AVRUPA İNSAN HAKLARI MAHKEMESİ
İKİNCİ BÖLÜM
KABUL EDİLEBİLİRLİK HAKKINDA KARAR
Başvuru No. 26778/05
Mustafa HACIÖMEROĞLU / Türkiye
30 Nisan 2019 tarihinde,
Başkan
Valeriu Griţco,
Hâkimler
Ivana Jelić,
Darian Pavli,
ve Yazı İşleri Müdür Yardımcısı Hasan Bakırcı’nın katılımıyla oluşturulan Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (“İkinci Bölüm”) 30 Nisan 2019 tarihinde komite olarak toplanarak, 22 Temmuz 2005 tarihinde yapılan yukarıda belirtilen başvuruyu, Davalı Hükümet tarafından sunulan görüşleri ve başvuran tarafından cevaben sunulan görüşleri dikkate alarak, gerçekleştirilen müzakerelerin ardından aşağıdaki kararı vermiştir:
OLAY
1. Başvuran Mustafa Hacıömeroğlu, Türk vatandaşı olup 1976 doğumludur. Başvurunun yapılması sırasında, başvuran Isparta’da tutukludur. Başvuran, Mahkeme önünde İzmir Barosuna bağlı Avukatlar M. Sürücü ve S. Sürücü tarafından temsil edilmiştir.
2. Türk Hükümeti (“Hükümet”), kendi görevlisi tarafından temsil edilmiştir.
A. Davanın Koşulları
3. Davanın koşulları, taraflarca ifade edildiği şekliyle aşağıdaki gibi özetlenebilmektedir:
4. Başvuran, 15 Mart 1999 tarihinde, kız arkadaşını ve onun annesini silahla öldürmüş ve ardından kaçmıştır.
5. Başvuran, 11 Temmuz 2002 tarihinde, tutuklanmış ve İzmir Ağır Ceza Mahkemesi önünde yargılanmıştır.
6. Ağır Ceza Mahkemesi, 11 Haziran 2003 tarihli duruşma sırasında, bir tanığı dinlemiş ve tanık boya malzemeleri için eter ve tiner de dâhil olmak üzere, kimyasal maddeler sattığını ancak ilgilinin bu iki maddeden hangisini satın aldığını hatırlamadığını belirtmiştir. Ayrıca, bu satıcının muhasebe kayıtları hakkında yapılan araştırmada, başvuranın satın alımının belirsiz olduğu ortaya çıkmıştır.
7. Sanığın avukatı, 30 Haziran 2003 tarihinde, dinlenen tanığın dükkânında tiner satmadığını ve bu bağlamda verdiği ifadenin yalan olduğunu iddia ederek, yalan tanıklık suçundan savcılığa suç duyurusunda bulunmuştur. Başvuran, 21 Ekim 2003 tarihinde, duruşma tutanağında ihtilaf konusu tanığın ifadesinin yanlış kaydedilmesinden şikâyet etmiştir. Başvuran, ilgilinin her türlü kimyasal madde sattığını belirtmiş olabileceği ve tutanaklarda anlaşıldığının aksine tiner sattığını özellikle belirtmediği kanaatine varmaktadır. İzmir Cumhuriyet savcısı, 12 Kasım 2003 tarihinde, suçlanan tanık hakkında kovuşturmaya yer olmadığına dair karar vermiştir.
8. Ağır Ceza Mahkemesi, 21 Kasım 2003 tarihinde, başvuran avukatının savunmasını dinlemiş ve avukat sanığın sorumluluğunu inkâr etmeksizin, atılı suçun işlenmesi çerçevesinde, her türlü tasarlama iddiasına itiraz etmiştir.
