AVRUPA İNSAN HAKLARI MAHKEMESİ
İKİNCİ BÖLÜM
KABUL EDİLEBİLİRLİK HAKKINDA KARAR
Başvuru No. 30247/11
Zemci ve Hatun HORUZ / Türkiye
Başkan
András Sajó,
Yargıçlar
Işıl Karakaş,
Nebojša Vučinić,
Paul Lemmens,
Egidijus Kūris,
Robert Spano,
Jon Fridrik Kjølbro,
ve Bölüm Yazı İşleri Müdürü Stanley Naismith’in katılımıyla 24 Mart 2015 tarihinde Daire olarak toplanan Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (İkinci Bölüm), gerçekleştirdiği müzakere sonucunda, 7 Mart 2011 tarihinde ibraz edilen başvuru dilekçesi ile davalı Hükümet’in sunduğu görüşler ve başvuranlar tarafından cevaben sunulan görüşleri göz önünde bulundurarak aşağıdaki kararı vermiştir:
OLAYLAR Başvuranlar, Zemci Horuz ve Hatun Horuz Türk vatandaşları olup, sırasıyla 1955 ve 1961 doğumludurlar ve Adana’da ikamet etmektedirler. Mahkeme önünde, Adana Barosuna bağlı Avukat K.Derin tarafından temsil edilmişlerdir.
Türk Hükümeti (“Hükümet”) ise kendi görevlisi tarafından temsil edilmiştir.
2. Başvuranlar, 10 Ekim 1989 tarihinde doğan ve 26 Kasım 2009 tarihinde zorunlu askerlik görevini yaptığı sırada hayatını kaybeden Sedat Horuz’un (“Sedat”) ebeveynidir.
3. Başvurunun kendine özgü koşulları, aşağıdaki gibi özetlenebilir:
4. Başvuranların oğlunun da aralarında bulunduğu asker alımına ilişkin sayım işlemi 2009 yılında yapılmıştır.
5. Sedat, askerlik şubesine kaydolmuştur. Askeri eğitime başlamadan önce, psikolojik muayenenin yanı sıra bir dizi sağlık incelemesi gibi olağan prosedürlerden geçirilmiştir.
6. Sedat, yetkili mercilere verilen bilgi formunda özel herhangi bir sorundan bahsetmemiştir.
7. Doktorlar tarafından, ilgilinin askerlik hizmetini yerine getirmeye elverişli olduğunu bildirilmiştir.
8. Sedat, Isparta’da acemi eğitimi sonrasında, Şırnak ili Namazdağı bölgesinde konuşlu Motorlu Piyade Tugay Komutanlığı’nda acemi er olarak birliğine katılmıştır.
9. “Kıta anket formunda” Sedat’ın özel herhangi bir sorunu olmadığını bildirdiği belirtilmiştir.
10. 3 Haziran 2009 tarihli “muayene fişinde” aşağıdaki ifadelere yer verilmiştir:
“ İlgili, herhangi bir psikolojik ya da fiziksel sorunu olmadığını beyan etmektedir.”
11. Sedat, 26 Kasım 2009 tarihinde, sabah saat 1.15 sıralarında kışlanın tuvalet bölümünde ölü bulunmuştur.
12. Savcılık re’sen ceza soruşturması başlatmış ve Şırnak Cumhuriyet savcısı sabah saat 3.50’de, jandarma olay yeri inceleme uzman ekibiyle birlikte olay yerine gitmiştir.
13. Olay yerinde yapılan inceleme sonrasında, cesedin sol yanına yatar vaziyette olduğu; dizleri arasında G-3 tipi hücum tüfeği bulunduğu; silahın namlusunun göğsüne yönelmiş vaziyette olduğu; tüfeğin emniyet mandalının açık vaziyette olduğu; cesedin sol yanının bulunduğu zemin üzerinde yoğun miktarda kan bulunduğu tespit edilmiştir.
14. Uzmanlar tarafından olay yerinde araştırmalar yapılmış, fotoğraflar çekilmiş ve filme alınmıştır. Müteveffanın el ve yüzünden numuneler alınmıştır. Gerekli incelemelerin yapılması amacıyla silah da alınmıştır.
15. Doktor tarafından yapılan ölü harici muayenesi sonrasında, mermi çekirdeği giriş deliğinin çene altında, çıkış deliğinin ise başın ön üst kısmında bulunduğu ve Sedat’ın başına isabet eden kurşun neticesinde hayatını kaybettiği tespit edilmiştir.
