AVRUPA İNSAN HAKLARI MAHKEMESİ
İKİNCİ BÖLÜM
KABUL EDİLEBİLİRLİK HAKKINDA KARAR
Başvuru no. 3554/17
Yusuf İHTİYAROĞLU / Türkiye
Başkan
Jovan Ilievski,
Hâkimler
Péter Paczolay,
Juha Lavapuro,
ve Bölüm Yazı İşleri Müdür Yardımcısı Dorothee von Arnim’in katılımıyla 2 Eylül 2025 tarihinde Komite halinde toplanan Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (İkinci Bölüm),
1991 doğumlu olan, İstanbul’da ikamet eden ve İzmir Barosuna kayıtlı Avukat B. Özdemir tarafından temsil edilen bir Türk vatandaşı olan Yusuf İhtiyaroğlu (“başvuran”) tarafından, İnsan Hakları ve Temel Özgürlüklerin Korunmasına ilişkin Sözleşme’nin (“Sözleşme”) 34. maddesine uygun olarak, 14 Aralık 2016 tarihinde Türkiye Cumhuriyeti aleyhine Mahkemeye yapılmış olan başvuruyu (no. 3554/17) göz önüne alarak,
Başvurunun, Türkiye Cumhuriyeti Adalet Bakanlığı İnsan Hakları Dairesi eski Başkanı Hacı Ali Açıkgül tarafından temsil edilen Türk Hükümetine (“Hükümet”) tebliğ edilmesine dair kararı dikkate alarak,
Tarafların beyanlarını göz önünde bulundurarak,
Gerçekleştirdiği müzakereler sonucunda aşağıdaki kararı vermiştir:
DAVANIN KONUSU
1. Başvuru, başvuranın yakalandığı sırada bir polis memuru tarafından hakarete uğradığı iddiasına ilişkindir. Başvuran, bu durumun Sözleşme’nin 3. maddesi anlamında aşağılayıcı muamele teşkil ettiğini ileri sürmüştür. Başvuru ayrıca, bu iddialara ilişkin olarak yürütülen soruşturmanın etkinliğine ilişkindir.
2. Başvuran, 1 Haziran 2013 tarihinde, Gezi Parkı olayları olarak anılan geniş çaplı protestolar kapsamında İzmir’de düzenlenen bir gösteri sırasında yakalanmıştır. Ardından bir doktor tarafından muayene edilmiş ve görevli memurlara mukavemette bulunduğu ve kamu malına zarar verdiği şüphesiyle gözaltına alınmıştır.
3. Başvuran, 2 Haziran 2013 tarihinde avukatı eşliğinde polis tarafından gerçekleştirilen sorgusunda, gösteri şiddet eylemlerine dönüşmeye başladığında gruptan uzaklaştığını ve polis memurları tarafından yakalandığı sırada polis merkezinin yakınlarında beklemekte olduğunu beyan etmiştir. Başvuran, kelepçe takıldığı sırada bir mimik yaptığı için polis memurlarından birinin kendisine hakaret ettiğini ifade etmiştir.
4. Başvuran, aynı gün, yeniden doktor muayenesinden geçirilmiş ve serbest bırakılmıştır.
5. Başvuran hakkında bir günlük gözaltı süresinin başında ve sonunda düzenlenen doktor raporlarında, başvuranın bilincinin açık olduğu, genel sağlık durumunun iyi olduğu ve her iki bileğinde kızarıklık bulunduğu belirtilmiştir. Son rapora göre, başvuran, gözaltı sürecinde herhangi bir kötü muameleye maruz kalmadığını beyan etmiştir. Raporlarda, başvuranın herhangi bir psikolojik zarara maruz kaldığına ilişkin herhangi bir şikâyeti de yer almamaktadır.
6. Başvuranın da aralarında yer aldığı, bazılarının yaralanma iddiasında da bulunduğu yirmi bir kişi tarafından yapılan şikâyetler üzerine, İzmir İl Emniyet Müdürlüğünde görevli polis memurları hakkında, zor kullanma yetkisinin sınırlarının aşılması, yaralama ve hakaret suçlarından soruşturma başlatılmıştır.
7. İzmir Cumhuriyet Savcılığı, 11 Ekim 2015 tarihinde, gösteri sırasında gerçekleştirdikleri ileri sürülen eylemler nedeniyle hiçbir polis memuru hakkında kovuşturmaya yer olmadığına karar vermiştir. Savcılık, hakaret iddialarına ilişkin olarak ise, müştekilerin soyut beyanları dışında, şüpheliler hakkında ceza yargılaması başlatılmasını gerektirecek yeterli delil bulunmadığı kanaatine varmıştır.
