AVRUPA İNSAN HAKLARI MAHKEMESİ
İKİNCİ BÖLÜM
KABUL EDİLEBİLİRLİK HAKKINDA KARAR
Başvuru No. 6940/07
Fatma HANBAYAT ve diğerleri / Türkiye
Başkan
Paul Lemmens,
Yargıçlar
Valeriu Griţco,
Stéphanie Mourou-Vikström
ve Bölüm Yazı İşleri Müdür Yardımcısı Hasan Bakırcı’nın katılımıyla 6 Şubat 2018 tarihinde Komite halinde toplanan Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (İkinci Bölüm), 12 Ocak 2007 tarihinde yapılan başvuruyu ve davalı Hükümet tarafından sunulan görüşler ile başvuranların cevap olarak sunduğu görüşleri göz önünde bulundurarak, gerçekleştirilen müzakerelerin ardından aşağıdaki kararı vermiştir.
OLAYLAR
1. Başvuran tarafların listesi ekte yer almaktadır.
2. Türk Hükümeti (“Hükümet”) kendi görevlisi tarafından temsil edilmiştir.
A. Davanın Koşulları
3. Başvurunun kendine özgü koşulları, taraflarca ifade edildiği şekilde, aşağıdaki gibi özetlenebilir.
1. Başvuranlar tarafından, yakınlarının mezarlarına konulan mezar taşlarına el konulması
4. Başvuranların yakınları C.C., A.H., A.R.S., T.Y. ve A.P. 17 Haziran 2005 tarihinde, Ovacık’ta, yasadışı örgüt MKP/HKO’ya (Maoist Komünist Partisi/Halk Kurtuluş Ordusu) karşı yürütülen askeri operasyon sırasında öldürülmüşlerdir. Daha sonrasında, cenazeleri Tunceli’de, belediyeye ait bir mezarlığa defnedilmiştir.
5. Başvuranlar, yakınlarının mezarlarına, diğerlerinin yanı sıra “ölümsüzdür” ibaresi taşıyan mezar taşları dikmişlerdir. Öte yandan, mezarların çevresine bir anıt inşası yapımına başlamışlardır.
6. Tunceli Cumhuriyet savcısı (“Cumhuriyet savcısı”) 25 Temmuz 2006 tarihinde, bu mezar taşlarına el konulması istemiyle Tunceli Sulh Ceza Hâkimine (“sulh ceza hâkimi”) başvurmuştur. Mezar taşları üzerinde yer alan “ölümsüzdür” ibaresiyle, müteveffaların fiillerinin övüldüğünü ileri sürmüştür.
7. Sulh Ceza Hâkimi 27 Temmuz 2006 tarihinde, Ceza Muhakemesi Kanunu’nun 127. maddesinin 1. fıkrası gereğince mezar taşlarına el konulmasına karar vermiştir. Öte yandan, müteveffaların, yasadışı bir örgüt olan MKP/HKO’nun üst düzey üyeleri olduğunu ve güvenlik güçleriyle silahlı bir çatışma sırasında öldürüldüklerini kaydederek, mezar taşlarına “ölümsüzdür” ibaresinin yazılmasının, suçu ve suçluyu övme suçunun işlendiği konusunda şüphe duymayı haklı gösterdiği ve söz konusu mezar taşlarının, bu suç nedeniyle ceza soruşturması açılmasına imkân veren delil unsurunu teşkil ettiği kanaatine varmıştır.
8. Mezar taşlarına 28 Temmuz 2006 tarihinde yetkili makamlarca el konulmuştur.
9. Tunceli Asliye Ceza Mahkemesi (“Asliye Ceza Mahkemesi”) 22 Ağustos 2006 tarihinde, başvuranlarca el koyma kararına karşı yapılan itirazı reddetmiştir.
2. Başvuran İmiş Yıldız hakkında açılan ceza davası
10. Cumhuriyet savcısı 15 Nisan 2007 tarihli iddianameyle, diğerlerinin yanı sıra, başvuran İmiş Yıldız hakkında suçu ve suçluyu övme suçundan kamu davası açmıştır. Cumhuriyet savcısı, mezarlığa anıt inşa edilmesinin ve başvuranların yakınlarının mezar taşlarında yazılı olan “ölümsüzdür” ibaresinin, müteveffaları şehit gibi yücelttiğini ileri sürmüştür.
