AVRUPA İNSAN HAKLARI MAHKEMESİ
İKİNCİ BÖLÜM
KABUL EDİLEBİLİRLİK HAKKINDA KARAR
Başvuru No. 11703/07
Elif Nihan KAFES / Türkiye
Başkan,
Valeriu Griţco,
Hâkimler,
Egidijus Kūris,
Darian Pavli,
ve Bölüm Yazı İşleri Müdür Yardımcısı Hasan Bakırcı’nın katılımıyla 10 Aralık 2019 tarihinde Komite halinde toplanan Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (İkinci Bölüm), 5 Mart 2007 tarihinde yapılan yukarıda belirtilen başvuru, 8 Nisan 2014 tarihli karar, davalı Hükümet tarafından sunulan görüşler ve başvuran tarafından bu görüşlere verilen cevaplar dikkate alınarak, gerçekleştirilen müzakerelerin ardından aşağıdaki kararı vermiştir:
OLAY VE OLGULAR
1. Başvuran Elif Nihan Kafes, 1972 doğumlu bir Türk vatandaşı olup, Ankara’da ikamet etmektedir. Başvuran, Mahkeme önünde Ankara Barosuna kayıtlı Avukat M. Polat tarafından temsil edilmiştir.
2. Türk Hükümeti (“Hükümet”) ise kendi görevlisi tarafından temsil edilmiştir.
Davanın Koşulları
3. Davanın kendine özgü koşulları, taraflarca ifade edildiği şekliyle, aşağıdaki gibi özetlenebilir.
4. 21 Nisan 1998 tarihinde, kötü muamele nedeniyle polislere karşı açılan bir dava kapsamında, başvuranın mağdurlardan birinin temsilcisi olarak katıldığı duruşma sırasında, seyirciler ile söz konusu davanın tarafları arasında münakaşa yaşanmıştır. Duruşmayı izleyenler arasında duruşmaya özel olarak katılan sivil polisler de bulunmaktaydı (bk., aynı olay ve olgularla ilişkili olarak, Çelik/Türkiye (No. 2), No. 39326/02, 27 Mayıs 2010). Bu münakaşa sırasında başvuran yaralanmıştır.
5. Adli Tıp Kurumu, 22 Nisan 1998 tarihinde, başvuran hakkında bir rapor hazırlamıştır. Adli Tıp raporunda, başvuranın özellikle sol baldırında 3 cm x 9 cm, sağ dizinde 2 cm, karnın sağ tarafında 2 cm x 2,5 cm ve sol ayağında 3 cm çapında ekimozların bulunduğu belirtilmiştir. Raporda, bu yaralanmalar nedeniyle başvurana beş gün iş göremezlik raporunun verilmesi gerektiği sonucuna varılmıştır.Ceza Davası
6. 21 Nisan 1998 tarihinde meydana gelen münakaşa hakkında ceza davası açılmıştır.
7. Asliye Ceza Mahkemesi, 2 Nisan 2001 tarihinde, delil yetersizliği nedeniyle söz konusu münakaşaya karışan birkaç kişinin, haklarındaki tehdit suçlamasından beraat etmesine karar vermiştir. Söz konusu mahkeme, geriye kalan suçlamalar hakkında (karşılıklı darp ve yaralama suçlamaları, hakaret ve tehdit) ise, sanıkların beş yıl denetimli serbestlik süresine tabi tutulacaklarını ve bu sürenin sonunda ilgililerin benzer veya daha ağır suçlar işlememeleri halinde, davanın kayıttan düşürüleceğini belirterek, 4616 sayılı Kanun’a dayanarak hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına dair karar vermiştir (bk., Taylan/Türkiye, No. 32051/09, 3 Temmuz 2012).
8. Yetkili mahkemeler, 26 Kasım 2001 ve 6 Ocak 2003 tarihlerinde başvuranın dışındaki mağdurlar ve sanıklar tarafından yapılan itirazları reddetmişlerdir. Asliye Ceza Mahkemesi, 14 Eylül 2006 tarihinde, yukarıda belirtilen denetim süresinin sona erdiğini, başvuranların bu süre zarfında herhangi bir suç işlemediklerini, ayrıca ceza davasına ilişkin zaman aşımı süresinin sona erdiğini ve dolayısıyla, davanın kayıttan düşürülmesi gerektiğini tespit etmiştir. Yukarıda belirtilen üç tarihte verilen kararların hiçbirinde başvuranın adı geçmemiştir.