9. Ağır Ceza Mahkemesi, bu duruşma sonunda, başvuranı suçun tasarlanarak işlenmesi nedeniyle suçlu bulmuştur. Özellikle Ağır Ceza Mahkemesi gerekçesini, birçok bilirkişi raporunun tespitlerine özellikle tinere bulanan kanlı bir peçeteye, balistik tespitlere, parmak izi incelemelerine, otopsi raporlarına, tanık ifadelerine, inceleme tutanaklarına, suçun işlenmesine ilişkin olay yeri fotoğraflarına dayandırmıştır. Ayrıca, Ağır Ceza Mahkemesi, yukarıda belirtilen satıcının tanık ifadesinde hiçbir sonuca varılmadığını belirtmiştir zira başvuranın mağdurların birinin ağzında bulunan peçeteye tiner sürdüğü tespit edilmiştir. Ağır Ceza Mahkemesi, suçun tasarlandığı sonucuna varmak için, mağdurların kanında tiner izlerinin bulunduğunu, başvuran tarafından yapılan hazırlıkları ve yapılan yolculuğu, silahına yaptığı dokunuşları, cinayetlerden önce çevresine yaptığı farklı açıklamaları, başvuranın davranışlarıyla uyuşan olaylar hususunda farklı tanık ifadelerini özellikle cinayetlerden bir gün önce mağdurların ikâmet yerlerinin balkonuna bir şişe gizlediği konusunu dikkate almıştır. Sonuç olarak, Ağır Ceza Mahkemesi, Çeşitli Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına İlişkin Kanun ve savaş sırasında yapılan eylemler veya yakın savaş tehlikesi için verilen kararlar haricinde ölüm cezasını iptal eden 9 Ağustos 2002 tarihli ve 4771 Sayılı Kanun’un 1. maddesinin A bendi ve Türk Ceza Kanunu’nun 2. maddesinin 2. fıkrasıyla 450. maddesinin 4. fıkrası ve gereğince, müebbet ağır hapis cezasına mahkûm edilmesine karar vermiştir. Ayrıca, Ağır Ceza Mahkemesi, başvuranın annesine karşı işlediği suçun ortaya çıkmasının engellenmesi ve böylelikle cezai soruşturmalardan kaçmak için tasarlayarak kız arkadaşını öldürdüğü kanaatine varmıştır. Ağır Ceza Mahkemesi, başvuranın Türk Ceza Kanunu’nun 450. maddesinin 4. ve 9. maddeleri ve 4771 Sayılı Kanun’un 1/A maddesi gereğince, müebbet ağır hapis cezasına mahkûm edilmesine karar vermiştir. Ayrıca, Ağır Ceza Mahkemesi, nihai cezanın, cezaların karmaşıklığı kuralları uyarınca, infazının bir yıl boyunca tek kişilik hücrede tutulmanın bulunduğu müebbet ağır hapis cezası olması gerektiğine karar vermiştir.
10. Başvuran, 25 Şubat 2004 tarihinde, temyiz talebinde bulunmuştur. Başvuranın avukatı, temyiz dilekçesinde, suçun tasarlanmasına ilişkin suç oluşturan unsurların toplanmadığını iddia etmiştir.
11. Yargıtay, 23 Şubat 2005 tarihinde, her koşulda ölüm cezasını iptal eden ve bazı kanunların değişikliğe uğramasıyla ilgili 5218 Sayılı Kanun’un 20 Temmuz 2004 tarihinde yürürlüğe girmesi nedeniyle, ilgili hakkında verilen esas/temel cezayı düzelterek bu kararı onamıştır. Sonuç olarak, Yargıtay, başvuranın mahkûmiyet cezasını “ağırlaştırılmış müebbet hapis cezası” olarak değiştirilmesine karar vermiştir.
12. Savcı tarafından 29 Temmuz 2005 tarihinde düzenlenen müddetnamede, ceza infazının hesaplanmasının, 20 yıl hapis cezasına ardından altı günlük aylık indirime dayanılarak yapıldığı belirtilmektedir. Bu karar, şartlı tahliye olarak 13 Temmuz 2018 ve kesin tahliye olarak 11 Temmuz 2038 tarihini belirlemektedir.
B. İlgili İç Hukuk
13. Olay tarihinde yürürlükte olan (765 Sayılı Kanun) Eski Türk Ceza Kanunu’nun 13. maddesi uyarınca:
“Ağır hapis cezası, ağırlaştırılmış müebbet, müebbet veya muvakkattir.
Ağırlaştırılmış müebbet ağır hapis cezası ve müebbet ağır hapis cezası hükümlünün hayatı boyunca devam eder. Muvakkat ağır hapis, kanunda tasrih edilmeyen yerlerde 1 seneden 24 seneye kadardır. (...) “
14. Eski Türk Ceza Kanunu’nun 450. maddesinin ilgili kısımları, somut olayda suçun işlendiği tarihte yürürlükte olduğu şekliyle, şu şekildedir:
Nitelikli Adam Öldürme
Bir cürmü (...)