11. Tunceli Sulh Ceza Mahkemesi 8 Mayıs 2012 tarihinde, atılı fiillerin ifade özgürlüğünden kaynaklandığı yönünde bir değerlendirme yapılması gerektiği kanaatiyle, başvuran İmiş Yıldız’ın suçu ve suçluyu övme suçundan beraatına karar vermiştir. Bunun yanı sıra, el konulan mezar taşlarının müteveffaların yakınlarına geri verilmesine karar vermiştir.
12. Bu karar 16 Mayıs 2012 tarihinde kesinleşmiştir.
3. Başvuran Hıdır Sabur hakkında açılan ceza davası
13. Yüz elli kişi, 17 Haziran 2006 tarihinde, başvuranların yakınlarını anma vesilesiyle mezarlık yolunda bir araya gelmiştir. Göstericilere yolu kapatmamaları ve mezarlığa grup halinde girmemeleri yönünde yapılan ihtarlar sonrasında, güvenlik güçleri, olaylar meydana gelmesi nedeniyle kalabalığı dağıtmıştır. Bazı göstericiler, güvenlik güçleri tarafından yakalanarak gözaltına alınmıştır. Polis 20 ve 29 Haziran 2006 tarihlerinde yeniden mezarlığa gelerek ziyaretçilere kimlik kontrolü yapmıştır.
14. Cumhuriyet savcısı 23 Ekim 2008 tarihli iddianame ile diğerlerinin yanı sıra, başvuran Hıdır Sabur hakkında, bir gösteri sırasında memurun görevini yapmasına engel olma suçundan Asliye Ceza Mahkemesi önünde kamu davası açmıştır.
15. Asliye Ceza Mahkemesi 25 Kasım 2014 tarihinde, 6352 sayılı Kanun’un geçici 1. maddesine dayanarak yargılamanın ertelenmesine karar vermiştir.
B. İlgili İç Hukuk Kuralları
16. Ceza Muhakemesi Kanunu’nun (1 Haziran 2005 tarihinde yürürlüğe giren 4 Aralık 2004 tarihli 5271 sayılı Kanun), “Eşya veya Kazancın Muhafaza Altına Alınması ve Bunlara El Konulması” başlıklı 123. maddesi uyarınca, ispat aracı olarak yararlı görülen eşyalara el konulabilir. Aynı Kanun’un “El Koyma Kararını Verme Yetkisi” başlıklı 127. maddesi uyarınca, hâkim kararı üzerine veya gecikmesinde sakınca bulunan hâllerde Cumhuriyet savcısının, Cumhuriyet savcısına ulaşılamadığı hallerde ise kolluk amirinin yazılı emri ile kolluk görevlileri, el koyma işlemini gerçekleştirebilir.
17. Aynı Kanun’un 141 ve 142. maddeleri uyarınca, el konulan eşyaların korunması için gerekli tedbirlerin yokluğunda alınan ya da daha sonrasında gerekli olmadıkları tespit edilen geçici tedbirler nedeniyle veyahut geçici tedbirlerin kaldırılmasında yaşanan bir gecikmeden ötürü maddi veya manevi zarara uğrayan herkes Devletten tazminat talep edebilmektedir. Sanığın veya diğer tüm ilgili kişilerin talebi üzerine, esas ceza davasına bakmakla görevli olan mahkeme, ilgilinin, Devlet tarafından tazminat ödenmesine yönelik bir hakka sahip olduğunu tespit etmekte ve esas hakkındaki kararında bu husustan söz etmektedir. Bu kararın tebliğ edildiği tarihten itibaren üç ay içinde, ilgili, ikamet yerindeki Ağır Ceza Mahkemesine başvurarak Devlete karşı tazminat davası açabilmektedir.
18. 2 Temmuz 2012 tarihli 6352 sayılı Kanun’un geçici 1. maddesi uyarınca, 31 Aralık 2011 tarihine kadar basın ve yayın yoluyla ya da sair düşünce ve kanaat açıklama yöntemleriyle işlenmiş olup, adlî para cezası ya da üst sınırı beş yıldan fazla olmayan hapis cezasını gerektiren bir suçtan dolayı kovuşturmanın ertelenmesine karar verilir.
ŞİKÂYETLER
19. Başvuranlar, Sözleşme’nin 8 ve 10. maddelerine dayanarak, yakınlarının mezarlarındaki mezar taşlarına el konulmasından yakınmaktadırlar.