16. Öte yandan, müteveffanın sol göğsünün altında, “Annem, Canım” yazılı olduğu; sol el avuç kısmında ise bir kalbin içerisinde M. ve S. harflerinin çizili olduğu saptanmıştır.
17. Müteveffanın dolabı ve kişisel eşyaları da incelenmiş ve bir adet mektup bulunmuştur. Söz konusun mektubun dökümü şu şekildedir:
“Seni iyi ki tanımışım. Keşke herkes senin gibi iyi olsa.
Askerliğimi yaparken kalbini kırmış olabileceğim herkesten özür diliyorum.
Üstlerim L. ve Y.’ye teşekkürlerimi ilet. Askerleri haksız yere dövmeye devam etsinler. Allah’tan korkmuyorlar mı?
Aslında L. Çavuşu abi gibi görüyordum. Bütün sorunlarımı onunla paylaşıyordum. Adıyamanlı olduğumu unutmasın!
Biz doğulu olduğumuz için, insanlar bizim iyi olmadığımızı, PKK’lı olduğumuzu düşünürler. İşte bu önyargılar yüzünden her şey kötüye gidiyor. Oysa hepimiz aynı Türk bayrağı altında yaşıyoruz. Hepimiz kardeşiz. Bunu kimse unutmasın. “Ne mutlu Türküm diyene! [1]”
Y. Astsubay kendine sivilde dikkat etsin!
Ayrıca, anneme babama söyle; mezar taşımın üstüne namusum için öldüğümü yazsınlar. Teyzemin kızına, Mehtap’a öldüğümü söylemesinler. Kardeşlerime ve kuzenlerime onları çok sevdiğimi ve çok özleyeceğimi söylemeyi unutmasınlar.
Kendine iyi bak Davut. Hep böyle olduğun gibi kal. Bu mektubu aileme götür.”
18. Söz konusu mektubun Sedat tarafından yazılıp yazılmadığının tespit edilmesi amacıyla yapılan grafolojik inceleme neticesinde yazının Sedat’a ait olduğu saptanmıştır.
19. Ceset, otopsi yapılmak üzere Diyarbakır Devlet Hastanesi’ne götürülmüştür. Askeri savcı da buraya gitmiştir.
20. Yapılan otopsi neticesinde, Sedat’ın, ateşli silahla bitişik atış mesafesinden yapılan ve mermi giriş deliğinin çene altında bulunduğu atış neticesinde hayatını kaybettiği tespit edilmiştir.
21. Askeri savcı tarafından taburdaki askerlerin ifadelerini alınmıştır. Askerler, üstleri tarafından iyi muamele gördüklerini; Sedat’ın özel herhangi bir sorunu bulunmadığını; çok değerli bir er olduğunu ve herkesle iyi geçindiğini beyan etmişlerdir. Aynı zamanda, Sedat’ın olaydan bir önceki gün Çavuş L. ve Astsubay Y. tarafından dövüldüğünü de eklemişlerdir.
22. Sedat’a yakın olan bir askerin tanık ifadesinin somut olayla ilgili bölümleri aşağıdaki şekildedir:
D.Ö. : “Sedat’ı iyi tanırım. Isparta’da askerliğin başından beri birlikteydik.
25 Kasım 2009 tarihinde, pusu ve anti personel mayın arama görevimiz sabah saat 6’da başlamıştı. Sedat bize on beş dakikalık bir gecikmeyle katıldı. Neden geciktiğini sordum. L. çavuşun, cep telefonunu bulduğunu söyledi. Birisi bu cep telefonundan, L. çavuşun eşine mesaj atmış. Sedat bana bunu anlatırken çok tedirgindi. Gerçekten morali bozuk görünüyordu. Bu olaydan dolayı babasının kendisine kızacağından korkuyordu. Tüm gün boyunca neredeyse hiç konuşmadı ve sorduğum sorulara da cevap vermedi. Diğer askerler de onunla konuşmaya geldiler. Kısa cevaplar vermekle yetiniyordu. Konuşmak istemediği belliydi.
