Harrison ve Diğerleri/Birleşik Krallık - 44301/13 - 25.03.2014 tarihli Karar [IV. Bölüm]
Olaylar — 1989 yılında, 96 futbol taraftarı, futbol stadyumunda yaşanan izdihamda hayatını kaybetmiştir. Ölümlere ilişkin tahkikatlar, tahkikat jürisinin, çoğunluk oyuyla, tüm davalarda ölümlerin kazara meydana geldiğine karar vermesi üzerine 1991’de sona ermiştir. 1990 yılında, Yüksek Mahkeme Temyiz Dairesi Yargıcı Lord Taylor tarafından yürütülen bağımsız bir soruşturmada, trajedinin asıl sebebinin polisin kontrolü sağlayamaması olduğu sonucuna varılmıştır. Söz konusu tarihte stadyumun güvenliğinin sağlanmasından sorumlu polis memurları hakkında hiçbir ceza davası açılmamış ve kıdemli iki polis memuru hakkında başlatılan disiplin soruşturmaları da sonlandırılmıştır. Şubat 1998’de, İçişleri Bakanı tarafından, yeni delillerin mevcut olup olmadığını tespit etmek üzere atanan Yüksek Mahkeme Temyiz Dairesi Yargıcı Lord Stuart-Smith, ek soruşturma yapılmasına yer olmadığına dair bir rapor yayınlamıştır. Eylül 2012’de, maktullerin ailelerinin ısrarı üzerine Hükümet tarafından yeni bilgilerin açıklanmasının ardından, bağımsız bir kurul (Hillsborough Bağımsız Kurulu), söz konusu tarihte stadyumun aşırı kalabalık olacağının ve ezilme tehlikesinin ortaya çıkacağının farkında olunduğuna ve öngörülebildiğine dair bir rapor yayınlamıştır. Ayrıca, stadyumda meydana gelen olaylara acil müdahale edilmesi konusundaki kaygıları da dile getirmiştir. Raporun yayınlanmasının ardından, başlangıçtaki tahkikat kararları kaldırılmış ve tahkikatların yeniden başlatılmasına karar verilmiştir. Avrupa İnsan Hakları Mahkemesinin kararını verdiği tarihte, yeni tahkikatlar devam etmekte ve trajedinin ardından polisin görevini kötüye kullandığına dair iddialarla ilgili yeni bir ceza soruşturması ve incelemesi yürütülmekteydi.
Faciada hayatını kaybeden taraftarların yakınları olan başvuranlar, Mahkemeye yaptıkları başvurularında, Sözleşme’nin 2. maddesine dayanarak, ilk tahkikatların yetersiz olduğundan ve yeniden tahkikat yapılmasına karar verilmiş olsa dahi, ölüm olaylarıyla ilgili olarak Sözleşme’nin 2. maddesine uygun bir soruşturma yürütülmesi için 24 yıl beklemek zorunda bırakıldıklarından şikâyetçi olmuşlardır.
Hukuki Değerlendirme — Madde 2: İlk tahkikatlardaki eksiklikler, şimdi, yani olayların üzerinden 20 yıl geçtikten sonra, yeni açıklanan bilgiler ışığında, Hillsborough Bağımsız Kurulu, Hükümet ve Yüksek Mahkeme tarafından kabul edilmiştir. Kurulun tespitleri, ilk tahkikatların ve ceza soruşturmalarının etkililiği konusunda şüphe duyulmasına yol açan yeni delil ve bilgi niteliği taşımaktadır. Bu koşullarda, yetkililer, Sözleşme’nin 2. maddesi uyarınca, daha kapsamlı bir soruşturma yürütmekle yükümlüdürler. Aslında, Sözleşme’nin 2. maddesi kapsamındaki usuli yükümlülüğün söz konusu olmadığı hallerde dahi, iç hukuk uyarınca yürütülen ve sonlandırılan soruşturmaların sonuçlarından tatmin olmayan mağdur ya da ailelerinin endişelerine yanıt vermek adına, uzun yıllar önce meydana gelmiş olsa dahi ulusal bir trajediyle ilgili olarak daha fazla araştırma yapılması sağlanmalıdır. Zira bu, devletin şeffaflığının ve daha genel anlamda adaletin sağlanması bakımından gereklidir.
