AVRUPA İNSAN HAKLARI MAHKEMESİ
İKİNCİ BÖLÜM
KABUL EDİLEBİLİRLİK HAKKINDA KARAR
Başvuru No. 40355/14
İHSAN DOĞRAMACI BİLKENT ÜNİVERSİTESİ / TÜRKİYE
Başkan
Robert Spano,
Hâkimler
Marko Bošnjak,
Valeriu Griţco,
Ivana Jelić,
Arnfinn Bårdsen,
Saadet Yüksel,
Peeter Roosma,
ve Bölüm Yazı İşleri Müdürü Stanley Naismith’in katılımıyla, 28 Ocak 2020 tarihinde toplanan Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (İkinci Bölüm),
Yukarıda belirtilen 26 Mayıs 2014 tarihli başvuruyu ve
Davalı Hükümet tarafından sunulan görüşler ile başvuran tarafından bu görüşlere verilen cevapları dikkate alarak, gerçekleştirilen müzakerelerin ardından aşağıdaki kararı vermiştir:
OLAY VE OLGULAR
1. Başvuran İhsan Doğramacı Bilkent Üniversitesi (“Bilkent Üniversitesi”), Profesör İhsan Doğramacı tarafından 20 Ekim 1984 tarihinde kurulmuştur. Başvuran taraf, Mahkeme önünde Ankara Barosuna bağlı Avukat H. Altaş tarafından temsil edilmiştir. Türk Hükümeti (“Hükümet”) ise kendi görevlisi tarafından temsil edilmiştir.Davanın Koşulları
2. Davanın kendine özgü koşulları, taraflarca ifade edildiği şekliyle, aşağıdaki gibi özetlenebilir:Bilkent Üniversitesinin Oluşturulması
3. Bilkent Üniversitesi, Türkiye’de bir vakıf tarafından kurulmuş ilk “özel” üniversitedir. Bilkent Üniversitesi, 2809 sayılı Yükseköğretim Kurumları Teşkilatı Kanunu’nu değiştiren 3785 sayılı ve 5 Mart 1992 tarihli Kanun’un ek 5. maddesinin 1. fıkrası uyarınca, kamu tüzel kişiliğine haizdir. Üniversite’nin yaklaşık olarak 13.000 kayıtlı öğrencisi bulunmaktadır. Üniversite Kampüsü, Ankara merkezden 12 km uzaklıkta ve 500 hektarlık bir alan üzerinde yer almaktadır. Bilkent Üniversitesi tarafından işgal edilen bazı arazilerin mülkiyeti, birçok kişinin hissesinin bulunduğu ortak mülkiyettir.Ulusal Mahkemeler Önünde Görülen Dava
4. Ankara’da bulunan bir arazinin yirmi altı ortak maliği, 23 Aralık 2009 tarihinde, başvuran üniversite arafından arazilerinin fiilen kamulaştırılmasıyla uğradıkları zararın telafi edilmesi amacıyla, Ankara Asliye Hukuk Mahkemesi (“Asliye Hukuk Mahkemesi”) önünde maddi ve manevi tazminat davası açmıştır. İlgililer bu bağlamda, davalarını açtıkları tarihten itibaren yasal oran üzerinden gecikme faizleriyle birlikte hesaplanmış bir tazminat miktarına hükmedilmesini talep etmektedirler.
5. Asliye Hukuk Mahkemesi, iki bilirkişi incelemesi yapılmasına karar vermiş ve 25 Ocak 2011 tarihinde söz konusu arazi üzerinde keşif çalışması yapmıştır.
6. Asliye Hukuk Mahkemesi, 14 Aralık 2011 tarihli bir karar ile, yirmi altı ortak malikin talebini kabul etmiştir. Mahkeme, ihtilaf konusu arazilerin dikenli tel ile çevrili olduğunu ve keşif için gelen mahkeme hâkimlerini taşıyan araç bile söz konusu araziye izinsiz girememiştir. Buradan fiili kamulaştırmanın söz konusu olduğu anlaşılmıştır. Sonuç olarak, Asliye Hukuk Mahkemesi müştekilerin taleplerini tamamen kabul ederek, ihtilaf konusu arazilerin başvuran üniversite adına tescili karşılığında, ilgililere, davanın açıldığı tarihten itibaren yasal orana göre hesaplanacak gecikme faizleriyle birlikte 7.500 Türk lirası (TRY) tazminat ödenmesi gerektiği kanaatine varmıştır.
7. Yargıtay, 5 Haziran 2012 tarihinde, itiraz edilen kararı onamıştır.
8. Yargıtay, 17 Aralık 2012 tarihinde, yargılama masraflarına ilişkin hükümle ilgili bir düzeltme yaptıktan sonra, başvuran üniversite tarafından sunulan karar düzeltme talebini reddetmiştir.Anayasa Mahkemesine Bireysel Başvuru
9. Başvuran üniversite, 19 Şubat 2013 tarihinde, mülkiyet hakkının ve adil yargılanma hakkının ihlal edildiğinden şikâyetçi olarak, Anayasa Mahkemesine bireysel başvuruda bulunmuştur.
10. Anayasa Mahkemesi, 21 Kasım 2013 tarihinde bireysel başvurunun, kişi yönünden (ratione personae) uygun olmadığı gerekçesiyle, kabul edilemez olduğuna karar vermiştir. Anayasa Mahkemesi, Anayasa Mahkemesinin Kuruluşu ve Yargılama Usulleri Hakkında 6216 sayılı Kanun’un 46. maddesinin 2. fıkrasına dayanarak, kamu hukukuna tabi bir tüzel kişiliğin bireysel başvuruda bulunamayacağı sonucuna varmıştır.Ulusal Mahkemeler Önünde Açılan Diğer Dava
11. Taraflarca sağlanan bilgilere göre, 16 Aralık 2013 tarihinde, Ankara Asliye Hukuk Mahkemesi önünde fiili (defacto) kamulaştırma bedelinin artırılması için başvurana karşı ek bir dava daha açılmıştır. Bu dava ulusal mahkemeler önünde halen derdesttir.İlgili İç Hukuk Kuralları ve UygulamaAnayasa
(a) Madde 42 § 3
“ (...)
