AVRUPA İNSAN HAKLARI MAHKEMESİ
İKİNCİ BÖLÜM
KABUL EDİLEBİLİRLİK HAKKINDA KARAR
Başvuru No. 13394/12
Duran ve Emine HAFİKLİ / Türkiye
Başkan
Ksenija Turković,
Yargıçlar
Jon Fridrik Kjølbro,
Georges Ravarani
ve Bölüm Yazı İşleri Müdür Yardımcısı Hasan Bakırcı’nın katılımıyla 30 Ağustos 2016 tarihinde Komite olarak toplanan Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (İkinci Bölüm), yukarıda anılan 7 Şubat 2012 tarihli başvuruyu dikkate alarak, gerçekleştirilen müzakerelerin ardından aşağıdaki kararı vermiştir:
OLAYLAR
Başvuranlar Duran Hafikli ve Emine Hafikli Türk vatandaşları olup, sırasıyla 1959 ve 1960 doğumludurlar. Başvuranlar, La Haye’de ikamet etmektedirler. Başvuranlar, Muğla Barosuna bağlı Avukat M. Hasbioğlu tarafından temsil edilmişlerdir.
Davanın koşulları, taraflarca ifade edildiği şekilde, aşağıdaki gibi özetlenebilir.
Başvuranların oğlu T.H., 15 Ağustos 2003 tarihinde, tatilde iken, özel bir şirket tarafından sunulan sualtı dalış eğitimi esnasında hayatını kaybetmiştir. Olay günü suyun 10 metre altında bulunan T.H., oksijen tüpünün boş olduğunu görmüş, panikleyerek yüzeye çıkmaya çalışmış, ancak – lisansı bulunmaksızın çalışan – eğitmen Y.E.B. tarafından kendisine yardım edilmediğinden yeniden suya batarak boğulmuştur.
İzmir Adli Tıp Kurumu’nun düzenlediği raporda, ölümün gerçek sebebinin boğulma olduğu sonucuna varılmıştır.
Tekne kaptanı Y.K. ve Y.E.B. hakkında yürütülen – başvuranların müdahil taraf oldukları – ceza davasının sonunda, Marmaris Asliye Ceza Mahkemesi, 16 Mayıs 2008 tarihinde, olayın sorumlularını ihmal nedeniyle ölüme sebebiyet verme suçundan suçlu bulmuş ve erteli para cezalarına mahkûm etmiştir.
Yargıtay, 25 Temmuz 2011 tarihinde, davanın düştüğü kanaatine vararak bu kararı bozmuştur, çünkü bu tür suçlar açısından öngörülen beş yıllık zamanaşımı süresi bu arada dolmuştur.
Aynı zamanda başvuranlar, 3 Eylül 2003 tarihinde, Marmaris Asliye Hukuk Mahkemesi’nde, Y.K., Y.E.B., teknenin asıl sahibi B.S. ve ikinci dalgıç hocası P.H.K. hakkında tazminat davası açmışlardır.
Söz konusu mahkeme, 13 Mart 2002 tarihli bir kararla, Y.K. ve Y.E.B.yi müştereken, maddi ve manevi tazminat olarak, başvuranlara 78.000 Türk lirası (yaklaşık 23.640 avro) ödemeye mahkûm etmiştir. Taraflar, Yargıtay nezdinde temyiz başvurusunda bulunmuşlardır.
Bu yargılama halen derdest olabilir.
ŞİKÂYETLER
Başvuranlar, Sözleşme’nin 6. maddesinin 1. fıkrasına dayanarak, öncelikle, Marmaris Asliye Ceza Mahkemesi’nde yürütülen ceza davasının aşırı uzun sürmesinden ve bu durumun da oğullarının ölümünün sorumluları hakkında yürütülen kamu davasının zamanaşımı nedeniyle reddedilmesine yol açmasından şikâyetçidirler.
Ayrıca başvuranlar, “dalış teknelerinin gerektiği gibi [yetkililer tarafından] denetlenmemesi ve bu ihlalden sorumlu olan kişilerin cezalandırılmaması nedeniyle Sözleşme’nin 2. maddesi tarafından güvence altına alınan yaşam hakkının ihlal edildiğini” iddia etmektedirler.
