AVRUPA İNSAN HAKLARI MAHKEMESİ
İKİNCİ BÖLÜM
KABUL EDİLEBİLİRLİK HAKKINDA KARAR
Başvuru No. 60625/12
Fatih HİLMİOĞLU / Türkiye
Başkan
Jon Fridrik Kjølbro,
Hâkimler
Marko Bošnjak,
Valeriu Griţco,
Ivana Jelić,
Arnfinn Bårdsen,
Saadet Yüksel,
Peeter Roosma,
ve Bölüm Yazı İşleri Müdürü Stanley Naismith’in katılımıyla, 15 Eylül 2020 tarihinde Daire halinde toplanan Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (İkinci Bölüm), 20 Temmuz 2012 tarihinde sunulan, yukarıda belirtilen başvuruyu, davalı Hükümet (“Hükümet”) tarafından sunulan görüşleri ve başvuran tarafından bu görüşlere verilen cevapları dikkate alarak gerçekleştirilen müzakerelerin ardından aşağıdaki kararı vermiştir:
OLAY VE OLGULAR
1. Başvuran Fatih Hilmioğlu, Türk vatandaşı olup, 1954 doğumludur ve İstanbul’da ikamet etmektedir. Başvuran, Mahkeme önünde Ankara Barosuna bağlı Avukat M. Sever tarafından temsil edilmektedir.Davanın Koşulları
2. Başvuran, Malatya’da bulunan İnönü Üniversitesinin eski rektörüdür. Olayların meydana geldiği tarihte, başvuran, Ankara’da bulunan, Başkent Üniversitesinin Tıp Fakültesinde gastroenterolog ve profesör olarak görev yapmaktaydı.
3. Davanın kendine özgü koşulları, taraflarca ifade edildiği şekliyle, aşağıdaki gibi özetlenebilir.Başvuranın Tutuklanması ve Başvuran Hakkında Başlatılan Ceza Yargılaması
4. İstanbul Cumhuriyet Savcılığı, 2007 yılında, cebir ve şiddet kullanarak Hükümeti ortadan kaldırmaya yönelik faaliyetlerde bulunduklarına dair haklarında şüphelenilen, Ergenekon isimli suç örgütünün iddia edilen üyeleri hakkında ceza soruşturması başlatmıştır. Cumhuriyet Savcılığına göre, süpheliler, kamuoyunda tanınan kişilere yönelik saldırılar ve ibadethane veya yüksek mahkemeler gibi hassas yerlere bombalı saldırılar şeklinde kışkırtıcı eylemleri planlamışlar ve gerçekleştirmişlerdir. Şüpheliler böylelikle, kamuoyunda korku ve panik havası yaratmaya ve dolayısıyla, askeri darbeye yol açacak şekilde bir güvensizlik ortamı oluşturmaya çalışmışlardır (Ergenekon davasına ve bu davaya ilişkin eylem planlarına dair daha ayrıntılı bilgiler için bk., Tekin/Türkiye (k.k.), No. 3501/09, §§ 3-17, 18 Kasım 2014).
5. Ergenekon örgütüne üye olduğuna dair hakkında şüphelenilen başvuran, 13 Nisan 2009 tarihinde yakalanmış ve gözaltına alınmıştır. Başvuranın karakolda ve Cumhuriyet Savcılığı tarafından sorgulanmasının ardından, İstanbul Cumhuriyet Savcısı (“Cumhuriyet Savcısı”), İstanbul Ağır Ceza Mahkemesinde görevli nöbetçi hâkimden (“nöbetçi hâkim”), ilgilinin tutuklanmasını talep etmiştir.
6. Nöbetçi hâkim, 17 Nisan 2009 tarihinde başvuranın tutuklanmasına karar vermiştir. Nöbetçi hâkim, bu türden bir tedbirin, başvuranın Ergenekon örgütüne üye olmasına ve kendisine atfedilen suçların ilgili tarafından işlenmesine ilişkin kuvvetli şüphelerin varlığı ve bu durumda terör örgütü üyeliği ve seçilmiş hükümeti cebir kullanarak ortadan kaldırma teşebbüsü nedeniyle haklı gösterildiği kanısına varmıştır. Nöbetçi hâkim, söz konusu suçların Ceza Muhakemesi Kanunu’nun (CMK) 100. maddesinin 3. fıkrasında sıralanan suçlar arasında yer aldığını ifade etmiş ve “katalog” suçlar da denilen bu suçlara ilişkin olarak, güçlü karinelerin bulunması halinde, hakkında şüphelenilen kişinin tutukluğunun haklı gösterildiğinin varsayıldığını belirtmiştir.
7. Cumhuriyet Savcısı, 17 Temmuz 2009 tarihli iddianameyle, başvuranın da dâhil olduğu elli iki kişi hakkında ceza davası açmış ve kişisel verilerin kaydedilmesi, cebir kullanarak Türkiye Büyük Millet Meclisini ortadan kaldırmaya teşebbüs, cebir kullanarak Türkiye Cumhuriyeti Bakanlar Kurulunu ortadan kaldırma teşebbüsü ve terör örgütü üyeliği suçlarından bu kişilerin mahkûm edilmesini talep etmiştir.
8. İstanbul Ağır Ceza Mahkemesi (“Ağır Ceza Mahkemesi”), 5 Ağustos 2009 tarihinde iddianameyi kabul etmiş ve 7 Eylül 2009 tarihinde, ilk duruşma yapılmıştır.
9. Ağır Ceza Mahkemesi, 5 Ağustos 2013 tarihli kararla, başvuranı Türkiye Cumhuriyeti İcra Vekilleri Heyetini cebren ıskat veya vazife görmekten men etmeye teşebbüs suçundan on altı yıl hapis cezasına mahkûm etmiştir. Ağır Ceza Mahkemesi ayrıca, başvuranı kişisel verileri hukuka aykırı olarak ele geçirme suçundan yedi yıl hapis cezasına mahkûm etmiştir.
10. Başvuran, 20 Şubat 2014 tarihinde, sağlığına ilişkin nedenlerle tutuksuz yargılanmak üzere serbest bırakılmıştır (Aşağıda yer alan “Anayasa Mahkemesine Bireysel Başvuru” şeklindeki 3. başlığa bakınız).
11. Yargıtay, 21 Nisan 2016 tarihinde, iddia edilen suç örgütü Ergenekon’un varlığına ilişkin yeterli ve somut herhangi bir delilin bulunmadığı kanaatine vararak, Ağır Ceza Mahkemesinin kararını bozmuştur.
12. Bilinmeyen bir tarihte, Ergenekon davasında yürütülen soruşturmalar kapsamında suçlanan kişilerin tamamı, söz konusu örgütün hiçbir zaman var olmadığı ve açılan ceza davalarında gerçekte hile yapıldığı gerekçesiyle beraat etmiştir. Başvuranın Sağlık Durumu
13. Başvuran, tutukluluğu sırasında belirtilmeyen bir tarihte, yüz felci geçirmiştir. Başvuran, Haseki Eğitim ve Araştırma Hastanesine (“Haseki Hastanesi”) sevk edilmiş ve bu hastanede, uzun bir süreden beri muzdarip olduğu kronik viral hepatit hastalığı kötüleşmiştir. Başvuran ardından, Ümraniye Eğitim ve Araştırma Hastanesine, daha sonra da 15 Haziran 2009 tarihinde bu kurumda hepatoloji servisinin bulunmaması nedeniyle Cerrahpaşa Tıp Fakültesi Hastanesine (“Cerrahpaşa Hastanesi”) sevk edilmiş ve başvuran bu kurumun gastroenteroloji-hepatoloji bölümüne kabul edilmiştir.