Görevimiz saat 18.00’e kadar sürdü. Görev bitince, Y. Astsubay bizi görmeye geldi. Elinde Sedat’ın cep telefonunu tutuyordu. Telefonu açamamıştı. Sedat’ın kendisine, doğru PIN kodunu söylemediğini düşünüyordu. Sedat bu suçlamayı reddetti. L. Çavuş sinirlendi ve Sedat’ın kafasına yumruk attı ve tokatladı. Müşteri hizmetlerini arayarak PUK kodunu aldılar ve böylece telefonu açtılar ve mesajlara ulaştılar. L. Çavuşun eşine gönderilen bu mesajlardan birini okudular. Bu, bir restorana davet mesajıydı. Sedat, bu mesajı yazanın kesinlikle kendisi olmadığını söyledi. Diğer askerler de bu mesajları göndermediklerini söylediler. L. Çavuşun ısrarı üzerine, Sedat sessizleşti. Sorulara artık cevap vermedi. L. Çavuş ona tokat attı. Y. Astsubay da yumruk ve tokat attı. Sedat yere düştü. Y. Astsubay ona tekme attı. L. Çavuş ona “Seni mahkemeye vereceğim. Askerliğini bitiremeyeceksin.” dedi.
Moralimiz bozuk olduğu için Sedat ve ben yemeğe gitmedik. Ben traş olmak için gittim. Döndüğümde, Sedat’ı yatağında gördüm. Bir şeyler yazıyordu. Ne yazdığını bana göstermedi. Konuşmak da istemiyordu. Kafasına takmamasını söyledim. Yattım. C. Çavuş, tamamlanacak bir işimiz olduğu için sabah saat 1’e doğru beni uyandırdı. Sedat’ın nerde olduğunu sordu. Bilmediğimi söyledim. Koğuştan çıktığını fark etmemiştim. Silahını almaya gitmiştir diye düşündüm. C. Çavuş onu aramaya gitti; 5-10 dk. kadar sonra geri geldi ama Sedat’ı bulamamıştı. Onu aramak için ben de tuvaletlere doğru yöneldim. Sedat yerdeydi. Namlusu çenesinin altına dayamış vaziyette G-3 piyade tüfeğini tutuyordu. Başına bir el sıktı; hiçbir şey yapamadım.
Olaydan önce hiçbir kavga, tartışma sesi işitmedim.
Sedat’ın herhangi bir sorunu yoktu. Neşeli biriydi. İstekli ve ciddiydi. Herkesle iyi geçinirdi. Olaydan bir önceki güne kadar, üstlerimizle hiçbir sorun yaşamamıştı. Taburda iyi muamele görüyorduk. L. Çavuş izin almasında ona yardımcı olmuştu. Birbirlerinden memnunlardı. Sedat önceden yirmi gün izin almıştı. Kardeşi evlenmişti. Sedat çok mutluydu çünkü kendisi de teyzesinin kızıyla nişanlanmıştı. Adının Mehtap olduğunu söylemişti.
Sedat’ın Kürt olduğunu bilmiyordum. Bana söylemedi. Üstlerimiz Kürtlere yönelik asla farklı bir tutum sergilememişlerdir. Herkese aynı şekilde davranıyorlardı. Bizi dinler ve sorunlarımızı çözmeye çalışırlardı.
Sedat hiçbir zaman bir ayrımcılıktan şikâyet etmedi.
Sedat’ın cep telefonu olduğunu biliyordum ama L. Çavuşun eşine gönderilmiş mesajlardan haberim yoktu.
Dediğim gibi, olaydan önceki gün Sedat’ın ne yazdığını bilmiyorum. Bana göstermek istemedi. İntihar ettiğinde yalnızdı. Ona engel olacak vaktim olmadı.”
23. Sedat’ın babasının da ifadesi alınmıştır. Zemci Horuz aşağıdaki açıklamalarda bulunmuştur:
“Oğlum, kardeşinin düğünü için geldiğinde çok iyiydi. Mutlu görünüyordu. Kendisinde en ufak bir sorun fark etmedim. Herhangi bir sıkıntı emaresi görmedim. Kışladaki ortamı çok iyi buluyordu. Olaydan önceki akşam saat 17 sıralarında telefonla aradım. Sesinin biraz bozuk geldiğini fark ettim. Üşüttüğünü söyledi.
Sedat neşeli biriydi. İnsanlarla kolayca iletişim kurardı. İyi bir otelde garson olarak çalışıyordu. Ailesiyle de çok iyi anlaşıyordu.
Nişanlandığını bilmiyordum. Bildiğim kadarıyla kız arkadaşı yoktu. Mehtap teyzesinin kızıydı. Aralarında herhangi bir gönül ilişkisi yoktu.
Sedat bizi her zaman cep telefonuyla arardı.
İntihar etmesi için hiçbir neden yoktu. İntihar etmiş olması neredeyse imkânsız.”
