AVRUPA İNSAN HAKLARI MAHKEMESİ
İKİNCİ BÖLÜM
KABUL EDİLEBİLİRLİK HAKKINDA KARAR
Başvuru no. 52438/08
Necmettin KARAKUŞ / Türkiye
Başkan
Julia Laffranque
Yargıçlar
Işıl Karakaş,
Nebojša Vučinić,
Paul Lemmens,
Jon Fridrik Kjølbro,
Stéphanie Mourou-Vikström,
Georges Ravarani
ve Bölüm Yazı İşleri Müdürü Stanley Naismith’in katılımıyla 7 Mart 2017 tarihinde Daire halinde toplanan Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (İkinci Bölüm), yukarıda belirtilen ve 15 Ekim 2008 tarihinde yapılan başvuru ile 8 Nisan 2014 tarihli kararı dikkate alarak, yapılan müzakerelerin ardından aşağıdaki kararı vermiştir:
OLAYLAR
1. Başvuran Necmettin Karakuş, 1960 doğumlu bir Türk vatandaşıdır ve Ankara’da ikamet etmektedir.
A. Davanın Koşulları
2. Davanın koşulları, başvuran tarafından ifade edildiği şekilde, aşağıdaki gibi özetlenebilir.
3. Olayların meydana geldiği dönemde, başvuran, Sanayi ve Ticaret Bakanlığında müsteşar olarak görev yapmaktaydı.
1. Başvurana Verilen Kınama Cezası ve Bununla İlgili İdari Yargı Davası
4. Sanayi ve Ticaret Bakanlığı tarafından, 8 Ekim 2002 tarihinde, başvurana, Sanayi ve Ticaret Bakanlığı Teşkilatını Güçlendirme Vakfının Başkan Yardımcısı olarak yaptığı bazı eylemler nedeniyle kınama cezası verilmiştir. İlgili, söz konusu Vakfın kararıyla öngörülen, kendi lojmanındaki bakım çalışmalarında usulsüzlükler yapmakla suçlanmıştır.
5. Başvuran, 13 Aralık 2002 tarihinde, verilen disiplin cezasının iptali istemiyle Ankara İdare Mahkemesine başvurmuştur.
6. İdare Mahkemesi, 30 Mayıs 2003 tarihinde, olayların meydana geldiği dönemde, Anayasa’nın 129. maddesi uyarınca, kınama cezasının adli kontrole tabi tutulamayacağı gerekçesiyle başvuranın talebini reddetmiştir.
7. Danıştay, 17 Aralık 2003 tarihinde, başvuranın temyiz başvurusunu reddetmiş ve İdare Mahkemesinin kararını onamıştır.
8. Danıştay, 24 Ocak 2006 tarihinde, başvuranın karar düzeltme talebini reddetmiştir.
2. Asliye Hukuk Mahkemesi Önündeki Hukuk Davası
9. Bu arada başvuran, 8 Ocak 2003 tarihinde, kendi lojmanında yapılan bakım çalışmalarının yasaya uygunluğunun tespit edilmesi amacıyla Ankara Asliye Hukuk Mahkemesinde dava açmıştır. Öte yandan başvuran, kendisinin yapılmasını istediği çalışmalara ilişkin masrafın yukarıda belirtilen Vakfın izin verdiği limiti aştığını düşünerek, söz konusu Vakfa verdiği avansa karşılık gelen bir miktar paranın geri iadesini talep etmiştir.
10. Asliye Hukuk Mahkemesi, 16 Mart 2004 tarihinde, yapılan çalışmaların konu hakkında ilgili mevzuatta öngörülen prosedüre uygun olduğunu ve yukarıda anılan Vakfın söz konusu çalışmalar nedeniyle zarara uğramadığını tespit ettikten sonra, başvuranın talebini haklı bulmuştur. Bu nedenle, Asliye Hukuk Mahkemesi, başvuranın verdiği avansa karşılık gelecek tutarın geri ödenmesine karar vermiştir.
11. Yargıtay, 21Aralık 2004 tarihinde, bu karara karşı yapılan temyiz başvurusunu reddetmiş ve verilen kararı onamıştır.
3. Başvuranın Tayini ve Bununla İlgili İdari Yargı Davası
12. Bu arada, 13 Mart 2003 tarihli bir kararname ile, başvuran Sanayi ve Ticaret Bakanlığında müsteşar olarak icra ettiği görevden çıkarılmış ve söz konusu Bakanlık bünyesinde - müsteşarlıktan daha düşük konumda olan - müşavirlik görevine atanmıştır.