Eğitim ve öğretim, (...) Devletin gözetim ve denetimi altında yapılır. ”
(b) Madde 46 § 1
“ Devlet ve kamu tüzel kişileri; kamu yararının gerektirdiği hallerde, gerçek karşılıklarını peşin ödemek şartıyla, özel mülkiyette bulunan taşınmaz malların tamamını veya bir kısmını, kanunla gösterilen esas ve usullere göre, kamulaştırmaya ve bunlar üzerinde idarî irtifaklar kurmaya yetkilidir. ”
(c) Madde 123
“ İdare, kuruluş ve görevleriyle bir bütündür ve kanunla düzenlenir.
İdarenin kuruluş ve görevleri, merkezden yönetim ve yerinden yönetim esaslarına dayanır.
Kamu tüzelkişiliği, kanunla veya Cumhurbaşkanlığı kararnamesiyle kurulur. ”
(d) Madde 130
“ 1. Yükseköğretim kurumları
Çağdaş eğitim-öğretim esaslarına dayanan bir düzen içinde milletin ve ülkenin ihtiyaçlarına uygun insan gücü yetiştirmek amacı ile; ortaöğretime dayalı çeşitli düzeylerde eğitim-öğretim, bilimsel araştırma, yayın ve danışmanlık yapmak, ülkeye ve insanlığa hizmet etmek üzere çeşitli birimlerden oluşan kamu tüzelkişiliğine ve bilimsel özerkliğe sahip üniversiteler Devlet tarafından kanunla kurulur.
Kanunda gösterilen usul ve esaslara göre, kazanç amacına yönelik olmamak şartı ile vakıflar tarafından, Devletin gözetim ve denetimine tabi yükseköğretim kurumları kurulabilir.
(...)
Üniversiteler ile öğretim üyeleri ve yardımcıları serbestçe her türlü bilimsel araştırma ve yayında bulunabilirler. Ancak, bu yetki, Devletin varlığı ve bağımsızlığı ve milletin ve ülkenin bütünlüğü ve bölünmezliği aleyhinde faaliyette bulunma serbestliği vermez.
Üniversiteler ve bunlara bağlı birimler, Devletin gözetimi ve denetimi altında olup, güvenlik hizmetleri Devletçe sağlanır.
Kanunun belirlediği usul ve esaslara göre; rektörler Cumhurbaşkanınca, dekanlar ise Yükseköğretim Kurulunca seçilir ve atanır.
Üniversite yönetim ve denetim organları ile öğretim elemanları; Yükseköğretim Kurulunun veya üniversitelerin yetkili organlarının dışında kalan makamlarca her ne suretle olursa olsun görevlerinden uzaklaştırılamazlar.
Üniversitelerin hazırladığı bütçeler; Yükseköğretim Kurulunca tetkik ve onaylandıktan sonra Milli Eğitim Bakanlığına sunulur ve merkezi yönetim bütçesinin bağlı olduğu esaslara uygun olarak işleme tabi tutularak yürürlüğe konulur ve denetlenir.
Yükseköğretim kurumlarının kuruluş ve organları ile işleyişleri ve bunların seçimleri, görev, yetki ve sorumlulukları üniversiteler üzerinde Devletin gözetim ve denetim hakkını kullanma usulleri, öğretim elemanlarının görevleri, unvanları, atama, yükselme ve emeklilikleri, öğretim elemanı yetiştirme, üniversitelerin ve öğretim elemanlarının kamu kuruluşları ve diğer kurumlar ile ilişkileri, öğretim düzeyleri ve süreleri, yükseköğretime giriş, devam ve alınacak harçlar, Devletin yapacağı yardımlar ile ilgili ilkeler, disiplin ve ceza işleri, mali işler, özlük hakları, öğretim elemanlarının uyacakları koşullar, üniversitelerarası ihtiyaçlara göre öğretim elemanlarının görevlendirilmesi, öğrenimin ve öğretimin hürriyet ve teminat içinde ve çağdaş bilim ve teknoloji gereklerine göre yürütülmesi, Yükseköğretim kuruluna ve üniversitelere Devletin sağladığı mali kaynakların kullanılması kanunla düzenlenir.
Vakıflar tarafından kurulan yükseköğretim kurumları, mali ve idari konuları dışındaki akademik çalışmaları, öğretim elemanlarının sağlanması ve güvenlik yönlerinden, Devlet eliyle kurulan yükseköğretim kurumları için Anayasada belirtilen hükümlere tabidir. ”
(e) Madde 131
“ 2. Yükseköğretim üst kuruluşları
Yükseköğretim kurumlarının öğretimini planlamak, düzenlemek, yönetmek, denetlemek, yükseköğretim kurumlarındaki eğitim - öğretim ve bilimsel araştırma faaliyetlerini yönlendirmek bu kurumların kanunda belirtilen amaç ve ilkeler doğrultusunda kurulmasını, geliştirilmesini ve üniversitelere tahsis edilen kaynakların etkili bir biçimde kullanılmasını sağlamak ve öğretim elemanlarının yetiştirilmesi için planlama yapmak maksadı ile Yükseköğretim Kurulu kurulur.
(...) ”
(f) Madde 132
“ 3. Yükseköğretim kurumlarından özel hükümlere tabi olanlar
Türk Silahlı Kuvvetleri ve emniyet teşkilatına bağlı yükseköğretim kurumları özel kanunlarının hükümlerine tabidir. ”Anayasa Mahkemesinin Kuruluşu ve Yargılama Usulleri Hakkında 6216 Sayılı Kanun
12. Bireysel başvuruyla ilgili olarak, Anayasa Mahkemesinin Kuruluşu ve Yargılama Usulleri Hakkında 6216 sayılı Kanun’un somut olayla ilgili kısımları, aşağıdaki gibidir:
Bireysel başvuru hakkı
Madde 45 § 1
“ (1) Herkes, Anayasada güvence altına alınmış temel hak ve özgürlüklerinden, Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi ve buna ek Türkiye’nin taraf olduğu protokoller kapsamındaki herhangi birinin kamu gücü tarafından, ihlal edildiği iddiasıyla Anayasa Mahkemesine başvurabilir.
