İKİNCİ BÖLÜM
KABUL EDİLEBİLİRLİK HAKKINDA KARAR
Başvuru no. 40198/11 ve 47696/11
Remzi KARAKOÇ / Türkiye ve Yusuf KÜÇÜKTEPE / Türkiye
Başkan
Pauliine Koskelo,
Hâkimler
Lorraine Schembri Orland,
Davor Derenčinović,
ve Bölüm Yazı İşleri Müdür Yardımcısı Dorothee von Arnim’in katılımıyla 23 Mayıs 2023 tarihinde Komite olarak toplanan Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (İkinci Bölüm),
Türkiye Cumhuriyeti Devleti aleyhine, aşağıdaki listede yer alan başvuranlar tarafından (“başvuranlar”) Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’ne (“AİHM” veya “Mahkeme”), İnsan Hakları ve Temel Özgürlüklerin Korunmasına ilişkin Sözleşme’nin (“Sözleşme”) 34. maddesi uyarınca, farklı tarihlerde yapılmış başvuruları;
Sözleşme’nin 6 §§ 1 ve 3 (d) maddeleri kapsamında başvuranların birtakım tanıklara doğrudan soru yöneltememelerine ilişkin şikayetlerin, Türkiye Cumhuriyeti Adalet Bakanlığı İnsan Hakları Dairesi Başkanı Hacı Ali Açıkgül tarafından temsil edilen Türk Hükümeti’ne (“Hükümet”) bildirilmesi ve başvuruların geri kalanının kabul edilemez olduğuna ilişkin kararı;
ve tarafların beyanlarını dikkate alarak;
Gerçekleştirilen müzakereler sonucunda aşağıdaki kararı vermiştir:
DAVA KONUSU
1. Başvuru, Türkiye’de gerçekleşen duruşmalarında Almanya’da ikamet eden bazı tanıklara doğrudan soru yöneltememeleri nedeniyle başvuranlar aleyhindeki ceza yargılamasının adil olmadığı iddiasına ilişkindir.
2. 18 Aralık 2009 tarihinde, Antalya Ağır Ceza Mahkemesi, başvuranların P.T. (bundan sonra “mağdur” olarak anılacaktır) adlı şahsı 17 Mayıs 2004 tarihinde Almanya’da tasarlayarak kasten öldürme suçunu sabit görmüş ve her iki başvuranı da müebbet hapis cezasına çarptırmıştır. Yargılamayı yürüten mahkeme, ikinci başvuranın, P.T.’nin arabasına yerleştirilmiş bir küresel konum belirleme sistemi (“GPS”) cihazı ile mağdurun hareketlerini izledikten sonra, birinci başvuranı olay mahalline götürdüğünü tespit etmiştir. Daha sonra birinci başvuran mağduru tabanca ile vurmuş ve iki başvuran arabalarına binerek olay yerinden uzaklaşmıştır. Akabinde, tabanca olay yerine yakın bir noktada bulunmuş ve el konulmuştur. İkinci başvuranın, cinayetten birkaç saat sonra, cinayette kullanılan arabayı kız kardeşinin evine götürdüğü ve kız kardeşi ve bir komşusunun, kanıtları yok etmek amacıyla eldiven takarak arabayı temizlediği hususunda ihtilaf söz konusu değildir. İkinci başvuran, cinayete dahil olmadığını ve yalnızca birinci başvuranın bir aile üyesinin talimatı üzerine arabayı kız kardeşinin evine getirdiğini ileri sürmüştür.
3. Yargılamayı yürüten mahkeme, Alman makamları tarafından Almanya’da yürütülen ilk soruşturmaya dayanarak dava konusu olayları tespit etmiştir. Dolayısıyla, yargılamayı yürüten mahkeme Alman yetkililer tarafından dinlenen tanıkların hiçbirini sorgulamamış ve cinayette kullanılan tabanca dahil olmak üzere hiçbir fiziksel delili incelememiştir. Bununla birlikte, ceza yargılamaları boyunca, özellikle 6 Haziran 2009 ve 27 Ağustos 2009 tarihlerinde gerçekleştirilen duruşmalarda, yargılamayı yürüten mahkeme, C.R., E.U., M.G., ve İ.H.D isimli bazı savunma tanıkların ifadelerini almıştır. Yargılamayı yürüten mahkemenin gerekçeli kararında yer alan tespitleri aşağıdaki gibi özetlenebilir.