13. Başvuran, 19 Mart 2003 tarihinde, söz konusu tayin kararnamesinin iptali istemiyle Danıştay önünde dava açmıştır.
14. İlgili, 4 Kasım 2003 tarihli bir dilekçe ile, Danıştay tarafından bir duruşmanın yapılmasını talep etmiştir.
15. Başvuran, sırasıyla 16 Mart 2004 ve 21 Aralık 2004 tarihlerinde verilen, Ankara Asliye Hukuk Mahkemesinin kararını 20 Nisan 2004 tarihinde ve daha sonra Yargıtay’ın kararını 2 Şubat 2005 tarihinde Danıştay’a sunmuştur (yukarıda 10 ve 11. paragraflar). Başvuran, kesinleşmiş olan Asliye Hukuk Mahkemesinin kararının, kanaatine göre tayin edilmesinin gerekçesini teşkil eden, verilen kınama cezasının keyfi ve yasaya aykırı niteliğini kanıtladığını iddia etmiştir.
16. Danıştay Başsavcısı, belirtilmeyen bir tarihte, başvuran hakkında düzenlenen soruşturma raporlarını, ilgiliye verilen disiplin cezalarını ve dosyada yer alan bilgi ve belgeleri dikkate alarak, kamu hizmetinin daha iyi düzenlenmesi için ilgilinin tayin edilmesinin kamu yararının amacı ve hizmetin gereklilikleriyle uyumsuz olmadığı yönünde bir görüş bildirmiştir. Başsavcı görüşünde, yukarıda belirtilen tespiti dikkate alarak, başvuranın talebinin reddedilmesini talep etmiştir.
Söz konusu görüş başvurana tebliğ edilmemiştir.
17. Danıştay 5. Dairesi, 13 Haziran 2005 tarihli kararıyla, başvuranın başvurusunu reddetmiştir. Yüksek Mahkeme, ilgiliye verilen kınama cezasının koşulları ve gerekçeleri ve memurların tayini ile ilgili kanun tarafından idareye verilen takdir yetkisini hatırlatarak, başvuranın yerine getirdiği görevin niteliğini, ilgilinin verdiği hizmetin özelliğini, kendisinin eğitim düzeyini, geçmişte sunmuş olduğu hizmetleri ve söz konusu kusurlu davranışı dikkate alarak, kamu yararı ve kamu hizmetinin gereklilikleri bakımından itiraz edilen idari işlemin yasaya aykırı olmadığı kanısına varmıştır. Öte yandan Danıştay, başvuranın, duruşma yapılmasına yönelik talebi, 6 Ocak 1982 tarihli ve 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanun’un 17. maddesinde (Bundan böyle metinde "2577 sayılı Kanun" olarak anılacaktır.) öngörülen süre içinde dile getirmediği gerekçesiyle söz konusu talebi reddetmiştir.
Ayrıca, Danıştay Başsavcısının görüşünün içeriği yüksek mahkemenin kararında açıklanmaktaydı.
18. Başvuran, 5 Eylül 2005 tarihinde, bu karara karşı temyiz başvurusunda bulunmuştur. Öte yandan başvuran, temyiz başvurusunun incelenmesi için duruşma yapılmasını talep etmiştir. Başvuran özellikle, duruşma yapılmasına yönelik bir talebin sunulması için belirli bir sürenin öngörülmediğini iddia ederek, Danıştay’ın 5. Dairesi tarafından söz konusu talebinin reddedilmesinden şikâyet etmiştir.
19. Başvuran tarafından 15 Eylül 2005 tarihinde bir dilekçe sunulmuştur. Başvuran, bu bağlamda Asliye hukuk Mahkemesinin kararına ve yukarıda belirtilen Yargıtay kararına dayanarak, kendisine verilen kınama cezasına dayanak oluşturan olaylar açısından kusurlu olmadığının tespit edildiğini ileri sürmüştür. Diğer taraftan başvuran, idare mahkemeleri tarafından verilen disiplin cezasının incelenmesini sağlayamamıştır. Öte yandan ilgili, 27 Mart 2003 tarihinde verilen bir kararda (aşağıda 29. paragraf), Danıştay’ın, benzer koşullarda yapılan atama işleminin yasadışı olduğunu değerlendirdiğini iddia etmiştir.
