AVRUPA İNSAN HAKLARI MAHKEMESİ
İKİNCİ BÖLÜM
KABUL EDİLEBİLİRLİK HAKKINDA KARAR
Başvuru no. 63988/09
Savaş KARABALI / Türkiye
Başkan,
Paul Lemmens,
Hâkimler,
Valeriu Griţco,
Stéphanie Mourou-Vikström
ve Bölüm Yazı İşleri Müdür Yardımcısı Hasan Bakırcı’nın katılımıyla 29 Mayıs 2018 tarihinde Komite olarak toplanan Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi(İkinci Bölüm),
20 Kasım 2009 tarihinde yapılan yukarıdaki başvuruyu göz önüne alarak,
Hükümet tarafından ibraz edilen görüşleri ve bu görüşlere cevaben başvuran tarafından ibraz edilen görüşleri dikkate alarak,
Gerçekleştirilen müzakerelerin sonucunda aşağıdaki kararı vermiştir:
OLAYLAR
1. Başvuran Savaş Karabalı 1972 doğumlu bir Türk vatandaşı olup Antalya’da ikamet etmektedir. Başvuran, Mahkeme önünde Antalya Barosu’na kayıtlı Avukat S. Gül tarafından temsil edilmiştir.
2. Türk Hükümeti (“Hükümet”) ise kendi görevlisi tarafından temsil edilmiştir.
A. Davanın Koşulları
3. Davanın konusu, taraflarca ifade edildiği şekliyle aşağıdaki gibi özetlenebilir:
4. Başvuran, 29 Haziran 2007 tarihinde gözaltına alınmıştır.
5. Ankara Sulh Ceza Mahkemesi, 3 Temmuz 2007 tarihinde, başvuranın tutuklanmasına karar vermiştir.
6. Cumhuriyet savcısı, başvuranı suç işleme amacıyla yasa dışı örgüt kurmakla suçlayan bir iddianameyi Ankara Ağır Ceza Mahkemesine 6 Eylül 2007 tarihinde sunmuştur.
7. Ankara Ceza Mahkemesi, 15 Temmuz 2010 tarihinde başvuranın tutuksuz yargılanmak üzere tahliyesine karar vermiştir.
8. Dava dosyasındaki en son bilgilere göre, başvuran aleyhinde yürütülen ceza yargılamaları Ocak 2012 tarihi itibariyle derdest bulunmaktaydı.
B. İlgili İç Hukuk ve Uygulama
9. İlgili iç hukuka ve uygulamaya ilişkin açıklamalar A.Ş. /Türkiye (no. 58271/10, § 34-35, 13 Eylül 2016) ile Turgut ve Diğerleri/Türkiye ((k.k.), no. 4860/09, §§ 19-26, 26 Mart 2013) davalarında bulunabilir.
ŞİKÂYETLER
10. Başvuran tutukluğunun uzunluğu hakkında Sözleşme’nin 5 § 3 maddesi kapsamında şikâyette bulunmuştur.
11. Başvuran ayrıca, Sözleşme’nin 6. maddesi kapsamında, ceza yargılamalarının uzunluğunun “makul süre” koşuluyla bağdaşmadığını iddia etmiştir. Başvuran, aynı madde kapsamında aleyhinde açılan ceza yargılamaların adil olmadığı hususunda şikâyetçi olmuştur.
12. Son olarak, başvuran Sözleşme’nin 8. maddesi altında uzun süre tutuklu olmasının aile hayatını ve psikolojik sağlığını negatif etkilediğini savunmuştur.
HUKUKİ DEĞERLENDİRME
A. Sözleşme’nin 5 § 3 maddesi
13. Başvuran tutukluğunun uzunluğuna ilişkin olarak Sözleşme’nin 5 § 3 maddesi kapsamında şikâyette bulunmuştur.
14. Hükümet, Mahkemeden iç hukuk yollarının tüketilmediği gerekçesiyle söz konusu şikâyeti reddetmesini talep etmiştir. Bu bakımdan Hükümet, başvuranın Ceza Muhakemesi Kanunu’nun (“CMK”) 141. maddesi uyarınca tazminat talep etmesi gerektiğini belirtmiştir.
15. Mahkeme, tutukluluk süresinin uzunluğu bakımından CMK’nın 141 § 1 (d) maddesinin uygulanmasına ilişkin iç hukuk yolunun Demir/Türkiye, ((k.k.) no. 51770/07, §§ 17‑35, 16 Ekim 2012) ve A.Ş./Türkiye (no. 58271/10, § 85‑-95, 13 Eylül 2016) davalarında incelendiğini gözlemlemektedir.
16. Mahkeme, yukarıda anılan Demir davasında, söz konusu hukuk yolunun mahkûmiyetleri kesinleşmiş olan başvuranlar tarafından tüketilmesi gerektiğine hükmetmiştir. Bununla beraber, Mahkeme, A.Ş. Kararında (yukarıda anılan, § 92), Haziran 2015 tarihi itibariyle, Ceza Muhakemesi Kanunu’nun 141 § 1 (d) maddesinde öngörülen iç hukuk yolunun yargılamalarının kesinleşmesinden önce dahi başvuranlar tarafından tüketilmesi gerektiğine karar vermiştir.