4. Tasarlayarak; (...)
9. gizlemek veya delil ve emarelerini ortadan kaldırmak veya kendisinin yahut başkasının cezadan kurtulmasını temin etmek maksadıyla vukua getirilirse, fail idam cezasına mahkûm edilmektedir. “
15. Savaş sırasında yapılan eylemler veya yakın savaş tehlikesi için verilen kararlar haricinde ölüm cezasının iptaline ve bazı kanunların değişikliğe uğramasına ilişkin 4771 Sayılı Kanun, 9 Ağustos 2002 tarihinde yürürlüğe girmiştir. Yukarıda belirtilen Türk Ceza Kanunu’nda öngörülen ölüm cezasına ilişkin madde, “müebbet ağır hapis” cezası olarak değiştirilmiştir. Bu maddenin farklı fıkralarında öngörülen istisnalar arasında, yukarıda belirtilen 450. madde bulunmamaktadır. Sonuç olarak, barış zamanında işlenen nitelikli adam öldürme, bundan böyle “müebbet ağır hapis” cezasıyla cezalandırılabilmektedir.
16. 11 Mart 1986 ve 19052 Sayılı Kanun değişikliği çerçevesinde, Cezanın İnfazına İlişkin 647 Sayılı Kanun’un 19. maddesinin 1. fıkrasında, müebbet ağır hapis cezasına hükümlüler 20 yıllarını çekmiş olup; iyi halli hükümlü niteliğinde bulundukları takdirde, şahsi şartla salıverilmeleri öngörülmektedir.
17. Her Koşulda Ölüm Cezasını İptal eden Ve Bazı Kanunların Değişikliğe Uğramasına İlişkin 5218 Sayılı Kanun, 21 Temmuz 2004 tarihinde yürürlüğe girmiştir.
- 1 - A 3) maddesinde, cezai sistem çerçevesinde “ağırlaştırılmış müebbet ağır hapis” ifadesi eklenmiştir.
- 1 - A 4 A) maddesinde, Türk Ceza Kanunu’nun 450. maddesinde belirtilen ceza, “ağırlaştırılmış müebbet ağır hapis” olarak öngörülmektedir.
1 § E - 3 maddesinde, 647 Sayılı Kanun’u değiştirmekte ve ağırlaştırılmış müebbet ağır hapis cezasına mahkûm edilen kişiler, 25 yıllarını çektikten sonra; iyi halli hükümlü niteliğinde bulundukları takdirde, şahsi şartla salıverilmeleri öngörülmektedir.
18. 1 Haziran 2005 tarihinde yürürlüğe giren birçok kanun ile, ceza hukuku reformu gerçekleştirilmiştir.
- Yeni Türk Ceza Kanunu’nun ve uygulamasının yürürlüğe girmesinin üzerine, 1 Haziran 2005 tarihli ve 5252 Sayılı Kanun’un 6. maddesinde, “ağır” ifadesi kaldırılmış ve kanunlarda bulunan “ağır hapis cezasının” “hapis cezası” şeklinde düzeltildiği belirtilmektedir.
Ceza ve Güvenlik Tedbirlerinin İnfazına İlişkin 5275 Sayılı Kanun’un 107. maddesinin 2. fıkrasında, ağırlaştırılmış müebbet hapis cezasına mahkûm edilmiş olanlar otuz yılını, infaz kurumunda çektikleri takdirde, koşullu salıverilmeden yararlanabildiği öngörülmektedir.
19. Diğer ayrıntılar için, Mahkeme Öcalan/Türkiye (No.2) (No. 24069/03, 197/04, 6201/06 ve 10464/07, §§ 62-71, 18 Mart 2014) ve Karsu ve diğerleri/Türkiye (No. 34971/05, 34974/05 ve 1057/06, §§ 23-38, 27 Mart 2018) kararlarına atıfta bulunmaktadır.
ŞİKÂYETLER
20. Başvuran, Sözleşme’nin 6. maddesini ileri sürerek, yerel mahkemeler tarafından delil değerlendirme şekli nedeniyle, hakkında yürütülen davanın hakkaniyete uygun olmadığından şikâyet etmektedir. Başvuran, suçun önceden tasarlanmasının hiçbir şekilde ortaya çıkmadığı ancak yalnızca kimyasal madde satan satıcının tanık ifadesine dayanıldığını ve üstelik buna bağlı olarak ifadenin yanlış bir şekilde alındığını iddia ederek, ulusal mahkemeler tarafından tespit edilen tasarlanarak adam öldürme niteliğinden şikâyet etmektedir. Aynı bağlamda, başvuran Sözleşme’nin 13. maddesine dayanarak, söz konusu satıcı hakkında yalan tanıklık nedeniyle, şikâyeti konusunda verilen kovuşturmaya yer olmadığına dair karara şikâyet etmektedir.
21. Ayrıca, başvuran, Sözleşme’nin 7. maddesini ileri sürerek, ilk derece mahkemesinden verilen karara göre, daha ağır bir cezaya mahkûm edildiğini iddia etmektedir. Başvuran, Yargıtay’ın “müebbet ağır hapis cezasını” “ağırlaştırılmış müebbet ağır hapis cezası” olarak düzelttiğini belirtmektedir.
