AVRUPA İNSAN HAKLARI MAHKEMESİ
İKİNCİ BÖLÜM
KABUL EDİLEBİLİRLİK HAKKINDA KARAR
Başvuru no. 11773/12
Mesut KAR / Türkiye
Başkan,
Nebojša Vučinić,
Hâkimler,
Paul Lemmens,
Stéphanie Mourou-Vikström,
ve Bölüm Yazı İşleri Müdür Yardımcısı Hasan Bakırcı’nın katılımıyla 5 Eylül 2017 tarihinde Komite halinde toplanan Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (İkinci Bölüm),
16 Aralık 2011 tarihinde yapılan yukarıda anılan başvuruyu göz önüne alarak,
Davalı Hükümet tarafından ibraz edilen görüşleri ve bu görüşlere cevaben başvuran tarafından ibraz edilen görüşleri dikkate alarak,
Gerçekleştirilen müzakerelerin sonucunda aşağıdaki kararı vermiştir:
OLAYLAR
1. Başvuran Mesut Kar 1990 doğumlu bir Türk vatandaşı olup; İzmir’de T tipi cezaevinde tutuklu bulunmaktadır. Türk Hükümeti (“Hükümet”) kendi görevlisi tarafından temsil edilmiştir.
2. Dava konusu olaylar, taraflarca ileri sürüldüğü şekliyle, aşağıdaki gibi özetlenebilir:
3. Başvuran, 27 Nisan 2009 tarihinde, terör örgütü üyesi olduğu şüphesiyle polis tarafından yakalanmıştır.
4. Şırnak Sulh Ceza Mahkemesi, 29 Nisan 2009 tarihinde, başvuranın tutuklanmasına karar vermiştir.
5. Diyarbakır Ağır Ceza Mahkemesi’ne yönelik, 20 Kasım 2009 tarihinde, başvuranı terör örgütü üyesi olmakla suçlayan bir iddianame hazırlanmıştır.
6. Diyarbakır Ağır Ceza Mahkemesi nezdinde 19 Şubat 2010 tarihinde ilk duruşmayapılmıştır.
7. Diyarbakır Ağır Ceza Mahkemesi, 2 Ocak 2013 tarihinde, başvurana atılı suçları sabit bulmuş ve onu 10 yıl 6 ay hapis cezasına mahkûm etmiştir. Aynı zamanda, Ağır Ceza Mahkemesi, başvuranın tutukluluğunun devamına karar vermiştir.
ŞİKÂYET
8. Başvuran, Sözleşme’nin 5 § 3 maddesine dayanarak, yargılama öncesi tutukluluğunun aşırı uzun sürmesinden şikâyet etmiştir.
HUKUKİ DEĞERLENDİRME
9. Hükümet, başvuranın iç hukuk yollarını tüketmediğini, zira 23 Eylül 2012 tarihinde hâlen tutuklu bulunduğunu ve Anayasa Mahkemesi’ne başvurmuş olması gerektiğini ileri sürmüştür.
10. Anayasa Mahkemesi önündeki yeni hukuk yolunun temel yönlerini inceleyen Mahkeme, Türkiye Büyük Millet Meclisinin söz konusu mahkemeye, kural olarak, 23 Eylül 2012 tarihinden sonra kesinleşen bütün kararlar bakımından, Sözleşme ile korunan hak ve özgürlüklerin ihlallerine yönelik doğrudan ve hızlı bir tazmin sağlamasına imkân tanıyan yetkiler verdiğine ve bu hukuk yolunun kullanılması gereken bir hukuk yolu olduğuna karar vermiştir (bk. Hasan Uzun/Türkiye (k.k.), no. 10755/13, §§ 68-71, 30 Nisan 2013).
11. Mahkeme, ayrıca, Anayasa Mahkemesinin zaman bakımından yetkisinin (ratione temporis) 23 Eylül 2012 tarihinde başladığını ve daha önce verilen kararlardan açıkça anlaşıldığı üzere, zaman bakımından yetkisinin, bireysel başvuru hakkının kabulünden önce başlayan ve belirtilen tarih itibariyle devam etmekte olan bir ihlali içeren durumları da kapsayacak şekilde genişletilmesine karar verdiğini belirtmektedir (Koçintar / Türkiye (k.k.), no. 77429/12, §§ 15-26, 39, 1 Temmuz 2014 ve Levent Bektaş/Türkiye, no. 70026/10, §§ 40-42, 16 Haziran 2015).
12. Somut davada, başvuranın tutukluluğu 27 Nisan 2009 tarihinde başlamış ve 2 Ocak 2013 tarihinde mahkûm edilmesiyle sona ermiştir. Dolayısıyla, başvuranın 23 Eylül 2012 tarihinden önceki dönemi de kapsayan tutukluluğu, Anayasa Mahkemesi’nin zaman bakımından yetkisi kapsamına girmiştir.
13. Sonuç olarak, Hükümetin başvuranın Anayasa Mahkemesi önünde yeni hukuk yoluna başvurmadığına ilişkin ilk itirazını dikkate alan Mahkeme, başvurunun, Sözleşme’nin 35 §§ 1 ve 4 maddesi uyarınca, iç hukuk yollarının tüketilmemiş olması nedeniyle reddedilmesi gerektiği sonucuna varmıştır.
Bu gerekçelerle, Mahkeme, oy birliğiyle,
Başvurunun kabul edilemez olduğuna karar vermiştir.
İşbu karar İngilizce olarak tanzim edilmiş olup 28 Eylül 2017 tarihinde yazılı olarak bildirilmiştir.
Hasan BakırcıNebojša Vučinić
Yazı İşleri Müdür Yardımcısı Başkan
Full & Egal Universal Law Academy