14. Cerrahpaşa Hastanesi Sağlık Kurulu (“Cerrahpaşa Sağlık Kurulu”), 19 Ağustos 2009 tarihinde, bilirkişi raporu düzenlemiştir. Bu rapora göre, başvuran, kronik viral hepatitten ve sirozdan muzdariptir. Sağlık Kurulu, raporunda, başvuranın sağlık durumunun olası bir karaciğer kanserinin teşhis edilmesi amacıyla çok düzenli bir beslenmeyi ve düzenli aralıklarla muayene edilmeyi gerektirdiğini belirtmiştir. Sağlık Kurulu aynı zamanda, bulaşıcı hastalıkları önlemek amacıyla tutukluluk yerlerinde hijyenin sağlanması gerektiğini ve stresli durumların başvuranın bağışıklık sistemini zayıflatabileceğini ve dolayısıyla, enfeksiyonlara veya mide-bağırsak kanamalarına yol açabileceğini belirtmiştir. Sağlık Kurulu, başvuranın tutukluluk halinin devamının ilgilinin hayatı açısından kesin bir tehlike oluşturduğu sonucuna varmıştır. Bu raporun içeriği, Sağlık Kurulu tarafından 18 Kasım 2009 tarihinde düzenlenen ikinci raporda benzer ifadelerle yeniden ele alınmıştır.
15. Başvuranın avukatı, Cerrahpaşa Sağlık Kurulunun birinci raporuna dayanarak, belirtilmeyen bir tarihte, müvekkilinin serbest bırakılmasını talep etmiştir. Ağır Ceza Mahkemesi, bu talebi değerlendirebilmek amacıyla, bu defa İstanbul Adli Tıp Kurumu (“Adli Tıp Kurumu”) tarafından yeni bir bilirkişi raporunun düzenlenmesine karar vermiştir.
16. Adli Tıp Kurumu, 25 Eylül 2009 tarihinde raporunu sunmuştur. Bu belgede, Adli Tıp Kurumu, ileri evrede bir karaciğer hastalığının varlığını tespit etmiştir. Ayrıca, Adli Tıp Kurumu, cezaevi koşullarının başvuranın hayatı açısından bir tehlike oluşturduğunu gösteren herhangi bir tıbbi delilin bulunmadığını belirtmiş ve ilgilinin bir üniversite hastanesinin hepatoloji bölümünde iki ayda bir muayene edilmesinin gerekli olduğu kanısına varmıştır.
17. Başvuran, bilinmeyen bir tarihte, Adli Tıp Kurumunun raporuna itiraz etmiş ve Ağır Ceza Mahkemesinden, bir başka bilirkişiden görüş alınmasını talep etmiştir. Ağır Ceza Mahkemesi, bu talebi kabul etmiştir. Adli Tıp Kurumu, 28 Ocak 2010 tarihinde ikinci raporunu sunmuştur. Adli Tıp Kurumu, bu raporda, başvuranın kronik karaciğer hastalığından ve sirozdan muzdarip olduğunu, ancak bu patolojilerin cezaevi ortamının ilgilinin hayatı açısından bir tehlike oluşturduğunun tespit edilmesine imkân vermediğini belirtmiştir. Adli Tıp Kurumu, daha önce belirttiği görüşünü tekrarlayarak, başvuranın iki ayda bir üniversite hastanesinin hepatoloji bölümünde muayene edilmesinin gerekli olduğu kanısına varmıştır.
18. Cerrahpaşa Hastanesinde görevli bazı doktorlar, belirtilmeyen bir tarihte, iddia edilen suç örgütü Ergenekon hakkında yürütülen ceza soruşturması kapsamında tutuklanmışlardır. Bu doktorlar hakkında, başvuranın suç ortaklarından birine ilişkin sahte bir tıbbi rapor düzenlediklerine dair şüphelenilmiştir. Sonuç olarak, İstanbul Cumhuriyet Savcılığı, Cerrahpaşa Sağlık Kurulundan, başvuranın sağlık durumu hakkında yeni bir bilirkişi raporunun hazırlanmasını talep etmiştir.
19. Cerrahpaşa Sağlık Kurulu, 2 Şubat 2011 tarihinde, üçüncü bir rapor sunmuştur. Cerrahpaşa Sağlık Kurulu, bu raporda, “olağan dışı” stresli durumların ve cezaevi ortamında karşılaşılan bulaşıcı hastalıkların başvuranda komplikasyonlara yol açabileceği ve bu komplikasyonların kanserin gelişmesine neden olabileceği ve ciddi bir hayati tehlike oluşturabileceği kanaatine varmıştır. Cerrahpaşa Sağlık Kurulu, bununla birlikte, elinde bulunan verileri ve başvuranın sağlık durumunu dikkate alarak, ilgilinin hastaneye yatırılmasının gerekli olmadığı kanısına varmıştır.
20. Dosyaya eklenen belgelerden, başvuranın 22 Haziran 2009 ile 7 Mart 2011 tarihleri arasında geçen süre boyunca Cerrahpaşa Hastanesinin Gastroenteroloji-Hepatoloji Bölümünde 594 gün kaldığı anlaşılmaktadır. İlgili, 7 Mart 2011 tarihinde, bu kurumdan taburcu edilmiş ve Silivri Devlet Hastanesine (“Silivri Hastanesi”) sevk edilmiştir.
21. Silivri Hastanesi Sağlık Kurulu, 8 Mart 2011 tarihinde, bir rapor düzenlemiştir ve bu rapora göre, başvuranın sağlık durumu hastaneye yatırılmasını gerektirmemektedir. Söz konusu Sağlık Kurulu, bu belgede, başvuranın tedavisinin cezaevi bünyesinde yapılabileceği ve ilgilinin bir hastanenin gastroenteroloji bölümü tarafından düzenli olarak muayene edilmesinin yeterli olduğu sonucuna varmıştır.
22. Başvuran, aynı gün, Silivri Cezaevine geri gönderilmiştir.
23. Başvuran, 29 Haziran 2011 tarihinde, Haseki Hastanesine yeniden götürülmüş, ancak Adli Tıp Kurumunun raporlarında tavsiye edilen muayene, bu kurumda hepatoloji bölümünün bulunmaması nedeniyle gerçekleştirilememiştir.
24. Başvuran, 15 Temmuz 2011 tarihinde, Avcılar Murat Kölük Devlet Hastanesine (“Avcılar Hastanesi”) sevk edilmiş ve bu hastanede gerekli muayenelerden ve tedaviden yararlanabilmiştir. Başvuran, manyetik rezonans görüntüleme (MR) ve tomografi için Bakırköy “Dr. Sadi Konuk” Eğitim ve Araştırma Hastanesinden (“Bakırköy Hastanesi”) bir randevu almıştır.
25. Başvuran, 19 Temmuz 2011 tarihinde, tomografi çekilmesi için Bakırköy Hastanesine götürülmüştür. Muayenenin ardından, başvuran cezaevine geri getirilmiştir.
26. Cezaevi yetkilileri, 23 Ağustos 2011 tarihinde, başvuranı Avcılar Hastanesine sevk etmiştir ve ilgili, bu hastanede uzman doktorlar tarafından muayene edilmiştir. 26 Eylül 2011 tarihi için yeni bir randevu alınmıştır.
