AVRUPA İNSAN HAKLARI MAHKEMESİ
İKİNCİ BÖLÜM
KAYITTAN DÜŞÜRME KARARI
Başvuru no. 5809/13
Mustafa KARACA / Türkiye
Başkan
Robert Spano,
Yargıçlar
Paul Lemmens,
Işıl Karakaş,
Julia Laffranque,
Valeriu Griţco,
Jon Fridrik Kjølbro,
Stéphanie Mourou-Vikström,
ve Bölüm Yazı İşleri Müdürü Stanley Naismith’in katılımıyla 12 Mart 2019 tarihinde Komite hâlinde toplanan Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (İkinci Bölüm),
12 Aralık 2012 tarihinde yapılmış olan başvuruyu göz önüne alarak,
Davalı Hükümet tarafından, 21 Mart 2018 tarihinde sunulan, Mahkemeden başvurunun kayıttan düşürülmesini talep eden deklarasyonu dikkate alarak,
Gerçekleştirilen müzakereler sonucunda, aşağıdaki kararı vermiştir:
OLAYLAR VE USUL
1. Başvuran, Bay Mustafa Karaca bir Türk vatandaşı olup 1963 doğumludur ve Diyarbakır’da yaşamaktadır. Diyarbakır Barosuna bağlı Bayan Rehşan Bataray Saman tarafından temsil edilmiştir.
2. Türk Hükümeti (“Hükümet”) ise kendi görevlisi tarafından temsil edilmiştir.
3. Başvuranın oğlu Nedim Karaca, 30 Mayıs 2007 tarihinde, söz konusu tarihte 16 yaşında olup bir kısım köy korucusu tarafından vurulmuştur. Ertesi gün hastanede ölmüştür. Köy korucuları, yargılanmış ve daha sonra, orantılı güç kullanarak kendilerini savundukları gerekçesiyle beraat etmiştir.
4. Başvuru, Hükümete iletilmiştir.
HUKUKİ DEĞERLENDİRME
5. Başvuran, oğlunun öldürülmesinin ve bu ölüme ilişkin daha sonraki ceza yargılamalarının, Sözleşmenin 2. maddesini ihlal ettiğinden şikayetçi olmuştur.
6. Dostane bir çözüme ulaşma girişimlerinin başarısızlıkla sonuçlanmasının ardından, Hükümet, 21 Mart 2018 tarihli bir yazıyla, Mahkemeyi, başvurunun ortaya attığı konuyu çözüme kavuşturmak amacıyla tek taraflı bir deklarasyonda bulunmayı önerdikleri konusunda bilgilendirmiştir. Ayrıca, Hükümet, Mahkeme’yi, Sözleşmenin 37. Maddesi uyarınca başvuruyu kayıttan düşürmesini talep etmiştir.
Öngörülen deklarasyon aşağıdaki gibidir:
“Hükümet, somut davanın koşullarında olduğu gibi, ölümcül güç kullanımından kaynaklanan bireysel ölüm vakalarının olmasından dolayı, mevcut Türk mevzuatına ve Hükümetin böylesi eylemleri önleme kararlılığına rağmen, müteessirdir.
Hükümet, başvuranın oğlunun ölümüne neden olan ölümcül güç kullanımının ve bu ölüme ilişkin olarak yürütülen soruşturmanın, Sözleşmenin 2. Maddesinde yer alan standartları karşılamadığını kabul etmektedir. Hükümet, -etkili soruşturmalarının yürütülmesi yükümlülüğü dahil olmak üzere- yaşama hakkına gelecekte saygı duyulmasını sağlamak için gerekli tüm önlemleri almayı taahhüt eder.
Türkiye Hükümeti, AİHM önünde derdest olan yukarıda belirtilen davanın tek taraflı deklarasyonunu güvence altına almak amacıyla, başvuran Mustafa Karaca’ya tüm maddi ve manevi zararları ile masraf ve giderlerini karşılamak üzere, her türlü vergiden muaf olacak şekilde, 60.000 avro(altmış bin avro) ödemeyi teklif ettiklerini beyan etmektedir.
Bu meblağlar, ödeme tarihinde geçerli oranda Türk lirasına çevrilecek ve Mahkeme tarafından davayı kayıttan düşürmek için alınan kararın tebliğ tarihinden itibaren üç ay içerisinde ödenecektir. Belirtilen üç aylık sure içerisinde bu meblağların ödenememesi durumunda, Hükümet, bahsi geçen sürenin sona erdiği tarihten itibaren ödeme gününe kadar geçen sürede, yukarıda bahsedilen miktara, Avrupa Merkez Bankasının söz konusu dönem için geçerli olan marjinal faiz oranına üç puan eklenmesi suretiyle elde edilecek oran üzerinden basit faiz ödemeyi taahhüt etmektedir. Yapılacak olan ödeme ile davalar nihai çözüme kavuşturulacaktır.”
