AVRUPA İNSAN HAKLARI MAHKEMESİ
İKİNCİ BÖLÜM
KABUL EDİLEBİLİRLİK HAKKINDA KARAR
Başvuru No. 33806/11
Abdüllatif KARAKURT / TÜRKİYE
Başkan
Paul Lemmens,
Yargıçlar
Valeriu Griţco,
Stéphanie Mourou-Vikström
ve İkinci Bölüm Yazı İşleri Müdür Yardımcısı Hasan Bakırcı’nın katılımıyla, 15 Mayıs 2018 tarihinde Komite olarak toplanan Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (İkinci Bölüm), yukarıda belirtilen 20 Nisan 2011 tarihinde yapılan başvuruyu ve davalı Hükümet tarafından sunulan görüşleri ile bunlara cevaben başvuranlar tarafından sunulan görüşleri dikkate alarak, gerçekleştirdiği müzakerelerin ardından aşağıdaki kararı vermiştir:
OLAY VE OLGULAR
1. Başvuran Abdüllatif Karakurt, Alman vatandaşı olup 1982 doğumludur ve Leer’de ikamet etmektedir. Başvuran; Mahkeme önünde İzmir Barosuna kayıtlı Avukat H. Üçpınar ve Avukat Yurdakul tarafından temsil edilmiştir.
2. Türk Hükümeti (‘‘Hükümet’’), kendi yetkilisi tarafından temsil edilmiştir.
3. Alman Hükümetine, Sözleşme’nin 36. maddesinin 1. fıkrası uyarınca dava hakkında görüş bildirme hakkının bulunduğu bilgisi verilmiş, ancak Alman Hükümeti davaya müdahil olmamıştır.
A. Davanın Koşulları
4. Dava konusu olaylar, taraflarca ifade edildikleri şekliyle, aşağıdaki gibi özetlenebilir.
5. Başvuran; 4 Ekim 2009 tarihinde, kız kardeşinin düğün töreni sırasında çıkan bir kavgaya karışmıştır. Düğün salonunun sahibi, polise haber vermiştir. Beş polis memuru müdahale etmek ve kavgaya son vermek için olay yerine gelmiştir. Çıkan tartışmalar nedeniyle; başvuran ve kuzeni C.K. gözaltına alınmıştır.
6. Aynı gün, Torbalı Devlet Hastanesi tarafından düzenlenen rapor kapsamında; başvuranın sağ ön kolunda 10 x 3 cm çapında bir ekimoz, sol kürek kemiğinde 6 x 2 cm çapında bir ekimoz, bedeninin sağ tarafında 10 x 3 cm çapında bir ekimoz ve sol kalçasında 8 x 3 cm çapında bir ekimoz bulunduğu belirtilmiştir. Raporda, söz konusu lezyonların hayati bir tehlikeye sebebiyet vermediği ve basit tıbbi müdahale ile giderilebilir nitelikte oldukları sonucuna varılmıştır.
7. Aynı gün, olaya müdahale eden polis memurları da muayene edilmiştir. M.A.U. hakkında düzenlenen sağlık raporu kapsamında; bu polis memurunun burnunda 0,5 cm uzunluğunda bir kesik, sağ oksipital üzerinde bulunan kafa derisinde 1 cm uzunluğunda bir kesik ve sağ dizinin altında 1 cm’lik bir ekimoz bulunduğu belirtilmiştir.
8. Bazı belgelerin incelenmesi neticesinde, C.K. ile polis memurları M.Ü. ve M.S.’nin de yaralandığı anlaşılmıştır.
9. Sağlık raporunun düzenlenmesinin ardından başvuran, polis karakoluna geri getirilmiştir. Bu aşamada polisler; başvuranın tutuklandığına dair, Alman Konsolosluğuna da bilgi vermişlerdir.