27. Doktorlar, 26 Eylül 2011 tarihinde, MR çekilmesini istemişler ve 3 Ekim 2011 tarihinde MR çekilmiştir. Bu muayenenin ardından, iç hastalıkları uzmanı doktor, başvuranın Bakırköy Hastanesine kabul edilmesine karar vermiştir. İlgili, bu hastanede, durumunun gerektirdiği tedavinin uygulanması için 14 Ekim 2011 tarihine kadar kalmıştır.
28. Başvuran, 17 Ekim 2011 tarihinde, yeniden MR çekilmesi için Bakırköy Hastanesine yeniden götürülmüştür.
29. Cezaevi yetkilileri, başvuranı, 5 Aralık 2011 tarihinde, Avcılar Hastanesinin Gastroenteroloji Bölümüne geri göndermiştir. Muayenelerin ardından, ilgili, cezaevine yeniden götürülmüştür.
30. Başvuran, 19 Aralık 2011 tarihinde, yeniden Avcılar Hastanesine sevk edilmiş ve bu kurumun gastroenteroloji bölümünde 29 Aralık 2011 tarihine kadar kalmıştır. 29 Aralık 2011 tarihinde düzenlenen tıbbi raporda, ilgilinin iki aylık bir süre içinde yeniden muayene edilmesi gerektiği belirtilmiştir.
31. Başvuran, 6 Mart 2012 tarihinde, İstanbul Üniversitesi Çapa Tıp Fakültesinin Gastroenteroloji Bölümüne (“Çapa Hastanesi”) götürülmüştür. Bu kurumun uzman doktorları tarafından düzenlenen tıbbi raporda, başvuranın kronik karaciğer yetmezliğinden muzdarip olduğu, kolestaz ve transaminazların belirteçleri karaciğer enzimlerinin dozajı açısından normal bir sonuca sahip olduğu ve antiviral bir tedavi gördüğü belirtilmiştir.
32. Başvuran, 4 Haziran 2012 tarihinde, Avcılar Hastanesinin Gastroenteroloji Bölümüne sevk edilmiştir. Başvuran bu hastanede bir muayeneye tabi tutulmuş, bu muayenenin sonunda tıbbi rapor düzenlenmiştir. Bu raporda, herhangi bir patolojinin tespit edilmediği belirtilmiş ve başvurandan yeni bir muayene için 11 Haziran 2012 tarihinde yeniden gelmesi istenmiştir.
33. Başvuran, 11 Haziran 2012 tarihinde, Avcılar Hastanesinin Gastroenteroloji Bölümüne yeniden götürülmüştür. Başvuran, bu hastaneye kronik hepatitinin ve sirozunun takibi ve anüsün yakınında bulunan bir kondilomun plastik cerrahi bölümü tarafından incelenmesi için kabul edilmiştir. Başvuran, 15 Haziran 2012 tarihinde, Silivri Cezaevine geri getirilmiştir.
34. Başvuran, 12 Kasım 2012 tarihinde, Avcılar Hastanesinin Gastroenteroloji Bölümüne yeniden sevk edilmiş ve bir diğer randevu, 26 Kasım 2012 tarihi için alınmıştır. Muayenesinin sonunda, endoskopi için hastaneye yatırılması gereken başvuran, yer bulunmaması nedeniyle hastaneye yatırılamamış ve sonuç olarak, Silivri Cezaevine yeniden götürülmüştür.
35. Başvuran, 12 Aralık 2012 tarihinde, son olarak, Avcılar Hastanesine kabul edilmiş ve bu hastanede muzdarip olduğu, kronik hepatit B ve hepatik fibroz nedeniyle tedavi görmüştür. Bir uzman doktor tarafından 7 Ocak 2013 tarihinde düzenlenen tıbbi rapora göre, başvuranın aynı zamanda bir psikiyatri bölümü tarafından takip edilmesi ve bu amaçla, ilgilinin Cerrahpaşa Hastanesine sevk edilmesi gerekmektedir. 9 Ocak 2013 tarihinde, ilgilinin tıbbi takibinin, iki ay sonra özellikle bünyesinde hepatoloji, nefroloji ve endokrinoloji bölümleri bulunan, daha uygun bir kurumda yapılabileceği tespit edilmiştir. Başvuran ardından, cezaevine geri dönmüştür.
36. Cezaevi İdaresi, 16 Ocak 2013 tarihinde, başvuranı “Pr. Dr. Necmi Ayanoğlu” Devlet Hastanesinin Sağlık Kuruluna yönlendirmiştir. Söz konusu Sağlık Kurulu, ilgilinin Bakırköy Ruh Sağlığı ve Sinir Hastalıkları Hastanesinin Psikiyatri Bölümüne gönderilmesine karar vermiştir. Ancak başvuran, bu bölümde muayene edilmeyi reddetmiş ve kendi isteğiyle, bu bölüme gitmemeye karar vermiştir.
37. Başvuran, 18 Ocak 2013 tarihinde, Avcılar Hastanesinde görevli bir uzman doktor tarafından yeniden muayene edilmiş ve söz konusu uzman doktor, ilgilinin tıbbi takibinin iki ay sonra özellikle bünyesinde hepatoloji, nefroloji ve endokrinoloji bölümlerinin bulunduğu daha uygun bir kurumda yapılmasının gerekebileceği sonucuna varmıştır.
38. Başvuran, 21 Şubat 2013 tarihinde, Silivri Hastanesine götürülmüştür. Bu kurumun Sağlık Kurulu, başvuranın sirozdan muzdarip olduğunu tespit etmiş ve ilgilinin Cerrahpaşa Hastanesinin Gastroenteroloji- Hepatoloji Bölümüne gönderilmesine karar vermiştir. Başvuran, aynı gün bu kuruma sevk edilmiştir. Muayenenin ardından, başvuranı muayene eden uzman doktor, ilgilinin yeniden muayene edilmesi için bir hafta sonra ilgiliyle yeniden görüşmeye karar vermiştir. Ayrıca, uzman doktor, ilgiliye, 24 saat boyunca idrar örneklerinin alınması, kan alınması ve ultrason çekilmesi gerektiğini belirtmiştir.
39. Başvuran, 1 ve 15 Mart 2013 tarihlerinde, Cerrahpaşa Hastanesine götürülmüştür. Bu tarihlerde yapılan inceleme ve muayenelerin sonunda, ilgiliyi tedavi eden uzman doktor, ilgilinin hastalığına ilişkin herhangi bir ilerlemenin görülmediğini ifade etmiştir. Söz konusu uzman doktor, ilgilinin ilaçlarını düzenli bir şekilde alması gerektiğini vurgulamıştır. Uzman doktor ayrıca, başvuranın üç ayda bir muayene edilmesi gerektiğini ifade etmiştir.
40. Cezaevi İdaresi, 21 Mart 2013 tarihinde, başvuranı Cerrahpaşa Hastanesinin Nefroloji Bölümüne yönlendirmiştir. İlgili, bununla birlikte söz konusu bölüme gitmeyi reddetmiştir: Nitekim aynı gün sunulan bir taleple, ilgili, üç ay sonra öngörülen hepatoloji bölümünde gelecek randevusu dolayısıyla nefroloji bölümünde muayene edilmeyi istediğini belirtmiştir.
41. Cezaevi İdaresi, 29 Mart 2013 tarihinde, başvuranı Avcılar Hastanesinin Gastroenteroloji Bölümüne yönlendirmiştir. İlgili, bununla birlikte, daha önce Cerrahpaşa Hastanesinde tedavi edildiğini belirterek, söz konusu bölüme gitmeyi reddetmiştir.
