© Çeviren, Okan TAŞDELEN, İnsan Hakları Hukukçusu ve AİHM Eski B Hukukçusu, @O_TSDLN, Ocak 2022. Bu özet çeviriyi yayımlama izni, yalnızca HUDOC’a konulması için verilmiştir. Çevirmene atıfta bulunmak kaydıyla alıntılanabilir. Metin, ilk olarak Patreon sayfamda “https://www.patreon.com/posts/61241984” yayımlanmıştır.
© Translated by Okan TAŞDELEN, Human Rights Legal Expert and Former B Lawyer of the ECHR, @O_TSDLN, January 2022. Permission to re-publish this summary translation has been granted for the sole purpose of its inclusion in HUDOC. It may be reproduced with a reference to the translator. The text was published first on my Patreon page “https://www.patreon.com/posts/61241984”.
AVRUPA İNSAN HAKLARI MAHKEMESİ
BİRİNCİ BÖLÜM
HARABIN/SLOVAKYA
(Başvuru No. 74543/17, 30/11/2021)
30 Kasım 2011 tarihinde bir Komite olarak toplanan Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (Birinci Bölüm), 12 Ekim 2017 tarihinde yapılan başvuruya ilişkin olarak aşağıdaki gibi karar vermiştir:
OLAYLAR
4. Başvurucu Štefan Harabin, geçmişte yargıda ve hükûmette önemli görevlerde bulunmuş bir kişidir.
5. Başvurucu, 16 Mayıs 2005 tarihinde, bir yayınevine karşı iftira davası açmıştır.
6. İki farklı yargı düzeyinde verilen 18 Haziran 2007 ve 01 Aralık 2011 tarihli kararlarla, davalı 33.200 avroya (EUR) karşılık gelen bir manevi tazminata ve yazılı bir özür yayımlamaya mahkûm edilmiştir.
7. Davalı, 01 Aralık 2011 tarihinde, ifade özgürlüğünün ihlal edildiğini ileri sürerek Anayasa’nın 127. maddesi uyarınca şikâyet yoluna başvurmuştur.
8. Anayasa Mahkemesi, 26 Nisan 2016 tarihinde, şikâyeti kabul etmiş ve söz konusu kararı iptal ederek davayı yeniden incelenmek üzere istinaf mahkemesine geri göndermiştir.
10. Anayasal kararın ardından istinaf mahkemesinin, davalının 18 Haziran 2017 tarihli ilk derece kararına karşı yaptığı istinaf talebini yeniden incelemesi gerekmekteydi.
11. Başvurunun davalı Hükûmete tebliğ edilmesini takiben Hükûmet, başvurucunun 09 Mayıs 2017 tarihli istinaf duruşmasında, davalının hâlihazırda hükmedilen miktarı kendisine ödediği ve anlaşmazlığın çözüme kavuşturulduğu gerekçesiyle davasını geri çektiği bilgisini vermiştir. İstinaf mahkemesi, 22 Eylül 2017 tarihinde kararı bozmuş ve yargılamayı sonlandırmıştır. Karar 15 Ekim 2018 tarihinde kesinleşmiştir.
ŞİKÂYET
12. Başvurucu, Sözleşme’nin 6/1 maddesi altında, açıkça medeni hak ve yükümlülüklerini ilgilendirmesine rağmen, anayasal yargılamaya katılamadığından şikâyet etmiştir.
HUKUKİ DEĞERLENDİRME
A. Tarafların İddiaları
14. Hükûmet, diğer hususların yanı sıra başvurucunun ilgili bütün bilgileri AİHM’e sunmakta kusur gösterdiğini ve davranışının bireysel başvuru hakkının kötüye kullanılması teşkil ettiğini belirtmiştir. Bilhassa, 12 Ekim 2017 tarihli başvurusunda, 09 Mayıs 2017 tarihli duruşmada iftira davasını geri çektiğini açıklamamıştı ve sonrasında hukuk yargılamasının sonlandırıldığını AİHM’e bildirmemiştir. AİHM’in başvurucunun durumun benzer olduğu önceki bir başvurusunu kayıttan düşürme kararının ışığında (bkz. Harabin/Slovakya (k.k.), No. 18006/14, 19 Haziran 2018), bu şartların başvuruyla ilgili olduğunun farkında olması gerektiğini ileri sürmüştür.
15. Başvurucu, yargılamanın sonlandırılması kararının ancak mevcut başvurunun yapılmasından daha sonra, 15 Ekim 2018 tarihinde kesinleştiğine işaret etmiştir. Ayrıca, davayı çekmekle daha fazla yargılama masrafı oluşturmaktan kaçınmayı amaçladığını iddia etmiştir.
B. AİHM’in Değerlendirmesi
16. AİHM, ilk olarak Hükûmetin başvurucunun bireysel başvuru hakkını kötüye kullandığı beyanını incelemesi gerektiğini değerlendirmektedir.
