesi kapsamında incelenmesi gerekmez. (bkz. M.M. – Hollanda (k.), no. 39339/98, 21 Mayıs 2002).
68. Mahkeme devamında, her ne kadar polis sorgusunda sessiz kalma hakkı ve kendi kendini suçlandırmama imtiyazı (nemo tenetur seipsum accusare, aynı zamanda nemo tenetur seipsum prodere) özel olarak Sözleşme’nin 6. maddesinde zikredilmemiş olsa da, bunların bu madde kapsamındaki adil muhakeme kavramının kalbinde yatan, genel olarak kabul görmüş uluslararası standartlar olduğuna şüphe bulunmadığını yineler. (bkz., diğer kararların yanı sıra, John Murray – Birleşik Krallık, 8 Şubat1996, § 45, Reports 1996‑I, ve Coëme ve Diğerleri - Belçika, nos. 32492/96, 32547/96, 32548/96, 33209/96 ve 33210/96, § 26, ECHR 2000‑VII). Bu ilkelerin mantığı, başkaca hususların yanı sıra, suçlanan kişinin yetkililerce uygunsuz bir biçimde cebir uygulanmasına karşı korunmasına; dolayısıyla adli hataların önlenmesine katkı sunulmasına ve 6. maddenin hedeflerinin gerçekleştirilmesine dayanmaktadır. Kendi kendini suçlandırmama hakkı bilhassa bir davada savcılığın sanık aleyhindeki davayı, sanığın iradesine aykırı olarak cebir ve baskı yöntemleriyle elde edilmiş delillere başvurmaksızın kanıtlamaya çalışması gerektiğini varsayar. Bu anlamda hak Sözleşme’nin 6 § 2 maddesinde yer alan masumiyet karinesiyle yakından bağlantılıdır. (bkz. yukarıda adı geçen Saunders, § 68).
69. Bununla birlikte kendi kendini suçlandırmama hakkı öncelikle bir sanığın sessiz kalma iradesine saygı göstermekle ilgilidir. (bkz. Allan – Birleşik Krallık, no. 48539/99, § 50, ECHR 2002‑IX). Sözleşme’ye Taraf Devletlerin yasal sistemlerinde ve başka yerlerde genel olarak anlaşıldığı üzere bu hak, sanıktan zorlayıcı güçle alınmış fakat, başkaca unsurların yanı sıra, bir izin uyarınca elde edilmiş belgeler, nefes, kan ya da idrar örneği ve DNA testi için alınmış beden dokusu gibi, şüphelinin iradesinden bağımsız bir varlığa sahip materyalin ceza yargılamasında kullanılmasını kapsamaz (yukarıda adı geçen Saunders, § 69). Dolayısıyla Mahkeme şu hallerde 6 § 1 maddesinin ihlal edildiği sonucuna varmıştır: bizatihi sanığın kendisinden suçlayıcı belgeler elde edilmesi amacıyla bir kovuşturma başlatılması (yukarıda adı geçen Funke, § 44); şüphelinin kendisinden temin edilen suçlayıcı delilin zorlayıcı yetki kullanan soruşturmacılar tarafından kullanılması (yukarıda adı geçen Saunders, § 75) ve bir şüphelinin belirli bir tarihteki hareketleri hakkında hesap vermeyi reddetmesi nedeniyle hapis cezasına çarptırılması (yukarıda adı geçen Quinn, §§ 56 ve 60).
70. Mahkeme bununla birlikte mevcut davanın önceki paragrafta adı geçen davalardan farklı olduğu kanaatindedir.
71. İlk olarak başvurucuların uyruğu olduğu Devlet olan Afganistan ve ayrıca Hollanda 1949 tarihli dört Cenevre Sözleşmesi’ne taraftırlar. (bkz. yukarıda 49. paragraf). Savaş Zamanında Sivillerin Korunmasına İlişkin IV no’lu Sözleşme’nin 146 ve 147. maddelerine göre Taraf Devletlerin işkence dahil belirli fiilleri suç olarak düzenlemesi gerekmektedir. Sözleşme’nin 146. Maddesinde, tüm Taraf Devletlerin işkence olarak tanımlanan fiilleri işlediğinden şüphe edilen kişileri ya sınır dışı etmesi ya da kendisinin yargılaması gerektiği düzenlenmiştir. (aut dedere aut judicare) (bkz. yukarıda 51. paragraf). Hollanda söz konusu fiilleri Savaş Suçları Yasası’nın 8 ve 9. kısımlarında suç olarak düzenlemiş ve Yasa’nın 3(1) kısmını yürürlüğe koyarak bu fiilleri yargılamak üzere yargılama yetkisi tesis etmiştir. (bkz. yukarıda 47. paragraf).