20. Belirtilmeyen bir tarihte, Danıştay Başsavcısı, başvuranın ileri sürdüğü yöntemlerin yasayla öngörülen herhangi bir temyiz gerekçesine uygun olmadığı ve dolayısıyla, itiraz edilen kararın onaylanmasının uygun olacağı kanısında olduğunu yönünde görüş bildirmiştir. Söz konusu görüş başvurana tebliğ edilmemiştir.
21. Danıştay İdari Daireler Kurulu, 5 Nisan 2007 tarihinde, temyiz başvurusunu reddetmiş ve itiraz edilen kararı onamıştır. Danıştay İdari Daireler Kurulu, Danıştay’ın 5. Dairesi tarafından verilen kararın usule ve yasaya uygun olduğu ve ileri sürülen temyiz başvurusuna ilişkin gerekçelerin söz konusu kararın temyiz edilmesini gerektirecek nitelikte olmadığı kanısına varmıştır. Öte yandan Danıştay İdari Daireler Kurulu, 2577 sayılı Kanun’un 17. maddesi uyarınca duruşma yapılmasına yönelik talebi reddetmiştir.
Kurul üyelerinden azınlıkta kalan kişiler, adli makamların başvurana atfedilen olaylar açısından kendisinin suçlu olmadığını kabul etmeleri nedeniyle ilgilinin geçerli bir sebep olmaksızın tayin edildiği yönünde değerlendirmede bulunarak, ayrık görüş vermiştir.
22. Başvuran, 6 Temmuz 2007 tarihinde, karar düzeltme talebinde bulunmuştur. Başvuran, atfedilen olaylar açısından suçlu olduğunun kabul edilmediğini belirtmiştir. Ayrıca başvuran, 5 Nisan 2007 tarihinde verilen bir kararda (aşağıda 31. paragraf), Danıştay’ın benzer koşullarda yapılan atama işleminin yasa dışı olduğunu değerlendirdiğini iddia etmiştir.
23. Belirtilmeyen bir tarihte, Danıştay Başsavcısı, başvuranın ileri sürdüğü gerekçelerin, bir kararın düzeltilmesi için kanunla öngörülen koşulları karşılamadığı yönünde görüş bildirmiştir. Böylelikle, ilgili Başsavcısı, başvuranın başvurusunun reddedilmesini savunmaktaydı.
24. Danıştay İdari Daireler Kurulu, 20 Mart 2008 tarihinde, 5. Daire tarafından verilen kararın usule ve yasaya uygun olduğunu ve ileri sürülen temyiz gerekçelerinin söz konusu kararın temyiz edilmesini talep ettirecek nitelikte olmadığını değerlendirerek, başvuranın başvurusunu reddetmiştir. Kurul üyelerinin azınlığı daha önce dile getirilen gerekçelere benzer gerekçelerden ötürü ayrık görüş vermiştir (yukarıda 21. paragraf). Bu karar başvurana 27 Mayıs 2008 tarihinde tebliğ edilmiştir.
B. İlgili İç Hukuk
1. Danıştay Önündeki Yargılama
25. Danıştay, özellikle Fransız Danıştay’ından esinlenilerek 1868 yılında kurulmuştur. İdari yargılama usulü esas itibariyle yazılılık ilkesine dayanmaktadır (Meral/Türkiye, no. 33446/02, § 22, 27 Kasım 2007).
26. 6 Ocak 1982 tarihli ve 5437 sayılı Danıştay Kanunu’nun 38. maddesine göre, Danıştay İdari Dava Daireleri Kurulu, idare mahkemelerinin uymadıkları söz konusu Yüksek Mahkemenin kararlarına karşı yapılan temyiz başvurularını incelemekte ve öte yandan, ilk derece mahkemesi olarak karar veren Danıştay Dairelerinin kararlarına karşı yapılan temyiz başvuruları konusunda temyiz mahkemesi olarak karar vermektedir.