9. Mahkemenin Yazı İşleri Müdürlüğüne gönderilen 16 Mart 2009 tarihli yazıyla, başvuran, itiraz yolunun etkin olmadığını düşünmesi nedeniyle, 2 Nisan 2001 tarihli karara itiraz etmediğini belirtmiştir. Başvuran, bu kararın kendisine 25 Temmuz 2001 tarihinde bildirildiğini ve halen 14 Eylül 2006 tarihli kararın kendisine bildirilmesini beklediğini eklemiştir.Tazminat Davası
10. Başvuran, 5 Temmuz 1999 tarihinde, Devletin objektif yükümlülüğü kapsamında 5 milyar eski Türk lirası (TRL - söz konusu tarihte yaklaşık 11.400 avroya (EUR) eşdeğer) tutarında tazminat talep ederek, idareye karşı tam yargı davası açmıştır. Aydın İdare Mahkemesi, 23 Ocak 2002 tarihinde başvurana 250 milyon TRL (karar tarihinde yaklaşık 210 avro) ödenmesine karar vermiştir. Aydın İdare Mahkemesi özellikle, münakaşanın meydana geldiği duruşma sırasında uygulanan güvenlik önlemlerine rağmen, güvenlik güçlerinin başvuranın korunmasında yetersiz kaldıklarını ifade etmiştir.
11. Gecikme faizinin başvuranın ilk tazminat talebini idare önüne sunduğu 20 Nisan 1999 tarihinden itibaren söz konusu meblağın ödenme tarihine kadar işlemesine imkân veren iki temyiz başvurusunun ardından, Danıştay, 23 Haziran 2009 tarihinde, İdare Mahkemesinin bozma kararı üzerine yeniden verdiği kararı onamıştır.
ŞİKÂYETLER
12. Başvuran, 21 Nisan 1998 tarihinde kötü muameleye maruz kalmasından şikâyet etmektedir. Başvuran, buna ek olarak, saldırganlar hakkında hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına karar verilmesi nedeniyle cezasız kalmalarından da şikâyetçidir. Başvuran son olarak, tazminat davası kapsamında mahkemeler tarafından kendisine ödenmesine karar verilen manevi tazminat miktarının yetersiz olmasından şikâyet etmektedir. Başvuran, Sözleşme’nin 3, 6. ve 13. maddelerini ileri sürmektedir.
HUKUKİ DEĞERLENDİRME
13. Başvuran, kötü muameleye maruz kalmasından ve iç hukuk yollarının etkin olmamasından şikâyetçidir.
14. Hükümet, bireysel başvuru hakkının kötüye kullanılmasına ve başvuranın mağdur sıfatına ilişkin itirazlar ileri sürmektedir. Hükümet, esas bakımından, başvuranın iddialarına karşı çıkmaktadır.
15. Mahkeme, aşağıdaki nedenlerden dolayı başvurunun kabul edilemez olduğu kanaatine varması nedeniyle, Hükümetin itirazlarının incelenmesinin gerekli olmadığı kanısındadır.Kötü Muamelelere ve Soruşturmanın Etkin Olmamasına ilişkin Şikâyetler Hakkında
16. Mahkeme, Sözleşme’nin 35. maddesinin 1. fıkrası uyarınca, yalnızca “kesinleşmiş ulusal karar tarihinden itibaren altı aylık bir süre içinde” kendisine başvurulabileceğini hatırlatmaktadır. Dolayısıyla Mahkeme, davalı Hükümet bu konuda herhangi bir ön itirazda bulunmamış olsa bile, altı ay süre kuralını resen uygulamak için “nihai ulusal karar” tarihinin hangi tarih olduğunu belirlemelidir (Walker/Birleşik Krallık (k.k.), No. 34979/97, AİHM 2000‑I).
17. Somut olayda Mahkeme, başvuranın 25 Temmuz 2001 tarihinde kendisine bildirilen 2 Nisan 2001 tarihli karara itiraz etmemeyi seçtiğini kaydetmektedir. Başvuranın bu hukuk yolunun etkin olmamasına ilişkin ileri sürdüğü iddianın kabul edilebilir olabileceği varsayılsa bile, başvuran, 5 Mart 2007 tarihinden önce Mahkemeye başvuruda bulunmak için neden harekete geçmediğini halen açıklamamıştır. Buna ek olarak, Mahkeme, başvuran ve makamlar arasında başvuranın şikâyeti ile ilgili olarak gerçek temasların kurulduğunu veya soruşturma tedbirlerinin ilerlemesini görme konusunda gerçek bir olasılığın bulunduğunu belirtmeye imkân veren herhangi bir unsur tespit etmemektedir (yukarıda 8 ve 9. paragraflar. bk., Mocanu ve diğerleri/Romanya [BD], No. 10865/09 ve diğer 2 başvuru, §§ 264-269, AİHM 2014 (özetler)).
