AVRUPA İNSAN HAKLARI MAHKEMESİ
İKİNCİ BÖLÜM
KABUL EDİLEBİLİRLİK HAKKINDA KARAR
Başvuru no. 29426/09 ve 34262/09
Nursel KARAKAŞ / Türkiye
ve Seyit Rüfai DENİZ / Türkiye
Başkan
Andras Sajo,
Yargıçlar
Işıl Karakaş,
Helen Keller,
Paul Lemmens,
Egidijus Kūris,
Robert Spano,
Jon Fridrik Kjolbro
ve İkinci Bölüm Yazı İşleri Müdürü Stanley Naismith’in katılımıyla, 2 Haziran 2015 tarihinde, Daire olarak toplanan Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (İkinci Bölüm) heyeti, yukarıda belirtilen 4 Nisan 2009 ve 18 Haziran 2009 tarihli başvuruyu dikkate alarak gerçekleştirdiği müzakerelerin ardından aşağıdaki kararı vermiştir:
OLAY
A. Davanın Koşulları
Davanın olay ve olguları, başvuranlar tarafından ifade edildiği şekilde, aşağıdaki gibi özetlenebilir.
1. Nursel Karakaş (Başvuru no. 29426/09)
Başvuran, T.C. vatandaşı olup 1955 doğumludur ve İstanbul’da ikamet etmektedir. Olayların meydana geldiği tarihte, İstanbul’da bir Devlet okulunda öğretmen olarak çalışmaktaydı.
Okul idaresiyle ve aynı bölümde görevli arkadaşlarıyla diyalog kuramadığı, öğrencilere psikolojik şiddet uyguladığı ve öğrenci velilerine karşı hakaret ve küfür ettiği gerekçesiyle, 3 Temmuz 2008 tarihinde başvuran hakkında bir disiplin soruşturması açılmıştır.
Fatih İlçe Milli Eğitim Müdürü, 20 Ağustos 2008 tarihinde, disiplin soruşturması kapsamında başvuruna kınama cezası vermiştir. İlçe Milli Eğitim Müdürü, kararında, İlk ve Orta Tedrisat Muallimlerinin Terfi ve Tecziyeleri Hakkında 1702 sayılı Kanun’un 22. maddesinin 4. fıkrası uyarınca, başvurana maaşının otuzda birinin kesilmesi cezası verilmesi önerilmiş olsa bile, başvuran tarafından sunulan savunma dilekçesi dikkate alındığında bu cezanın kınama cezasına çevrileceğini belirtmiştir.
Başvuran tarafından bu karara karşı, üst makamlara sunulan itiraz, 7 Ekim 2008 tarihinde reddedilmiştir.
2. Seyit Rüfai Deniz (Başvuru no. 34262/09)
Başvuran, T.C. vatandaşı olup 1964 doğumludur ve Ankara’da ikamet etmektedir. Olayların meydana geldiği tarihte, Ankara’da bir Devlet okulunda öğretmen olarak çalışmaktaydı. Başvuran, Mahkeme önünde Avukat M. N. Eldem tarafından temsil edilmektedir.
20 Kasım 2008 tarihinde gerçekleştirilen bir teftiş sırasında, başvuranın, öğretmen kılavuz kitabının ve geçmiş günlere dair ders planlarının bulunmadığı, okul müdürüne "sen" diye hitap ettiği ve "sınavı kazanarak müdür olup, soru soramazsın" ifadesini kullandığı gerekçeleriyle, başvuran hakkında bir disiplin soruşturması başlatılmıştır.
Okul müdürü, 657 sayılı Devlet Memurları Kanunu’nun 125. maddesinin B-a ve c hükümleri uyarınca, disiplin soruşturması bağlamında başvurana kınama cezası vermiştir.
Başvuran tarafından bu karara karşı üst makamlarına sunulan itiraz, 13 Ocak 2009 tarihinde reddedilmiştir.
B. İlgili İç Hukuk
1. Anayasa
Olayların meydana geldiği tarihte yürürlükte olan Anayasa’nın 129. maddesi aşağıdaki hükmü öngörmektedir:
‘‘(...)