24. Sedat’ın babası, talebi üzerine bir kez daha dinlenmiştir ve aşağıdaki açıklamalarda bulunmuştur.
“Kaynım bana, Sedat’ın izindeyken kendisini görmeye geldiğini söyledi. Üstlerinin Kürtlere karşı düşmanca tutumlarından şikâyet etmiş. Bölük komutanının kendisine Kürtçe küfür ettiğini söylemiş. Belki de oğlum bu yüzden hayatına son vermiştir.”
25. Kürt kökenli erlerin de savcılık tarafından ifadeleri alınmıştır. Erler, taburda herhangi bir ayrımcılığa maruz kalmadıklarını ve iyi muamele gördüklerini ifade etmişlerdir.
26. Çavuş L., eşini restorana davet eden mesajlar gönderdiği gerekçesiyle Sedat’a iki tokat attığını ifade etmiştir. Bu olay haricinde, Sedat’a her zaman iyi davrandığını ve her konuda kendisine yardımcı olduğunu bildirmiştir.
27. Astsubay Y., söz konusu mesajlar nedeniyle Sedat’a kızdığını kabul etmiş ve bunun yanı sıra Sedat’ı dövmediğini yalnızca silkelediğini ifade etmiştir.
28. Çavuş L.’nin eşi, savcıya aldığı mesajları göstermiştir:
24 Kasım 2009 - saat 14.20’de : “Merhaba, Ben Yılmaz. Nasılsınız? Sizinle tanışmak ve bir restorana davet etmek istiyorum. Saygılarımla, D.P. Hanım”
Bu mesaja derhal şu şekilde karşılık vermiştir: “Git sen ananla tanış. Kimsin sen be ?”
24 Kasım 2009 - saat 14.26’da : “Bu cevabı size yakıştıramadım. Daha güzel bir cevap beklerdim. İyi günler. Görüşmek üzere.”
24 Kasım 2009 - saat 14.38’de : “D.P. Hanım, cevap verirken kullandığınız üslup nedeniyle, İskenderun festivaline katılma şansını kaybettiniz. Derya Restoran size başarılar diler.”
24 Kasım 2009 – saat 16.09’da : “Hanımefendi, özür dileriz, sizi D.P. Hanım ile karıştırdık. Derya Restoran.”
29. Savcılığın talimatı üzerine, Ankara Jandarma Kriminal Laboratuvarı tarafından balistik bilirkişi incelemesi yapılmıştır. Bilirkişiler, Sedat’ın hayatını kaybetmesine neden olan G-3 tipi tüfeği incelemişlerdir. Yapılan inceleme neticesinde, söz konusu silahın yarı otomatik ya da otomatik ateşleme sistemine sahip olduğunu kaydetmişlerdir. Aynı zamanda, bir fişeğin atış sırasında silahın içinde sıkıştığını tespit etmişlerdir. Tüfeğin işler durumda olduğunu ve olay yerinde bulunan kovanın bu silahtan atıldığı sonucuna varmışlardır.
30. Müteveffanın kıyafetleri ile ellerinden alınan numuneler üzerinde yapılan incelemeler sonrasında atış kalıntıları tespit edilmiştir.
31. Yürütülen ceza soruşturması sonunda, Diyarbakır askeri savcısı, üçüncü şahısların, Sedat’ı intihara kışkırtarak ya da ona yardım ederek ölümüne neden olduğunu gösterebilecek deliller bulunmadığını kaydederek 15 Temmuz 2010 tarihinde kovuşturmaya yer olmadığına dair karar vermiştir. Öte yandan, erin intiharı ile iki subayın kötü muameleleri arasında nedensellik bağı bulunmadığı kanaatine varmıştır. Bununla birlikte, Sedat’ın intihar nedenlerinin kesin olarak belirlenemediğini bildirmiştir. Kararını desteklemek için, bilhassa, ölüme sebebiyet veren atışın bitişik atış mesafesinden yapıldığının ve yapılan balistik inceleme neticesinde, olay yerinde bulunan kovanın müteveffanın tüfeğinden çıktığının açığa kavuşturulduğunun altını çizmiştir.
32. Öte yandan, savcı, Askeri Ceza Kanunu’nun 117. maddesinin 1. fıkrasına dayanarak, ast’ı darp etme ve yaralama eylemleri nedeniyle Çavuş L. ve Astsubay Y. hakkında iddianame düzenlemiştir.
33. Sedat’ın babası yukarıda anılan kovuşturmaya yer olmadığına dair karara itiraz etmiştir. Soruşturmanın yetersiz olduğunu ve tamamlanmadığını ileri sürmüştür.