(...) ”
Bireysel başvuru hakkına sahip olanlar
Madde 46
“ (1) Bireysel başvuru ancak ihlale yol açtığı ileri sürülen işlem, eylem ya da ihmal nedeniyle güncel ve kişisel bir hakkı doğrudan etkilenenler tarafından yapılabilir.
(2) Kamu tüzel kişileri bireysel başvuru yapamaz. (3) Özel hukuk tüzel kişileri sadece tüzel kişiliğe ait haklarının ihlal edildiği gerekçesiyle bireysel başvuruda bulunabilir. (...) ”2547 Sayılı Yükseköğretim Kanun
(a) Madde 13 a)
“ Devlet ve vakıf üniversitelerine rektör, Cumhurbaşkanınca atanır. Vakıflarca kurulan üniversitelerde rektör ataması, mütevelli heyetinin teklifi üzerine yapılır. (...) ”
(b) Madde 53 b)
“ Devlet ve vakıf yükseköğretim kurumlarının öğretim elemanları, memur ve diğer personeline uygulanabilecek disiplin cezaları uyarma, kınama, aylıktan veya ücretten kesme, kademe ilerlemesinin durdurulması veya birden fazla ücretten kesme, üniversite öğretim mesleğinden çıkarma ve kamu görevinden çıkarma cezalarıdır. ”Vakıf Yükseköğretim Kurumları Yönetmeliği
(a) Madde 3
“ Bu Yönetmelik, Türkiye Cumhuriyeti Anayasası’nın 130 uncu maddesi ile 2547 sayılı Yükseköğretim Kanunu ve 2809 sayılı Yükseköğretim Kurumları Teşkilatı Kanununa dayanılarak hazırlanmıştır. ”
(b) Madde 8
“ (...) Vakıflar tarafından emniyet ve askeri konular ile ilgili yükseköğretim kurumu kurulamaz, kurulmuş yükseköğretim kurumları bünyesinde program açılamaz. ”
(c) Madde 12
“ Vakıf yükseköğretim kurumlarına verilecek isimler, Yükseköğretim Kurulu tarafından belirlenen kriterlere uygun olmak zorundadır. Yükseköğretim Genel Kurulu uygun bulmadığı isimlerin kriterlere uygun bir şekilde değiştirilmesini kurucu vakıftan isteyebilir. Kurulmuş bulunan vakıf yükseköğretim kurumlarının isim değişikliklerinde de aynı usuller uygulanır. ”
(d) Madde 17
“ (...)
Komisyon tarafından yukarıdaki konularda hazırlanacak rapor, Yükseköğretim Kurulu Başkanlığı’na sunulmak üzere Yükseköğretim Kurulu Eğitim Komisyonu’na verilir. (...) Başkanlıkça rapor Yükseköğretim Genel Kurulunun gündemine alınır, yapılan müzakereler sonunda, eğitim-öğretim faaliyeti için hazırlıkların yeterli olduğuna kanaat getirilen birimlere öğrenci alınmasına Genel Kurul kararı ile izin verilir.
Üç yıllık süre sonunda taahhüt edilen hususların yerine getirilmediği tespit edilirse, ilgili vakıf üniversitesi/yüksek teknoloji enstitüsü veya birimi Yükseköğretim Genel Kurulu kararı ile faaliyetten alıkonur ve kapatılır. (...) Durum kuruluş kanununun yürürlükten kaldırılması için Milli Eğitim Bakanlığına bildirilir. ”
(e) Madde 18
“ Vakıf üniversitelerine/yüksek teknoloji enstitülerine kaydedilecek öğrenci kontenjanları Yükseköğretim Kurulu tarafından belirlenir. ”
(f) Madde 20
“ (...)
Mütevelli heyet vakıf yönetim organı tarafından Devlet memuru olma niteliklerine sahip ve en az üçte ikisi, yükseköğrenim görmüş adaylar arasından 4 yıl süre ile seçilen en az yedi üyeden oluşur.
(...) ”
(g) Madde 21
“ Vakıflarca kurulacak yükseköğretim kurumlarındaki akademik organlar, devlet yükseköğretim kurumlarındaki akademik organlar gibi düzenlenir ve onların görevlerini yerine getirir. (...) ”
(h) Madde 23
“ (...)
Vakıf yükseköğretim kurumlarında görev alacak olan akademik ve idari personelin çalışma esasları 2547 sayılı Kanunda devlet üniversiteleri için öngörülen hükümlere tabidir. Bu personelin aylık ve diğer özlük hakları bakımından ise 4857 sayılı İş Kanunu hükümleri uygulanır. ”
(i) Madde 28
“ Vakıflar kendilerine kazanç sağlamak amacı ile yükseköğretim kurumu kuramazlar. (...) ”
(j) Madde 29
“ (...) Vakıflar tarafından kurulmuş yükseköğretim kurumlarına eğitim-öğretim ve araştırma tesisleri, öğretim üyesi lojmanları, öğrenci yurtları, sosyal ve kültürel tesisler kurmak üzere Bakanlar Kurulu Kararı ile Hazineye veya muvafakatleri alınmak suretiyle kamu tüzel kişilerine ait arazi ve tesisler tahsis edilebilir. ”2809 Sayılı Yükseköğretim Kurumları Teşkilatı Kanunu’nu değiştiren 3785 sayılı ve 5 Mart 1992 tarihli Kanun’un Ek 5. Maddesinin 1. Fıkrası
Ek 5. Maddenin 1. Fıkrası - Bilkent Üniversitesi
“ (...) Ankara’da İhsan Doğramacı Bilkent Üniversitesi adıyla bir Üniversite kurulmuştur. Bu üniversite, (...) 2547 sayılı Yükseköğretim Kanununun vakıf yükseköğretim kurumlarına ilişkin hükümlerine tabi olmak üzere, kamu tüzelkişiliğine haizdir (...). ”Bilkent Üniversitesi Ana Yönetmeliği
Madde 3
“ Bilkent Üniversitesi; (...) 5 Mart 1992 tarih ve 3785 sayılı kanunla kamu tüzel kişiliği kazanmış bulunan bir yükseköğretim kurumudur. ”2942 Sayılı Kamulaştırma Kanunu
2547 sayılı Yükseköğretim Kanunu’nun Ek 7. maddesi, 6456 Sayılı ve 3 Nisan 2013 Tarihli Kanun ile değiştirilmiştir.