Uyarma ve kınama cezalarıyla ilgili olanlar hariç, disiplin kararları yargı denetimi
dışında bırakılamaz..’’
Anayasa’nın 129. maddesinin 12 Eylül 2010 tarihinde düzenlenmiş hali aşağıdaki gibidir:
‘‘ (...)
Disiplin kararları yargı denetimi dışında bırakılamaz.
.’’
2. 657 sayılı ve 14 Temmuz 1965 tarihli Devlet Memurları Hakkında Kanun
14 Temmuz 1965 tarihli 657 sayılı Devlet Memurları Hakkında Kanun’un 125. maddesine göre, Devlet memurlarına verilebilecek disiplin cezaları uyarma, kınama, aylıktan kesme, kademe ilerlemesinin durdurulması ve Devlet memurluğundan çıkarma olarak sıralanmıştır.
Bu kanunun 125. maddesinin B fıkrası aşağıdaki gibi hükmeder:
‘‘B- Kınama: Memura, görevinde ve davranışlarında kusurlu olduğunun yazı ile bildirilmesidir.
Kınama cezasını gerektiren fiil ve haller şunlardır:
a) Verilen emir ve görevlerin tam ve zamanında yapılmasında, görev mahallinde kurumlarca belirlenen usul ve esasların yerine getirilmesinde, görevle ilgili resmi belge, araç ve gereçlerin korunması, kullanılması ve bakımından kusurlu davranmak,
(...)
c) Görev sırasında amire hal ve hareketi ile saygısız davranmak,
(...).’’
Bu kanunun ‘‘disiplin cezalarının bir süre sonra sicilden silinmesi’’ hakkında düzenlenen 133. maddesi aşağıdaki gibidir:
‘‘Disiplin cezaları memurun özlük dosyasına işlenir. Devlet memurluğundan çıkarma cezasından başka bir disiplin cezasına çarptırılmış olan memur uyarma ve kınama cezalarının uygulanmasından 5 sene, diğer cezaların uygulanmasından 10 sene sonra atamaya yetkili amire başvurarak, verilmiş olan cezalarının özlük dosyasından silinmesini isteyebilir.
Memurun, yukarıda yazılan süreler içerisindeki davranışları, bu isteğini haklı kılacak nitelikte görülürse, isteğinin yerine getirilmesine karar verilerek bu karar özlük dosyasına işlenir.’’
Bu kanunun, olayların meydana geldiği tarihte yürürlükte olan, 135. maddesi aşağıdaki hükmü öngörmektedir:
‘‘Disiplin amirleri tarafından verilen uyarma ve kınama cezalarına karşı itiraz, varsa bir üst disiplin amirine yoksa disiplin kurullarına yapılabilir.
Aylıktan kesme, kademe ilerlemesinin durdurulması ve Devlet memurluğundan çıkarma cezalarına karşı idari yargı yoluna başvurulabilir.’’
3. İlk ve Orta Tedrisat Muallimlerinin Terfi ve Tecziyeleri Hakkında 1702 sayılı ve 10 Haziran 1930 tarihli Kanun
İlk ve Orta Tedrisat Muallimlerinin Terfi ve Tecziyeleri Hakkında 1702 sayılı ve 10 Haziran 1930 tarihli Kanun’un 22. maddesi aşağıdaki hükmü öngörmektedir:
‘‘ Maaş kesilmesi cezası şu hallerde verilir:
(...)
4. Talebeyi dövmek;
(...).’’
ŞİKÂYETLER
Başvuranlar, Sözleşme’nin 6. maddesinin 1. fıkrasını ileri sürerek, olayların meydana geldiği tarihte, aldıkları disiplin cezasına, yani kınama cezasına itiraz edebilecekleri bir hukuk yoluna başvurmalarının mümkün olmadığından şikâyet etmektedir. Başvuranlar, bu bağlamda mahkemeye erişim haklarının ihlal edildiğini ileri sürmektedirler.