34. Dosyanın incelenmesi sonrasında, Diyarbakır Askeri Mahkemesi 2 Kasım 2010 tarihinde söz konusu soruşturmada herhangi bir eksiklik bulunmadığı gerekçesiyle, yapılan itirazı reddetmiştir. Sedat’ın ateşli silahla intihar ettiğinin tespit edildiğine dair varılan sonuçları doğrulamıştır.
35. Başvuranlar, Çavuş L. ve Astsubay Y. hakkında açılan kamu davasına müdahil taraf olarak katılmışlardır. (yukarıdaki 32. paragraf)
36. Mahkeme, 6 Aralık 2011 tarihinde Askeri Ceza Kanunu’nun 117. maddesinin 1. fıkrası uyarınca, ast’ı darp etme ve yaralama eylemleri nedeniyle sanıkları dört ay hapis cezasına mahkûm etmiştir. Çavuş L.’nin hapis cezası 500 Türk lirası (yaklaşık 205 avro); Astsubay Y.’nin hapis cezası ise 2.000 Türk lirası (yaklaşık 820 avro) para cezasına çevrilmiştir.
37. Başvuranlar, hapis cezalarının para cezasına çevrilmemesi gerektiği kanaatiyle, 30 Ocak 2012 tarihinde temyiz başvurusunda bulunmuşlardır.
38. Söz konusu yargılama halen Askeri Yargıtay önünde derdesttir.
ŞİKÂYETLER
39. Başvuranlar, Sözleşme’nin 2. maddesine dayanarak, oğullarının intihar etmediğini fakat cinayete kurban gittiğini ileri sürmektedirler. İddialarına maddi delil olarak, fişeğin atış sırasında silahında sıkışmış olmasını ileri sürmektedirler. Başvuranlar, oğulları intihar etmiş olsa bile, askeri üstlerinin uyguladığı kötü muamelelerin onu hayatına son vermeye itmiş olabileceğini eklemektedirler.
40. Başvuranlar, Sözleşme’nin 6. maddesine dayanarak, iç hukukta yürütülen soruşturmanın etkili olmadığını ileri sürmekte ve söz konusu olayın faillerinin cezasız kaldığından şikâyet etmektedirler.
41. Başvuranlar, Sözleşme’nin 3. maddesini ileri sürerek, subaylar L. ve Y.’nin, oğullarına uyguladıkları iddia edilen muameleden şikâyet etmektedirler.
HUKUKİ DEĞERLENDİRME
A. Sözleşme’nin 2 ve 6. maddelerinin ihlâl edildiği iddiası hakkında
42. Başvuranlar, oğullarının yaşam hakkının ihlal edildiğinden ve ceza soruşturmasının etkin olmadığından şikâyet etmektedirler.
43. İlk itiraz bağlamında, Hükümet öncelikle iç hukuk yollarının tüketilmediğini ileri sürmektedir.
44. Hükümet, bu bağlamda başvuranları, tazminat talebinde bulunmak için Askeri Yüksek İdare Mahkemesi’ne başvurmamakla ve söz konusu olaydan sorumlu olabilecek kişiler hakkında doğrudan sivil yargı organları önünde dava açmamakla suçlamaktadır.
45. Hükümet ayrıca, söz konusu şikâyetlerin açıkça dayanaktan yoksun olduğu kanaatine varmaktadır.
46. Hükümet, Sedat’ın intiharının sorumluluğunun askeri yetkililere atfedilemeyeceği kanaatindedir. Hükümet’e göre, söz konusu er normal bir tavır sergilemiş ve intihar girişiminde bulunacağına dair herhangi bir emare göstermemiştir. Öte yandan, üstlerini bu anlamda herhangi bir sorundan da haberdar etmemiştir.
47. Hükümet ayrıca, olayın ardından derhal soruşturma açıldığını ve Sedat’ın ölüm koşullarını açığa kavuşturacak bütün soruşturma işlemlerinin yerine getirildiğini belirtmektedir. Hükümet, ölüm koşullarının kesin bir şekilde ortaya konulduğunu ve başvuranların soruşturmaya ve ceza yargılamasına katılma imkânı bulduklarını da eklemektedir.