20. Başvuranlar, Sözleşme’nin 8. maddesine dayanarak, güvenlik güçleri tarafından mezarlıkta yapılan kontroller ve müdahaleler nedeniyle yakınlarının mezarlarına gitmelerine engel olunduğunu iddia etmektedirler.
21. Başvuranlar İmiş Yıldız ve Hıdır Sabur, Sözleşme’nin herhangi bir maddesini ileri sürmeden, haklarında açılan ceza davalarından yakınmaktadırlar.
HUKUKİ DEĞERLENDİRME
A. Başvuranların yakınlarının mezarlarına konulan mezar taşlarına el konulmasına ilişkin şikâyet hakkında
22. Başvuranlar, yakınlarının mezarlarına koydukları mezar taşlarına el konulması nedeniyle Sözleşme’nin 8 ve 10. maddelerinin ihlal edildiğini ileri sürmektedirler.
23. Hükümet, ratione personae (kişi yönünden) bağdaşmazlık ve iç hukuk yollarının tüketilmemesi bağlamında iki kabul edilemezlik itirazı ileri sürmektedir.
24. Hükümet, birinci itirazla ilgili olarak, mezar taşlarına el konulmasından ne şekilde etkilendiklerini açıklamadıklarını ileri sürmektedir. Hükümet, mezar taşlarının, ceza yargılaması sonunda sahiplerine geri verildiğini belirtmektedir. Dolayısıyla, ulusal makamlar tarafından başvuranlar lehine verilen kararlar göz önüne alındığında, bu durumun telafi edildiği ve Sözleşme’nin 34. maddesi anlamında başvuranların artık mağdur olmadıkları kanaatine varmaktadır.
25. Hükümet, ikinci itirazla ilgili olarak ise, başvuranların, Ceza Muhakemesi Kanunu’nun 141. maddesinin 1. fıkrası uyarınca, mezar taşlarına el konulmasıyla ilgili olarak tazminat talebinde bulunabilecekleri kanaatine varmaktadır. Hükümet bu bağlamda, Yargıtay’ın, haklarında yürütülen ceza yargılamaları sırasında, mülklerine yani araba ve cep telefonuna el konulması nedeniyle –bu ceza yargılamaları sonunda beraat eden- kişilerin maruz kaldıkları maddi ve manevi zararların tazmin edilmesine ilişkin kararları onayan iki kararını sunmaktadır.
26. Başvuranlar, Hükümetin iddialarına karşı çıkmaktadırlar. Başvuranlar, kendileri ve akrabaları arasındaki aile bağlarının itiraz edilemez olduğu kanısındadırlar. Öte yandan, sulh ceza hâkiminin el koyma kararına Asliye Ceza Mahkemesi önünde itiraz ederek başvuruda bulundukları tarihte iç hukukta öngörülen başvuru yollarını tükettiklerini ileri sürmektedirler. Başvuranlar, mezar taşlarının müteveffaların yakınlarına geri verilmesine yönelik kararın, bunlara el konulan süre boyunca maruz kaldıkları zararı ortadan kaldıramayacağını eklemektedirler.
27. Mahkeme, Sözleşme’nin 35. maddesinin 1. fıkrası uyarınca kendisine yalnızca iç hukuk yolları tüketildikten sonra başvurulabileceğini ve bu kuralın amacının, Mahkeme’ye başvurulmadan önce Sözleşmeci Devletlere kendilerine karşı yöneltilen ihlal iddialarını önleme veya düzeltme fırsatı vermek olduğunu hatırlatmaktadır. (bk. diğerleri arasında, Mifsud/Fransa (kk.), [BD], No. 57220/00, § 15, AİHM 2002- VIII ve yakın tarihte, Simons/Belçika (kk.), No. 71407/10, § 23, 28 Ağustos 2012).
28. Mahkeme somut olayda, başvuranların yakınlarının mezar taşlarına, ceza yargılaması kapsamında delil unsuru olarak yetkili makamlarca el konulduğunu kaydetmektedir (yukarıda 7. paragraf). Mahkeme ayrıca, yürütülen ceza yargılaması sonunda, söz konusu mezar taşlarının müteveffaların yakınlarına geri verildiğini kaydetmektedir (yukarıda 11. paragraf). Dolayısıyla, başvuranların, mezar taşlarına el konulmasıyla ilgili olarak artık mağdur olduklarını ileri süremeyecekleri kanaatine varmaktadır.