17. Mahkeme somut davada başvuranın 15 Temmuz 2010 tarihinde serbest bırakılması ile tutukluğunun sona erdiğini, ancak başvuran aleyhine yargılamaların halen derdest olup olmadığı veya kesinleşip kesinleşmediğine dair herhangi bir bilgi bulunmadığını kaydetmektedir. Bununla birlikte Mahkeme, başvuranın her iki durumda da CMK’nın 141 § 1 (d) maddesi uyarınca tazminat talebinde bulunabileceğini gözlemlemektedir. Ancak, başvuran tazminat talebinde bulunmamıştır.
18. Mahkeme, iç hukuk yollarının tüketilip tüketilmediğine ilişkin değerlendirmenin, normal şartlarda, Mahkemeye başvurunun yapıldığı tarih esas alınarak gerçekleştirildiğini hatırlatmaktadır. Ancak, Mahkemenin birçok kararında belirttiği üzere bu kural, her davanın kendine özgü koşullarıyla haklı kılınabilecek istisnalara tabidir (bk. İçyer/Türkiye (k.k.), no. 18888/02, § 72, AİHM 2006-I). Mahkeme daha önce, ceza yargılamalarındaki nihai karardan sonra uygulanabilir olan, tutukluluğun uzunluğu hakkında yukarıda belirtilen hukuk yoluna ilişkin davalarda bu kuraldan ayrılmıştır (bk. diğer kararlar arasında, Tutal ve Diğerleri/Türkiye (k.k.), no. 11929/12, 28 Ocak 2014). Mahkeme, söz konusu istisnanın somut davada da uygulanması gerektiği kanaatindedir.
19. Sonuç olarak, Mahkeme, Hükümetin itirazını dikkate alarak, başvurunun, Sözleşme’nin 35 §§ 1 ve 4. maddesi uyarınca, iç hukuk yollarının tüketilmemiş olması nedeniyle reddedilmesi gerektiği kanaatine varmıştır.
B. Diğer Şikâyetler
1. Yargılamaların uzunluğu
20. Başvuran, aleyhinde açılan ceza yargılamalarının aşırı uzun olduğundan şikâyetçi olmuştur. Başvuran, Sözleşmenin 6. maddesine dayanmıştır.
21. Mahkeme, Ümmühan Kaplan/Türkiye (no. 24240/07, 20 Mart 2012) davasında pilot karar usulünün uygulanmasının ardından, Türkiye’de yeni bir iç hukuk yolunun 6384 sayılı Kanun ile oluşturulduğunu gözlemlemektedir. Mahkeme daha sonra, Turgut ve Diğerleri ((k.k.), no. 4860/09, §§ 47-58, 26 Mart 2013) davasındaki kararında iç hukuk yollarını, yani yeni hukuk yolunu tüketmedikleri gerekçesiyle yeni bir başvuruyu kabul edilemez bulmuştur. Mahkeme bu kararı verirken özellikle, bu yeni hukuk yolunun muhtemel surette (a priori) erişilebilir olduğunu ve yargılamanın uzunluğuna ilişkin şikâyetler için makul bir tazmin imkânı sunabildiğini değerlendirmiştir.
22. Bu bağlamda, Mahkeme başvuranın 6384 sayılı Kanun ile oluşturulan yeni iç hukuk yolunu kullanması gerektiğini gözlemlemektedir. Dolayısıyla, Mahkeme yukarıda anılan Turgut ve Diğerleri davasında verdiği kararı yinelemektedir. Bu sebeple Mahkeme, bu şikâyetin, Sözleşme’nin 35 §§ 1 ve 4. maddesi uyarınca, iç hukuk yollarının tüketilmediği gerekçesiyle reddedilmesi gerektiği sonucuna varmıştır.
2. Yargılamaların adil olmadığı iddiası hakkında
23. Başvuran, Sözleşme’nin 6. maddesi kapsamında aleyhinde açılan ceza yargılamaların adil olmadığını ve yargılamayı yürüten mahkemenin bağımsız ve tarafsız olarak düşünülemeyeceğini iddia etmiştir.
24. Mahkeme, başvuran aleyhinde açılan ceza yargılamaların halen derdest olduğunu ve tarafların Mahkemeyi yargılamaların sonucu hakkında bilgilendirmediğini gözlemlemektedir. Dolayısıyla, başvuranın yargılamaların adil olmadığına ilişkin Sözleşme’nin 6. maddesi kapsamındaki iddiası vaktinden önce yapılmış olup Sözleşme’nin 35 §§ 1 ve 4 maddesi uyarınca iç hukuk yollarını tüketmediği gerekçesiyle reddedilmelidir.
3. Diğer şikâyetler
25. Sözleşme’nin 8. maddesi kapsamında başvuranın öne sürdüğü kalan şikâyetlere ilişkin olarak Mahkeme, mevcut bilgi ve belgeleri göz önünde bulundurarak ve şikâyet konusu hususları görev alanına girdiği ölçüde dikkate alarak, Sözleşme veya Ek Protokollerde belirtilen hak ve özgürlükler açısından herhangi bir ihlalin söz konusu olmadığı kanaatine varmıştır.
26. Dolayısıyla, Mahkeme, başvurunun bu kısmının açıkça dayanaktan yoksun olduğu ve Sözleşme’nin 35 § 3 ve 4. maddesi uyarınca reddedilmesi gerektiği sonucuna varmıştır.
Bu gerekçelerle, Mahkeme, oy birliğiyle,
Başvurunun kabul edilemez olduğuna karar vermiştir.
İşbu karar, İngilizce dilinde tanzim edilmiş olup, 21 Haziran 2018 tarihinde bildirilmiştir.
Hasan BakırcıPaul Lemmens
Yazı İşleri Müdür YardımcısıBaşkan
Full & Egal Universal Law Academy