“ Vakıflar tarafından kurulan yükseköğretim kurumları kamulaştırma yoluyla taşınmaz edinemez. ”Ulusal Mahkemelerin Kararları
(a) Anayasa Mahkemesi
13. Hükümet, özellikle bir belediyenin (Ballıdere Belediye Başkanlığı, 2012/1327, 12/2/2013), bir ticaret odasının (Doğubayazıt Ticaret ve Sanayi Odası, 2012/743, 5/3/2013) veya bir baronun (Günay Dağ ve diğerleri, 2013/1631, 17/12/2015) Anayasa Mahkemesine yapmış olduğu başvurularla ilgili olarak, Anayasa Mahkemesinin kişi yönünden (ratione personae) uygun olmadığı kanaatine vardığı bir dizi kararı dava dosyasına eklemiştir.
14. Hükümet ayrıca, vakıf üniversitelerinin hukuki statüsüne ilişkin olarak verilen aşağıdaki iki kararı da dava dosyasına eklemiştir:
- 2547 sayılı Yükseköğretim Kanunu’nun bazı hükümlerini değiştiren 3589 sayılı ve 23 Kasım 1989 tarihli Kanun’un uygunluğu hakkında verilen 30 Mayıs 1990 tarihli karar (E. 1990/2, K. 1990/10). Anayasa Mahkemesi, bu kararla, söz konusu üniversitelerin Anayasa’nın 130. maddesine uygun olarak kurulduğunu, zira kanunla kurulan üniversitelerin bilimsel açıdan bağımsız olsalar bile kamu hizmeti amacı taşıyan, kamu tüzel kişiliğine haiz olduklarını, bu sebeple, ilke olarak kamu hukukuna tabi tutulduklarını; bu ilkenin ayrıca vakıflar tarafından kurulan yükseköğretim kurumlarına da uygulandığını ve Anayasa’nın 130. maddesinin son paragrafı uyarınca, bu ilkenin, mali ve idari konulara ilişkin istisna ile uyumlu olduğunu tespit etmiştir.
- 2547 sayılı Yükseköğretim Kanunu’nun bazı hükümlerini değiştiren 4689 sayılı Kanun’un (vakıflar tarafından kurulan yükseköğretim kurumlarına verilen mali Devlet yardımına ilişkin) 18. maddesinin uygunluğuna ilişkin olarak verilen 28 Aralık 2002 tarihli karar (E. 2001/380, K. 2002/69). Anayasa Mahkemesi bu kararla, Anayasa’nın 130. maddesine uygun olarak, kanun koyucunun, mali ve idari alan haricinde, Devlet üniversiteleri ile vakıf üniversiteleri arasında ayrım yapmadığını hatırlatmıştır.
(b) Uyuşmazlık Mahkemesi
15. Uyuşmazlık mahkemesi, bir vakıf tarafından kurulan yükseköğretim kurumunda görevli bir öğretim görevlisinin iş akdinin feshedilmesine ilişkin olarak verdiği 24 Aralık 2012 tarihli kararında (E.2012/223, K.2012/282), vakıflar tarafından kurulan yükseköğretim kurumlarının kamu tüzel statüsünü hatırlatarak, ilgili öğretim görevlisinin kamu hukukuna uygun olarak işe alındığı ve iş akdinin feshinin, idari bir işlem olması sebebiyle, 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu’na uygun olarak incelenmesi gerektiği kanaatine varmıştır. Uyuşmazlık Mahkemesi, ilgili öğretim görevlisinin iş akdinin feshedilmesini incelemek için idare mahkemesinin yetkili olduğuna karar vermiştir.
(c) Danıştay
16. Danıştay, başvuran üniversitede bir öğretim görevlisine karşı açılan bir davada, 2 Haziran 2016 tarihli kararında (E. 2016/2550, K. 2016/6102), öğretim görevlisi ile bir vakıf tarafından kurulmuş bir yükseköğretim kurumu olan başvuran üniversite arasında imzalanan iş akdinin, kamu hizmetiyle ilgili olduğu kanaatine varmıştır. Danıştay, iş akdinin feshedilmesi işleminin, idare hukuku alanına girdiğine, dolayısıyla idare mahkemesinin bu öğretim görevlisi tarafından yapılan başvuruyu inceleme yetkisi bulunduğuna hükmetmiştir.
17. Danıştay, bir vakıf tarafından kurulan üniversitenin gerçekleştirdiği kamulaştırma işlemine ilişkin bir davayla ilgili olarak, 12 Kasım 2014 tarihli kararında (E. 2014/1670, K. 2014/7080), ilgili üniversitenin ihtilaf konusu taşınmazı kamulaştırma yetkisi bulunduğu gerekçesiyle, İstanbul İdare Mahkemesinin kararını bozmuştur. Danıştay, bu tedbirin, 3 Nisan 2013 tarihinde kabul edilen 6456 sayılı Kanun ile değiştirilen 2547 sayılı Yükseköğretim Kanunu’nun ek 7. maddesinin yürürlüğe girmesinden önce alındığını tespit etmiştir.