48. Başvuranlar, iddialarını tekrar etmektedirler.
49. Davaya ilişkin olay ve olguların hukuki tavsifi konusunda takdir yetkisine sahip olup, başvuranlar veya Hükümetler tarafından bunlara atfedilen nitelendirmelere bağlı olmayan Mahkeme (Guerra ve diğerleri/İtalya, 19 Şubat 1998, § 44, Karar ve Hükümler Derlemesi 1998-I), mevcut davanın koşullarında, başvuranların, oğullarının yaşam hakkının ihlal edildiği ve yürütülen ceza soruşturmasının etkili olmadığına yönündeki iddialarının Sözleşme’nin sadece 2. maddesi açısından incelenmesinin uygun olacağı kanısındadır (Ömer Aydın/Türkiye, No. 34813/02, §§ 35-36, 25 Kasım 2008).
50. Hükümet’in iç hukuk yollarının tüketilmediği bağlamındaki iddiasıyla ilgili olarak, Mahkeme, somut olaya benzer davalarda, başvuranlar tarafından açılan ceza davalarını göz önüne alarak, ilk itirazları daha önce reddettiğini hatırlatmaktadır (bk. örnek olarak Abdullah Yılmaz/Türkiye, No. 21899/02, §§ 46-48, 17 Haziran 2008, Nurten Deniz Bülbül/Türkiye, No. 4649/05, § 23, 23 Şubat 2010 ve Recep Kurt/Türkiye, No. 23164/09, § 41, 22 Kasım 2011). Somut olayda, Mahkeme, daha önce vardığı sonuçları değiştirmesini gerektirecek herhangi bir geçerli iddia bulunmadığından, bu ilk itirazı reddetmektedir.
51. Söz konusu şikâyetlerin esasıyla ilgili olarak, Mahkeme, konuyla ilgili genel ilkeler hususunda yerleşik içtihadına atıfta bulunmaktadır (Kılınç ve diğerleri/Türkiye, No. 40145/98, §§ 40-42, 7 Haziran 2005, Ataman/Türkiye, No. 46252/99, §§ 54-56 ve 63-65, 27 Nisan 2006; Salgın/Türkiye, No. 46748/99, §§ 76-78, 20 Şubat 2007; yukarıda anılan Abdullah Yılmaz kararı, §§ 55-58 ve yukarıda anılan Ömer Aydın kararı, § 46-48).
52. Mahkeme, Sözleşme’nin 2. maddesinin esas yönüyle ilgili olarak ise, söz konusu maddeyle, yaşamı bir başka bireyin suç niteliğindeki eylemleri nedeniyle risk altında olan bireyi korumak amacıyla gerekli tüm önleyici tedbirleri almaları hususunda Devletlere pozitif yükümlülük yüklendiğinin altını çizmektedir (Osman/Birleşik Krallık [BD], 28 Ekim 1998, § 115, Derleme 1998-VIII).
53. Mahkeme, mevcut davada, başvuranların oğlunun ölüm koşulları, toplanan delil unsurları ve olayı çevreleyen koşulların bütününü göz önünde bulundurarak, Sedat’ın yaşamının, diğer şahıslar tarafından tehdit edildiğini düşündürecek hiçbir sebep olmadığı kanaatine varmaktadır. Bir fişeğin, atış sırasında otomatik tüfekte sıkışması, müteveffanın atışın faili olmadığı anlamına gelmemektedir. Mahkeme ayrıca, ulusal makamların olay olgulara ilişkin tespitlerini ve konuyla ilgili vardıkları sonuçları kabul etmemek için herhangi bir gerekçe görmemektedir.
54. Mahkeme, Sözleşme’nin 2. maddesiyle, bireyi, yetkililerin sorumluluğu altında bulunduğu sırada, gerektiği takdirde, kendisine karşı korumak amacıyla gerekli tüm önleyici tedbirleri almaları hususunda Devletlere pozitif yükümlülük yüklendiğini de hatırlatmaktadır (Keenan/Birleşik Krallık, No. 27229/95, 89-93, AİHM 2001-III).
55. Dolayısıyla Mahkeme, esas sorunun, askeri yetkililerin Sedat’ın yakın ve gerçek bir intihar tehlikesi arz ettiğini bilip bilmediklerini ya da bilmeleri gerekip gerekmediğini; bu durumu bilmeleri ya da bilmeleri gerektiği halinde, bu riski önlemek için kendilerinden makul olarak beklenebilecek her şeyi yerine getirip getirmedikleri olduğu kanısındadır (Tanrıbilir/Türkiye, No. 21422/93, § 72, 16 Kasım 2000, yukarıda anılan Keenan kararı, § 93 ve yukarıda anılan Kılınç ve diğerleri kararı, § 43 ve Akpınar/Türkiye, No. 54132/07, § 49, 10 Haziran 2014).