29. Başvuranlar, söz konusu el koyma nedeniyle maddi ve manevi zararlara maruz kaldıkları iddiasında bulunmaları nedeniyle, Mahkeme, Ceza Muhakemesi Kanunu’nun 141 ve 142. maddelerinin, el konulan eşyaların korunması için gerekli tedbirlerin yokluğunda alınan ya da daha sonrasında gerekli olmadıkları tespit edilen geçici tedbirler nedeniyle veyahut geçici tedbirlerin kaldırılmasında yaşanan bir gecikmeden ötürü maddi veya manevi zarara uğrayan herkese Devletten tazminat talep etme hakkı verdiğini gözlemlemektedir (yukarıda 17. paragraf). Mahkeme ayrıca, bu hükümlerde bildirilen durumların, başvuranların yakındıkları durumlarla bütünüyle örtüştüğünü tespit etmektedir. Dolayısıyla bu başvuru yolu, başvuranlara, tazminat elde etmek amacıyla Sözleşme’nin 8 ve 10. maddeleriyle güvence altına alınan haklarına yönelik olası bir müdahaleyi kabul ettirme imkânı sağlaması nedeniyle uygun ve erişilebilirdir (Güler /Türkiye (kk.), No. 20792/07, § 33, 14 Ekim 2014). Ancak ilgililerin, ulusal yargı organları önünde böyle bir başvuruda bulunmadıkları anlaşılmaktadır.
30. Bu nedenle, işbu şikâyet, ratione personae (kişi yönünden) bağdaşmazlık ve iç hukuk yollarının tüketilmemesi nedeniyle, Sözleşme’nin 34. maddesi ile 35. maddesinin 1 ve 4. fıkraları uyarınca kabul edilemez olarak açıklanmalıdır.
B. Başvuranların, mezarlık ziyaretleri sırasında engelle karşılaştıkları iddialarıyla ilgili şikâyet hakkında
31. Başvuranlar, yetkili makamlarca alınan tedbirler nedeniyle yakınlarının mezarlarının bulunduğu mezarlığı ziyaret etmelerine engel olunduğundan yakınmaktadırlar. Başvuranlar bu bağlamda, Sözleşme’nin 8. maddesini ileri sürmektedirler.
32. Hükümet, bu şikâyetin açıkça dayanaktan yoksun olduğunu ileri sürmektedir. Bu bağlamda, başvuranların, iddialarını genel şekilde ifade ettikleri ve mezarlık ziyaretlerine getirilen tedbirler hususunda somut herhangi bir sıkıntıdan bahsetmedikleri kanaatine varmaktadır. Hükümet ayrıca, başvuranların söz konusu ziyaretler sırasında bilfiil bulunduklarını ve güvenlik güçlerinin, bu ziyaretlere engel olacak ve aksatacak şekilde devreye girdiklerini göstermeye imkân verecek herhangi bir unsur ibraz etmediklerini eklemektedir.
33. Başvuranlar, Hükümetin iddialarına karşı çıkmaktadır. Ayrıca, güvenlik güçleri tarafından, mezarların yakınında ziyaretçilere müdahalede bulunulduğu hususunun tartışma konusu olamayacağını ileri sürmektedirler.
34. Mahkeme, başvuranların, yakınlarının mezarlarını ziyaretleri sırasında, güvenlik güçlerinin, bilhassa kimlik kontrolleri yaparak zorluk yaşamalarına neden olduklarından yakındıklarını kaydetmektedir. Mahkeme ayrıca, ilgililerin olayların meydana geldiği dönemde mezarlığa girmelerinin mümkün olmadığı yönünde bir iddiada bulunmadıklarını kaydetmektedir.
35. Mahkeme, başvuranların, esas itibarıyla ve genel bir şekilde, gösteriler ve mezarlık ziyaretleri sırasında güvenlik güçleri tarafından alınan güvenlik tedbirlerinin yanı sıra göstericiler ile polis arasında yaşanan gerilimden yakındıklarını tespit etmektedir. İlgililer, Sözleşme ve Ek Protokollerle güvence altına alınan haklarının ihlal edilmesi nedeniyle mağdur oldukları yönündeki iddiayı destekleyebilecek herhangi bir unsur sunmamaktadırlar.