18. Danıştay, bir vakıf tarafından kurulan bir üniversite ve Şişli (İstanbul) Belediyesi arasındaki bir uyuşmazlıkla ilgili olarak, 27 Haziran 2002 tarihli kararında (E. 2002/834, K. 2002/3716), kamu hizmeti veren ve kamu tüzel kişiliğine sahip olan -kanunla kurulan- bir üniversitenin söz konusu olması sebebiyle, bu üniversitenin taşınmaz mülklerinin kamu malı olarak nitelendirilmesi gerektiği kanaatine varmıştır. Danıştay bu davada, kamu tüzel kişilerine uygulanabilir imar hukukunun üniversiteye de uygulanması gerektiği sonucuna varmıştır.
19. Danıştay, bir öğrenci ile başvuran üniversite arasında öğrencinin üst sınıfa geçişine ilişkin bir uyuşmazlıkla ilgili olarak, 22 Temmuz 2016 tarihli kararıyla (E. 2015/15108, K. 2016/235), idare mahkemesinin davada yetkili olduğu sonucuna varmıştır.
(d) Yargıtay
20. Hükümet ayrıca, Devlet üniversiteleri veya vakıf üniversiteleri tarafından yapılan fiili (de facto) kamulaştırma işlemlerine ilişkin olarak Yargıtay tarafından verilmiş olan bir dizi karar ibraz etmiştir.
ŞİKÂYETLER
21. Başvuran üniversite, Sözleşme’nin 6. maddesini ileri sürerek, hukuk mahkemeleri önünde görülen davanın sonucunun hakkaniyete uygun olmadığını iddia etmektedir. Başvuran üniversite, özellikle bilirkişilerin ve hukuk mahkemelerinin resmi belgeleri dikkate almadıklarını ileri sürmektedir.
22. Başvuran taraf ayrıca, söz konusu taşınmazın zilyetliğinin kendisinde bulunduğunun dikkate alınmadığıve adli makamlar tarafından, kendisinin fiili kamulaştırmada bulunduğu kararının keyfi nitelikli olduğu kanaatindedir. Başvuran üniversite bu bağlamda, Sözleşme’ye Ek 1 No.lu Protokol’ün 1. maddesinin ihlal edildiğini ileri sürmektedir.
23. Son olarak başvuran üniversite, Anayasa Mahkemesinin bireysel başvurusunu kişi yönünden (ratione personae) uygunsuzluk gerekçesiyle reddettiği kararın, kendisini, Sözleşme’nin 13. maddesi anlamında haklarının ihlalinden şikâyet etmesine imkân verebilecek etkin başvuru hakkından mahrum bıraktığı kanaatine varmaktadır. Bu bağlamda başvuran taraf, kamu tüzel kişiliği olarak değil, basit yargılanabilir bir kişi olarak hareket ettiğini belirtmektedir. Başvuran taraf diğer taraftan, Alman Anayasa Mahkemesinin Alman üniversitelerine, üniversitelerin bilim, araştırma ve eğitim alanlarında bağımsız oldukları ve bu alanlarda hizmet vermelerine yardımcı olan imkânlara bağlı hakların ihlalinin, temel haklarının ihlalini teşkil edebileceği kanaatine vararak, bireysel başvuruda bulunma hakkı tanıdığını belirtmektedir.
HUKUKİ DEĞERLENDİRME
24. Başvuran taraf, bilirkişilerin ve hukuk mahkemelerinin resmi belgeleri dikkate almadıkları gerekçesiyle, hukuk mahkemeleri önünde görülen davanın hakkaniyetten yoksun olduğunu iddia etmektedir. Başvuran taraf, söz konusu taşınmazların zilyetliğini bulundurmasına rağmen, ulusal mahkemelerin, kendisinin fiili kamulaştırma işlemi yaptığına ilişkin kararının keyfi olduğunu ileri sürmektedir. Başvuran bu bağlamda, Sözleşme’nin 6. maddesi ile Sözleşme’ye Ek 1 No.lu Protokol’ün 1. maddesini ileri sürmektedir.
25. Son olarak başvuran üniversite, Anayasa Mahkemesinin bireysel başvurusunu kişi yönünden (ratione personae) uygunsuzluk gerekçesiyle reddettiği kararın, kendisini, Sözleşme’nin 13. maddesi anlamında haklarının ihlalinden şikâyet etmesine imkân verebilecek etkin başvuru hakkından mahrum bıraktığı kanaatine varmaktadır.
26. Hükümet başvuranın iddialarına itiraz etmektedir.Tarafların İddialarıHükümet
27. Hükümet, Sözleşme’nin 34. maddesi anlamında, başvuranın kişi yönünden (ratione personae) uygun olmadığına dair iki yönden kabul edilemezlik itirazı ileri sürmektedir. Başvuran, kamu hukukunu aşan yetki kullanarak üçüncü kişilere ait söz konusu taşınmazları fiilen (de facto) kamulaştırmıştır. Başvuranı 7.500 TRY tazminat ödemeye mahkûm eden karar, kesinleşmiş olup, başvuranın başvuruda bulunmak için mağdur statüsü bulunmamaktadır.
28. Hükümet ayrıca, iç hukuk yollarının tüketilmediğine dair kabul edilemezlik itirazında bulunmaktadır. Hükümet, başvurana karşı, fiilen (de facto) el konulan taşınmazların değerinin belirlenmesi için açılan davanın, ulusal mahkemeler önünde 16 Aralık 2013 tarihinden beri derdest olduğunu belirtmektedir.