72. Aynı şekilde her iki Devlet de İşkence ve Diğer Zalimane, İnsanlık dışı ve Aşağılayıcı Muamele ya da Cezaya Karşı Sözleşme’ye taraftır. (bkz. yukarıda 52. paragraf). Bu Sözleşme’nin 4. maddesi, tüm taraf devletlerin işkenceyi iç hukuklarında suç olarak düzenlemeyi sağlamasını gerektirmektedir. Bu Sözleşme’nin 5, 7, ve 8. maddeleri aynı zamanda aut dedere aut judicare ilkesini düzenlemektedir. (bkz. yukarıda 53. paragraf). Hollanda, İşkenceye Karşı Sözleşme (Uygulama) Yasası’nı yürürlüğe koyarak bu yükümlülükleri yerine getirecek araçları tesis etmiştir. (bkz. yukarıda 47. paragraf).
73. Bay J., Mültecilerin Hukuki Statüsüne İlişkin 1951 Birleşmiş Milletler Sözleşmesi’ne göre meşru bir mülteci olarak tanınmıştır; bu statü daha sonra bu sözleşmenin 1F maddesi uyarınca geri alınmıştır. Bay H.’ye baştan itibaren, yine bahsi geçen 1F maddesi kapsamında mülteci statüsü verilmesi reddedilmiştir. Bu durumda dahi hiç bir başvurucu sınır dışı veya iade edilmemiştir; her iki başvurucunun da Hollanda’da kalmasına ve de facto olarak Hollanda devletinin korumasından yararlanmasına izin verilmiştir.
74. Dolayısıyla başvurucuları başka bir yerde işlemiş olabilecekleri işkence fiilleri nedeniyle yargılamanın Hollanda’nın sadece hakkı değil, aynı zamanda görevi olduğu açıktır. Bu tespit Mahkeme’yi başvurucuların iltica başvuruları sırasında bulundukları beyanların ceza yargılamasında kullanılması hususuna getirmektedir.
75. Mahkeme başvurucuların Hollanda’ya kendi istekleriyle, Hollanda’nın korumasını talep ederek girdiklerini kaydeder. Hollanda topraklarında güvenli ikamet şeklindeki koruma kapsamına girme haklarının tanınması için (Mültecilerin Hukuki Statüsüne İlişkin 1951 Birleşmiş Milletler Sözleşmesi’nin 32 ve 33. maddeleri, bkz. yukarıda 55. paragraf) başvurucuların Hollanda Hükümetini beyan ettikleri zulme uğrama tehlikesinin haklı bir gerekçeye dayandığına dair ikna etmeleri gerekir. İspat yükü başvurucular üzerinde olduğu için Mahkeme, Hükümetin kendilerinden tam olarak gerçeği söylemelerini istemesinde hiç bir tutarsızlık olmadığı kanaatindedir. Bu sebeple başvurucuların göçmenlik yetkililerine verdikleri beyanların baskı altında alındığı iddiası temelsizdir.
76. Başvurucular ikinci olarak, iltica başvuruları sırasında tüm gerçeği söylemelerinin istendiğini fakat verecekleri herhangi bir beyanın bir ceza soruşturması ve kovuşturması açılması amacıyla savcılığa iletileceği konusunda uyarılmadıklarını öne sürmüşlerdir.
77. Başvurucuların iltica taleplerini işleme koymakla görevli hükümete bağlı kurum olan Göç ve Vatandaşlık Hizmetleri başvuruculara beyanlarının gizli tutulacağı taahhüdünde bulunmuştur. Mahkeme bunu doğal bulmaktadır. Şüphesiz verdikleri beyanların kendilerinin korunması gereken kuruluşların ve kişilerin bilgisine sunulmayacağına ilişkin sığınmacılara güvence verilmemesi halinde bir iltica sisteminin düzgün işleyeceğini düşünmek zordur.
78. Diğer taraftan Mahkeme iltica taleplerinin işlenmesi için uygun olan gizlilik uygulamasının, suçluya hak ettiği ceza karşısında bir koruma sağlamaması gerektiği görüşündedir. Sonuç olarak Mahkeme, bu beyanlar Hükümetin eline geçtikten sonra, Sözleşme’nin 6. maddesinin Adalet Bakanı Yardımcısının bunları bir diğer hükümet birimi olan Başsavcılığa, kendi yetki alanı içinde kullanılmak üzere aktarmasını engellediği sonucuna ulaşamaz.