7. Tek taraflı deklarasyon, 23 Nisan 2018 tarihine kadar cevaben yapmak isteyebileceği yorumları sunmaya davet edilen başvurana 26 Mart 2018 tarihinde iletilmiştir. Başvuran bunu yapamadığı zaman, 5 Temmuz 2018 tarihinde başvuranın yorumlarını 3 Ağustos 2018 tarihine kadar sunması istenmiştir. Başvuran, Hükümet tarafından sunulan tek taraflı deklarasyona ilişkin hiçbir yorum ileri sürmemiştir.
8. Mahkeme, Sözleşmenin 37. maddesinin, yargılamanın herhangi bir aşamasında, durumların o maddenin 1. fıkrasının (a), (b) veya (c) kapsamında belirtilen sonuçlardan birine yol açması durumunda başvuruyu kayıttan düşürmeye karar verebileceğini öngördüğünü yinelemektedir. 37 § 1 (c) maddesi, Mahkemenin, özellikle, aşağıdaki durumda, bir davayı kayıttan düşürmesine olanak sağlamaktadır:
“Mahkemenin saptadığı herhangi bir başka gerekçeden ötürü, başvurunun incelenmesinin sürdürülmesini haklı kılan bir neden görülmezse.”
9. Mahkeme, ayrıca, başvuranın davanın incelenmesinin devam etmesini istemesi durumunda dahi, davalı Hükümet tarafından yapılan tek taraflı bir deklarasyona dayanarak, belirli durumlarda, 37 § 1 (c) maddesi uyarınca bir başvuruyu kayıttan düşürebileceğini yinelemektedir.
10. Bu amaçla, Mahkeme, içtihadından, özellikle Tahsin Acar kararından doğan ilkeler ışığında deklarasyonu incelemiştir(Tahsin Acar/ Türkiye (ilk sayı) [GC], no. 26307/95, §§ 75-77 ve 84, AİHS 2003-VI; ayrıca bkz. Jeronovičs / Letonya [GC], no. 44898/10, 5 Temmuz 2016).
11. Mahkeme, mevcut davanın konusunun, öncelikli olarak, Üye Devletlerin kolluk personelinin mutlak surette gerekli olması halinde potansiyel olarak ölümcül güç kullanımına başvurmasını sağlama ve kullanılan gücün Sözleşmenin 2 § 2 maddesinin alt fıkralarında belirtilen amaçlarının gerçekleştirilmesiyle sıkı bir şekilde orantılı olması gerektiği yükümlülüğüne ilişkin olduğunu kaydetmektedir(bkz. McCann ve Diğerleri/ Birleşik Krallık 27 Eylül 1995, §§ 148-149, A Serisi no. 324). İkinci olarak, dava, Sözleşmenin 2. maddesi kapsamında, bireylerin güç kullanımı sonucu öldürülmüş olması halinde etkili bir soruşturma yürütme yükümlülüğü ile ilgilidir(bkz. diğerlerinin yanında, Mustafa Tunç ve Fecire Tunç / Türkiye [GC], no. 24014/05, § 169, 14 Nisan 2015 ve orada anılan dava). Bu bağlamda, Mahkeme, Türkiye’de kolluk personeli tarafından ölümcül güç kullanımı sonucunda ölümlerin yaşandığı çok sayıda davayı ve bu ölümlere ilişkin soruşturmaların etkililiğini incelemiştir(bkz., en yakın zamanda, Karataş ve Diğerleri/ Türkiye, no. 46820/09, 12 Eylül 2017; Güler ve Tekdal /Türkiye, no. 65815/10, 10 Ekim 2017 ve Mihdi Perinçek / Türkiye, no. 54915/09, 29 Mayıs 2018).Mevcut başvurunun konusuyla özellikle ilgili olarak, Mahkeme, köy korucuları gibi sivil gönüllülerin yarı polis işlevi görerek kullanılması bakımından endişelerini dile getirdiğini yinelemelidir(bkz. diğerleri arasında, Seyfettin Acar / Türkiye, no. 30742/03, § 34, 6 Ekim 2009 ve burada anılan davalar; ve Avşar/ Türkiye no. 25657/94, § 414, AİHS2001‑VII (alıntılar)).