29. Hükümet, Sözleşme’nin 34. maddesi uyarınca, başvuran tarafından yapılan başvurunun kişi yönünden (ratione personae) uygun olmadığına dair bir kabul edilemezlik itirazı öne sürmektedir. Hükümet, Anayasa’nın 130. maddesi ve 2547 sayılı Yükseköğretim Kanunu’nun hükümleri uyarınca, Devlet üniversiteleri ile vakıflar tarafından kurulan üniversiteler arasında ayrım yapılmaksızın, üniversitelerin, kazanç elde etme amacı taşımamaları sebebiyle, kamu tüzel kişisi olarak belirlendiklerini açıklamaktadır. Hükümet, Anayasa Mahkemesinin, ister Devlet ister bir vakıf tarafından kurulmuş olsun, kanunla kurulan bütün yükseköğretim kurumlarının, kamu tüzel kişiliğine haiz olduğunu eklemektedir.
30. Hükümet, üniversitelerin görev, teşkilat ve işleyişiyle ilgili olarak, üniversitelerin vakıflar tarafından bir kanuna dayanılarak kurulduğunu belirtmektedir. Hükümet, vakıflar tarafından kurulan bu üniversitelerin (“vakıf üniversiteleri”), kazanç amacı taşımamaları ve Devletin yetki alanına giren kamu hizmeti vermeleri sebebiyle, Devletin kontrol ve denetimine tabi olduklarını açıklamaktadır. Hükümet, vakıf üniversitelerine tahsis edilen binaların kamu malı olarak değerlendirildiğini; vakıf üniversitesinin idari teşkilatının Anayasa ile belirlendiğini ve kanunla kurulan vakıf üniversitelerinin Devlet üniversiteleri ile aynı teşkilat yapısına sahip olduklarını belirtmektedir. Hükümet ayrıca, vakıf üniversitelerinin, kamu tüzel kişisi olarak, mali muafiyet ve istisnaların yanı sıra, kamu tüzel kişiliğine haiz diğer kurum veya şahıslara sağlanan mali kolaylıklardan faydalandıklarını eklemektedir. Hükümet ayrıca, bilimsel özerkliğin, Devlet üniversiteleri için de geçerli bir kriter olduğunu ve vakıf üniversitelerinin, idari ve mali konularda, Devlet organları tarafından denetim ve gözetime tabi tutulduklarını belirtmektedir. Hükümet, vakıf üniversitelerinin bütçe ve insan kaynakları konularında çeşitli yükümlülük ve yetkilerinin olduğunu beyan etmektedir. Hükümet son olarak, vakıf üniversitelerinin, her akademik yıl sonunda, bütçelerine ve yükseköğretim programlarına ilişkin bir rapor sunduklarını ve mevzuata aykırı herhangi bir durumda, ceza verilebileceğini belirtmektedir.Başvuran Üniversite
31. Başvuran üniversite, Hükümet tarafından ileri sürülen iddialara itiraz etmekte ve iddialarını yinelemektedir. Başvuran üniversite, kanunla kurulan bir yükseköğretim kurumu olduğunu ve kamu hukukunu aşan yetkileri veya imtiyazları bulunmadığını beyan etmektedir. Başvuran, Mahkeme içtihatlarına atıfta bulunarak, bilim, araştırma ve eğitim alanlarında bağımsız bir üniversite olduğunu ve bu sebeple, merkezi otoriteden tamamen bağımsız olduğunu ve Mahkemeye başvurabileceğini ileri sürmektedir.
32. Başvuran üniversite, kuruluş şekli sebebiyle kamu tüzel kişiliğine haiz olsa da, yükseköğretim sağlaması dışında kamu hizmeti vermediğini ileri sürmektedir. Başvuran, diğer bütün faaliyet ve işlemlerinin özel hukuk hükümleri uyarınca yürütüldüğünü belirtmektedir. Başvuran, Anayasa’nın 131. maddesine ve 2547 sayılı Yükseköğretim Kanunu’na atıfta bulunarak, vakıf üniversitelerinin ekonomik olarak özerk olduklarını iddia etmektedir. Başvuran üniversite, bütçesinin Devlet bütçesinin bir parçası olmadığını ; gelir ve giderlerini kendisi yönettiğini; Devlet tarafından sağlanan hiçbir gelirinin bulunmadığını; akademik ve idari personelinin İş Kanunu’na uygun olarak çalıştığını ve taşınmaz mülklerinin kamu malı olmadığını ileri sürmektedir.Mahkemenin Değerlendirmesi
33. Mahkemeden öncelikle, Sözleşme’nin 34. maddesi anlamında başvuran üniversitenin bu başvuruyu yapması için mağdur sıfatının bulunup bulunmadığını incelemesi istenmiştir. Bu hüküm aşağıdaki gibidir:
“Bu Sözleşme veya Protokolleri’nde tanınan haklarının Yüksek Sözleşmeci Taraflar’dan biri tarafından ihlal edilmesinden dolayı mağdur olduğunu öne süren her gerçek kişi, hükümet dışı kuruluş veya kişi grupları Mahkeme’ye başvurabilir. (...) ”
34. Mahkeme, bir başvuranın Sözleşme’nin 34. maddesini ileri sürebilmesi için, iki koşulu karşılaması gerektiğini hatırlatmaktadır: başvuranın, Sözleşme’nin bu hükmünde belirtilen davacı kategorilerinden birine dâhil olması ve Sözleşme’nin ihlalinden mağdur olduğunu ileri sürebilmesi gerekmektedir (Vallianatos ve diğerleri/Yunanistan [BD], no. 29381/09 ve 32684/09, § 47, AİHM 2013 (özetler)).
35. Mahkeme içtihatlarından, kamu gücünün kullanımına katkıda bulunan veya ulusal makamların denetimi altında bir kamu hizmetini yöneten tüzel kişilerin, “hükümet dışı kuruluşlar” kategorisine girmediği anlaşılmaktadır. Yerel bir makam dışında belirli bir tüzel kişi için durumun böyle olup olmadığını belirlemek için, tüzel kişinin hukuki statüsünün ve gerektiği takdirde bu hukuki statünün kendisine tanıdığı imtiyazların, yürüttüğü faaliyetin niteliğinin ve bağlamının ve siyasi makamlara göre bağımsızlık derecesinin dikkate alınması gerekmektedir (Radio France ve diğerleri/Fransa (k.k.), no. 53984/00, § 26, AİHM 2003‑X (özetler)ve Ärztekammer für Wien ve Dorner/Avusturya, no. 8895/10, §§ 35-36, 16 Şubat 2016).