42. Başvuran, 16 Mayıs 2013 tarihinde, biyokimyasal incelemeler için Cerrahpaşa Hastanesinin Nefroloji Bölümüne götürülmüştür.
43. Cezaevi İdaresi, incelemelerin sonuçlarını aldıktan sonra, 30 Mayıs 2013 tarihinde, başvuranı yeniden Cerrahpaşa Hastanesinin Nefroloji Bölümüne yönlendirmiştir. İlgili, bu defa yine söz konusu bölüme gitmeyi reddetmiş ve kendisi için yeni bir randevunun belirlenmesini talep etmiştir.
44. Başvuran, 12 Haziran 2013 tarihinde, kendi talebi üzerine, biyokimyasal incelemeler için Cerrahpaşa Hastanesinin Nefroloji Bölümüne götürülmüştür.
45. Başvuran, 5 Temmuz 2013 tarihinde, Cerrahpaşa Hastanesinin radyoloji ve gastroenteroloji-hepatoloji bölümleri ile söz konusu hastanenin nefroloji bölümü tarafından kontrol muayenelerine tabi tutulmuştur. Başvuranın görüştüğü uzman doktorlar, söz konusu tarihte düzenlenen tıbbi raporda, ilgilinin üç ay sonra yeniden muayene edilmesi gerektiğini ifade etmişlerdir. Ayrıca, uzman doktorlar, ilgiliye MR çektirmesi gerektiğini belirtmişlerdir ve ilgili, 9 Temmuz 2013 tarihinde MR çektirmiştir.
46. Adli Tıp Kurumu tarafından 22 Temmuz 2013 tarihinde bilirkişi raporu düzenlenmiş ve bu rapor Ağır Ceza Mahkemesine sunulmuştur. Bu belgede, başvuranın hastalıklarının ilgili açısından hayati bir tehlike oluşturmadığı ve ilgilinin takibinin ve tedavisinin gastroenteroloji, endokrinoloji, nefroloji ve psikiyatri bölümleri tarafından sağlanması gerektiği belirtilmiştir. Söz konusu belgede aynı zamanda, bu patolojilerin ilerlemesi veya bu patolojilerin özelliklerinde bir değişikliğin gözlemlenmesi durumunda, yeniden bir değerlendirmenin yapılabileceği ifade edilmiştir.
47. Başvuran, 4 Ekim 2013 tarihinde, Cerrahpaşa Hastanesinin oftalmoloji, nefroloji ve gastroenteroloji-hepatoloji bölümleri tarafından muayene edilmiştir. İlgili için yeni randevu tarihi, 25 Ekim 2013 olarak belirlenmiştir.
48. Başvuran, 25 Ekim 2013 tarihinde, Cerrahpaşa Hastanesinin gastroenteroloji-hepatoloji, nefroloji ve romatoloji bölümleri tarafından muayene edilmiştir. Bu vesileyle, başvurana kendi durumunun gerektirdiği tedaviler uygulanmış ve ilgili, ultrasona tabi tutulmuştur.
49. Cezaevi İdaresi, 14 Kasım 2013 tarihinde, başvuranı Avcılar Hastanesine göndermiştir. İlgili, gastroenteroloji bölümünde yapılan muayenesinin sonunda, ayrıntılı incelemeler ve tedaviler için söz konusu hastaneye yatırılmıştır. Başvuran, bilinmeyen bir tarihte, cezaevine geri dönmüştür.
50. Başvuran, 29 Kasım 2013 tarihinde, MR çekilmesi için Bakırköy Hastanesine götürülmüştür.
51. Başvuran, 16 Aralık 2013 tarihinde, Cerrahpaşa Hastanesinin nefroloji ve gastroenteroloji-hepatoloji bölümleri tarafından muayene edilmiştir. Başvuran için bir haftalık bir süre içinde takip randevusu alınmasına karar verilmiştir. Başvuran aynı zamanda, aynı kurumun psikiyatri bölümü tarafından muayene edilmiştir. Bu vesileyle düzenlenen raporda, ilgilinin gösterdiği depresyon belirtilerinin ciddi olduğuna ve bu teşhisin bu bölüme yatırılmayı ve takip edilmeyi gerektirdiğine işaret edilmiştir. Bununla birlikte, söz konusu bölümde tutuklular için yer bulunmaması nedeniyle, ilgilinin hastaneye yatırılamadığı ve sonuç olarak, ilgilinin tedavi edilmesi için Bakırköy Ruh ve Sinir Hastalıkları Hastanesine sevk edilmesinin tavsiye edildiği belirtilmiştir.
52. Başvuran, 18 Aralık 2013 tarihinde, kontrol muayenesi için Cerrahpaşa Hastanesinin Gastroenteroloji-Hepatoloji Bölümüne götürülmüştür.
53. Cezaevi İdaresi, 26 Aralık 2013 tarihinde, başvuranı Cerrahpaşa Hastanesine sevk etmiştir ve ilgili bu hastanede üroloji, oftalmoloji, gastroenteroloji-hepatoloji ve nefroloji bölümleri tarafından muayene edilmiştir. Bu muayenelerin sonunda, ilgili için yeni randevu tarihi 8 Ocak 2014 olarak belirlenmiştir.
54. Cezaevi İdaresi, 8 Ocak 2014 tarihinde, başvuranı, ilgili hakkında verilen cezanın ertelenmesi ihtimaline ilişkin yeni bir raporun düzenlenmesi amacıyla Cerrahpaşa Sağlık Kuruluna göndermiştir. Bu Kurul tarafından hazırlanan rapora göre, başvuranın kronik hepatit B tedavisinin ve çekilen MR görüntülerinden birinde tespit edilen nodülün gelişiminin, üç ayda bir kontrol edilmesi gerekmektedir.
55. Başvuran, 13 ve 23 Ocak 2014 tarihlerinde, Bakırköy Hastanesi Nefroloji Bölümünün uzman doktorları tarafından muayene edilmiştir. Muayenelerin sonunda, başvuran, cezaevine yeniden götürülmüştür.
56. Cezaevi İdaresi, Anayasa Mahkemesi tarafından bu yönde yapılan talebe uyarak (aşağıda bk.), 30 Ocak 2014 tarihinde, başvuranı bilirkişi raporunun düzenlenmesi amacıyla Çapa Hastanesine göndermiştir. Bu kurumun Sağlık Kurulu, 17 Şubat 2014 tarihinde bilirkişi raporunu sunmuştur. Bu belgeye göre, ilgilinin sağlık durumunun, sağlık hizmetlerine erişimin cezaevinde sunulan erişime nazaran daha kolay olacağı bir ortamda takip edilmesi gerekebilecektir.
3. Anayasa Mahkemesine Yapılan Bireysel Başvuru
57. Başvuran, 16 Ocak 2014 tarihinde, Anayasa Mahkemesine bireysel başvuruda bulunmuştur. Bu başvuru kapsamında, başvuran özellikle tutuklanması nedeniyle yaşam hakkının ve özgürlük ve güvenlik hakkının ihlal edildiğini ileri sürmüştür. Ayrıca, başvuran, sağlığına ilişkin nedenlerle serbest bırakılmasını sağlayacak ihtiyati bir tedbirin uygulanmasını talep etmiştir.
58. Anayasa Mahkemesi 2. Dairesi, 20 Ocak 2014 tarihinde, ihtiyati tedbir talebi hakkında karar verebilmesi için başvuranın sağlık durumuna ilişkin bilirkişi raporunun düzenlenmesini talep etmiştir.