17. Bir başvuru, diğer nedenlerin yanında eğer söz konusu başvuru bilerek yalan bilgilere dayandırılmış ya da baştan bilinsin veya yargılama esnasında yeni gelişmeler olsun, önemli bilgi ve belgeler kasten atlanmışsa; Sözleşme’nin 35/3 (a) maddesi anlamında bireysel başvuru hakkının kötüye kullanıldığı gerekçesiyle reddedilebilir. Eksik ve böylelikle yanıltıcı bilgilendirme, özellikle söz konusu bilgi davanın özünü ilgilendirmekteyse ve bu bilginin açıklanmasındaki kusur için hiçbir yeterli açıklama yapılmamışsa, başvuru hakkının kötüye kullanılması anlamına gelebilir (bkz. Gross/İsviçre [BD], No. 67810/10, § 28, AİHM 2014).
18. AİHM, mevcut başvuru Anayasa Mahkemesi önündeki yargılamayı hedef almakla birlikte; bu yargılamanın, başvurucunun iftira davası hakkında olağan mahkemeler önündeki yargılamaların çerçevesi içinde bulunduğunu ve itiraz konusu anayasal kararı takiben yargılamanın olağan mahkemeler önünde yeniden başlatılmasının, temelde yatan Sözleşme’nin 6/1 maddesi anlamında başvurucunun aynı “medeni hak ve yükümlülüklerinin” “karara bağlanmasının” bir devamı olduğunu kaydetmiştir (bkz. Harabin, yukarıda anılan, § 17). AİHM ayrıca, anayasal kararın ardından olağan mahkemeler önündeki yargılamanın gelişiminin açıkça Mahkeme İç Tüzüğü’nün 47/7 maddesi anlamında “başvuruya ilişkin durumları” oluşturduğunu gözlemiştir (a.y., § 18).
19. AİHM özellikle, Ekim 2017 tarihinde başvurusunu yaptığında, davasını Mayıs 2017 tarihinde geri çektiğini ve istinaf mahkemesinin yargılamayı Eylül 2017 tarihinde sonlandırdığını başvurucunun bildirmediğini vurgulamıştır. Dahası, istinaf mahkemesinin kararının Ekim 2018 tarihinde, yani AİHM davayı Hükûmete tebliğ etmeden önce, kesinleştiğinden AİHM’i bilgilendirmemiştir. AİHM, bu gelişmeleri ancak Hükûmetin görüşlerinden öğrenebilmiştir. Bu ihmaller için ikna edici hiçbir açıklama sunulmamıştır.
20. Saklanan bilginin tam da başvurunun özünü ilgilendirdiğini dikkate alan AİHM, böyle bir tutumun bireysel başvuru hakkının amacına aykırı olduğunu tespit etmektedir. Avukatlar, AİHM’in insan hakları ihlali iddialarını inceleme yükümlülüğünü göz önünde bulundurarak yüksek düzeyde mesleki sağduyu ve onu değer taşımayan şikâyetlerin yapılmasından kurtarmak suretiyle AİHM’le anlamlı bir iş birliği sergilemeleri gerektiğini ve hem AİHM yargılama işlemleri başlatılmasının öncesinde hem de bunun sonrasında, davanın bütün detaylarını özenle araştırmaları, ilgili bütün usulü kurallara titizlikle uymaları ve müvekkillerini de aynı şekilde davranmaya teşvik etmeleri gerektiğini anlamalıdırlar. Aksi taktirde, AİHM’in kaynaklarının isteyerek veya dikkatsizce suiistimal edilmesi, AİHM’in gözünde avukatların çalışmasının güvenilirliğine zarar verebilir ve hatta sistematik şekilde meydana gelirse, şahsen belli avukatların Mahkeme İç Tüzüğü’nün 36/4 (b) maddesi uyarınca başvurucuları temsil etmekten yasaklanmasıyla sonuçlanabilir (bkz. Begić ve Diğerleri/Bosna Hersek (k.k.), [Komite], No. 63784/19, 04 Şubat 2021). Bu, başvurucu için hâlihazırda mevcut başvurusunu yaptığında ve en geç AİHM’in 18006/14 numaralı önceki başvurusu hakkındaki, 19 Haziran 2018 tarihinde kabul edilen kararı yoluyla aşikâr olmalıydı (bkz. Harabin, yukarıda anılan).
21. Yukarıda geçenlerin ışığında AİHM, mevcut başvurunun Sözleşme’nin 35/3 (a) maddesinin son cümlesi anlamında bireysel başvuru hakkının kötüye kullanılması teşkil ettiğini değerlendirmektedir. Bu nedenle, Sözleşme’nin 35/4 maddesi uyarınca reddedilmelidir.
Bu gerekçelerle, AİHM, oy birliğiyle,
Başvuruyu kabul edilemez bulmuştur.