56. Mahkeme, bu bağlamda yapacağı inceleme sırasında, yetkililere atfedilebilir hatanın basit bir değerlendirme hatasının veya tedbirsizliğin ötesine geçip geçmediğini araştırması gerektiğini hatırlatmaktadır (yukarıda anılan Abdullah Yılmaz kararı, § 57).
57. Esasen, benzer davalarda, insan davranışının öngörülemezliğini göz ardı etmemek ve Devlet’in pozitif yükümlülüğünü, Devlet’e aşırı veya dayanılmaz bir yük getirmeyecek şekilde yorumlamak gerekmektedir (yukarıda anılan Keenan kararı, § 90).
58. Mahkeme, somut olayda başvuranların oğlunun orduya katılmadan önce intihara eğilimli olduğunu düşündürebilecek ruhsal bozuklukları olduğunu gösteren hiçbir unsur bulunmadığını kaydetmektedir.
59. Mahkeme ayrıca, Sedat’ın askerlik hizmetini yerine getirmeye yönelik olarak ruhsal durumunun başvuranlar tarafından hiçbir zaman konu edilmediğini tespit etmektedir.
60. Mahkeme’ye göre tüm unsurlar, başvuranların oğlunun, olayın yaşanmasına kadar, yakın ve gerçek intihar riski olarak kabul edilebilecek anormal bir davranış sergilemediğini düşündürmektedir. Ayrıca, soruşturma dosyasında yer alan unsurlar göz önüne alındığında, hiçbir unsur, Sedat’ın üstlerinin fark etmesi gereken yakın bir intihar riskinin öncü emareleri olarak değerlendirilemez.
61. Mahkeme, olaydan önceki gün meydana gelen hadiseler ile ilgili olarak, mevcut davadaki koşullar ile yukarıda anılan Abdullah Yılmaz davasındaki koşullar arasında herhangi bir ortak nokta bulunmadığı kanaatindedir. Abdullah Yılmaz davasında, yetkili makamların, mağduru, üstlerinin usulsüz ve tekrar eden davranışlarından korumak amacıyla yetkileri dâhilinde olan her şeyi yapmadıkları gerekçesiyle Sözleşme’nin 2. maddesinin ihlal edildiği sonucuna varılmıştır (yukarıda anılan Abdullah Yılmaz kararı, § 70 in fine).
62. Mahkeme, Abdullah Yıldız davasında, erin, hassasiyetinin tespit edilmesine rağmen, üstü tarafından gün boyunca hırpalanması ve üstünün sorumsuz davranışlarını devam ettirmesi neticesinde hayatına son verdiğini hatırlatmaktadır. Esasen, ihtilaf konusu olaylar sabahın erken saatlerinde başlamış ve öğleden sonraya kadar devam etmiştir. Ayrıca, erin üstünün, ilgilide yakın bir intihar riski bulunduğunu farkına varma imkânı olmuştur; zira er, sabahtan itibaren sorunlarının basit ailevi sıkıntıların ötesinde bir boyut kazandığını anlamayı sağlayacak türden davranış bozukluğu sergilemiştir (yukarıda anılan Abdullah Yılmaz kararı, §§ 62-66). Mahkeme, tanık ifadelerine göre, Sedat’ın taburuyla alakalı olabilecek herhangi bir sıkıntısı bulunduğunu belirtmemiş olup, dolayısıyla mevcut davada durumun bu şekilde olmadığı kanaatindedir. Hiçbir şey, ilgilinin herhangi bir sorunu olduğu düşündürmemektedir.
63. Mahkeme daha sonra, Çavuş L. ve Astsubay Y.’nin, Sedat’a vurduktan sonra olay yerinden ayrıldıklarını ve er hayatına son verdiğinde olay yerinde olmadıklarını kaydetmektedir. Dolayısıyla intihar riskinin yakın olduğu esnada, Sedat’a yardım etmeye veya mantığa aykırı davranışlarda bulunmaktan alıkoymaya çalışmamalarından ötürü suçlanamayacaklarını kaydetmektedir (yukarıda anılan Abdullah Yılmaz kararıyla karşılaştırınız, § 66).
64. Çavuş L. ve Astsubay Y.’nin, bir ordu profesyonelinin emri altındaki erlerin fiziksel ve ruhsal bütünlüklerini koruma yönünde kendilerinden beklenebilecek sorumlulukları yerine getirmedikleri doğru olsa bile, somut olayda beklenmedik şekilde nadir olarak meydana gelen bir olay söz konusudur. Tanık ifadelerinden, başvuranların oğlunun, üstleriyle aslında iyi ilişkileri olduğu anlaşılmaktadır. Bu nedenle, bu koşullarda, bilhassa olaya karışan şahıslar arasındaki kişisel ilişki ile mağdurun kişisel hassasiyetinin bulunmaması göz önüne alındığında, intiharın, ihtilaf konusu olayın kaçınılmaz bir sonucu olduğu değerlendirilemez.