8. Başvuranın, polis memurlarına karşı herhangi bir mukavemette bulunmadığı hâlde hakarete uğradığını ileri sürerek söz konusu karara yaptığı itiraz, 5 Ocak 2016 tarihinde, İzmir Sulh Ceza Hâkimliği tarafından reddedilmiştir.
9. Anayasa Mahkemesi, 9 Haziran 2016 tarihli kararıyla, başvuranın bireysel başvurusunu insan onuruna saygı hakkı bakımından incelemiş ve başvuranın tazminat yolunu tüketmemiş olması nedeniyle başvuruyu kabul edilemez bulmuştur.
10. Başvuran, polis tarafından kendisine hakaret edildiğini ve yaptığı şikâyet üzerine yürütülen soruşturmanın hızlı veya etkili olmadığını ileri sürerek, Sözleşme’nin 3, 6 ve 13. maddeleri kapsamında şikâyetçi olmuştur. Ayrıca, tazminat yolunu tüketmediği gerekçesiyle başvurusunun reddine dair Anayasa Mahkemesi kararının, davasını sürdürmesini imkânsız kıldığını ileri sürmüştür. Bu bağlamda, söz konusu tazminat yoluna başvurmasının mümkün olmadığını, zira ilgili polis memurunun kimliğini bilmediğini, bu bilginin ise ancak etkili bir soruşturma yürütülmesi halinde tespit edilebileceğini öne sürmüştür.
MAHKEMENİN DEĞERLENDİRMESİ
11. Hükümet, başvuranın kendisine yöneltildiği iddia edilen hakaretin içeriğine ilişkin herhangi bir açıklamada bulunmamış olması nedeniyle, ileri sürdüğü iddianın savunulabilir nitelikte bir iddia olarak değerlendirilemeyeceğini, dolayısıyla Devlet makamlarının soyut nitelikteki bu iddialar hakkında etkili bir soruşturma yürütme yükümlülüğünün bulunmadığını ileri sürmüştür. Hükümet, ayrıca, başvuranın yakalandığı sırada polis tarafından hakarete uğradığı varsayılsa bile, söz konusu olayın anlık gerçekleştiğini ve başvuranda herhangi bir ruhsal zarara yol açmadığını, bu nedenle de Sözleşme’nin 3. maddesinde öngörülen asgari ağırlık eşiğine ulaşmadığını belirtmiştir. Bu nedenle, başvurunun açıkça dayanaktan yoksun olduğu sonucuna varmıştır.
12. Başvuran, Mahkemeye yaptığı başvuruda, maruz kaldığı hakaretin kötü muamele teşkil ettiğini ve ilgili polis memurlarının tespit edilmesi ve onlar hakkında yaptırım uygulanması konusunda ulusal makamlar tarafından herhangi bir adım atılmadığını ileri sürmüştür.
13. Mahkeme, başvuranın Sözleşme’nin 3, 6 ve 13. maddeleri kapsamında yaptığı şikâyetlerin, yalnızca 3. madde kapsamında incelenmesi gerektiği kanaatindedir (bk. Radomilja ve Diğerleri/Hırvatistan [BD], 37685/10 ve 22768/12, § 126, 20 Mart 2018).
14. Mahkeme, Sözleşme’nin 3. maddesinin esas yönünden ihlal edildiği iddiası bakımından, Sözleşme’nin 3. maddesi bağlamında psikolojik acı çektirme eylemiyle ilgili genel ilkelerin, Aghdgomelashvili ve Japaridze/Gürcistan (no. 7224/11, §§ 42-44, 8 Ekim 2020) kararında yer aldığını belirtir. Mahkeme, özellikle, 3. maddenin yalnızca fiziksel kötü muamele eylemleriyle sınırlı olmadığını, aynı zamanda psikolojik acı çektirme eylemini de kapsadığını yineler. Bu nedenle, bir muamele, mağdurda korku, kaygı ve aşağılık duyguları uyandırıyorsa, amaç bu olsun ya da olmasın mağduru kendi gözünde ve/veya başkalarının gözünde küçük düşürüyor veya onur kırıcı bir duruma sokuyorsa, kişinin fiziksel veya manevi direncini kırıyor ya da onu kendi iradesine veya vicdanına aykırı davranmaya zorluyorsa veya insan onuruna saygısızlık teşkil ediyor ya da insan onurunu zedeliyorsa, bu muamele “aşağılayıcı” olarak nitelendirilebilir ve dolayısıyla Sözleşme’nin 3. maddesinde yer alan yasak kapsamına girer (aynı karar, § 42 ve bu kapsamda yapılan diğer atıflar).