27. İdare Mahkemeler önündeki duruşmalar 2577 sayılı Kanun’un 17. maddesi ile düzenlenmektedir. Söz konusu Kanun’da, taraflardan biri bunu talep ettiğinde, duruşmanın, ilk derecede karar veren mahkemeler tarafından mutlaka gerçekleştirilmesi gerektiği öngörülmektedir. Temyiz başvurularının incelenmesine ilişkin duruşmalar ile ilgili olarak, bu duruşmaların yapılması, her davanın kendine özgü koşullarına göre karar veren mahkemenin takdirine bırakılmaktadır. Dava dilekçesinde, cevap dilekçesinde ve savunma dilekçesinde, duruşma yapılmasına ilişkin bir talepte bulunabilir.
2. Kamu Görevlilerinin Tayini Hakkındaki Başka Davalara İlişkin Başvuran Tarafından Sunulan Danıştay Kararları
28. Başvuran, Danıştay’ın söz konusu davalarda kendi davasında benimsemiş olduğu çözümlerden farklı hukuki çözümler geliştirdiğini iddia ederek, kanaatine göre mevcut davadaki koşullara benzer koşullarda atanan memurlara ilişkin Yüksek Mahkeme tarafından başka davalarda verilen üç karar sunmaktadır.
29. 27 Mart 2003 tarihinde verilen ilk karar ile, Danıştay, Sanayi ve Ticaret Bakanlığı Teşkilatı Birimindeki Müdürlük görevinden alınan ve söz konusu Bakanlık bünyesinde müşavirlik görevine tayin edilen bir memurun atanmasına ilişkin idari bir işlemi iptal etmeye karar vermiştir. Danıştay, ihtilaf konusu olaylara ilişkin ve benzer olaylar ile ilgili olarak ilgili lehine karar veren adli mahkemelerin kararları bakımından Cumhuriyet savcısının kovuşturmaya yer olmadığına dair karar vermesi nedeniyle, ilgilinin eylemlerinden dolayı Bakanlık Teşkilatını Güçlendirme Vakfının uğradığı zarara ilişkin iddianın tespit edilmiş olarak değerlendiremeyeceği kanısına varmıştır.
30. 16 Mart 2005 tarihinde verilen ikinci kararla, Danıştay, Bayındırlık ve İskân Bakanlığı bünyesinde müsteşarlık görevinden alınan ve aynı Bakanlıkta müşavirlik görevine tayin edilen bir memurun atanmasına ilişkin idari bir işlemi iptal etmeye karar vermiştir. Danıştay, ilgilinin eylemlerinden ötürü idarenin uğradığı zarara ilişkin iddia hakkında Cumhuriyet savcısının kovuşturmaya yer olmadığına dair karar vermesi ve kendisine atfedilen başka bir olayla ilgili idari soruşturmanın bir ceza verilmeksizin sonlandırılması nedeniyle söz konusu kişinin tayin edilmesinin yasal olmadığı kanısına varmıştır.
31. 5 Nisan 2007 tarihinde verilen üçüncü karar ile, Danıştay İdari Daireler Kurulu, Sanayi ve Ticaret Bakanlığı bünyesinde ifa ettiği müsteşarlık görevinden alınan ve söz konusu Bakanlıkta müşavirlik görevine tayin edilen bir memurun atanmasına ilişkin idari işlemin iptal edilmesine yönelik talebi reddeden yüksek mahkemenin bir dairesinin vermiş olduğu kararı bozmuştur. İdari Daireler Kurulu, ilgili memura isnat edilen olayların hukuki danışmanın görüşü doğrultusunda gerçekleşmesi ve bu olaylar sebebiyle ilgiliye verilen cezanın idare mahkemeleri tarafından iptal edilmesi ve ihtilaf konusu olaylar hakkında soruşturma izninin Danıştay’ın bir kararı ile iptal edilmesi nedeniyle ihtilaf konusu idari işlemin yasal olarak değerlendirilemeyeceği kanısına varmıştır.
ŞİKÂYETLER
32. Başvuran, Sözleşme’nin 6. maddesinin 1. fıkrasına dayanarak, Danıştay’ın duruşma yapılmasına yönelik taleplerini reddetmesinden ve kararların yokluğunda açıklanmasından dolayı adil yargılanma hakkına riayet edilmediğini ileri sürmektedir.
33. Başvuran, Sözleşme’nin 6. maddesinin a) ve b) bentleri bağlamında, Danıştay Başsavcısının görüşünün kendisine tebliğ edilmemesinden şikâyet etmektedir.