HUKUKÎ DEĞERLENDİRME
Başvuranların, Y.K. ve Y.E.B. hakkında açılan davanın süresinden dolayı adil yargılanma hakkının ihlal edilmesinden şikâyet etmek için Sözleşme’nin 6. maddesinin 1. fıkrasına dayanmaları nedeniyle, Mahkeme, ihtilaf konusu yargılama esnasında, bilhassa maddi bir telafi elde etmek gibi hukuki nitelikte bir hak ileri sürmedikçe söz konusu hükmün şikâyetçiler için yararlı olmadığını hatırlatmaktadır. İlgili dönemde yürürlükte olan mevzuata göre, başvuranların, ilk derece mahkemesi kararı sonuçlanana dek ve açıkça ve rakamla belirtilmesi şartıyla, 1 Haziran 2005 tarihine kadar, müdahil taraf olma sıfatıyla ceza hâkimi önünde bu bağlamda bir talep ileri sürme imkânları bulunmaktaydı. Somut olayda başvuranların Marmaris Asliye Ceza Mahkemesi’nde hiçbir zaman bu tür bir talepte bulunmamaları nedeniyle, müdahil taraf olmaları hususu konu bakımından (ratione materiae) 6. madde kapsamına girmemektedir (bk. örnek olarak, Kılınç ve diğerleri/Türkiye (kabul edilebilirlik hakkında karar), No. 40145/98, 10 Eylül 2002, Perez/Fransa [BD], No. 47287/99, §§ 66-71, AİHM 2004‑I, Beyazgül/Türkiye, No. 27849/03, §§ 35, 43 ve 44, 22 Eylül 2009 ve Nuri Aksu/Türkiye (kabul edilebilirlik hakkında karar), No. 25082/08, §§ 32-34, 20 Mayıs 2014).
Bu nedenle Mahkeme, söz konusu şikâyeti Sözleşme’nin 35. maddesinin 3. ve 4. fıkraları uyarınca reddetmektedir.
İkinci olarak başvuranlar, özü itibariyle, tatilcilere sunulan sualtı dalış faaliyetlerine bağlı tehlikelerden, oğullarının yaşamını korumaya yönelik denetim mekanizması oluşturmamaları nedeniyle ulusal makamları suçlamaktadırlar.
Bu bağlamda, öncelikle, mevcut dava koşullarında verilmesi adli açıdan gereken cevabın niteliğini tespit etmek gerekmektedir. Mahkeme’nin kanaatine göre, ilk bakışta (a priori), yetersiz dalış malzemesi ve özenli davranılmaması, hatta lisansı bulunmaksızın çalışan bir eğitmenin yeterliliğinin olmaması nedeniyle meydana gelen ihtilaf konusu kazayı çevreleyen koşulların Sözleşme’nin 2. maddesinin uygulama alanından çıkarılmasına hiçbir unsur imkân vermemektedir. Burada, uygun bir düzenleme yokluğunda, Mahkeme’nin ilgili içtihadında belirtilen anlamda, insanlar için muhtemelen tehlikeli olan bir faaliyet söz konusudur. Bu nedenle, Mahkeme, somut olayda yürütülen prosedürlerin, şikâyet edilen ölümün esas nedenlerini ele aldığını ve yeterince açık bir şekilde ölüme ilişkin koşullar hakkında bilgi edinilmesine imkân verdiğini gözlemlemektedir. Böylelikle, ihtilaf konusu kaza, “şüpheli” koşullarda meydana gelmiş olarak ve aynı zamanda, T.H.’nin yaşamı için varlığını inkâr edemeyecekleri gerçek ve yakın bir riskin bulunması karşısında ulusal makamların atalet içerisinde olmalarından kaynaklanmış olarak değerlendirilemeyecektir. Dolayısıyla mevcut dava, adli yönden verilecek cevabın cezai nitelikli olması gerektiği davaların kapsamına girmemektedir.
Mevcut davada Devletin, başvuranların suçladıkları makamların olası sorumluluğunun tespit edilebilmesi için ilgililere bir hukuk yolu sunması ve gerektiği takdirde, Türk hukukunda idari tam yargı davasına karşılık gelen bir telafi elde etmelerine imkân vermesi gerekmekteydi (Öneryıldız/Türkiye [BD], No. 48939/99, §§ 93, 111 ve 117, AİHM 2004‑XII ve Cavit Tınarlıoğlu/Türkiye, No. 3648/04, §§ 66, 71, 114, 118 ve 119, 2 Şubat 2016). Oysa başvuranlar, bu yolu hiçbir zaman kullanmaya çalışmamaları nedeniyle, bu şikâyete ilişkin iç hukuk yollarının tüketilmesi kuralına riayet etmemişlerdir.
Sonuç olarak, başvurunun bu kısmının da, Sözleşme’nin 35. maddesinin 1 ve 4. fıkraları uyarınca reddedilmesi gerekmektedir.
Bu gerekçelerle, Mahkeme, oybirliğiyle,
Başvurunun kabul edilemez olduğuna karar vermiştir.
İşbu karar Fransızca dilinde tanzim edilmiş; 22 Eylül 2016 tarihinde yazılı olarak tebliğ edilmiştir.
Hasan BakırcıKsenijaTurković
Yazı İşleri Müdür YardımcısıBaşkan
Full & Egal Universal Law Academy