HUKUKÎ DEĞERLENDİRME
SÖZLEŞME’NİN 6. MADDESİ HAKKINDA
22. Başvuran, ulusal makamlar tarafından tespit edilen suçun tasarlanarak işlenmesi niteliğinin, kimyasal madde satan satıcının tanık ifadesine dayandığı gerekçesiyle, söz konusu nitelikten şikâyet etmektedir. Ayrıca, başvuran, yalan tanıklık suçundan şikâyeti hakkında söz konusu tanık ile ilgili olarak verilen kovuşturmaya yer olmadığına dair kararın yanlış olduğunu ve bu durumun söz konusu suçun önceden tasarlanma niteliğine neden olduğunu değerlendirmektedir. Başvuran, Sözleşme’nin 6. ve 13. maddelerini ileri sürmektedir.
23. Hükümet, başvuranın iddialarını kabul etmemektedir.
24. Mahkeme, bir şikâyetin, olgusal iddialar ve hukuki argümanlar olmak üzere iki unsur içerdiğini hatırlatmaktadır. Mahkeme, jura novit curia (hâkim hukuku kendiliğinden uygular) ilkesi uyarınca, Sözleşme ve Protokolleri gereğince başvuranlar tarafından ileri sürülen hukuki gerekçelerle sınırlı olmadığını ve bir şikâyeti, başvuranlar tarafından ileri sürülenler dışındaki Sözleşme maddeleri ya da hükümleri kapsamında inceleyerek, bu şikâyete konu edilen olaylara ilişkin yapılacak hukuki nitelendirme hususunda karar verebilmektedir (Radomilja ve diğerleri/Hırvatistan [BD], No. 37685/10 ve 22768/12, § 126, 20 Mart 2018). Somut olayda, Mahkeme, başvuranın şikâyetlerinin, Sözleşme’nin yalnızca 6. maddesi açısından incelenmesinin uygun olduğu kanaatine varmaktadır. Söz konusu madde aşağıdaki şekildedir:
“1. "Herkes davasının, medeni hak ve yükümlülükleriyle ilgili uyuşmazlıklar (...) konusunda karar verecek olan (...) bir mahkeme tarafından (...) hakkaniyete uygun olarak, (...) görülmesini isteme hakkına sahiptir.(...) “
25. Daha önce, Mahkeme, yalnızca fiili ve hukuki hataların, Sözleşme tarafından güvence altına alınan hakları ve özgürlükleri ihlal edebilmesi durumunda, yerel bir mahkeme tarafından olası bir şekilde yapılan bu hataların değerlendirilmesinin görevi olmadığını belirtmiştir. Öte yandan, Sözleşme, 6. maddesinde adil yargılanma hakkını güvence altına alsa bile, öncelikle iç hukukun ve ulusal mahkemelerin kapsamına giren bir konu olması nedeniyle, delillerin ve bu delillerin değerlendirmesinin kabul edilebilirliğini düzenlememektedir (García Ruiz/İspanya [BD], No. 30544/96, § 28, AİHM 1999‑I).
26. Somut olayda, Mahkeme, suçun tasarlanarak işlendiğinin sonucuna varmak için, Ağır Ceza Mahkemesinin açıkça ihtilaf konusu tanık ifadesinin herhangi bir sonuca yol açmadığını ve uyuşan birçok delile özellikle başvuranın önlemlerine/düzenlemelerine dayandığını belirttiğini kaydetmektedir (yukarıda 9. paragraf). Ayrıca, Mahkeme, başvuranın çekişmeli yargılamadan ve avukat yardımından yararlandığını tespit etmektedir. Başvuran, yargılamanın farklı aşamalarında, davasının savunulması için uygun olduğu kanaatine vardığı argümanlarını sunmuştur. Ağır Ceza Mahkemesinin kararı, gerek fiili gerekse hukuki olarak son derece gerekçelidir. Sonuç olarak, bu şikâyet açıkça dayanaktan yoksundur ve Sözleşme’nin 35. maddesinin 3. fıkrasının a) bendi ve 4. fıkrası uyarınca, reddedilmelidir.