34. Başvuran, Sözleşme’nin 14. maddesi ile Sözleşme’ye Ek 12 No.lu Protokol’ün 1. maddesini ileri sürerek, kendi davasına benzer olan, memurların atanmasına ilişkin üç davada Danıştay’ın davacılar lehine karar vermesi nedeniyle ayrımcı bir muameleye maruz kalmasından şikâyet etmektedir.
35. Başvuran, Sözleşme’nin 6. maddesinin 2. fıkrası açısından, Danıştay’ı, kendisine verilen kınama cezasını kusurlu bir davranış olarak değerlendirmekle suçlamaktadır. Bu bağlamda, başvuran, söz konusu davranışın bir suç teşkil edemeyeceğini, kınama cezasına dayanak oluşturan eylemlerin yasaya uygunluğunun adli mahkemeler tarafından kabul edildiğini ve söz konusu cezanın mesleki sicil belgesinden 3 Temmuz 2006 tarihli Kanun ile silindiğini belirtmektedir.
36. Son olarak başvuran, Sözleşme’nin 6. maddesinin 1. fıkrasını ileri sürerek, ulusal mahkemeleri davası hakkında yetersiz bir incelemede bulunmakla ve davasını reddetmek için yetersiz gerekçeler kabul etmekle suçlamaktadır.
HUKUKİ DEĞERLENDİRME
A. Sözleşme’nin 6. Maddesinin Uygulanabilirliği Hakkında
37. Mahkeme, başvuranın tüm şikâyetlerinin Sözleşme’nin 6. maddesi ile ilgili olduğunu kaydetmektedir. Somut olayda, Sözleşme’nin 6. maddesinin ilgili kısımları aşağıdaki şekildedir:
"1. Herkes davasının, medeni hak ve yükümlülükleriyle ilgili uyuşmazlıklar (...) konusunda karar verecek olan, yasayla kurulmuş, bağımsız ve tarafsız bir mahkeme tarafından, kamuya açık ve (...) hakkaniyete uygun olarak görülmesini isteme hakkına sahiptir.
(...)"
38. Öncelikle Mahkeme, başvuranın şikâyetlerinin her hâlükârda aşağıda açıklanan gerekçelerden dolayı kabul edilemez olmaları nedeniyle somut olayda Sözleşme’nin 6. maddesinin uygulanabilirliği hususunu incelemenin gerekli olmadığı kanısındadır.
B. Danıştay Önünde Duruşma Yapılmamasına İlişkin Şikâyet Hakkında
39. Başvuran, idare mahkemeleri tarafından duruşma yapılmasına ilişkin taleplerinin reddedilmesinden şikâyet etmektedir.
40. Mahkeme, adli yargılamanın açık yapılmasının Sözleşme’nin 6. maddesinin 1. fıkrasında yer verilen temel bir ilke teşkil ettiğini hatırlatmaktadır. Yargılamanın açık yapılması, yargılanabilir kişileri kamunun denetiminden kaçan gizli yargılamaya karşı korumakta ve böylelikle, mahkemelerde güvenin korunmasına katkıda bulunan imkânlardan birini teşkil etmektedir. Adalet yönetiminde sağladığı şeffaflık ile, yargılamanın açık yapılması, Sözleşme’nin 6. maddesinin 1. fıkrasının amacına ulaşmasına katkıda bulunmaktadır: her türlü demokratik toplumun temel ilkeleri arasında yer alan adil yargılanma güvencesi (Diennet/Fransa, 26 Eylül 1995, § 33, A serisi no. 325‑A, B. ve P./Birleşik Krallık, no. 36337/97 ve no. 35974/97, § 36, AİHM 2001‑III, Martinie/ Fransa [BD], no. 58675/00, § 39, AİHM 2006‑VI, Olujić/Hırvatistan, no. 22330/05, § 70, 5 Şubat 2009 ve Nikolova ve Vandova/Bulgaristan, no. 20688/04, § 67, 17 Aralık 2013).