4. İki farklı suç grubu (bir tanesi birinci başvuranın ailesinden oluşmaktadır) arasındaki bir çatışma bağlamında, O.B. isimli şahıs, ikinci başvurandan bir tabanca aldıktan sonra 2001 yılında D.B. isimli şahsı vurarak öldürmüştür. D.B.’nin babası H.B., birinci başvuranın ailesinin, O.B.’yi oğlunu öldürmesi için kışkırttığı görüşündedir. Şubat 2003 tarihinde ikinci başvuran beş kurşun ile vurulmuş fakat hayatta kalmıştır. Nisan 2003 tarihinde O.B. vurulmuş ve hayatını kaybetmiştir. Aynı ay içinde gerçekleşen bir kurşun yağmurunda, H.B. ve birinci başvuranın erkek kardeşi (AI.K.) öldürülmüştür.
5. Birinci başvuran ve aile üyeleri arasındaki telefon konuşmaları kayıtları, ailenin, birinci başvuranın kardeşinin ölümünden mağduru sorumlu tuttuklarını ve öldürülmesi gerektiğine karar verdiklerini ve bu amaçla atış talimleri yaptıklarını ortaya koymuştur. Aynı şekilde, Şubat 2003’te başvuranlar arasındaki bir telefon görüşmesi de mağduru öldürme konusunda görüştüklerini göstermiştir. Birinci başvuranın erkek kardeşinin evinde yürütülen arama çalışmalarında, ailenin mağdurun hareketlerini izlediğini ortaya koyan video kayıtları da bulunmuştur.
6. Ayrıca, mağdurun kullandığı arabada yapılan bir aramada, R.R. tarafından başvuranların talimatıyla arabaya yerleştirilen ve mağduru takip etmek için kullanılan bir teknik cihaz olan GPS alıcısı bulunmuştur. Daha da önemlisi, R.R. Alman makamları önünde verdiği ifadede, cihazı mağdurun arabasına birinci başvuranın talimatı ile yerleştirdiğini, fakat ikinci başvuranın da yerleştirme işleminde bulunduğunu beyan etmiştir. R.R. ayrıca, ikinci başvuranın kendisine, birinci başvuranın mağduru öldürmeyi planladığını söylediğini iddia etmiştir. R.R., Alman makamları nezdindeki diğer beyanlarında, GPS cihazını kurmayı, birinci başvuranın kendisine P.T.’den tehditler aldığını söylemesi üzerine kabul ettiğini ifade etmiştir. Her halükârda, yargılamayı yürüten mahkeme, ikinci başvuranın Türkiye’deki soruşturma hakimine verdiği ifadelerinde, cinayette kullanılan arabadan, GPS alıcısı ile mağduru takip etmek amacıyla kullanılan bir dizüstü bilgisayarı attığını kabul ettiğine hükmetmiştir.
7. Daha önemlisi, Alman makamları tarafından cinayette kullanılan tabancada yürütülen adli tıp incelemeleri, tabancada, diğerlerinin yanı sıra, ikinci başvuran ve birinci başvuran olduğu düşünülen bir kişiye (“birinci başvuranın kardeşleri AI.K. ve E.K. ile benzer özelliklere sahip bir kişi) ait yaklaşık 140 moleküler iz bulunduğunu ortaya koymuştur. Birinci başvuran, Alman makamlarının elinde kendi DNA profilinin bulunmadığı ve her halükârda tabancanın tetiğinde kendisini suçlayacak herhangi bir ize rastlanmadığı göz önünde bulundurulduğunda, bunun sadece bir spekülasyon olduğunu ileri sürerek, söz konusu tespitin doğruluğunu ısrarla reddetmiştir.
8. Cep telefonu verileri, iki başvuranın cinayet gününde birbirlerini birkaç defa aradıklarını ve cep telefonu hareketlerini gösteren baz istasyonu kayıtları da başvuranların her ikisinin de cinayetin işlendiği Wiesbaden’de bulunduklarını ve cinayetten yaklaşık bir buçuk saat önce birbirlerini aradıklarını ortaya koymuştur. En önemlisi, birinci başvuranın cep telefonu, cinayetten hemen önce baz istasyonuna sinyal göndermemeye başlamış ve mağdurun arabasına kurulmuş olan ve izlenmesini sağlayan GPS cihazı cinayetten hemen sonra kapatılmıştı. Benzer şekilde, aynı GPS cihazında bulunan veriler cinayetten hemen önce başvuranlar arasında telefon görüşmeleri yapıldığını kanıtlamaktadır. Yargılamayı yürüten mahkeme ayrıca, başvuranların cinayetten sonra nerede olduklarının bilinmediğini de dikkate almıştır.