36. Dolayısıyla, işbu şikâyet açıkça dayanaktan yoksun olup, Sözleşme’nin 35. maddesinin 3. fıkrasının a) bendi ve 4. fıkrası uyarınca kabul edilemez olarak açıklanmalıdır.
C. İmiş Yıldız hakkında açılan ceza davası ile ilgili şikâyet hakkında
37. Başvuran İmiş Yıldız, yakınının mezar taşında yazılı olan “ölümsüzdür” kelimesi nedeniyle suçu ve suçluyu övme suçundan hakkında açılan ceza davasından yakınmaktadır.
38. Mahkeme, işbu şikâyeti, Sözleşme’nin 10. maddesi açısından incelemenin uygun olduğu kanaatine varmaktadır.
39. Hükümet, mağdur sıfatı bulunmadığı bağlamında kabul edilemezlik itirazında bulunmaktadır. Hükümet, başvuranın, hakkında yürütülen ceza yargılaması sonunda beraat etmesi nedeniyle artık mağdur olduğu iddiasında bulunamayacağı kanaatine varmaktadır.
40. Başvuran bu hususla ilgili bir açıklama yapmamaktadır.
41. Mahkeme, başvuranın, hakkında açılan ceza yargılaması sonunda beraat ettiğini kaydetmektedir (yukarıda 11. paragraf). Mahkeme ayrıca, ilgilinin bu yargılamadan genel bir şekilde şikâyet ettiğini; özel ya da mesleki hayatında, ifade özgürlüğü hakkını kullanmasına yönelik bir müdahaleden yakınmasına imkân verecek herhangi bir engel ya da caydırıcı etkiye maruz kalmadığını kaydetmektedir (bk. a contrario (aksi yönde bir karar için) Dilipak/Türkiye, No. 29680/05, §§ 48-51, 15 Eylül 2015)
42. Bu koşullarda, Mahkeme, mevcut davada açılan ve beraat kararıyla sonuçlanan ceza yargılamasının, başvuranın ifade özgürlüğü hakkını kullanmasına bağlı herhangi bir fiil üzerinde caydırıcı etkiye sahip olduğunun veya gerçek ve etkili baskılar oluşturduğunun kabul edilemeyeceği kanaatine varmaktadır (bk. Metis Yayıncılık Limited Şirketi ve Sökmen/Türkiye (kk.), No. 4751/07, § 35, 20 Haziran 2017).
43. Mevcut davada konu edilen ceza soruşturmaları, başvuranın, Sözleşme’nin 10. maddesiyle güvence altına alınan ifade özgürlüğü hakkını kullanmasına yönelik bir “müdahale” teşkil etmemektedir. İşbu şikâyet açıkça dayanaktan yoksun olup, Sözleşme’nin 35. maddesinin 3. fıkrasının a) bendi ve 4. fıkrası uyarınca reddedilmelidir.
D. Hıdır Sabur hakkında açılan ceza davası ile ilgili şikâyet hakkında
44. Başvuran Hıdır Sabur, hakkında açılan ceza davasından şikâyet etmektedir.
45. Hükümet, mağdur sıfatının bulunmamasıyla ve daha önce incelediği şikâyetlerle ilgili olarak ileri sürdüğü açıkça dayanaktan yoksunluk bağlamındaki itirazları tekrar etmektedir. Ayrıca, iç hukuk yollarının tüketilmediğini ileri sürmektedir. Bu bağlamda, başvuranın, Asliye Ceza Mahkemesinin 25 Kasım 2014 tarihli kararından sonra, şikâyetini sunmak için Anayasa Mahkemesine bireysel başvuruda bulunmadığını ifade etmektedir. Hükümet dolayısıyla, işbu şikâyetin, iç hukuk yollarının tüketilmemesi nedeniyle kabul edilemez olarak açıklanması gerektiği kanısındadır.
46. Başvuran bu hususlarla ilgili olarak herhangi bir açıklama yapmamaktadır.
47. Mahkeme, başvurunun bu kısmının, aşağıda açıklanan sebeplerden ötürü iç hukuk yollarının tüketilmemesi nedeniyle her halükarda kabul edilemez olması nedeniyle, mağdur sıfatının bulunmaması ve açıkça dayanaktan yoksunluk bağlamındaki itirazlarla ilgili olarak karar vermenin gerekli olmadığı kanaatine varmaktadır.