41. Mahkeme, kamuya açık bir duruşma yapma yükümlülüğünün mutlak olmadığını hatırlatmaktadır (Håkansson ve Sturesson/İsveç, 21 Şubat 1990, § 66, A serisi no. 171-A ve Jussila/Finlandiya [BD], no. 73053/01, § 41, AİHM 2006‑XIII). Sözleşme’nin 6. maddesi her yargılamada duruşma yapılmasını muhakkak gerektirmemektedir. Güvenilirlik sorunu taşımayan ve duruşma yapılmasını gerektiren olaylarla ilgili bir tartışmaya mahal vermeyen ve mahkemelerin, tarafların sunduğu görüşlere ve diğer belgelere dayanarak, adil ve makul bir biçimde karar verebilecekleri davalar için durum özellikle bu şekildedir (Bk. örnek olarak Döry/İsveç, no. 28394/95, § 37, 12 Kasım 2002, Pursiheimo/Finlandiya (kabul edilebilirlik hakkında karar), no. 57795/00, 25 Kasım 2003 ve Şahin Karakoç/Türkiye, no. 19462/04, § 36, 29 Nisan 2008). Bu nedenle Mahkeme, genel yargı yetkisine sahip olan bir mahkemenin mevcut olması halinde bile, ele alınması gereken sorunların niteliğinden ayrı olarak, yukarıda anılan 6. maddenin her daim açık duruşma yapılmasını gerektirdiği sonucuna varamaz. Makul bir sürede yargılanma hakkı ve mahkemeler önündeki davaların hızlı şekilde ele alınması gerekliliği gibi başka değerlendirmeler, kamuya açık duruşmaların yapılmasının gerekip gerekmediğinin tespit edilmesi amacıyla göz önüne alınmaktadır (Varela Assalino/Portekiz (kabul edilebilirlik hakkında karar), no. 64336/01, 25 Nisan 2002). Mahkeme, daha önce, yalnızca hukuki hususların konu edildiği ve son derece teknik yargılamaların, kamuya açık bir duruşma yapılmaması halinde bile, Sözleşme’nin 6. maddesinde yer alan koşulları yerine getirebileceği kanısına varmıştır (Jurisic ve Collegium Mehrerau/Avusturya, no. 62539/00, § 65, 27 Temmuz 2006 ve Mehmet Emin Şimşek/Türkiye, no. 5488/05, §§ 30‑31, 28 Şubat 2012).
42. Mahkeme bir kez daha, adaletin iyi idaresine ilişkin menfaat kapsamında, ilke olarak, temyiz mahkemesinden ziyade ilk derece mahkemesinde duruşma yapılmasının uygun olduğunu hatırlatmaktadır (yukarıda anılan Döry kararı, § 40). Böylelikle, itiraz veya temyiz incelenmesi sırasında duruşmanın yapılmasına ilişkin talebin ilk derece mahkemesinde herhangi bir duruşma yapılmadığı zaman dahi reddedilmesi bazı durumlarda kabul edilmektedir (yukarıda anılan Döry kararı, § 40 ve Boz/ Türkiye (kabul edilebilirlik hakkında karar), no. 7906/05, 9 Aralık 2008). Benzer durumların varlığı, esasen iç mahkemelerin ele aldığı sorunların niteliğine bağlıdır (Yukarıda anılan Mehmet Emin Şimşek kararı, § 32).
43. Somut olayda, ilk derece mahkemesi olarak karar veren Danıştay’ın 5. Dairesi önündeki yargılama ile ilgili olarak, Mahkeme, başvuranın söz konusu Mahkemede duruşma yapılmasına ilişkin talebinin, talebin sunulması konusundaki süreye riayet edilmediği gerekçesiyle 2577 sayılı Kanun’un 17. maddesi uyarınca reddedildiğini kaydetmektedir (yukarıda 17. paragraf). Akabinde Mahkeme, bu son hükme göre, dava dilekçesinde, cevap dilekçesinde ve savunma dilekçesinde duruşma yapılmasına ilişkin talebin yapılabileceğini gözlemlemektedir (yukarıda 27. paragraf). Son olarak Mahkeme, başvuranın Danıştay’ın 5. Dairesi önünde duruşma yapılmasına yönelik talebini dava dilekçesinde veya cevap dilekçesinde ya da savunma dilekçesinde değil, 4 Kasım 2003 tarihli dilekçesinde dile getirdiğini kaydetmektedir (yukarıda 14. paragraf).