9. Son olarak, yargılamayı yürüten mahkeme, bir diğer tanık olan H.E.’nin, ikinci başvuranın, daha sonra cinayette kullanıldığı bildirilen tabancayı birinci başvurana temin ettiğini ve birinci başvuranın her zaman ikinci başvuran ile birlikte olduğunu ifade ettiğine hükmetmiştir. Ayrıca H.E., birinci başvuranın, mağdurun, erkek kardeşinin ölümünden sorumlu olduğunu ve öldürülmesi gerektiğini defalarca tekrarladığını beyan etmiştir.
10. Duruşma boyunca, başvuranların avukatları, yargılamayı yürüten mahkemeden, H.E., R.R. ve P.T.’nin öldürülmesindeki görgü tanıklarının şahsen sorgulanmasını talep etmişlerdir. Bunun mümkün olmaması durumunda, avukatlar, mahkemeden, tanıkların beyanlarının talep mektubu ile alınmasını veya bir hâkim (naip hakim) atanmasını veya sorgulamak üzere Almanya’da bir hakimler heyeti oluşturulmasını ve her durumda tanıkların başvuranları teşhis etmelerini istemesini talep etmişlerdir. Söz konusu prosedürlerin hiçbirinin işe yaramaması halinde, avukatlar, yargılamayı yürüten mahkemeden, Ceza Muhakemesi Kanununun 180 § 5 maddesi uyarınca video konferans teknikleri yoluyla söz konusu tanıkların sorgulanmasını ve tanıkların tavır ve güvenilirliklerini gözlemlenirken başvuranları teşhis etmelerinin istenmesini talep etmiştir. Yargılamayı yürüten mahkeme, davadaki olayların yeterli düzeyde tespit edilmiş olduğu göz önüne alındığında, ceza yargılamalarını uzatmaya yönelik oldukları gerekçesiyle söz konusu talepleri reddetmiştir.
11. 14 Aralık 2010 tarihinde Yargıtay, yargılamayı yürüten mahkemenin kararını onamıştır.
MAHKEMENİN DEĞERLENDİRMESİ
12. Mahkeme, başvuruların konuları bakımından benzer olduklarını göz önünde bulundurarak, bunları tek bir kararda müştereken incelemeyi uygun görmektedir.
13. Başvuranlar, yargılamayı yürüten mahkemenin tamamen Alman makamları tarafından yürütülen soruşturmaya dayanması ve başvuranları müebbet hapis cezasına çarptırmadan önce tek bir tanığın ifadesini almaması sebebiyle adil yargılanma haklarının ihlal edildiğini iddia etmişlerdir. Bu bağlamda, başvuranlar, H.E., R.R. ve suçun görgü tanıklarının ifadelerine yargılamayı yürüten mahkeme önünde şahsen itiraz edemediklerinden şikayetçi olmuşlardır.
14. Hükümet, iç hukuk mahkemelerinin kanıtları dikkatlice incelediğini, dolayısıyla Sözleşme’nin 6 §§ 1 ve 3 (d) maddesinin ihlal edilmediğini ileri sürmüştür.
15. Sözleşme’nin 6 §§ 1 ve 3 (d) maddesi kapsamında tanıkları sorguya çekme ve çektirme hakkına ilişkin ilkeler Al‑Khawaja ve Tahery / Birleşik Krallık ([BD], no. 26766/05 ve 22228/06, §§ 118-47, AİHM 2011); Schatschaschwili / Almanya ([BD], no. 9154/10, §§ 100-31, AİHM 2015) ve Faysal Pamuk / Türkiye (no. 430/13, §§ 44-50, 18 Ocak 2022) kararlarında bulunabilir. Bu ilkeler, Mahkeme’nin aşağıdaki hususları incelemekle yükümlü olduğu üç aşamalı testi ortaya koymaktadır;
(i) hazır bulunmayan tanığın duruşmaya katılmamak için uygun bir gerekçesi var mıydı;
(ii) hazır bulunan tanığın sunduğu deliller, başvuranların mahkumiyetinde tek ya da belirleyici dayanak mıydı veya bu açıdan önemli bir ağırlık taşıyor muydu; ve
(iii) savunmanın hazır bulunmayan tanığın verdiği ifade karşısında karşılaştığı zorlukları telafi etmek amacıyla yeterli dengeleyici faktörler var mıydı?