SÖZLEŞME’NİN 7. MADDESİ HAKKINDA
27. Ayrıca, başvuran, ilk derece mahkemesi olan Ağır Ceza Mahkemesi tarafından verilen karara göre, Yargıtay tarafından daha ağır bir ceza verilmesinden şikâyet etmektedir. Ayrıca başvuran, mahkûm edilmesinden sonra yürürlüğe giren kanun uyarınca “ağır” kelimesinin” eklenmesiyle, cezasının ifadesinin “ağırlaştırılmış müebbet ağır hapis cezası” haline getirildiğini ve bu durumun bile daha ağır bir cezanın söz konusu olduğunun tespit edilmesi için yeterli olduğunu belirtmektedir. Başvuran, Sözleşme’nin 7. maddesini ileri sürmektedir. Söz konusu madde şu şekildedir:
“1. Hiç kimse, işlendiği zaman ulusal veya uluslararası hukuka göre suç oluşturmayan bir eylem veya ihmalden dolayı suçlu bulunamaz. Aynı biçimde, suçun işlendiği sırada uygulanabilir olan cezadan daha ağır bir ceza verilemez. (...) “
28. Hükümet, bu iddiayı kabul etmemektedir. Hükümet, ceza sisteminde farklı geçiş dönemleri boyunca, en uygun kanun kuralının, başvurana uygulandığını ve çekilmesi gereken nihai cezanın, müddetnameden anlaşıldığı gibi yalnızca 16 yıl olduğunu belirtmektedir. Ayrıca, Hükümet, aynı kararda verilen bir yıl süreliğine tek hücre cezasının hiçbir şekilde infaz edilmediğini belirtmektedir.
29. Mahkeme, bu konuda İçtihadından doğan genel ilkelere atıfta bulunmaktadır (Kafkaris/Kıbrıs [BD], No. 21906/04, § 142, AİHM 2008, Scoppola/İtalya (No. 2) [BD], No. 10249/03, §§ 92-109, 17 Eylül 2009 ve Del Río Prada/İspanya [BD], No. 42750/09, §§ 81‑90, AİHM 2013).
30. Somut olayda, Mahkeme, başvuranın Ağır ceza Mahkemesi tarafından “müebbet ağır hapis cezasına mahkûm edildiğini ve Yargıtayın 2004 tarihli kanun değişikliğini dikkate alarak, ağırlaştırılmış müebbet hapis cezası olarak bu kararı düzelttiğini gözlemlemektedir (yukarıda 9. ve 11. paragraflar).
31. Başvuran, iddiasını, cezanın ifadesine ve bu yeni terminolojiyi ekleyen kanun tarihine dayandırmaktadır. Başvuran, kendi durumu hakkında değişikliğin sonuçlarını hiçbir şekilde açıklamamaktadır.
32. Bununla birlikte, Mahkeme, başvuranın ilk derece mahkemesi önünde mahkûm edildiği tarihte yürürlükte olan versiyonda, Cezanın İnfazı Hakkında Eski Kanun’un 19. maddesinde “ağırlaştırılmış müebbet hapis cezasıyla” ilgili olarak, şartlı tahliye için 20 yıllık sürenin öngörüldüğünü tespit etmektedir. 2004 tarihli değişiklik ile, “ağırlaştırılmış müebbet ağır hapis cezasına” mahkûm edilen bir kişinin şartlı tahliyesi için öngörülen süre, 25 yıl olarak belirtilmiştir (yukarıda 16-17. paragraflar). “Ağırlaştırılmış müebbet ağır hapis cezası”, için öngörülen bu süre, 1 Haziran 2005 tarihinden itibaren, 30 yıl olarak yeni kanun tarafından düzenlenmiştir (yukarıda 12 ve 18. paragraflar).
33. Somut olayda, Mahkeme, 29 Temmuz 2005 tarihli müddetnamede, bu geçiş dönemi boyunca başvuran için en uygun durum dikkate alınarak değerlendirildiğini tespit etmektedir. Nitekim, şartlı tahliye tarihinin hesabı, 20 yıllık süre dikkate alınarak yapılmıştır (yukarıda 12. paragraf).
34. Böylelikle, Mahkeme, başvuranın Sözleşme’nin 7. maddesi anlamında, daha ağır ceza infazına maruz kalmadığını tespit etmektedir. Sonuç olarak, bu şikâyet açıkça dayanaktan yoksundur ve Sözleşme’nin 35. maddesinin 3. fıkrasının a) bendi ve 4. fıkrası uyarınca, reddedilmelidir.
Bu gerekçelerle, Mahkeme, Oy Birliğiyle,
Başvurunun, kabul edilemez olduğuna karar vermiştir.
İşbu karar, Fransızca dilinde tanzim edilmiş; 23 Mayıs 2019 tarihinde yazılı olarak bildirilmiştir.
Hasan Bakırcı Valeriu Griţco
Bölüm Yazı İşleri Müdür YardımcısıBaşkan
Full & Egal Universal Law Academy