10. Başvuran, 5 Ekim 2009 tarihinde; gözaltı süresinin sona ermesinin ardından Torbalı kliniğine götürülmüştür. Sağlık raporu kapsamında; bir önceki sağlık raporunda belirtilen lezyonlar ile sol dizde şişme tespit edilmiştir. Raporda; söz konusu yaralanmaların, ilgilinin bedeninde kalıcı hasarlara yol açacak nitelikte olmadığı kanaati belirtilmiştir.
11. Müteakiben başvuran ve C.K.; savcılığa sevk edilmişler ve Torbalı Cumhuriyet Savcısı tarafından ("savcı") sorgulanmışlardır. Başvurana göre, iki sivil polis memurunun, düğün töreninin yapıldığı salonda göz yaşartıcı gaz kullanmış olmaları; tansiyonun yükselmesine sebep olmuştur. Başvuran ayrıca, göz yaşartıcı gazın doğrudan yüzüne sıkılmasından şikâyet etmiş ve polis memurları tarafından darp edildiğini iddia etmiştir. Başvuranın kuzeni olan C.K. ise; polisleri engellemeye çalıştığını, ancak kendisinin de darp edildiğini ve gözaltına alındığını belirtmiştir. Başvuran ayrıca; gözaltında bulunduğu sırada sırtına, karnına ve boynuna yumruk ve tekme atıldığını belirtmiştir. Başvuran, bir polis memuru tarafından başına basıldığını ve bir sandalye ile boynuna bastırıldığını da iddia etmiştir.
12. Başvuran, daha önce düzenlenen raporları onaylayan bir devlet hastanesinde muayene edildikten sonra serbest bırakılmıştır.
1. Polisler Hakkında Açılan Ceza Soruşturması
13. Başvuran, belirtilmeyen bir tarihte, kötü muameleye tabi tutulduğu gerekçesiyle suç duyurusunda bulunmuştur.
14. Cumhuriyet savcısı; 15 Ekim 2009 tarihinde, olayların meydana geldiği yere giden polis memurlarını sorgulamıştır. Polisler, verdikleri beyanlar kapsamında; olay yerine gittiklerinde, yirmi kadar kişinin karıştığı kavganın ölçüsüz bir düzeye ulaştığını; tartışmalara son vermeye çalıştıklarını, ardından uyarılarına uymayan şahısları gözaltına aldıklarını belirtmişlerdir. Verilen ifadeleri kapsamında ayrıca; başvuranın ve başka bir kişinin kendilerine saldırdığını ve vurduğunu; kendilerine vuran, küfür eden ve kendilerini tehdit etmiş olan başvuran ve C.K.’yı durdurmak amacıyla göz yaşartıcı sprey kullanmak zorunda kaldıklarını belirtmişlerdir.
15. Savcı, bunun yanı sıra, on kadar görgü tanığının ifadesini de almıştır.
16. Savcı 2 Kasım 2009 tarihinde; başvuranın gözaltına alındığı sırada karakolda görevli olan polis memurlarını da sorgulamıştır.
17. Savcı 24 Kasım 2009 tarihinde; kovuşturmaya yer olmadığına karar vermiş; başvuranı gözaltına alan polis memurlarının, karşı karşıya kaldıkları saldırıları orantılı bir şekilde geri püskürmek ve ilgilileri kontrol altına almak için 2559 sayılı Kanuna uygun olarak davrandıkları kanaatine vardığını belirtmiştir. Savcı, bunun yanı sıra, başvuranın karakolda darp edildiğine dair iddialara dayanak gösterilebilecek herhangi bir unsur da bulunmadığını belirtmiştir.
18. Karşıyaka Ağır Ceza Mahkemesi, 14 Ekim 2010 tarihinde, başvuran tarafından gerçekleştirilen itirazı reddetmiştir. Savcı tarafından, 26 Ekim 2010 tarihinde el yazısıyla verilen bir talimatta, bu kararın tebliğ belgesinin de hazırlanması belirtilmiştir.