Mahkeme ayrıca, 6 § 3 maddesi kapsamında öne sürülen tüm şikâyetler ile, savunma makamının tanığı sorgulayamamasının, yargılamanın bir bütün olarak adilliğine getirdiği etkinin ışığında değerlendirilmesi gerektiğini gözlemlemiştir.
16. Yukarıda bahsi geçen üç sorunun uygulanabilir olması için, hazır bulunmayan tanıklar tarafından sunulan delillerin en azından başvuranların mahkumiyetine ilişkin olarak önemli olması gerekmektedir (bk., yukarıda anılan, Schatschaschwili, § 116). İç hukuk mahkemelerinin mevcut davadaki kararlarında, hazır bulunmayan tanıkların ifadelerinin taşıdığı öneme ilişkin herhangi bir belirti bulunmamaktadır. Bu nedenle, en azından H.E., R.R. ve görgü tanıkları tarafından verilen ifadelerin, başvuranların mahkumiyeti açısından önem teşkil edip etmediğini tespit etmek amacıyla, bu konuda kendi değerlendirmesini yapmak Mahkeme’nin görevidir.
17. Bu bağlamda Mahkeme, başvuranlar aleyhindeki neredeyse tüm delillerin Alman makamları tarafından Almanya’da toplandığını, bununla birlikte Türk mahkemeleri tarafından değerlendirildiğini ve başvuranların P.T.’nin öldürülmesi suçundan mahkûm edilmelerine ve müebbet hapis cezasına çarptırılmalarına neden olduğunu kaydeder. Mahkeme, suçlamaların ciddiyetinin ve Almanya’da ifade veren tanıkların ifadeleri dışında, ikinci başvuranın cinayet günü olay mahallinde olduğunu, birinci başvuranın cep telefonunun cinayetten kısa bir süre önce baz istasyonuna sinyal göndermeyi bıraktığını ve GPS cihazının iki başvuranın kullandığı arabada bulunan bir dizüstü bilgisayar yardımıyla kurbanı izlemek için etkinleştirildiğini ve cinayetten kısa bir süre sonra kapatıldığını gösteren cep telefonu verileri gibi delillerin ispat değerinin farkındadır. İkinci başvuranın, söz konusu dizüstü bilgisayarı imha ettiği ve olaydan hemen sonra kız kardeşi ve komşularının yardımıyla arabayı “temizlediği” itirafı dikkate alınmalıdır.
18. Aynı şekilde, Mahkeme, Alman makamları tarafından yürütülen adli tıp çalışmalarında, ikinci başvuranın DNA’sının ve parmak izlerinin arabadan ele geçirilen bazı eşyalar üzerinde tespit edilmesini dikkate değer bulmaktadır. Bu çalışmalar ayrıca, olay yeri yakınında bulunan ve cinayette kullanıldığı tespit edilen tabancanın, ikinci başvuranın DNA izlerini ve tabancada bulunan DNA izinin kardeşlerinin DNA’sıyla benzerliği nedeniyle birinci başvuran olduğu düşünülen bir kişinin DNA izlerini içerdiğini ortaya koymuştur.
19. Görgü tanıklarının beyanlarının önemi hakkında, birinci başvuranın avukatı, hiçbir tanığın, birinci başvuranı mağduru vurarak öldüren kişi olarak teşhis etmediğini kabul etmiştir. Benzer şekilde hem başvuran hem de avukatı tarafından kabul edildiği üzere, bu tanıklardan ikisinin, mağduru öldüren kişinin fiziksel görünümüne ilişkin olarak verdikleri ifadeler, birinci başvuranla herhangi bir benzerlik taşımamaktadır. Dolayısıyla, görgü tanıklarının beyanlarının yargılamayı yürüten mahkeme tarafından birinci başvuranın aleyhine kullanılmadığı görülmektedir. Hâl böyleyken, Mahkeme, görgü tanıkları tarafından sunulan delillerin, yargılamayı yürüten mahkemenin birinci başvuranla ilgili tespitleri açısından önemli bir ağırlık taşıdığı kanısında değildir. Ayrıca Mahkeme, yargılamayı yürüten mahkemenin tespitlerini, suçun görgü tanıklarının birinci başvuranı fail olarak teşhis edemedikleri varsayımına dayandırdığını, dolayısıyla bu tanıkların şahsen sorgulanmalarının birinci başvuranın lehine başka bir unsur sağlamayacağını kaydeder.