79. Son olarak başvurucular ceza soruşturması sırasında, Göç ve Vatandaşlık Hizmetleri’ne vermiş oldukları beyanlarla karşı karşıya bırakıldıklarından şikayet etmişlerdir.
80. Başvurucuların ceza soruşturması sırasında, iltica başvuruları sırasında vermiş oldukları beyanlarla karşı karşıya bırakılmış olmalarının ceza yargılamasının adilliği üzerinde bir etkisi yoktur. Mahkeme başvurucuların ihtar edilerek dinlendiklerine ve sessiz kalma hakkından yararlandıklarına işaret eder. (bkz. yukarıda 20 ve 23. paragraf). Ayrıca hiç bir başvurucu ne iltica başvuruları ne de ceza yargılamaları sırasında işkenceyi veya diğer suçları kabul etmemiştir; dolayısıyla, daha sonra mahkumiyetlerini temellendirmek için kullanılacak bir itirafta bulunmaları yönünde telkin edilmeleri söz konusu değildir. (karşılaştırma için Gäfgen - Almanya [BD], no. 22978/05, § 187, ECHR 2010).
81. Yukarıda belirtilen hususlar ışığında, başvuruların bu kısmı açıkça dayanaktan yoksundur ve bu kısmın Sözleşme’nin 35 §§ 3 (a) ve 4 maddeleri uyarınca reddedilmesi gerekir.
...
Bu gerekçelerle, Mahkeme oybirliğiyle
Başvuruları birleştirmeye ve
Başvuruların kabul edilemez olduğuna karar verir.
Stephen PhillipsJosep Casadevall
Yazı İşleri MüdürüBaşkan
© Avrupa Konseyi/Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi, 2015.
Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’nin resmi dilleri Fransızca ve İngilizce’dir. Bu çeviri, Avrupa Konseyi’nin insan haklarına destek Fonu’nun desteğiyle hazırlanmıştır (/humanrightstrustfund). Mahkeme’yi bağlamamaktadır ve Mahkeme, kalitesi konusunda herhangi bir sorumluluk kabul etmemektedir. Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi içtihatlarının veritabanı olan HUDOC üzerinden () veya HUDOC’un bildirdiği başka veritabanları üzerinden yüklenebilir. Davanın isminin tamamen yazılması, yukarıdaki telif hakkıyla ilgili ifadeler kullanılması ve insan haklarına destek Fonu’na referans yapılması şartıyla ticari olmayan amaçlarla kullanılabilir. Bu çevirinin tamamını veya bir kısmını ticari amaçlarla kullanmak isteyen herkesin, bu durumu belirtilen adrese bildirmesi rica olunur: publishing@.
© Council of Europe/European Court of Human Rights, 2015.
The official languages of the European Court of Human Rights are English and French. This translation was commissioned with the support of the Human Rights Trust Fund of the Council of Europe (/humanrightstrustfund). It does not bind the Court, nor does the Court take any responsibility for the quality thereof. It may be downloaded from the HUDOC case-law database of the European Court of Human Rights () or from any other database with which the Court has shared it. It may be reproduced for non-commercial purposes on condition that the full title of the case is cited, together with the above copyright indication and reference to the Human Rights Trust Fund. If it is intended to use any part of this translation for commercial purposes, please contact publishing@.
© Conseil de l’Europe/Cour européenne des droits de l’homme, 2015.
Les langues officielles de la Cour européenne des droits de l’homme sont le français et l’anglais. La présente traduction a été effectuée avec le soutien du Fonds fiduciaire pour les droits de l’homme du Conseil de l’Europe (/humanrightstrustfund) Elle ne lie pas la Cour, et celle-ci décline toute responsabilité quant à sa qualité. Elle peut être téléchargée à partir de HUDOC, la base de jurisprudence de la Cour européenne des droits de l’homme (), ou toute autre base de données à laquelle HUDOC l’a communiquée. Elle peut être reproduite à des fins non commerciales, sous réserve que le titre de l’affaire soit cité en entier et s’accompagne de l’indication de copyright ci-dessus ainsi que de la référence au Fonds fiduciaire pour les droits de l’homme. Toute personne souhaitant se servir de tout ou partie de la présente traduction à des fins commerciales est invitée à le signaler à l’adresse suivante : publishing@.
Full & Egal Universal Law Academy