59. Anayasa Mahkemesi, 17 Şubat 2014 tarihli bilirkişi raporunda varılan sonuçları dikkate alarak (yukarıda 56. paragraf), 20 Şubat 2014 tarihinde, ihtiyati tedbir talebini kabul etmiş ve başvuranın sağlığına ilişkin nedenlerle serbest bırakılmasına karar vermiştir.
60. Anayasa Mahkemesi, 18 Eylül 2014 tarihinde, kararını (No. 2014/648) vermiş ve bu kararla, başvuranın şikâyetlerinin kabul edilemez olduğunu belirtmiştir.
61. Özgürlük ve güvenlik hakkına ilişkin şikâyetle ilgili olarak, Anayasa Mahkemesi, Sözleşme’nin 5. maddesi anlamında başvuranın maruz kaldığı tutukluluğun, ilgilinin Ağır Ceza Mahkemesi tarafından mahkûm edildiği 5 Ağustos 2013 tarihinde sona erdiğini tespit etmiştir. Yüksek Mahkeme, başvuran tarafından 16 Ocak 2014 tarihinde kendisine başvurulduğunu tespit ederek, başvurunun bu kısmının, geç sunulması nedeniyle kabul edilemez olduğuna karar vermiştir.
62. Yaşam hakkına ilişkin şikâyetle ilgili olarak, Anayasa Mahkemesi, başvuranın tutukluluğu boyunca birçok defa hastaneye yatırıldığını ve ilgiliye gerekli tedavilerin hem hastanede hem de cezaevinde uygulandığını kaydetmiştir. Bu bağlamda, Anayasa Mahkemesi bilhassa, başvuranın sağlık durumuna ilişkin tıbbi raporlarda, 19 Ağustos 2009 tarihli rapor hariç olmak üzere, ilgilinin hayatını tehlikeye atacak bir riskin bulunduğunun belirtilmediğini vurgulamıştır. Oysa Yüksek Mahkemeye göre, başvuranın Cerrahpaşa Hastanesinde kaldığı sırada düzenlenen raporlardan, ilgilinin muzdarip olduğu hastalıkların ilgilinin hayatını tehlikeye atmadığı anlaşılmaktadır. Nitekim Anayasa Mahkemesi bu bağlamda, hangi nedenlerle, Cerrahpaşa Sağlık Kurulunun başvuranın cezaevinde tutukluluk halinin devamının ilgilinin hayatı açısından kesin bir tehlike oluşturduğunu açıklamadığını tespit etmiştir. Aynı şekilde, Anayasa Mahkemesi, Çapa Hastanesinin Sağlık Kurulu tarafından 17 Şubat 2014 tarihinde düzenlenen raporun, ilgilinin tutukluluk halinin devamının hayati bir tehlike oluşturabileceği yönünde herhangi bir tespit içermediğini gözlemlemiştir. Anayasa Mahkemesi, sağlığına ilişkin nedenlerle bir tutukluyu serbest bırakma yönünde genel bir yükümlülüğün bulunmadığını hatırlatarak, aynı zamanda bir yandan, başvuranın insan onuruna saygıyla bağdaşmayan koşullarda tutuklandığını kanıtlayabilecek herhangi bir unsurun dosyada bulunmadığı ve diğer yandan, maruz kalınan özgürlükten yoksun bırakıcı tedbirin uygulanma koşullarının ilgiliyi, tutukluluğa ilişkin kaçınılmaz acı seviyesini aşan bir yoğunlukta bir sıkıntıya veya üzüntüye tabi tutmadığı kanısına varmıştır. Sonuç olarak Anayasa Mahkemesi, başvurunun bu kısmının, açıkça dayanaktan yoksun olduğu gerekçesiyle kabul edilemez olduğuna karar vermiştir.
ŞİKÂYETLER
31. Başvuran, Sözleşme’nin 2. maddesi kapsamında, ulusal makamları, tutukluluk koşullarının sağlık durumu açısından oluşturduğu riske rağmen kendisini cezaevinde tutmakla suçlamaktadır. Başvuran, söz konusu makamları aynı zamanda, kendisini uygun bir tıbbi takibe tabi tutmamakla suçlamaktadır. Başvuran, söz konusu makamların yaşam hakkının korunmasına yönelik pozitif yükümlülüklerini yerine getirmediklerini belirtmektedir.
32. Başvuran, Sözleşme’nin 5. maddesinin 1. fıkrası açısından, bir suç işlediğine dair hakkında şüphelenilmesini sağlayacak inandırıcı nedenlerin bulunmaması nedeniyle, Sözleşme’ye aykırı olarak yakalanmasından ve tutuklanmasından şikâyet etmektedir.
33. Son olarak, başvuran, Sözleşme’nin 5. maddesinin 5. fıkrasını ileri sürerek, maruz kaldığını belirttiği Sözleşme’nin 5. maddesine ilişkin ihlallerin düzeltilmesini sağlayacak tazminata ilişkin bir hukuk yolunun bulunmamasından şikâyetçi olmaktadır.
HUKUKİ DEĞERLENDİRMESözleşme’nin 2. Maddesine İlişkin Şikâyet Hakkında
34. Başvuran, özellikle 19 Ağustos ve 18 Kasım 2009 tarihlerinde Cerrahpaşa Sağlık Kurulu tarafından düzenlenen raporlara atıfta bulunarak, cezaevinde tutukluluk halinin devamı nedeniyle Sözleşme’nin 2. maddesi tarafından korunduğu şekliyle, yaşam hakkının ihlal edildiğini ileri sürmektedir. Başvuran bu bağlamda, tutukluluğu sırasında uygun bir tıbbi takibe tabi tutulmadığını iddia etmektedir.
35. Hükümet öncelikle, Mahkemenin Sözleşmeci Taraflar açısından Sözleşme’den doğan taahhütlere uyulmasını sağlamakla görevli olduğunu ifade etmektedir. Hükümete göre, dolayısıyla ulusal bir mahkeme tarafından yapıldığı iddia edilen fiili veya hukuki hatalar Sözleşme tarafından korunan hak ve özgürlükleri ihlal etmediği sürece, bu hataları inceleme görevi Mahkemeye ait değildir. Yine Hükümete göre, her ne kadar Sözleşme, 6. maddesi kapsamında, Türk Anayasası’nın 36. maddesiyle de korunan adil yargılanma hakkını güvence altına alsa da, Sözleşme, delillerin kabul edilebilirliği veya değerlendirilmesi gibi öncelikli olarak iç hukuku ve ulusal mahkemeleri ilgilendiren bir konuyu düzenlememektedir. Bu bağlamda, Hükümet şu hususları belirtmektedir: Başvuran tarafından kendisine bireysel başvuruda bulunulmasının ardından, Anayasa Mahkemesi, ihtiyati tedbirin uygulanmasına karar vermiştir; bu tedbir sayesinde, ilgili serbest bırakılmıştır; ancak Anayasa Mahkemesi başvuranın şikâyetinin esasını incelemesinin ardından, bu şikâyeti açıkça dayanaktan yoksun olduğu gerekçesiyle reddetmiştir. Hükümet, Anayasa Mahkemesinin kararının gerekçelendirildiğini ve kesinlikle keyfi olmadığını belirtmektedir. Hükümet, bu konuda, Anayasa Mahkemesinin somut olayda düzenlenen, başvuranın sağlık durumuna ilişkin tıbbi raporların ilgilinin hayatını tehlikeye atan bir riskin varlığını kanıtlayamadığı kanısına vardığına işaret etmektedir. Hükümet ayrıca, başvuranın tutukluluğu boyunca, özellikle 22 Haziran 2009 ve 7 Mart 2011 tarihleri arasında geçen süre boyunca, Cerrahpaşa Hastanesinde uzun bir süre kaldığını belirtmekte ve yalnızca Silivri Hastanesinin Sağlık Kurulu tarafından 8 Mart 2011 tarihli bilirkişi raporunun düzenlenmesinin ardından, ilgilinin cezaevine geri gönderildiğini ifade etmektedir. Hükümet, başvuranın, cezaevine dönmesinin ardından, düzenli olarak hastaneye yatırıldığını ve kendisine hem hastanede hem de cezaevinde uygun tedavilerin uygulandığını eklemektedir. Sonuç olarak Hükümet, Anayasa Mahkemesi kararının gerekçesini dikkate alarak ve ikincillik ilkesine dayanarak, Mahkemeyi, bu şikâyetin açıkça dayanaktan yoksun olduğu gerekçesiyle kabul edilemez olduğuna karar vermeye davet etmektedir. Buna ek olarak, Hükümet, Mahkemenin bu şikâyetin kabul edilebilir olduğu sonucuna varması durumunda, Sözleşme’nin 2. maddesinin ihlal edilmediğini belirtmektedir.