18. İdareye karşı açılan tam yargı davasına ilişkin olarak, Mahkeme ayrıca, yalnızca tazminat ödenmesiyle, Sözleşme’nin 3. maddesinin Devletlere yüklediği yükümlülüklerin yerine getirilmediği yönündeki içtihadını da hatırlatmaktadır (McKerr/Birleşik Krallık, No. 28883/95, § 121, AİHM 2001‑III). Dolayısıyla Mahkeme, Sözleşme’nin 3. maddesi kapsamındaki şikâyetlerle ilgili olarak altı aylık sürenin hesaplanması amacıyla bu başvuru yolunu dikkate alamaz (bk., bu davaya uygulanabildiği ölçüde (mutatis mutandis), Stig Wolch Jørgensen ve diğerleri/Danimarka (k.k.), No. 30173/12, §§ 55-63, 28 Haziran 2016).
19. Sonuç olarak, başvurunun bu kısmı geç sunulmuş olup, Sözleşme’nin 35. maddesinin 1 ve 4. fıkraları uyarınca reddedilmelidir.Ödenmesine Karar Verilen Tazminatın Yetersizliği Hakkında
20. Mahkeme, ilk olarak, daha önce, mevcut davada incelenen aynı olay ve olgulara ilişkin bir başka davada, kişiler arasında bir kavganın söz konusu olduğu sonucuna vardığını kaydetmektedir (yukarıda anılan Çelik kararı, § 33). Bu koşullarda Mahkeme, somut olayda, manevi tazminat ödenmesine karar vermeye ilişkin mutlak ve genel bir yükümlülüğün bulunduğu yönünde bir sonuca varamayacaktır (bk., bu davaya uygulanabildiği ölçüde (mutatis mutandis), Zavoloka/Letonya, No. 58447/00, § 40, 7 Temmuz 2009).
21. Buna ek olarak, Mahkeme, 23 Haziran 2009 tarihinde kesinleşen bir kararla, idare mahkemelerinin, objektif sorumluluk kriterlerine göre Devletin bir sorumluluğunun bulunduğunu tespit ettiklerini ve başvurana manevi tazminat olarak bir meblağın ödenmesine karar verdiklerini gözlemlemektedir (yukarıda 10 ve 11. Paragraflar); devletlerin kendi hukuk sistemleri, gelenekleri ve ülkenin yaşam düzeyi ile tutarlı bir şekilde tazminatla ilgili hukuk yolunun düzenlenmesi hususunda kendilerine verilen takdir yetkisine ilişkin değerlendirmelerle ilgili olarak, bk., bu davaya uygulanabildiği ölçüde (mutatis mutandis), Cocchiarella/İtalya [BD], No. 64886/01, §§ 79-80, AİHM 2006-V).
22. Yukarıda belirtilenler ışığında, Mahkeme, bu şikâyetin, niteliği ve davanın özel koşulları nedeniyle, Sözleşme’nin 13. maddesine nazaran özel bir hüküm (lex specialis) teşkil eden Sözleşme’nin 6. maddesinin 1. fıkrası açısından incelenmesi gerektiği kanaatindedir (Menecheva/Rusya, No. 59261/00, § 105, AİHM 2006-III).
23. Oysa Sözleşme tarafından güvence altına alınan hak ve özgürlükler ihlal edilmediği sürece, ulusal bir mahkeme tarafından yapıldığı iddia edilen fiili veya hukuki hataları inceleme görevi Mahkemeye ait değildir. Mahkeme, dördüncü derece mahkemesi hâkiminin yerine geçmemekte ve ulusal mahkemelerin vardığı sonuçlar, keyfi veya açıkça mantıksız olmadığı sürece, ulusal mahkemelerin değerlendirmesini Sözleşme’nin 6. maddesinin 1. fıkrası açısından sorgulamamaktadır (örneğin bk., García Ruiz/İspanya [BD], No. 30544/96, § 28, AİHM 1999-I ve Perez/Fransa [BD], No. 47287/99, § 82, AİHM 2004-I) ve mevcut davada bu türden bir durum söz konusu değildir. Dolayısıyla, başvurunun bu kısmı, Sözleşme’nin 35. maddesinin 3. fıkrasının (a) bendi ve 4. fıkrası uyarınca, açıkça dayanaktan yoksun olduğu gerekçesiyle reddedilmelidir.
Bu gerekçelerle, Mahkeme, oy birliğiyle,
Başvurunun geri kalan kısmının kabul edilemez olduğuna karar vermiştir.
İşbu karar, Fransızca dilinde tanzim edilmiş olup, 9 Ocak 2020 tarihinde yazılı olarak bildirilmiştir.
Hasan BakırcıValeriu Griţco
Yazı İşleri Müdür Yardımcısı Başkan
Full & Egal Universal Law Academy