20. Benzer değerlendirmeler, tanıkların ifadeleri ikinci başvuranla ilgili olduğu sürece, aşağıdaki nedenlerden dolayı geçerlidir. Yargılamayı yürüten mahkemenin, Alman makamları tarafından toplanan delillere atıfta bulunurken, tanıklardan birinin yaptığı tanımların ikinci başvuranın fiziksel görünümüne uyduğunu belirttiği doğru olmakla birlikte, gerekçeli kararın "delillerin değerlendirilmesi" başlıklı bölümünde bu tanımlara özel bir ağırlık vermediği görülmektedir. Bunun yerine, yargılamayı yürüten mahkeme, yukarıda bahsedilen cep telefonu verileri ve adli tıp incelemelerinin tespitleri ile iki başvuranın Şubat 2003’te mağduru öldürme hususunda görüştüklerini ortaya koyan telefon kayıtları gibi diğer delillerin altını çizmiş görünmektedir.
21. H.E.’nin beyanları hakkında Mahkeme, yargılamayı yürüten mahkemenin sadece olayda kullanılan tabancaya ilişkin adli bulguların H.E.’nin ifadesiyle doğrulandığını belirttiğini kaydeder. Söz konusu ifadeyi dava dosyasında bulunan çok sayıda delil bağlamında değerlendiren Mahkeme, böyle bir tespitin önemli olduğunu varsaymaya hazır olmakla birlikte, bu bilginin başvuranların mahkumiyetine ilişkin olarak H.E.’nin sorgulama için hazır bulunmasını gerektirecek kadar önemli bir ağırlık taşıdığını düşünmemektedir. Bu durum, ikinci başvuranın, mağdurun arabasının GPS cihazı yardımıyla izlendiği dizüstü bilgisayarı imha ettiğini itiraf etmesi ve başvuranlar arasındaki arama kayıtlarının kaynağının mahkeme kararına göre bu cihazda bulunan veriler olması sebebiyle R.R.’nin başvuranların mağdurun arabasına GPS cihazı yerleştirmelerine ilişkin beyanı açısından da geçerlidir.
22. Yukarıdaki bilgilerin ışığında, Mahkeme, yukarıda bahsi geçen hazır bulunmayan tanıkların beyanlarının, başvuranların mahkumiyetinde önemli olduğu kanısına varamamaktadır, sonuç olarak Mahkeme’nin (her ikisi de yukarıda anılan) Al‑Khawaja ve Tahery ve Schatschaschwili
kararlarında belirlenen ve geliştirilen üç sorunun uygulanmasına gerek görmemektedir. Dolayısıyla, başvuranların Almanya’da ikamet eden bazı tanıkları doğrudan sorgulayamamaları, haklarında yürütülen ceza yargılamalarının adil olmadığı anlamına gelmez.
23. Dolayısıyla, başvuruların açıkça dayanaktan yoksun olması nedeniyle, Sözleşme’nin 35 §§ 3 ve 4 maddesi uyarınca reddedilmesi gerekmektedir.
Bu gerekçelerle, Mahkeme, oy birliğiyle,
Başvuruların birleştirilmesine;
Başvuruların kabul edilemez olduğuna karar vermiştir.
İşbu karar İngilizce olarak tanzim edilmiş olup; 15 Haziran 2023 tarihinde yazılı olarak bildirilmiştir.
Dorothee von Arnim Pauliine Koskelo
Yazı İşleri Müdür Yardımcısı Başkan
Ek
Başvuruların listesi:
No.
Başvuru no.
Dava adı
Başvuru Tarihi
Başvuran
Doğum tarihi
İkamet yeri
Uyruğu
Temsilcisi
1.
40198/11
Karakoç / Türkiye
24.04.2011
Remzi KARAKOÇ
1970
Bingöl
Almanya
Ulrich SOMMER
2.
47696/11
Küçüktepe / Türkiye
4.04.2011
Yusuf KÜÇÜKTEPE
1972
Antalya
Türkiye
Hüseyin GÜR