12. Bu bağlamda, Mahkeme, kaybolan veya bilinmeyen failler tarafından öldürülen kişilerle ilgili davalarda ve yerel soruşturmanın Sözleşme kapsamında gerekenin altında olduğuna dair iddiaları destekleyen dava dosyasında karineden sayılan delil bulunması durumunda, tek taraflı bir deklarasyonun, en azından, önceki benzer davalarda Mahkeme tarafından tanımlandığı üzere, Sözleşmenin gerekliliklerine tam olarak uyan bir soruşturmanın yürütülmesinin Hükümet tarafından üstlenilmesi ile birlikte, bu hususta bir ikrar içermesi gerektiğini yinelemektedir(bkz. Tahsin Acar, yukarıda anılan, § 84 ve orada anılan davalar).Aslında, Mahkeme, insan haklarına saygının, Sözleşmenin 37 § 1 maddesinin son cümlesi uyarınca davanın incelenmesine devam edilmesini gerektirdiği gerekçesiyle soruşturmaları yeniden açma taahhüdünün olmadığı durumlarda davalı Hükümet tarafından sunulan tek taraflı deklarasyonları reddetmiştir( bkz. Mishina / Rusya, no. 30204/08, §§ 23-30, 3 Ekim 2017 ve orada anılan davalar; bkz. ayrıca, gerekli değişikliklerin uygulanması koşuluyla, Toğcu / Türkiye no. 27601/95, §§ 10‑14, 31 Mayıs 2005).
13. Bununla birlikte, Mahkeme, incelenmekte olan başvurulara neden olan olaylara ilişkin ceza soruşturmalarını yeniden açmanın hukuken veya fiilen imkansız olduğu durumlar olabileceğini kabul etmektedir. Bu tür durumlar, örneğin, iddia olunan faillerin beraat ettiği ve aynı suç için yargılanamadığı durumlarda veya ceza yargılamalarının ulusal mevzuatta belirtilen sure sınırı nedeniyle zamanaşımına uğradığı durumlarda ortaya çıkabilmektedir. Aslına bakılırsa, süre sınırının dolması nedeniyle sona eren ceza yargılamalarının yeniden açılması, yasal kesinliğe ilişkin konuları ortaya çıkarabilir (bkz. Coëme ve Diğerleri/Belçika, no.lar 32492/96 ve 4 diğeri, § 145, AİHS 2000‑VII) ve dolayısıyla, Sözleşmenin 7. maddesi uyarınca davalının haklarını etkileyebilir(bkz., gerekli değişikliklerin uygulanması koşuluyla(mutatis mutandis), Kononov / Letonya [GC], no. 36376/04, §§ 228-233, AİHS 2010). Aynı şekilde, aynı davalıyı, halihazırda nihai olarak beraat ettiği veya hüküm giydiği bir suçtan dolayı yargılamak, Sözleşmeye Ek 7 no.lu Protokolün 4. maddesi kapsamında, davalıya ilişkin iki defa yargılanmama veya cezalandırılmama konularını ortaya atabilir(bkz. Marguš/ Hırvatistan [GC], no. 4455/10, § 114, AİHS 2014 (alıntılar)).
14. Önceki paragrafta belirtilen hukuki imkansızlık örneklerine ek olarak, Mahkeme, olayın geçmesinden itibaren uzun bir zaman geçmişse, delillerin kaybolabileceği, tahrip edilebileceği veya izlenemez olabileceği olasılığını göz ardı edemez ve dolayısıyla, uygulamada, bir soruşturmayı açmak ve etkili bir şekilde yürütmek mümkün olmayabilir.
15. Dolayısıyla, bir Üye Devletin ceza yargılamalarını yeniden başlatma yükümlülüğü altında olup olmadığı ve sonuç olarak, tek taraflı bir deklarasyonun bu tür bir taahhüdü içermesi gerekip gerekmediği hususu, iddia olunan ihlalin niteliği ve ciddiyeti, iddia olunan failin kimliği, yargılamalarda yer almayan diğer kişilerin bunlara karışmış olabileceği, ceza yargılanmalarının sona erme nedeni, ceza yargılamalarını sonlandırma kararından önceki ceza yargılamalarındaki eksiklikler ve kusurlar ve iddia olunan failin ceza yargılamalarının bitirilmesine neden olan eksikliklere ve kusurlara katkıda bulunup bulunmadığı dahil olmak üzere davanın belirli koşullarına bağlı olacaktır.