15. Mahkeme, Sözleşme’nin 3. maddesinin ihlal edildiği iddiasına ilişkin delilleri değerlendirirken, “makul şüphenin ötesinde” ispat standardını benimser. Mahkemenin yerleşik içtihadına göre, bu ispat, yeterince güçlü, açık ve uyumlu çıkarımların veya benzer şekilde çürütülememiş maddi karinelerin bir arada bulunmasıyla sağlanabilir. Ayrıca, belirli bir sonuca ulaşmak için gerekli ikna düzeyi ile bu bağlamda ispat yükünün dağılımı, olayların özellikleriyle, öne sürülen iddianın niteliğiyle ve söz konusu olan Sözleşme hakkının mahiyetiyle doğrudan bağlantılıdır. Uyuşmazlık konusu olayların tamamı ya da büyük bir kısmı münhasıran yetkili makamların bilgisi dâhilinde gerçekleşmişse, mağdurun anlattığı olayların doğruluğunu şüpheye düşürecek olguları ortaya koyan delilleri göstermek suretiyle tatmin edici ve ikna edici bir açıklamada bulunmak şeklindeki ispat yükü Hükümete düşer (aynı karar, § 43 ve bu kapsamda yapılan diğer atıflar).
16. Mevcut davaya dönecek olursak, Mahkeme, başvuranın doktor raporlarında belirtilen bileklerindeki kızarıklıkla ilgili herhangi bir şikâyette bulunmadığını ve yalnızca yakalanması sırasında kendisine yöneltildiğini iddia ettiği hakaret ile sonrasında yürütülen soruşturmanın etkisizliği hususlarında şikâyette bulunduğunu belirtir. Bu bağlamda, Hükümetin de belirttiği üzere, bir avukat tarafından temsil edilen başvuran, gerek iç hukukta yürütülen yargılamalarda herhangi bir aşamada gerekse Mahkeme önündeki yargılama sürecinde, iddia edilen hakaretin niteliği ve içeriği hakkında hiçbir detay vermemiş, yalnızca kelepçelendiği sırasında mimik yaptığı için polis memurunun kendisine hakaret ettiğini beyan etmekle yetinmiştir. Mahkeme, taraflarca sunulan belge ve bilgilerin hiçbirinden başvurana gerçekten hakaret edildiğinin tespit edilemediğini de gözlemler.
17. Başvuran, iddia edilen olayın, ruhsal bir acı veya korku ve ıstırap hissi yaşamasına neden olduğu gibi bir iddiada da bulunmamıştır. Bu bakımdan Mahkeme, başvuran hakkında düzenlenen ve içeriğine kendisi tarafından hiçbir aşamada itiraz edilmemiş olan doktor raporlarından anlaşıldığı üzere, başvuranın gözaltı süresince herhangi bir kötü muameleye maruz kalmadığını beyan ettiğine dikkat çeker (bk. yukarıda 5. paragraf). Mahkeme, ayrıca, söz konusu doktor raporlarında olayın başvuran üzerinde herhangi bir psikolojik etkiye yol açtığının da belirtilmediğini ifade eder.
18. Yukarıda belirtilen hususlar ışığında, Mahkeme, başvuranın Sözleşme’nin 3. maddesine aykırı bir muameleye maruz kaldığı yönünde savunulabilir bir iddianın temelini ortaya koyamadığı veya inandırıcı bir beyanda bulunamadığı sonucuna varmıştır.
19. Mahkeme, Sözleşme’nin 3. maddesinin usul yönünden ihlal edildiği iddiasına ilişkin olarak, 3. maddeye aykırı bir muameleye dair savunulabilir bir iddia bulunmadığı durumda, Devlet makamlarının başvuranın iddiaları hakkında etkili bir soruşturma yürütülmesi konusunda pozitif bir yükümlülük altında olduklarının kabul edilemeyeceğini tespit eder (bk. Maļinovskis/Letonya (k.k.), no. 48435/07, §§ 52-53, 4 Mart 2014; Öcalan/Türkiye (k.k.), no. 12261/10, §§ 28-35, 4 Eylül 2018; ve Ghișoiu/Romanya (k.k.), no. 40228/20, §§ 63-64, 29 Kasım 2022).
20. Dolayısıyla, başvuru açıkça dayanaktan yoksun olup, Sözleşme’nin 35. maddesinin 3 (a) ve 4. fıkraları uyarınca reddedilmesi gerekir.
Bu gerekçelerle, Mahkeme, oy birliğiyle,
Başvurunun kabul edilemez olduğuna karar vermiştir.
İşbu karar, İngilizce dilinde tanzim edilmiş olup, 25 Eylül 2025 tarihinde yazılı olarak bildirilmiştir.
Dorothee von Arnim Jovan Ilievski
Yazı İşleri Müdür Yardımcısı Başkan