Olaylar – Başvuran, kanunlara aykırı bir yaralama suçu işlediği gerekçesiyle 1997 yılının Aralık ayında Ceza Mahkemesi (Crown Court) önüne çıkarılmıştır. Başvuran, nefsi müdafaa ile hareket ettiğini iddia etmiştir. Ancak olayı savunma makamının başlattığını kanıtlayan psikiyatrik kanıtların incelenmesinin ardından jüri, başvuranın savunma yapmaya uygun bir koşulda olmadığına karar vermiştir. Suç isnadının dayanağı olarak olaylara ilişkin herhangi bir soruşturma yapılmamıştır. Jüri kararını verdikten sonra Ceza Mahkemesi, 1986 tarihli Akıl Sağlığı (Kuzey İrlanda) Emri uyarınca, başvuranın hastaneye yatırılmasına ve Devlet Bakanı’nın izni olmadan kontrolsüz bir şekilde hastaneden ayrılmasını önleyecek bir yasak emri çıkarılmasına karar vermeye zorlanmıştır.
Hukuki değerlendirme – Madde 5 § 1: Başvuran, söz konusu tüm zamanlarda “akıl hastalığı” olan bir kişi olduğunu ve akıl hastalığının kendisine zorunlu hapis emri çıkartılacak kadar ileri olduğunu reddetmemiştir. Başvuranın şikayeti daha çok hastane emrinin çıkarılma usulüne ilişkindir. Özellikle de suç isnadının dayanağı olan olaylara ilişkin herhangi bir soruşturma yapılmamış olmasından ve savunma yapmaya uygun olup olmadığına karar verilmesi sürecinde akıl hastalığının zorunlu hapis emri gerektirip gerektirmediğinin göz önünde bulundurulmadığından şikayetçi olmuştur.
Mahkeme ilk hususa ilişkin, jürinin başvuranın savunma yapmaya uygun olmadığı kararının ardından, tutuklama kararının söz konusu gerekçesinin, Madde 5 § 1’in (a) veya (c) alt paragraflarından (e) alt paragrafına kadar belirtilenlere dayandırılmış olduğunu gözlemlemiştir. Başvuranın suçun maddi unsurunu (actus reus) kullanıp kullanmadığı sorusu, Madde 5 § 1 (e) kapsamındaki tutukluluk ile bağlantılı olduğu düşünülen hususlar ile dışarıdan bağlantılıdır. Dolayısıyla, başvuranın atılı suçları işleyip işlemediğinin belirlenmemesi herhangi bir keyfiliğe yol açmamıştır.
Mahkeme ikinci hususa ilişkin ise, bir kişinin iç hukukta savunma yapmaya uygun olup olmadığının belirlenmesine ilişkin – bu kişinin yasal temsilcileri bilgilendirebilme, duruşmayı idrak edebilme ve etkin olarak duruşmaya katılabilme kapasitesinin incelenmesini içeren – aşamanın, Madde 5 § 1 (e) kapsamında, ilgili kişinin zorunlu hapis gerektirecek derecede veya mahiyette bir akıl hastalığı olup olmadığının belirlenmesine yönelik gereklilikten farklı olduğunu gözlemlemiştir. Bu farka rağmen, uygulanabilir iç hukuk uyarınca, jürinin başvuranın savunma yapmaya uygun olmadığı kararını vermesi üzerine hakim zorunlu hapis kararı vermek zorundaydı. Dolayısıyla, bununla ilgili olarak, yerel yasalarda teorik bir eksikliğin mevcut olduğu söylenebilir.