16. Mevcut davanın koşullarına gelince, Mahkeme, tek taraflı bir deklarasyonun, başvuranın oğlunun ölümüne neden olan ölümcül güç kullanımının ve ölüme ilişkin soruşturmanın Sözleşmenin 2. maddesinde yer alan standartları karşılamadığının Hükümet tarafından açıkça kabul edilmesini içermesine rağmen, Hükümet tarafından ölüme ilişkin soruşturmayı yeniden açma taahhüdünü içermediğini kaydetmektedir. Bu nedenle, soru, bu tür bir taahhüt yokluğunda, Mahkemenin Hükümetin tek taraflı deklarasyonu kabul edip edemeyeceği olarak kalmaktadır.
17. Bu bağlamda, başvuranın oğlunun ölümünden dolayı bir kısım köy korucusunun yargılandığı ve daha sonra orantılı güç kullanarak kendilerini savundukları gerekçesiyle beraat ettiği gözlemlenmelidir (bkz. yukarıda paragraf 3). Türk hukukuna göre, kesin hükümle sonuçlanan bir yargılama, ancak, Ceza Muhakemeleri Kanununun 314. maddesinde belirtilen koşulların en az birinin karşılanması durumunda, önceki yargılamalarda hüküm giyen veya beraat eden bir kişinin aleyhine yeniden açılabilmektedir (şöyle ki, duruşmada sanığın veya hükümlünün lehine ileri sürülen ve hükme etkili olan bir belgenin sahte olduğu anlaşılırsa; hükme katılmış olan hakimlerden biri, aleyhine ceza kovuşturmasını veya bir ceza ile mahkumiyetini gerektirecek nitelikte olarak görevlerini yapmada sanık veya hükümlü lehine kusur etmiş ise; veya sanık beraat ettikten sonra suçla ilgili olarak hakim önünde güvenilebilir nitelikte ikrarda bulunmuşsa). Mahkeme, mevcut başvuruda başvuranın ölümünden beraat eden köy korucularına bu hükümlerden herhangi birinin uygulanabilir olduğunu gösteren hiçbir bilginin bulunmadığını gözlemlemektedir. Bu nedenle, başvuranın oğlunun öldürülmesine karşı onlar hakkında yeni ceza yargılaması başlatmak hukuken imkansızdır.
18. Bu bağlamda ve mevcut başvurunun koşulları altında, Mahkeme, başvuranın oğlunu öldüren faillerin kimliklerinin ihtilaf konusu olmadığı hususuna dikkat çekmenin ilgili ve önemli olduğu görüşündedir. Köy korucularının, başvuranın oğlunun ölümünde gerçek failler olup olmadığı konusunda şüpheler olduğu için beraat etmemiştir; kendilerini savundukları gerekçesiyle beraat etmişlerdir(bkz. yukarda paragraf 3). Ayrıca, başvuranın oğlunun ölümünde diğer bireylerin yer aldığına dair hiçbir iddia bulunmamaktadır. Bu nedenle, Mahkeme, Tahsin Acar kararında Büyük Daire’nin yaptığı gibi, ister yerel makamlar ister Mahkeme tarafından olayların ilave soruşturulmasının yapılmasının “daha az baskılayıcı” olarak düşünülebileceği kanaatindedir. Bu amaçla, mevcut başvurudaki tek taraflı deklarasyonlarında davalı Hükümetin, ayrıca, Sözleşmenin 2. maddesi uyarınca ölümün sorumluluğunu üstlendiğini ve –etkili soruşturmaların yürütülmesi yükümlülüğü- dahil olmak üzere yaşama hakkına gelecekte saygı duyulması için gerekli tüm önlemleri alma taahhüdünde bulunduğunu not etmek önemlidir(bkz. Tahsin Acar, yukarıda anılan, § 82).
19. Mahkeme, Sözleşmenin 2. ve 3. maddeleri kapsamındaki şikayetlere ilişkin davalarda yeniden yargılama başlatmanın hukuki imkansızlığının, ilke olarak, Sözleşmenin 46. maddesi uyarınca, Bakanlar Komitesinin incelemelerine son vermesine engel olmadığını not etmektedir. Örneğin, Büyük Daire’nin yukarıda belirtilen Jeronovičs davasında usuli yön bakımından Sözleşmenin 3. maddesine ihlal kararı vermesinin ardından, başvuran, ulusal savcının, iddialarına ilişkin olarak soruşturmayı yeniden açmasını talep etmiştir. Süre sınırının dolmasından dolayı talebi reddedilmiştir. Büyük Dairesinin kararına ilişkin İlke Kararında, Bakanlar Komitesi, Sözleşmenin 46 § 1 maddesi gereğince tüm önlemlerin alındığı kanaatinde olmuş ve soruşturmasını kapatmaya karar vermiştir(bkz. İlke Kararı CM/ResDH(2017)312).