65. Mahkeme ayrıca, olayı önleyememiş olmaları nedeniyle askeri yetkilileri suçlamanın, Sözleşme’nin 2. maddesinden doğan yükümlülükleri bakımından kendilerine aşırı bir yük yükleneceği anlamına geleceği kanısındadır.
66. Sözleşme’nin 2. maddesinin usuli yönüyle ilgili olarak, Mahkeme, mevcut davaya benzer davalarda, yaşam hakkının korunması usulünün Devlet’e, ölüm koşullarını ve konuyla ilgili sorumluları tespit etmek üzere bağımsız bir soruşturma yürütme yükümlülüğü getirdiğini de hatırlatmaktadır (Çiçek/Türkiye (kabul edilebilirlik hakkında karar), No. 67124/01, 18 Ocak 2005).
67. Bu bağlamda, Mahkeme, dosyada yer alan unsurlardan hiçbirinin, yetkililerin olayları aydınlatma isteklerinden şüphe duymaya imkân vermediği kanaatindedir. Sedat’ın ölümünden sonra yürütülen ceza soruşturması ve Diyarbakır Askeri Ceza Mahkemesi’nde görülen ceza davası, Sedat’ın ölüm koşullarının kesin bir şekilde tespit edilmesine imkân vermiştir. Dolayısıyla, konuyla ilgili yürütülen ceza soruşturması ve yargılamasının yetersiz ya da uygunsuz olduğunun iddia edilemeyeceği kanısındadır. Mahkeme’ye göre, erin ölümüyle ilgili olarak yürütülen soruşturma ve davanın, ciddi ve derin niteliği üzerinde etkili olabilecek nitelikte herhangi bir eksiklik bulunmamaktadır.
68. Dolayısıyla, başvuranların Sözleşme’nin 2. maddesi bağlamındaki şikâyetleri açıkça dayanaktan yoksundur.
B. Sözleşme’nin 3. maddesinin ihlal edildiği iddiası hakkında
69. Başvuranlar aynı zamanda Sözleşme’nin 3. maddesinin de ihlal edildiğinden şikâyet etmektedirler.
70. Hükümet, iç hukuk yollarının tüketilmediğini ileri sürmektedir.
71. Mahkeme, ceza soruşturması sonunda, Çavuş L. ve Astsubay Y.’nin astı darp etme ve yaralama eylemleri nedeniyle hapis cezasına mahkûm edildiklerini ve söz konusu cezaların para cezasına çevrildiğini gözlemlemektedir (yukarıdaki 36. paragraf). Başvuranlar, cezalarda yapılan benzer değişikliklerin haklı olmadığını ileri sürerek temyiz başvurusunda bulunmuşlardır (yukarıdaki 37. paragraf). Söz konusu yargılama halen Askeri Yüksek İdare Mahkemesi önünde derdesttir (yukarıdaki 38. paragraf).
72. Mahkeme, iç hukuk yollarının tüketilmemesi nedeniyle, başvuranların Sözleşme’nin 3. maddesi bağlamındaki şikâyetlerinin, davanın koşullarında, Sözleşme’nin 35. maddesinin 1. fıkrası uyarınca kabul edilemez olarak açıklanması gerektiği kanaatindedir.
Bu gerekçelerle, Mahkeme, oybirliğiyle,
Başvurunun kabul edilemez olduğuna karar vermiştir.
İşbu karar Fransızca dilinde tanzim edilerek, 23 Nisan 2015 tarihinde yazılı olarak tebliğ edilmiştir.
Stanley NaismithAndrás Sajó
Yazı İşleri MüdürüBaşkan
[1]. Ne mutlu Türküm diyene! Türkiye Cumhuriyeti’nin Cumhurbaşkanı Mustafa Kemal Atatürk tarafından Cumhuriyet’in onuncu yıldönümü nedeniyle 29 Ekim 1933 tarihinde atılan slogandır. Bu cümle, 1972 yılında, “öğrenci andına” eklenmiştir. 2013 yılının Ekim ayına kadar her Pazartesi ve Cuma günü bu ant öğrenciler tarafından okunmuştur.
Full & Egal Universal Law Academy