68. Mahkeme öncelikle, başlangıçta Sözleşme’nin 2. ve 3. maddeleri açısından başvuranın şikâyetini bildirmesine rağmen, dosyanın incelemesinden, ilgilinin yalnızca bir şikâyeti - Sözleşme’nin 2. maddesi bağlamındaki şikâyeti - ileri sürdüğünün anlaşıldığını gözlemlemektedir. Nitekim başvuran, Sözleşme’nin 3. maddesini özü itibariyle bile ileri sürmemiştir. Bu nedenle Mahkeme, başvurunun bu kısmını yalnızca Sözleşme’nin 2. maddesi açısından inceleyecektir. Söz konusu madde aşağıdaki gibidir:
“1. Herkesin yaşam hakkı yasayla korunur. (...)”
69. Mahkeme, Sözleşme’nin 2. maddesinin 1. fıkrasının Devlete, yalnızca kasıtlı ve yasaya aykırı olarak ölüme yol açmaktan kaçınma yükümlülüğü değil, aynı zamanda kendi yargılama yetkisi kapsamına giren kişilerin yaşamının korunması için gereken tedbirleri alma yükümlüğü de getirdiğini kaydetmektedir (Centre de ressources juridiques au nom de Valentin Câmpeanu/Romanya [BD], No. 47848/08, § 130, AİHM 2014).
70. Özellikle Devletin elinde bulunan ve özgürlüklerinden yoksun bırakılan kişilere ilişkin olarak, Mahkeme, alınan tedbirlerin uygulanma koşullarının ilgiliyi tutukluluğa bağlı kaçınılmaz acı seviyesini aşan bir yoğunlukta bir sıkıntı veya üzüntüye tabi tutmamasını sağlayacak şekilde, her tutuklunun insan onuruna uygun tutukluluk koşullarına sahip olma hakkının bulunduğunu hatırlatmaktadır (Dzieciak/Polonya, No. 77766/01, § 91, 9 Aralık 2008). Cezaevinde tutulmanın pratik gereklilikleri göz önünde bulundurularak, tutuklunun sağlığının ve refahının, özellikle gereken tıbbi tedaviler uygulanarak, yeterince sağlanması gerekmektedir (bk., bu davaya uygulanabildiği ölçüde (mutatis mutandis), McGlinchey ve diğerleri/Birleşik Krallık, No. 50390/99, § 46, AİHM 2003‑V).
71. Mahkeme, cezaevi kurumlarında sağlanan tıbbi tedavilerin sağlık kurumları tarafından halka sunulan tedavilerle aynı kalitede olamamasına rağmen, Devletin yine de tutukluların sağlığını ve refahını yeterince güvence altına alması gerektiğini yeniden ifade etmektedir. Ulusal makamlar, bu bağlamda, ilgililerin kesin bir teşhis ve takipten ivedilikle yararlanmalarını ve ilgililerin, yakalandıkları hastalıklar bunu gerektirdiğinde, sağlık sorunlarına çözüm getirmeyi veya bu sorunların artmasını önlemeyi amaçlayan kapsamlı bir tedavi stratejisine bağlı düzenli ve sistemli bir takibe tabi tutulmalarını sağlayacak şekilde davranmalıdırlar (bk., bu davaya uygulanabildiği ölçüde (mutatis mutandis), Pitalev/Rusya, No. 34393/03, § 54, 30 Temmuz 2009).
72. Mahkeme ardından, sağlık nedenleriyle bir tutukluyu serbest bırakma yönünde genel bir yükümlülüğün bulunmadığını hatırlatmaktadır (bk., bu davaya uygulanabildiği ölçüde (mutatis mutandis), Matencio/Fransa, No. 58749/00, § 78, 15 Ocak 2004). Bu nedenle, Mahkeme, yine kabul ettiği üzere, belirli bir öneme sahip koşullarda, ceza adaletinin sağlanmasının insani tedbirlerin alınmasını gerektirdiği durumlarda bulunabilmemizin mümkün olduğunu kabul etmektedir (bk., bu davaya uygulanabildiği ölçüde (mutatis mutandis), Gülay Çetin/Türkiye, No. 44084/10, § 102, 5 Mart 2013).
73. Böylelikle, Tararieva/Rusya (No. 4353/03, AİHM 2006‑XV (özetler)) kararında, Mahkeme, ulusal makamların, kronik bir hastalığa yakalanan ve sağlık durumu söz konusu makamlarca bilinen bir tutuklunun uygun bir şekilde muayene edilmesini ve tedavi edilmesini sağlayamamaları nedeniyle, Sözleşme’nin 2. maddesinin ihlal edildiği sonucuna varmıştır. Gerçekte, söz konusu davada, ilgili, gecikmeli olarak hastaneye yatırılmıştır ve ilgilinin gördüğü tıbbi tedavilerin yetersiz olduğu ortaya çıkmıştır. Dahası doktorlar, ilgilinin geçirdiği ameliyata ilişkin önemli ayrıntıları ve bu ameliyattan kaynaklanan komplikasyonları gizlemişlerdir. Ayrıca, doktorların ameliyat sonrası komplikasyon riski nedeniyle derhal yeni bir ameliyatın yapılması gerektiğini bilmelerine rağmen, bu tutuklunun hastaneden ayrılmasına izin verilmiştir. Öte yandan, cezaevindeki sağlık görevlileri, söz konusu tutukluya “acil durumdaki bir hasta” olarak değil, sıradan bir hasta olarak davranmışlardır ve bu nedenle, ilgili, çok gecikmeli olarak yeniden ameliyat edilmiştir. Dahası, cezaevi hastanesinin büyük kanamalarla baş etmek için yeterli bir donanıma sahip olmadığı ortaya çıkmıştır (ibidem, §§ 88-89).
74. Aynı şekilde, Dzieciak (yukarıda anılan karar) davasında, Mahkeme, Sözleşme’nin 2. maddesinin ihlal edildiği kanaatine varmıştır. Mahkeme, bu sonuca varmak için, ilgilinin tutukluluğu sırasında, hastanede iki ameliyat geçirmesinin gerekmesine rağmen hastaneye götürülmediğini, ilgilinin sağlık durumunun adli makamların bilgisine sunulmadığını ve ilgilinin hayatının son günlerinde doktorlar tarafından muayene edilemediğini tespit etmesinin ardından, farklı kamu makamları arasında işbirliği ve koordinasyon eksikliğinin bulunduğu kanısına varmıştır (ibidem, § 101).
