H. L. / Polonya – 14781/07 ve diğerleri - 15.9.2015 tarihli Karar [IV. Bölüm]
Olaylar – 2012 yılında başvurana, adam öldürme suçundan 25 yıl hapis cezası verilmiştir. Bu dava, Polonya’da mağdurun katili olduğu iddia edilen kişi ile internet ortamında tanışmış olduğu ilk dava olduğu için basında ve kamuoyunda geniş yankı uyandırmıştır. Başvuran, kişisel verilerin yayınlanmasından, hakkında gerçeği yansıtmayan bilgilerin yayınlamasından, masumiyet karinesinin ihlal edilmesi ile fotoğraflarının basında yer almasından şikâyetçi olmuş ve birkaç yayıncı kuruluş aleyhine dava açmış; ancak lehine bir sonuç alamamıştır.
Hukuki Değerlendirme – Madde 8: Başvuran hakkında yayınlanan bilgiler, başvuranın özel hayatı kapsamındadır.
Ulusal mahkemeler; başvuranın itirazda bulunduğu ifadelerin, yeterli fiili dayanağı olduğunu ve bu bağlamda büyük oranda iddianame gibi resmi belgelere dayandığını şüphe götürmez şekilde ortaya koymuşlardır. Gazeteciler, aleni şekilde yapılan duruşmalara katılmışlar ve duruşmalar esnasında yaptıkları gözlemler temelinde haber yapmışlardır. Ulusal mahkemeler, basında yer alan ifadelerin, hiçbir açıdan başvuranın masum sayılma hakkı açısından ihlal teşkil etmediği kanaatindeydi. Söz konusu cinayet davası, internette tanışılan kişilerle buluşmanın olası tehlikelerini yansıttığı için meşru bir kamu yararı teşkil etmiştir.
Yargılama esnasında başvuranın çekilen fotoğrafları, savcının ve yargılamayı yapan mahkemenin izni ile yayınlanmıştır. Bu yayınlama işlemi, birçok mağdur, fotoğrafları gördükten sonra yetkililerle irtibata geçtiği için işlendiği iddia edilen suçların doğası gereği haklı gerekçelere dayandırılmıştır. Basında geniş yer bulması nedeniyle, basının da duruşmalarda hazır bulunmasına ve duruşmaların belli bölümlerini kaydetmelerine izin verilmiştir. Bu bağlamda, Mahkeme; duruşmaları kayıt altına alma ve duruşmalardan fotoğraf kareleri paylaşma konusunda, basın özgürlüğü bağlamında, Sözleşmeye Taraf Devletlere geniş takdir yetkisi tanındığını anımsatmıştır. Davaya özgü koşullarda, Devlet, başvuranın mahremiyetinin korunmasına ve adaletin hakkaniyet temelinde tecelli etmesine yönelik gerekliliklerin değerlendirmesinde kendisine tanınan takdir yetkisinin sınırları dâhilinde hareket etmiştir.
Ayrıca, ulusal mahkemeler, başvuranın aleyhinde yapılan haberlere ilişkin önyargıya maruz kalmadığını tespit etmiştir. Başvuran ulusal mahkemeler ve AİHM nezdinde maddi ve manevi bütünlüğünün veya özel yaşamının zarar gördüğünü delillerle ortaya koyamamıştır.
Yaptıkları değerlendirmelerde, ulusal mahkemeler; söz konusu çatışan haklar arasında, Sözleşme standartlarına uygun şekilde ve olağandışı şekilde şiddet ve ciddi bir suç teşkil eden olayın meydana gelmesinden kamunun haberdar edilmesi bağlamındaki meşru amaç doğrultusunda ölçülü bir denge tutturmuşlardır. Aleni olarak yürütülen ceza yargılamaları esnasında elde edilen bilgilerin yayınlanmasındaki kamu yararının, başvuranın özel hayatını korunmasını isteme hakkından daha ağır bastığı tespit edildiği için söz konusu müdahale haklı gerekçelere dayandırılmıştır.
Sonuç: kabuledilemez (açıkça dayanaktan yoksun)
Full & Egal Universal Law Academy