2. Başvuran Hakkında Açılan Ceza Soruşturması
19. Bu arada başvuran ve C.K. tarafından yapılan darp eylemine maruz kalan üç polis memuru, kendilerine karşı yapılan saldırı ve hakaretler ile maruz kaldıkları yaralanmalar dolayısıyla suç duyurusunda bulunmuşlardır.
20. Mahkeme, dava boyunca on dokuz görgü tanığının ifadesini almıştır.
21. Mahkeme tarafından, 28 Mart 2012 tarihinde, başvuranın ve C.K.’nın hakaret suçunu işlediğine dair delil bulunmadığı gerekçesiyle beraatlerine karar verilmiştir. Mahkeme ayrıca, polis memuru M.Ü.’ye karşı başvuran tarafından işlendiği iddia edilen darp ve yaralama suçlarından da, başvuranın beraatine karar vermiştir. Bununla birlikte mahkeme; başvuranı, diğer polis memuru M.A.U.’ya karşı işlediği iddia edilen darp ve yaralama suçlarından dolayı, 1.500 Türk Lirası para cezasına mahkûm etmiş; müteakiben, anılan cezanın ertelenmesine karar vermiştir. C.K. ise, polis memuru M.S.’ye karşı işlediği iddia edilen darp ve yaralama suçlarından mahkûm edilmiştir.
ŞİKÂYETLER
22. Başvuran, Sözleşme’nin 3. ve 13. maddelerini ileri sürerek, kötü muameleye tabi tutulduğu iddiasıyla şikâyetçi olmakta ve suç duyurusu üzerine başlatılan soruşturmanın ise, etkin bir şekilde yürütülmediğini belirtmektedir.
HUKUKİ DEĞERLENDİRME
23. Başvuran, gözaltına alındığı ve karakolda bulunduğu sırada kendisine vurulduğunu iddia etmektedir. Başvuran aynı zamanda, polisler hakkında ceza kovuşturması başlatılmaması sebebiyle, şikâyetinin gerektiği gibi incelenmediği ve bu durumun ayrıca adli makamların tarafsız olmadıklarını gösterdiğini belirtmektedir
24. Hükümet, bu iddiayı kabul etmemektedir.
25. Mahkeme; söz konusu şikâyetleri, Sözleşme’nin 3. maddesi açısından inceleyecek olup; söz konusu Sözleşme hükmü aşağıda belirtildiği şekildedir:
" Hiç kimse işkenceye veya insanlık dışı ya da aşağılayıcı muamele veya cezaya tabi tutulamaz. ’’
26. Mahkeme; konuyla ilgili genel ilkeler için El-Masri/Eski Yugoslav Makedonya Cumhuriyeti ([BD], No. 39630/09, §§ 182-185 ve 195-198, AİHM 2012) ve Bouyid/Belçika ([BD], No. 23380/09, §§ 81-90 et 114-123, AİHM 2015) kararlarına atıfta bulunmaktadır. Mahkeme, bir kimsenin özgürlüğünden yoksun bırakılması ya da daha genel olarak örneğin bir yakalama sırasında güvenlik güçleriyle karşı karşıya bulunması durumlarında, bu kişinin davranışlarına oranla aşırı ve haksız olarak nitelenebilecek fiziki güç kullanılmasının, ilke olarak 3. madde kapsamında öngörülen yasağı ihlal ettiğini hatırlatmaktadır (daha önce anılan Bouyid, § 88).
27. Mahkeme, somut olayda bir düğün töreni sırasında çıkan geniş çaplı bir kavganın ardından, olay yerine polisin çağrıldığını gözlemlemektedir. Polislerin olay yerine gelmesini müteakiben; olaylar devam etmiş, başvuran ve C.K. ile üç polis memuru yaralanmışlardır.
28. Başvuranın bedeninde tespit edilen lezyonların, basit tıbbi müdahale ile giderilebilir nitelikte olduğu değerlendirilmiştir (yukarıdaki 6. paragraf).
29. Ardından Cumhuriyet savcısı; başvuranın, C.K.’nın, olay yerine gelen polis memurlarının ve on kadar görgü tanığının ifadelerini bizzat almıştır. Cumhuriyet savcısı, gözaltında darp iddialarıyla ilgili olarak da, karakolda görevli polisleri sorgulamıştır.