20. Mahkeme, ayrıca, mevcut başvurudaki tek taraflı deklarasyonlarında Hükümet tarafından önerilen tazminat miktarının, yani 60.000 avro’nun(bkz. yukarda 6. paragraf), benzer davalarda Mahkeme tarafından verilen tutarlarla kıyaslanabilir olduğunu not etmenin ilgili ve önemli olduğunu düşünmektedir(bkz., diğerlerinin yanında, Gülbahar Özer ve Diğerleri/Türkiye no. 44125/06, § 85, 2 Temmuz 2013; Cangöz ve Diğerleri/Türkiye no. 7469/06, § 173, 26 Nisan 2016; ve Karataş ve Diğerleri, yukarıda anılan § 101).
21. Davanın unsurlarını, Hükümetin deklarasyonunda yer alan kabulleri ve ayrıca önerilen tazminat tutarını göz önüne alan Mahkeme, başvurunun incelenmesine devam edilmesi için artık hiçbir haklı gerekçe bulunmadığını düşünmektedir(37 § 1 (c) maddesi). Mahkeme, kararının, başvuranların düzeltme için diğer mevcut hukuk yollarını kullanma olasılığına halel getirmediğini vurgulamaktadır(bkz. Jeronovičs / Letonya (karar), no. 547/02, § 54, 10 Şubat 2009, ve, gerekli değişikliklerin uygulanması koşuluyla(mutatis mutandis), Jeronovičs, yukarıda anılan, §§ 116-118)..
22 Mahkeme, Jeronovičs davasında yukarıda belirtilen hükümde yaptığı gibi(a.g.e § 117), tek taraflı deklarasyon usulünün istisnai bir usul olduğunu vurgulamayı önemli görmektedir. Bu itibarla, Sözleşmede yer alan en temel hakların ihlalleri hususunda, ister başvuranın dostane çözüme itiraz etmesinin önlenmesi ister Hükümetin bu tür ihlallerden dolayı sorumluluğundan kaçması istenmemektedir. Mevcut davada, Mahkeme, yukarıda belirtilen başlığa ilişkin açık ve kapsamlı içtihat ışığında, başvuranın oğlunun ölümünü çevreleyen tüm koşulları ve ölüme ilişkin olarak yapılan ceza yargılamalarını incelemiştir(bkz. 11. paragraf).
23. Yukarıdaki mülahazalar ışığında ve özellikle yukarıda atıfta bulunulan açık ve kapsamlı içtihat dikkate alındığında, Mahkeme, Sözleşmede ve Eklerinde tanımlandığı üzere, insan haklarına saygının, başvurunun incelemesinin devam edilmesini gerektirmediği kanaatindedir(37 § 1 maddesinin son cümlesi). Bilhassa, Mahkeme, diğerlerinin yanında, mevcut başvurunun konusu olan köy korucuları tarafından operasyonların düzenlenmesi ve kontrolü konusu dahil olmak üzere, bu tür vakalarda Türkiye’de yaygın olan bu konuların, halihazırda bir kısım kararında incelenmiş olduğunu düşünmektedir(bkz, davaya uygulanabilir ölçüde, Tahsin Acar, yukarıda anılan, § 81). Bununla beraber, Türkiye’deki söz konusu yaygın konular, yeterli ölçüde, Bakanlar Komitesinin dikkatine sunulmuştur ve Sözleşmenin 46 § 2 maddesi şartları altında takip edilmektedir.
24. Son olarak, Mahkeme, Hükümetin tek taraflı deklarasyonun şartlarına uymaması halinde, başvurunun Sözleşmenin 37 § 2 maddesi uyarınca listeye geri alınabileceğini vurgulamaktadır((Josipović/Sırbistan (karar), no. 18369/07, 4 Mart 2008).
25. Yukarıdaki hususlar ışığında, davayı kayıttan düşürmek uygundur.
Bu gerekçelerle, Mahkeme, oybirliğiyle,
Davalı Hükümetin Sözleşmenin 2. maddesi uyarınca deklarasyonun şartlarını ve orada atıfta bulunan taahhütlerine uyumu sağlama yöntemlerinin dikkate alınmasına,
Başvurunun, Sözleşme’nin 37. maddesinin 1. fıkrasının (c) bendi uyarınca kayıttan düşürülmesine karar vermiştir.
İşbu karar, İngilizce olarak tanzim edilmiş olup 4 Nisan 2019 tarihinde yazılı olarak bildirilmiştir.
Stanley NaismithRobert Spano
Yazı İşleri MüdürüBaşkan
Full & Egal Universal Law Academy