Bununla beraber Mahkeme, görüşlerini tek bir davanın olaylarına dayandırmak durumundadır. Başvuranın savunma yapmaya uygun olup olmadığına karar verirken Ceza Mahkemesi iki psikiyatrist ile görüşmüş, bu iki psikiyatrist de başvuranda psikotik akıl hastalığı olduğunu belirtmiştir. Savunma makamınca çağrılan psikiyatrist, başvuranın ciddi anlamda hasar verici ve tehlikeli davranışlarının, maksimum güvenlik tedbirleri olan bir birimde bir uzman tarafından psikiyatrik tedavi görmesi gerektiği anlamına geldiğini belirtmiş; savcılık tarafından görevlendirilen psikiyatrist ise başvuranın kişilik problemleri ile psikotik akıl hastalığının birleşiminin başvuranı potansiyel olarak oldukça tehlikeli biri haline getirdiğini belirtmiştir. Dolayısıyla, Ceza Mahkemesi önündeki kabul edilmiş kanıtlar, başvuranın davasında Winterwerp kriterlerine uyulduğunu ve başvuranın yerel makamlarca kendisine ilişkin yapılan değerlendirmelere hiç karşı çıkmadığını desteklemektedir. Bu koşullar altında, söz konusu hastane emri Sözleşme’nin 5 § 1 maddesinde belirtilen gereklilikleri ihlal etmemiştir.
Başvuranın 5 § 1 maddesi kapsamında kısıtlama kararının (yani başvuranın hastaneden gözetim altında olmaksızın ayrılabilmesi için Devlet Bakanı’nın izninin gerektiği kararının) verilmesi sürecine ilişkin olan son şikayeti de, kısıtlama kararı başvuranın tutukluluk usulünün yasal şartlarının bazılarını değiştirmiş olsa da, başvuranın akıl hastalığından dolayı özgürlüğünün kısıtlanması durumunda herhangi bir değişikliğe yol açmadığından ve Sözleşme’nin 5 § 1 (e) maddesinin tutukluluk koşulları ile temelde bir ilgisi olmadığından dolayı dayanaktan yoksun bulunmuştur.
Sonuç: kabul edilemez (açıkça dayanaktan yoksun).
Madde 5 § 4: Başvuran ayrıca ceza iddianamesinde kendisine isnat edilen suçlara ilişkin devam eden tutukluluğunun kanunlara uygunluğunu sorgulayamadığından şikayetçi olmuştur. Ancak, Mahkeme, Sözleşme’nin 5 § 4 maddesinin (e) bendinde belirtilen “kanuna uygunluğa” ilişkin Winterwerp kriterlerinin, akıl hastası bir kişinin devam eden tutukluluğuna ilişkin Sözleşme’nin 5 § 4 maddesince teminat altına alınan kanuna uygunluğun gözden geçirilmesi işleminin, tutuklamaya ait ilk kararın sebebi olan geçmişteki olayların değil güncel tıbbi değerlendirmelerin desteklediği bilgiler ışığında hasta olan kişinin tehlikelilik durumu da dahil olmak üzere mevcut sağlık durumu gözden geçirilerek yapılmalısını gerektirdiğini kaydetmiştir.
Başvuranın düzenli aralıklarla Akıl Sağlığı Değerlendirme Mahkemesi’ne başvurma hakkı vardı ve başvuranın gıyabında Devlet Bakanı’nın en az iki yılda bir başvuranın davasını Mahkeme’ye gönderme yükümlülüğü bulunmaktaydı. Mahkeme, Winterwerp kriterlerinin geçerli olup olmadığını, yani başvuranda hala zorunlu hapis cezası emri gerektirecek derecede bir akıl hastalığı olup olmadığını inceleme yetkisine sahipti. Başvuranın tutukluluğunun Madde 5 § 1 (e)’de belirtilen özgürlük hakkının istisnaları arasına girmesi sebebiyle bu değerlendirmenin kapsamı Madde 5 § 4 ile uyumlu olmaya yeterli olmuştur.
Sonuç: kabul edilemez (açıkça dayanaktan yoksun).
(Ayrıca bk. Stanev / Bulgaristan [BD], 36760/06, 17 Ocak 2012, 148 Sayılı Bilgi Notu; ve Winterwerp / Hollanda, 6301/73, 24 Ekim 1979)
Full & Egal Universal Law Academy