75. Kats ve diğerleri/Ukrayna (No. 29971/04, 18 Aralık 2008) davasında, Mahkeme, aynı zamanda, ulusal makamların bir kişinin yaşam hakkını koruyamamaları nedeniyle, Sözleşme’nin 2. maddesinin ihlal edildiği kanısına varmıştır. Bu davada, birçok ciddi hastalığa yakalanmış seropozitif bir kişi olan ilgili, tıbbi bir takipten yararlanmamıştır. Gerçekte, ilgilinin bir tedavi kurumuna sevk edilmesi reddedilmiştir. Üstelik ilgili hakkında gecikmeli olarak serbest bırakılma kararı verilmiştir ve ilgili, seropozitif olmasına bağlı komplikasyonlar neticesinde hayatını kaybetmiştir (ibidem, §§ 105-112).
76. Son olarak, Makharadze ve Sikharulidze/Gürcistan (No. 35254/07, 22 Kasım 2011) kararında, Mahkeme, Devletin, çoklu ilaca dirençli tüberküloza yakalanmış bir tutukluya uygulanan tedavilerin yetersizliği nedeniyle yaşam hakkının korunmasına yönelik gereken tedbirleri alma konusundaki pozitif yükümlülüğünü yerine getirmediği kanısına varmıştır. Nitekim Mahkeme, teşhis ve tedavinin gecikmeli olarak yapıldığı ve tıbbi personelin bu türden bir hastalığı tedavi etmek için yeterince deneyimli olmadığı kanaatine varmıştır (ibidem, §§ 90-93).
77. Mahkeme, mevcut davaya geri dönerek, davaya ilişkin koşulların Tararieva, Dzieciak, Kats ve diğerleri ve Makharadze ve Sikharulidze (yukarıda anılan kararlar) davalarına ilişkin koşullardan farklı olduğu kanısına varmaktadır. Bu durumda, Mahkeme şu hususları gözlemlemektedir. Başvuran, 13 Nisan 2009 tarihinde, yasa dışı bir örgüte üye olduğu şüphesiyle yakalanarak, gözaltına alınmıştır. Uzun bir süreden beri kronik viral hepatitten muzdarip olan ilgili, 17 Nisan 2009 tarihinde tutuklanmıştır. Tutuklanmasından kısa bir süre sonra, ilgili, yüz felci geçirmiş ve sonuç olarak, hastaneye yatırılmıştır. İlgili öncelikle, Ümraniye Eğitim ve Araştırma Hastanesine kabul edilmiş ve ardından Cerrahpaşa Hastanesine sevk edilmiştir. İlgili, bu hastanenin gastroenteroloji-hepatoloji bölümünde tedavi görmüş ve 7 Mart 2011 tarihine kadar yirmi bir ay boyunca bu bölümde kalmıştır. Başvuran, Mahkeme önünde, söz konusu felcin cezaevi koşullarına bağlı olduğunu iddia etmemektedir. Aynı şekilde, başvuran hastanede kaldığı süre boyunca doktorlar tarafından sağlanan tedavilerden şikâyet etmemektedir.
78. Mahkeme, Cerrahpaşa Sağlık Kurulu tarafından düzenlenen 19 Ağustos ve 18 Kasım 2009 tarihli raporlarda tutukluluk halinin devamı durumunda kesin bir hayati tehlikenin oluşacağı sonucuna varıldığını ve bununla birlikte, bu raporların içeriğine rağmen, cezaevine geri dönmek zorunda kaldığını ve bu durumun Sözleşme’nin 2. maddesini ihlal ettiğini ileri süren başvuranın görüşünü dikkate almaktadır. Oysa Mahkeme, 25 Eylül 2009 tarihinden itibaren düzenlenen diğer tüm tıbbi raporlarda, cezaevi koşullarının ilgilinin hayatı açısından bir tehlike oluşturduğunu gösteren herhangi bir tıbbi delilin bulunmadığı sonucuna varıldığını ve ilgilinin hastalıklarının düzenli olarak takibinin önerildiğini gözlemlemektedir. Her halükârda, başvuran bu raporların düzenlenmesinin ardından derhal cezaevine yeniden götürülmemiştir. Ulusal makamlar, Cerrahpaşa Hastanesinde ilgilinin tedavisini sağlamaya devam etmişlerdir. Yalnızca başvuranın sağlık durumunun bundan böyle hastaneye yatırılmayı gerektirmediği yönündeki, Cerrahpaşa Sağlık Kurulu tarafından sunulan, 2 Şubat 2011 tarihli bilirkişi raporunun teslim edilmesinin ardından, ilgili, cezaevine geri dönme riskine maruz kalmıştır. Bununla birlikte, bu raporda varılan sonuçlara rağmen, başvuran bir aydan fazla bir süre boyunca hastanede kalmıştır. Başvuran yalnızca, sağlık durumu dikkate alınarak, cezaevinde tedavisinin sağlanabileceğini ve bir hastanenin gastroenteroloji bölümü tarafından düzenli olarak muayene edilmesi gerektiğini belirten, Silivri Hastanesinin Sağlık Kurulu tarafından düzenlenen, 8 Mart 2011 tarihli bilirkişi raporunun teslim edilmesinin ardından, Silivri Cezaevine geri dönmüştür. Sonuç olarak, Mahkeme, Cerrahpaşa Sağlık Kurulu tarafından düzenlenen 19 Ağustos ve 18 Kasım 2009 tarihli raporların başvuranın cezaevine geri gönderilmesi hususuyla nasıl en ufak bir ilgisinin bulunabileceğini anlayamamaktadır.
79. Mahkeme üstelik başvuranın, 8 Mart 2011 tarihinden 20 Şubat 2014 tarihine kadar cezaevinde kaldığı süre boyunca, incelemeler ve tedaviler için birçok defa ve düzenli olarak hastaneye götürüldüğünü gözlemlemektedir. İlgili, kontrol muayeneleri için toplam dört defa ve farklı nedenlerle hastaneye gitmeyi reddetmiştir (yukarıda 36, 40, 41 ve 43. paragraflar) ve her defasında, ulusal makamların ilgili için ivedilikle yeni randevular belirledikleri anlaşılmaktadır. Ayrıca beş defa, başvuran hastaneye kabul edilmiş ve tedavileri için yaklaşık iki ay boyunca hastanede kalmıştır (yukarıda 27., 30., 33., 35. ve 49. paragraflar). Dosyada, ulusal makamların ilgilinin yeterince muayene edilmesini ve tedavi edilmesini sağlayamadıklarını ileri süren herhangi bir unsur bulunmamaktadır. Gerçekte, başvuran, serbest bırakılması halinde kendisine uygulanabilecek tedavilere ilişkin herhangi bir eksiklikten etkilendiğine dair somut olarak şikâyet etmemektedir. Başvuran ayrıca, makamlar tarafından sunulan tedavilerin yetersizliğinden da somut olarak şikâyetçi olmamaktadır ve dosyada tutukluluğuna bağlı bir hastalıktan muzdarip olduğunun belirtilmesine imkân veren herhangi bir unsur bulunmamaktadır.
80. Dahası, Mahkeme, taraflarca sunulan tıbbi raporlar ışığında, başvuranın bundan böyle cezaevi ortamında patolojileriyle baş edemeyeceği konusunda ikna olmamıştır. Mahkemenin kanaatine göre, ilgilinin sağlık durumunun, ciddi olmasına rağmen, ulusal makamlar tarafından insani değerlendirmelere dayanılarak özel tedbirlerin alınmasını gerektiren bir ciddiyete ulaştığı tespit edilmemektedir.