48. Mahkeme, ilgilinin, etkin ve yeterli olduğu görünen iç hukuk yollarını olağan şekilde kullanmış olması gerektiğini göz önünde bulundurarak, Sözleşme’nin 35. maddesinin 1. fıkrası uyarınca, ancak iç hukuk yolları tüketildikten sonra ve iç hukuktaki nihai karardan itibaren altı ay içinde kendisine başvurulabileceğini hatırlatmaktadır (Moreira Barbosa/Portekiz (kk.), No. 65681/01, AİHM 2004-V (özetler)).
49. Mahkeme, 23 Eylül 2012 tarihinde yürürlüğe giren Anayasa değişikliklerinin ardından, Anayasa Mahkemesi’ne bireysel başvuru yolunun, Türk Hukuk Sisteminde kullanılmaya başlandığını dikkate almaktadır. Anayasa’nın yeni 148. maddesinin 3. fıkrası, olağan iç hukuk yollarının tüketilmesinin ardından, Anayasa Mahkemesine, Anayasa, Sözleşme ve Protokolleri tarafından korunan temel hak ve özgürlüklerin ihlal edildiği iddiasıyla yapılan başvuruları inceleme yetkisi vermektedir.
50. Mahkeme, bu yeni başvuru yolunu Hasan Uzun/Türkiye ((kk.), No. 10755/13, §§ 25-27, 30 Nisan 2013) davası kapsamında inceledikten sonra, söz konusu başvuru yolunun, Sözleşme’ye ilişkin şikâyetler hakkında uygun bir telafi imkânı teşkil etmediğini söyleyecek herhangi bir unsur bulunmadığı kanaatine vardığını hatırlatmaktadır. Mahkeme, bu korumanın sınırlarını denetlemenin, mağdur olduğunu iddia eden kişiye düştüğü sonucuna varmıştır (yukarıda anılan Hasan Uzun kararı, § 69).
51. Somut olayda, Mahkeme, başvuran hakkında açılan ceza davasının 25 Kasım 2014 tarihli Asliye Ceza Mahkemesi kararıyla (yukarıda 15. paragraf), yani Anayasa Mahkemesi önünde bireysel başvurunun yürürlüğe girmesinden sonra sona erdiğini kaydetmektedir. Mahkeme bu nedenle, başvuranın, ceza yargılamasıyla ilgili şikâyetinin, Anayasa Mahkemesi’nin ratione temporis (zaman yönünden) görevsizliğinden kaynaklandığı ve ilgilinin, söz konusu şikâyeti sunmak için bu mahkeme önünde bireysel başvuruda bulunma imkânı olduğunu tespit etmektedir.
52. Dolayısıyla, işbu şikâyet iç hukuk yollarının tüketilmemesi nedeniyle, Sözleşme’nin 35. maddesinin 1 ve 4. fıkraları uyarınca kabul edilemez olarak açıklanmalıdır.
Bu gerekçelerle, Mahkeme, oybirliğiyle,
Başvurunun kabul edilemez olduğuna karar vermiştir.
İşbu karar Fransızca dilinde tanzim edilerek, 1 Mart 2018 tarihinde yazılı olarak bildirilmiştir.
Hasan BakırcıPaul Lemmens
Bölüm Yazı İşleri Müdür YardımcısıBaşkan
EK
Fatma HANBAYAT, Türk vatandaşı olup, 1931 doğumludur, Bursa’da ikamet etmektedir ve M. Kırdök tarafından temsil edilmektedir. Mustafa CANGÖZX 2015 yılında vefat etmiştir. Mirasçıları Ayten Akyıldız, Hıdır Cangöz, Rıza Cangöz, Aliye Gül ve Ali Cangöz’a başvuruyu takip etme izni verilmiştir. M. Kırdök tarafından temsil edilmektedirler. Gülsüm PERKTAŞ, Türk vatandaşı olup, 1950 doğumludur, İstanbul’da ikamet etmektedir ve M. Kırdök tarafından temsil edilmektedir. Hıdır SABUR, Türk vatandaşı olup, 1950 doğumludur, İstanbul’da ikamet etmektedir ve M. Kırdök tarafından temsil edilmektedir. İmiş YILDIZ, Türk vatandaşı olup, 1950 doğumludur, Tunceli’de ikamet etmektedir ve M. Kırdök tarafından temsil edilmektedir.
Full & Egal Universal Law Academy