Başvuranlar, Sözleşme’nin 13. maddesini ileri sürerek, aldıkları disiplin cezalarına itiraz edebilecekleri etkin bir başvuru yolu bulunmadığından şikâyetçidirler.
HUKUKİ DEĞERLENDİRME
Mahkeme, başvuruların içerdiği olayların ve hukuki konuların benzerliklerini dikkate alarak, İçtüzüğünün 42. maddesinin 1. fıkrası uyarınca, aynı kararda tek seferde ve birlikte incelenmeleri amacıyla başvuruların birleştirilmesi gerektiği kanaatine varmıştır.
1. Sözleşme’nin 6. maddesinin 1. fıkrasına ilişkin şikâyet
Başvuranlar, olayların meydana geldiği tarihte, kendilerine verilen kınama cezasına itiraz etmeleri için başvurabilecekleri bir hukuk yolu bulunmaması sebebiyle mahkemeye erişim haklarının ihlal edildiğini iddia etmektedirler. Başvuranlar, bu bağlamda Sözleşme’nin 6. maddesinin 1. fıkrasını ileri sürmektedirler, bu hükmün ilgili kısımları aşağıdaki gibidir:
‘‘Herkes davasının, medeni hak ve yükümlülükleriyle ilgili uyuşmazlıklar (...) konusunda karar verecek olan (...) bir mahkeme tarafından, hakkaniyete uygun olarak görülmesini isteme hakkına sahiptir (...).’’
Mahkeme, dava dosyasının güncel halini dikkate aldığında, bu şikâyetin kabul edilebilirliği hakkında karar verebilecek durumda olmadığı kanaatindedir. Mahkeme, İçtüzüğünün 54. maddesinin 2. fıkrasının b) bendine uygun olarak, başvurunun bu kısmının davalı Hükümete tebliğ edilmesi gerektiğine hükmetmektedir.
2. Sözleşme’nin 13. maddesine ilişkin şikâyet
Başvuranlar, kendilerine verilen kınama cezasına itiraz edebilmeleri için bir iç hukuk yolu bulunmadığını iddia etmektedirler. Başvuranlar, Sözleşme’nin 13. maddesini ileri sürmektedirler, bu hükmün ilgili kısımları aşağıdaki gibidir:
‘‘Bu Sözleşme’de tanınmış olan hak ve özgürlükleri ihlal edilen herkes, söz konusu ihlal resmi bir hizmetin ifası için davranan kişiler tarafından gerçekleştirilmiş olsa dahi, ulusal bir merci önünde etkili bir yola başvurma hakkına sahiptir.’’
Mahkeme, Sözleşme’nin 13. maddesinin, sadece Sözleşme tarafından güvence altına alınan bir hakla ilgili olarak ileri sürülebileceğini hatırlatmaktadır (Athanassoglou ve diğerleri/İsviçre [BD], no. 27644/95, § 58, AİHM 2000-IV ve Gagliano Giorgi/İtalya, no. 23563/07, § 78, AİHM (özetler)). Başvuranlar, somut olayda Sözleşme’nin başka herhangi bir maddesini ileri sürmemektedirler. Dolayısıyla bu şikâyet, Sözleşme’nin 35. maddesinin 3. fıkrası anlamında, diğer Sözleşme hükümleriyle konu yönünden (ratione materiae) uyumsuzdur ve Sözleşme’nin 35. maddesinin 4. fıkrası uyarınca reddedilmesi gerekmektedir.
Bu gerekçelerle, Mahkeme, oybirliğiyle,
Başvuruların birleştirilmesine,
Başvuranlar tarafından ileri sürülen Sözleşme’nin 6. maddesinin 1. fıkrasına ilişkin şikâyetin incelenmesinin ertelenmesine,
Başvuruların geri kalan kısımlarının kabul edilemez olduğuna
karar vermiştir.
İşbu karar, Fransızca dilinde tanzim edilmiş olup, ardından 25 Haziran 2015 tarihinde tebliğ edilmiştir.
Stanley NaismithAndras Sajo
Yazı İşleri MüdürüBaşkan
Full & Egal Universal Law Academy