81. Bununla birlikte, Mahkeme, başvuranın tutukluluğunun veya ulusal makamlar tarafından sunulan tıbbi tedavilerin, Sözleşme’nin 2. maddesinin gerekleriyle bağdaşmayacak bir şekilde ilgilinin hayatını tehlikeye attığının belirtilmesine imkân veren herhangi bir unsur tespit etmemektedir.
82. Bu değerlendirmeler ışığında, Mahkeme, başvurunun bu kısmının Sözleşme’nin 35. maddesinin 3 ve 4. fıkraları uyarınca, açıkça dayanaktan yoksun olduğu gerekçesiyle reddedilmesi gerektiği kanısına varmaktadır.
Sözleşme’nin 5. Maddesinin 1. Fıkrası Bağlamındaki Şikâyet Hakkında
83. Başvuran, bir suç işlediğine dair hakkında şüphelenilmesini sağlayacak inandırıcı nedenlerin varlığını belirten ve dolayısıyla, tutuklanmasını gerektiren herhangi bir delil unsurunun bulunmadığını iddia etmektedir. Başvuran bu bağlamda, Sözleşme’nin 5. maddesinin 1. fıkrasını ileri sürmektedir. Söz konusu madde aşağıdaki gibidir:
“1. Herkes özgürlük ve güvenlik hakkına sahiptir. Aşağıda belirtilen haller dışında ve yasanın öngördüğü usule uygun olmadan hiç kimse özgürlüğünden yoksun bırakılamaz:
(...)
c) Kişinin bir suç işlediğinden şüphelenmek için inandırıcı sebeplerin bulunduğu veya suç işlemesine ya da suçu işledikten sonra kaçmasına engel olma zorunluluğu kanaatini doğuran makul gerekçelerin varlığı halinde, yetkili adli merci önüne çıkarılmak üzere yakalanması ve tutulması;
(...) ”
84. Hükümet, başvuranın Sözleşme’nin 35. maddesinin 1. fıkrası anlamında, iç hukuk yollarını tüketmediğini ileri sürmektedir. Hükümet gerçekte, başvuran Anayasa Mahkemesine bireysel başvuruda bulunmuş ve bu başvuru kapsamında şikâyetini sunmuş olsa bile, ilgilinin bunu kanunla öngörülen süre içinde yapmadığını ve dolayısıyla, Anayasa Mahkemesinin ilgilinin bireysel başvurusunun bu kısmının süresinden sonra sunulması nedeniyle kabul edilemez olduğuna karar verdiğini ifade etmektedir.
85. Mahkeme, Sözleşme’nin 35. maddesinin 1. fıkrasının, şikâyetlerin en azından özü itibariyle ve iç hukukun öngördüğü şekillerde ve sürelerde, uygun bir ulusal organ önünde ileri sürülmesini gerektirdiğini ve daha sonra bu şikâyetlerin kendisine sunulmasını istediğini hatırlatmaktadır. Bu gereklilikleri yerine getirmeyen bir şikâyetin, ilke olarak, iç hukuk yollarının tüketilmemesi nedeniyle kabul edilemez olduğuna karar verilmelidir (Vučković ve diğerleri/Sırbistan (ilk itiraz) [BD], No. 17153/11 ve diğer 29 başvuru, § 72, 25 Mart 2014).
86. Bu durumda, Mahkeme, Sözleşme’nin 5. maddesinin 1. fıkrasının (c) bendi anlamında, başvuranın tutukluluğunun, ilgilinin mahkûm edilmesine ilişkin Ağır Ceza Mahkemesinin kararıyla, 5 Ağustos 2013 tarihinde sona erdiğini gözlemlemektedir. Oysa başvuran yalnızca, Anayasa Mahkemesine 16 Ocak 2014 tarihinde bireysel başvuruda bulunmuştur. Sonuç olarak, Anayasa Mahkemesi, başvuranın Sözleşme’nin 5. maddesine ilişkin şikâyetinin, süresinden sonra sunulması nedeniyle kabul edilemez olduğuna karar vermiştir.
87. Somut olayda, Mahkeme, Anayasa Mahkemesinin ilgili olayları değerlendirme şeklinde keyfiliğe ilişkin herhangi bir belirtinin bulunmadığı kanısındadır. Dolayısıyla başvuran, Sözleşme’nin 35. maddesinin 1. fıkrası anlamında, iç hukuk yollarını geçerli bir şekilde tüketmemiştir.
88. Sonuç olarak, başvurunun bu kısmı, Sözleşme’nin 35. maddesinin 4. fıkrası uyarınca reddedilmelidir.Sözleşme’nin 5. Maddesinin 5. Fıkrası Bağlamındaki Şikâyet Hakkında
36. Başvuran, mağdur olduğu kanısına vardığı, Sözleşme’nin 5. maddesinin 1. fıkrasının ihlali nedeniyle kendisine tazminat ödenmesini sağlayacak, tazminata ilişkin bir hukuk yolunun bulunmamasından şikâyet etmektedir. Başvuran bu bağlamda, Sözleşme’nin 5. maddesinin 5. fıkrasını ileri sürmektedir. Söz konusu madde aşağıdaki gibidir:
“Bu madde hükümlerine aykırı bir yakalama veya tutma işleminin mağduru olan herkes tazminat hakkına sahiptir.”
90. Hükümet, bu iddiayı kabul etmemektedir.
91. Mahkeme, Sözleşme’nin 5. maddesinin 1, 2, 3 veya 4. fıkralarına aykırı koşullarda gerçekleştirilen özgürlükten yoksun bırakma nedeniyle tazminat talep edilmesinin mümkün olması sebebiyle, Sözleşme’nin 5. maddesinin 5. fıkrasına saygı gösterildiğini hatırlatmaktadır (Wassink/Hollanda, 27 Eylül 1990, § 38, A serisi No. 185-A). Dolayısıyla, Sözleşme’nin 5. maddesinin 5. fıkrasında belirtilen tazminat hakkı, söz konusu diğer fıkralardan birinin ihlalinin ulusal bir makam ya da Mahkeme tarafından tespit edilmesini gerektirmektedir (N.C./İtalya [BD], No. 24952/94, § 49, AİHM 2002‑X, ve Balta/Türkiye (k.k.), No. 51359/09, 9 Aralık 2014).
37. Bu durumda, Mahkemenin Sözleşme’nin 5. maddesinin 1. fıkrası bağlamındaki şikâyetin kabul edilemez olduğuna karar vermesi nedeniyle (yukarıda 88. paragraf), Sözleşme’nin 5. maddesinin 5. fıkrası açısından incelenen şikâyet, Sözleşme’nin hükümleriyle konu bakımından (ratione materiae) bağdaşmamaktadır ve Sözleşme’nin 35. maddesinin 3. fıkrasının (a) bendi ve 4. fıkrası uyarınca reddedilmelidir (Çavuş/Türkiye (k.k.), No. 24296/06, §§ 35-37, 31 Mayıs 2016).
Bu gerekçelerle, Mahkeme, oy birliğiyle,
Başvurunun kabul edilemez olduğuna karar vermiştir.
İşbu karar, Fransızca dilinde tanzim edilmiş olup, 8 Ekim 2020 tarihinde yazılı olarak bildirilmiştir.
Stanley NaismithJon Fridrik Kjølbro Yazı İşleri Müdürü Başkan
Full & Egal Universal Law Academy