36. Mahkeme daha önce, bir üniversite tarafından yapılan başvurunun, Sözleşme’nin 34. maddesi anlamında kişi yönünden (ratione personae) uygunluğu hakkında karar vermemiş olsa da, bir üniversitenin ileri sürdüğü konuları inceleme imkânı bulmuştur. Avrupa Komisyonu, University of Illinois Foundation/Hollanda davasında ((k.k.), no. 12048/86, 2 Mayıs 1988), başvuran üniversitenin Sözleşme’nin 6. maddesine ve Sözleşme’ye Ek 1 No.lu Protokol’ün 1. maddesine ilişkin şikâyetlerini incelemiş ve konu yönünden (ratione materiae) uygun olmadıkları ve iç hukuk yollarının tüketilmediği gerekçesiyle reddetmiştir. Mahkeme, Slavic University in Bulgaria ve diğerleri/Bulgaristan davasında ((k.k.), no. 60781/00, 18 Kasım 2004), başvuranın Sözleşme’nin 6 ve 11. Maddelerine ilişkin şikâyetlerini, konu yönünden (ratione materiae) uygunsuzluk sebebiyle reddettiği için başvuranın kişi yönünden (ratione personae) mağdur sıfatının bulunup bulunmadığı konusunun incelenmesine gerek olmadığı kanaatine varmıştır. Mahkeme, kamu hukukunu aşan imtiyazlara sahip olan Bulgar üniversitelerinin, “Devlet yapılarına dâhil” olduklarına ve bu sebeple Sözleşme’nin 11. maddesi anlamında bir dernek olarak değerlendirilemeyeceklerine karar vermiştir.
37. Mahkeme, bu değerlendirmeler ışığında, somut olayda, bir vakıf üniversitesinin, Sözleşme’nin 34. maddesi anlamında “hükümet dışı kuruluş” teşkil edip etmediğini incelemelidir. Bu sebeple Mahkeme, başvuran üniversitenin, Türk anayasa Mahkemesinin aksine, Alman Federal Mahkemesinin, bir Alman üniversitesinin bireysel başvurusunu kabul ettiğine dair iddiasının kendisini bağlamadığı kanaatindedir.
38. Mahkeme, Hükümet tarafından, bir taraftan, idare mahkemelerinin eğitimci kadrosu ile vakıf üniversitesi arasındaki anlaşmazlıkları inceleme yetkisinin bulunduğuna ve diğer taraftan hukuk mahkemelerinin, üniversiteler tarafından yapılan kamulaştırma işlemleriyle ilgili davaları inceleme yetkisinin bulunduğuna ilişkin olarak iki yönden ileri sürülen kabul edilemezlik itirazının, başvuran üniversitenin Sözleşme’nin 34. maddesi anlamında başvuruda bulunması için mağdur statüsüne haiz olmadığı sonucuna varmak için tek başına belirleyici olmadığı kanaatindedir. Yine Mahkeme, başvuran üniversitenin, ulusal yargılama süresince kendisinin basit bir yargılanabilir kişi olarak hareket ettiği iddiasını kabul etmemektedir. Nitekim ulusal mahkeme, fiili kamulaştırma işlemi yapıldığı sonucuna varmış ve dolayısıyla tazminat ödenmesi karşılığında ihtilaf konusu arazilerin başvuran üniversite adına tesciline karar vermiştir. Bu sebeple Mahkeme, daha önce belediyeler gibi hükümet kuruluşlarının özel nitelikli işlemlerinin veya bu kuruluşların kamu yetkilerini kullanmadıkları işlemlerinin, söz konusu kuruluşların “potansiyel başvuranlar” olarak değerlendirilmelerine imkân veren bir gerekçe teşkil edemeyeceklerine karar verdiğini; Sözleşme’nin 34. maddesinin bu bağlamda sınırlayıcı olduğunu ve bu durumun bir çok defa içtihatlarıyla doğrulandığını hatırlatmaktadır (Hatzitakis, Thermaikos Belediyesi ve Mikra Belediyesi/Yunanistan, no. 48391/99 ve 48392/99, 18 Mayıs 2000, La province de Bari, Francesco Sorrentino ve Teresa Messeni Nemagna/İtalya (k.k..), no. 41877/98, 15 Eylül 1998 ve Döşemealtı Belediyesi/Türkiye (k.k.), no. 50108/06, 23 Mart 2010). Dolayısıyla ilgili işlemin niteliğinin, bu noktada davaya bir etkisi bulunmamaktadır, zira bir hükümet kuruluşu her zaman kamu gücünün bir parçasını teşkil etmektedir. Mahkeme, bir kamu kuruluşunun başvuran statüsünü incelerken, her zaman, kendisi önünde itiraz edilen işlem veya davadan bağımsız olarak, bu kuruluşun kamu gücünü kullanma yetkisini kriter olarak dikkate almıştır.
39. Mahkeme bu nedenle, kanun koyucunun, bir vakıf tarafından üniversite kurulabileceğine dair koşulları düzenlediğini kaydetmektedir. Ulusal hukuk, Devlet üniversiteleri ve sadece kanunla kurulabilen vakıf üniversiteleri olmak üzere iki tip üniversite yapısı öngörmektedir. Bu üniversiteler kamu tüzel kişiliğine haizdir. Bu üniversitelerde, kazanç amacı güdülmeksizin eğitim verilmesi zorunludur. Mahkeme, başvuran üniversitenin, 3785 sayılı Kanun’un ek 5 § 1 maddesi uyarınca, Ankara’da kurulduğunu kaydetmektedir. Başvuran üniversite, 2547 sayılı Yükseköğretim Kanunu uyarınca kamu tüzel kişiliğine sahiptir. Başvuran üniversitenin, kendisine izin veren yasal bir metin uyarınca yükseköğretim verdiği hususuna taraflar arasında itiraz edilmemektedir.