Ancak, somut davada, kapsamlı bir şekilde yürütülen soruşturma işlemlerinin halen devam ettiği açıkça anlaşılmaktadır. Başsavcı, Kurul raporunun yayınlandığı tarihten üç aydan daha kısa bir süre sonra, yeniden tahkikat yapılması talebiyle Yüksek Mahkemeye başvurmuş ve bu talep, bir hafta sonra kabul edilmiştir. Kıdemli bir yargıç, sorgu yargıcı olarak tayin edilmiş ve birkaç ön duruşma yapılmıştır. Bunlardan ilki, başlangıçtaki tahkikat kararlarının bozulmasından sadece dört ay sonra gerçekleştirilmiştir. Tam tahkikat duruşmalarının, 31 Mart 2014 tarihinde başlatılması planlanmaktadır. Bu sırada, yeni bir ceza soruşturması açılmıştır ve bu soruşturma, facianın ardından polisin görevini kötüye kullandığına dair iddialarla ilgili olarak Bağımsız Kolluk Şikâyet Komisyonu tarafından gerçekleştirilen soruşturmayla eş zamanlı olarak yürütülmektedir. Atılan adımlar, gerek ivedilik gerekse kapsamlılık bakımından önem taşımaktadır ve davalı Devletin, Kurul raporundan kaynaklanan soruşturmayla ilgili yükümlülüklerini yerine getirmediğini gösteren herhangi bir durum söz konusu değildir. Ayrıca, mevcut durumda, tahkikatlar ve diğer soruşturmalar neticesinde olaylara ilişkin gerçeklerin tespit edileceği ve söz konusu ölümlerin yasal olup olmadığının belirleneceği konusunda şüphe duyulmasına yol açacak herhangi bir neden bulunmamaktadır.
24 yıllık bir gecikme yaşandığına ilişkin şikâyetle ilgili olarak, somut davada, ceza soruşturmalarının veya tahkikatların yıllarca sürüncemede kalması ve hiçbir sonuca ulaşılamaması gibi bir durumun söz konusu olmadığı kabul edilmelidir. Başsavcı, 1990 yılında, kovuşturmaya yer olmadığına karar vermiştir. Trajedinin yaşadığı günlerde başlatılan ilk tahkikatlar, Taylor soruşturma raporunun yayınlanmasının ve bazı tanıkların dinlenmesinin ardından 1991 yılında tamamlanmıştır. İki polis memuru hakkında başlatılan disiplin soruşturması ise, sırasıyla 1991 ve 1992 yılında sonlandırılmıştır. Bahsi geçen tahkikat ve soruşturma işlemlerinin Sözleşme’nin 2. maddesine uygunluğu konusunda bir şikâyetin, söz konusu tarihte dile getirilmesi gerekirdi. Aynı şekilde, Mahkeme, Williams/Birleşik Krallık kararında, 1997 yılında Stuart-Smith tarafından gerçekleştirilen detaylı inceleme sırasında yeniden soruşturma başlatılması yükümlülüğünün ortaya çıkmış olduğu hususuyla ilgili olarak, söz konusu yükümlülüğün, yapılan inceleme ve sonrasında yayınlanan rapor ile yerine getirilmiş sayıldığı ve inceleme kapsamında iddia edilen usuli eksikliklerle ilgili şikâyetlerin, raporun yayınlanmasının ardından altı ay içerisinde dile getirilmesi gerektiği ancak bu tür bir şikayette bulunulmadığı sonucuna varmıştır.
Sözleşme açısından değerlendirildiğinde, Kurulun 2012 yılındaki tespitleri, davalı Devletin, Hillsborough faciasının nedenleri ve koşulları hakkında yeterli soruşturma yürütülmesi konusundaki pozitif yükümlülüğünü tekrar gündeme getiren yeni bir unsur olarak kabul edilebilir. Ancak, Sözleşme’nin 2. maddesi uyarınca Birleşik Krallık’a yüklenen usuli yükümlülüğün olayla ilgili yeni bilgilerin ortaya çıkmasının ardından yeniden gündeme gelmesinin, başlangıçta söz konusu olan soruşturma yapma yükümlülüğünün devam ettiği şeklinde algılanması yanlış bir tutumdur. Bu durum, Devletin, uzun yıllar önce yaşanan ihmal kaynaklı gecikmelerden dolayı suçlanabileceği sonucunu doğurmaktadır. Bu şekilde geriye dönük bir etki, devletler açısından, öncelikle Sözleşme’nin 2. maddesi kapsamındaki usuli yükümlülüğün yeniden gündeme gelmesine yol açabilecek adımların gönüllü olarak atılması konusunda caydırıcı olabilecektir.
Kurulun oluşturulmasının ardından, davalı Devletin çeşitli makamları tarafından Hillsborough faciasındaki ölümlerin yeniden soruşturulması amacıyla şu ana kadar alınan ivedi ve etkin tedbirlerle ilgili olarak başvuranlardan herhangi bir eleştirinin gelmediği ve tahkikat ve soruşturmaların halen devam ettiği dikkate alınarak, başvuruların zamanında önce yapıldığına ve Sözleşme’nin 35. maddesinin 1 ve 4. fıkraları uyarınca kabul edilemez olduğuna karar verilmiştir. Başvuranların, devam eden süreçten hoşnut olmamaları veya soruşturma ve tahkikatların sonunda varılan sonuçtan memnun kalmamaları halinde, Mahkemeye tekrar başvurabilecekleri belirtilmiştir.
Sonuç: kabul edilemez (zamanından önce).
(Ayrıca bk. Hackett/Birleşik Krallık (k.k.), 34698/04, 10 Mayıs 2005; Brecknell/Birleşik Krallık, 32457/04, 27 Kasım 2007, 102 sayılı Bilgi Notu; ve Williams/Birleşik Krallık (k.k.), 32567/06, 17 Şubat 2009)
Full & Egal Universal Law Academy