30. Cumhuriyet savcısı; bu unsurlara dayanarak, düğün töreninde bulunan kişilerin ve özellikle başvuran ile C.K.’nın; kavgayı sonlandırmak amacıyla olay yerine gelen polislere saldırdığı; başvuranın bedeninde tespit edilen lezyonların hafif yaralanmadan kaynaklandığı ve dosyada yer alan unsurların; polisler tarafından, ilgililere yönelik, gözaltına alındığı sırada ve daha sonrasında kötü muamelede bulunulduğunu belirtmeye imkân vermediği gerekçeleriyle, kovuşturmaya yer olmadığına karar vermiştir. Cumhuriyet savcısı; ilgililere karşı, gözaltına alındıkları sırada kullanılan gücün, kanuna uygun olduğu sonucuna varmıştır. Bu karar, ağır ceza mahkemesi tarafından onaylanmıştır.
31. Mahkeme, yukarıda belirtilenler ışığında; somut olayda iddia edilen kötü muamele iddialarına yönelik olarak, adli makamlar tarafından, ivedi ve uygun bir şekilde cevap verildiği kanaatindedir. Mahkeme ayrıca, dosyada bulunan hiçbir unsurun; başvuranın, gözaltında tutulduğu sırada darp edildiğinin tespit edilmesine imkân vermediğini kaydetmektedir.
32. Mahkeme ayrıca; başvuranın, C.K.’nın ve tanıkların ifadelerinin inandırıcılık derecesinin ve ilgililer hakkında düzenlenen tıbbi raporların ağırlığının değerlendirilmesi hususunda, ulusal mahkemelerin daha iyi bir konumda olduğunun altını çizmektedir (Aksin ve diğerleri/Türkiye, No. 4447/05, §§ 38-40, 1 Ekim 2013).
33. Mahkeme diğer taraftan; polisler tarafından yapılan suç duyurusu üzerine, diğer soruşturmaya paralel olarak yürütülen soruşturma neticesinde, başvuran ve C.K.’nın darp ve yaralama suçlarından mahkûm edildiğini; bu neticenin, davanın özel bağlamını daha da desteklediğini kaydetmektedir.
34. Böylelikle, Mahkeme, yerel makamların vardıkları tespitlerin sorgulanmasına ya da soruşturmanın yeterince ayrıntılı olarak yürütülmediğinin belirtilmesine imkân veren herhangi bir unsur veya gerekçenin bulunmadığı kanısındadır. Mahkeme, başvuranda tespit edilen lezyonların (yukarıda 6. paragraf) güvenlik güçlerine direnme ve hakaret nedeniyle ilgiliyi ve C.K.yı yakalamaya yönelik olarak gerekli ve orantılı güç kullanımına karşılık gelmediği sonucuna varacak bir durumda da bulunmamaktadır.
35. Bu tespit ayrıca; ulusal makamların tarafsız olmadıkları yönünde ileri sürülen iddianın reddedilmesine imkân vermekte olup; söz konusu iddia, başvuran tarafından şikâyetinin olumsuz sonucuna subjektif olarak bağlanmış ancak kanıtlanamamıştır.
36. Sonuç olarak başvurunun, açıkça dayanaktan yoksun olduğu gerekçesiyle, Sözleşme’nin 35. maddesinin 3. fıkrasının a) bendi ve 4. fıkrası uyarınca reddedilmesi gerekmektedir.
Bu gerekçelerle, Mahkeme, oy birliğiyle,
Başvurunun kabul edilemez olduğuna karar vermiştir.
İşbu karar Fransızca dilinde tanzim edilmiş olup, 7 Haziran 2018 tarihinde yazılı olarak bildirilmiştir.
Hasan BakırcıPaul Lemmens
Yazı İşleri Müdür YardımcısıBaşkan
Full & Egal Universal Law Academy