40. Kanun koyucu, 2013 yılında, vakıf üniversitelerinin kamulaştırma yoluyla gayrimenkul edinme hakkını yürürlükten kaldırmıştır. Bununla birlikte, yetkili makamların kararıyla Anayasa’nın kamulaştırmaya ilişkin 46. maddesi uyarınca, vakıf üniversiteleri, bünyelerinde yükseköğretim verilmesi amacıyla altyapı ve alanların inşası için taşınmaz edinebilmektedirler.
41. Vakıf üniversiteleri de, düzenin korunması, eğitimci ve idari kadronun işe alınmasıyla ilgili olarak, Devlet üniversiteleri ile aynı anayasal hükümlere, ancak mali alanda farklı hükümlere tabi tutulur. Vakıf üniversiteleri de, Devlet üniversiteleri gibi, Devlet denetimine tabi tutulan bilimsel ve mali bir özerkliğe sahiptir. Vakıf üniversiteleri tarafından hazırlanan bütçeler, Yükseköğretim Kurulu tarafından kontrol edildikten ve onaylandıktan sonra Milli Eğitim Bakanlığına sunulur.
42. Başvuran üniversitenin kamu hizmeti vermesi sebebiyle, Devlet, çeşitli anayasal ve yasal hükümler uyarınca, başvuran üniversitenin akademik işleyişi ve bütçesi üzerinde sıkı bir denetim uygulamaktadır. Bir vakıf üniversitesinin akademik ve idari teşkilatı, Devlet üniversitesine benzer şekilde oluşturulmuştur. Vakıf üniversitelerinin rektörleri, yönetim kurulunun önerisi üzerine, Cumhurbaşkanı tarafından atanır. Vakıf üniversitelerinin öğretim görevlisi, memur ve diğer personel kadrosuna verilebilecek cezalar, Devlet üniversitesindeki kadrolara verilebilecek cezalarla aynıdır. Kanun koyucu, bir vakıf üniversitesinin ve yönetim kurulunun oluşturulması ve akademik ve idari personelinin statüsünün belirlenmesi için kriterleri tanımlamıştır. Kanun koyucu ayrıca, bir vakıf üniversitesine kaydolacak öğrenci kontenjanını da belirlemektedir.
43. Başvuran üniversite, bilimsel ve mali özerklik gibi, sınırlı alanlarda belirli bir özerkliğe sahip olsa da, merkezi otoriteden tamamıyla bir özerkliğe sahip değildir. Devletin, vakıf üniversitelerinin, kendisine yetki verilen kamu hizmetini kullanılma yükümlülüklerine uymamaları durumunda, yaptırım uygulamak için birçok yasal hükmü bulunmaktadır. Yüksek öğretim sağlanması için gerekli koşullara uyulmaması durumunda, vakıf üniversitesine verilen yetkinin iptal edilebileceği kesin olarak öngörülmüştür.
44. Anayasa Mahkemesi, kanun koyucunun, idari ve mali konular hariç olmak üzere, Devlet üniversiteleri ile vakıf üniversiteleri arasında ayrım yapmadığını teyit etmiştir. Bu sebeple, kanun koyucu, vakıf üniversitelerine yükseköğretim kamu hizmeti sağlama yetkisi verilmesini öngörmüş olsa bile, Anayasa’nın 132. maddesi uyarınca, asker ve polis kuvvetleri için verilecek yükseköğretimi hariç tutarak bir sınırlandırma getirmiştir.
45. Dolayısıyla başvuran üniversite, kanun ile ve kamu hizmeti vermesi amacıyla kurulmuştur. Başvuran üniversite kamu kişisi imtiyazlarına sahiptir ve kamu yönetimi amaçlarını izler. Başvuran üniversite kamu tüzel kişiliğine haizdir, zira kamu hizmeti vermektedir. Devletin tekelinde olan bu hizmetin yerine getirilmesi, normal olarak, başvuran üniversiteye verilmesine çok sıkı koşullar altında karar veren Devlete, yani merkezi güce aittir. Ayrıca bu türden bir hizmet, ticaret hukukuyla düzenlenen bir faaliyetle ilgili olamaz. Mahkeme, burada başvuran üniversitenin bu kamu hizmetini, Devletin gözlem ve denetimi altında yasal hükümlere riayet ederek yerine getirebileceği sonucuna varmaktdır..
46. Mahkeme, bütün bu değerlendirmeleri ve özel ulusal bağlamı dikkate alarak, mevcut başvurunun, ilke olarak kamu yetkisinin kullanımı alanına giren bir eylem olan fiilen (de facto) özel kişilere ait arazilerin, kamulaştırılmasıyla ilgili bir davaya ilişkin olduğunu kaydederek, başvuran üniversitenin Sözleşme’nin 34. maddesi anlamında “hükümet dışı kuruluş” olarak nitelendirilemeyeceği kanaatine varmaktadır.
47. Sonuç olarak, başvuru, Sözleşme’nin 35. maddesinin 3. fıkrasının a) bendi anlamında Sözleşme hükümleriyle kişi yönünden (“ratione personae”) bağdaşmamaktadır ve Sözleşme’nin 35. maddesinin 4. fıkrası uyarınca reddedilmelidir.
48. Mahkeme, Hükümet tarafından ileri sürülen diğer kabul edilemezlik itirazları hakkında karar vermesine gerek olmadığı kanaatindedir.
Bu gerekçelerle, Mahkeme, oy birliğiyle,
Başvurunun kabul edilemez olduğuna karar vermiştir.
İşbu karar, Fransızca dilinde tanzim edilmiş olup, 27 Şubat 2020 tarihinde yazılı olarak bildirilmiştir.
Stanley NaismithRobert Spano
Yazı İşleri MüdürüBaşkan
Full & Egal Universal Law Academy