44. Dolayısıyla Mahkeme, başvuranı, ilk derece mahkemesi olarak karar vermekle görevli olan Danıştay’ın 5. Dairesi önünde açık duruşma yapılmasını talep etme imkânının olduğunu ve söz konusu merciin, duruşma yapılmasına yönelik talebe ilişkin iç hukukta yer alan kurallara riayet edilmediği gerekçesiyle ilgilinin talebini reddettiğini tespit etmektedir. Bu bağlamda, Mahkeme, başvuranın, genel anlamda, duruşma yapılmasına yönelik talebinin reddedilmesinden şikâyet ettiğini ve Danıştay’ın, ilgilinin duruşma yapılmasına yönelik taleplerini reddederek, 2577 sayılı Kanun’un 17. maddesinin yanlış bir yorumunu ve uygulamasını yaptığı konusunda kendisini ikna edecek nitelikte yeni bir unsur getirmediğinin altını çizmektedir.
45. Dolayısıyla Mahkeme, konu hakkında iç hukuktaki gereklilikleri karşılayan bir talepte bulunulmaması nedeniyle, Danıştay’ın 5. Dairesinin duruşma yapılmamasından dolayı suçlanamayacağı kanısındadır.
46. Temyiz mahkemesi olarak karar veren Danıştay İdari Daireler Kurulu tarafından duruşma yapılmasına ilişkin talebin reddedilmesi ile ilgili olarak, Mahkeme, temyiz başvurularının incelenmesi sırasında, duruşma yapılmasını idari mahkemelerin takdirine bırakan (yukarıda 27 paragraf) 2577 sayılı Kanun’un 17. maddesi uyarınca (yukarıda 21. paragraf) söz konusu talebin reddedildiğini de kaydetmektedir. Bu konuda, Mahkeme, daha önce, temyiz mahkemesi önünde duruşma yapılması ile ilgili olarak, bu aşamada benzer mahkemece ele alınması gereken sorunların niteliğini ve ilgili mahkemenin söz konusu yargılama çerçevesinde genel yargı yetkisine sahip olmadığını dikkate alarak, ilk derece mahkemesi sıfatıyla karar veren bir mahkeme tarafından herhangi bir duruşma yapılmaması halinde bile, bir duruşmanın gerçeklemesinin zorunlu olmadığını değerlendirdiğini hatırlatmaktadır (yukarıda anılan Mehmet Emin Şimşek kararı, § 42).
47. Mahkeme, yukarıda belirtilen ışığında, söz konusu şikâyetin açıkça dayanaktan yoksun olduğu ve Sözleşme’nin 35. maddesinin 3. fıkrasının a) bendi ve 4. fıkrası uyarınca reddedilmesi gerektiği kanısındadır.
C. Danıştay Başsavcısının Görüşünün Tebliğ Edilmemesine İlişkin Şikâyet Hakkında
48. Başvuran, Sözleşme’nin 6. maddesinin 3. fıkrasının a) ve b) bentlerine dayanarak, Danıştay Başsavcısının görüşlerinin kendisine tebliğ edilmemesinden şikâyet etmektedir.
49. Mahkeme, davaya ilişkin olay ve olguların hukuki değerlendirilmesi konusunda takdir yetkisine sahip olup, söz konusu şikâyetin Sözleşme’nin 6. maddesinin 1. fıkrası açısından incelenmesinin uygun olacağı kanısındadır.
50. Mahkeme, çekişmeli yargı hakkının, ilke olarak, ceza veya hukuk davasındaki taraflara, bağımsız bir savcı tarafından da gelse, hâkimin kararını etkilemek amacıyla kendisine sunulan her türlü belge ya da görüş konusunda bilgilendirilme ve bunları değerlendirme olanağı tanıdığına dair içtihadını hatırlatmaktadır (Kress/Fransa [BD], no. 39594/98, § 65, AİHM 2001-VI, Göç/Türkiye [BD], no. 36590/97, § 55, AİHM 2002‑V ve yukarıda anılan Martinie kararı, § 46).
51. Somut olayda Mahkeme, temyiz başvurusu ve karar düzeltme talebi kapsamında Danıştay Başsavcısının bildirdiği görüşlerin herhangi bir yeni sorun oluşturmadığını tespit etmektedir. Söz konusu görüşler, başvuranın ileri sürdüğü gerekçelerin herhangi bir yasal temyize veya karar düzeltme talebine ilişkin gerekçeye uygun olmadığını ve temyiz başvurularının reddedilmesi gerektiğini belirtmekle sınırlı kalmaktaydı (yukarıda 20. ve 23. paragraflar).
52. Daha sonra Mahkeme, daha önce, bu tür bir şikâyeti incelediğini ve ihtilaf konusu yargılamaya uygun şekilde katılma hakkını kullanması çerçevesinde başvuran tarafın bu durumda "önemli bir zarara" uğramadığı değerlendirmesinde bulunarak, söz konusu şikâyetin kabul edilemez olduğuna karar verdiğini hatırlatmaktadır (Kılıç ve diğerleri/ Türkiye (kabul edilebilirlik hakkında karar), no. 33162/10, §§ 19-32, 3 Aralık 2013 ve Çançar/Türkiye (kabul edilebilirlik hakkında karar), no. 45027/05, §§ 15-17, 28 Haziran 2016). Somut olayda Mahkeme, mevcut davada, farklı bir sonuca ulaştıracak bir gerekçe veya olay yokluğunda, başvurunun bu kısmının, Sözleşme’nin 35. maddesinin 3. fıkrasının b) bendi ve 4. fıkrası uyarınca kabul edilemez olduğuna karar vermektedir.
53. İlk derece mahkemesi olarak Danıştay’ın 5. Dairesinin davayı incelemesi kapsamında Danıştay Başsavcısının sunduğu görüş ile ilgili olarak, Mahkeme, söz konusu görüşte, davanın koşulları bakımından başvuranın tayin edilmesinin yasaya uygunluğu hakkında Cumhuriyet savcısının değerlendirilmesinin açıklandığını tespit etmektedir (yukarıda 16. paragraf). Dolayısıyla Mahkeme, söz konusu görüşün, başvuran tarafın yorumlarda bulunmasına yol açacak unsurlar getirdiği kanısına varmıştır. Bununla birlikte Mahkeme, söz konusu görüşün başvurana tebliğ edilmemesi halinde bile, ilgilinin, ilgili görüşün içeriğini yeniden ele alan Danıştay’ın 5. Dairesinin verdiği 13 Haziran 2005 tarihli kararı ile söz konusu görüşten bilgi edindiğini kaydetmektedir (yukarıda 17. paragraf). Bu esnada, başvuran Danıştay’ın 5. Dairesinin kararına karşı temyiz başvurusunda bulunabilirdi. Başvuran bu olanağı kullanmıştır. Kuşkusuz, temyiz başvurusu 5. Daire tarafından verilen kararın yasaya uygunluğu ile ilgili olduğu halde, söz konusu Daire Başsavcısının görüşü, itiraz edilen tayin işleminin yasaya uygunluğu ile ilgili olmaktaydı. Bununla birlikte başvuran, 5. Dairenin kararına karşı temyiz başvurusunda bulunarak, söz konusu kararda tayin işleminde haksız yere yasaya aykırılık bulunmadığının sonucuna varıldığını ileri sürerek, söz konusu kararın yasaya uygunluğuna itiraz edebilirdi. Bu çerçevede, ilgili, mütalaasında Başsavcının ifade ettiği görüşü de eleştirebilirdi.
54. Son olarak Mahkeme, adil yargılanma gerekliliklerine riayet edilip edilmediğinin bir bütün olarak değerlendirilen yargılamaya dayanılarak değerlendirildiğini hatırlatmaktadır (Bk. özellikle Al-Khawaja ve Tahery/Birleşik Krallık [BD], no. 26766/05 ve 22228/06, § 118, AİHM 2011 ve Lhermitte/Belçika [BD], no. 34238/09, § 69, 29 Kasım 2016). Yargılamanın daha sonraki aşamalarında başvuranın görüş hakkında görüş beyan etme imkânsızlığını dikkate alarak, Mahkeme, idari yargılamanın bir bütün olarak değerlendirildiğinde, Danıştay’ın 5. Dairesi tarafından başvurusunun incelenmesi sırasında Danıştay Başsavcısının görüşünün tebliğ edilmemesinin başvuran bakımından meydana getirdiği zararı telafi edecek nitelikte olduğu kanısındadır.
55. Sonuç olarak, Sözleşme’nin 35. maddesinin 3. fıkrasının a) bendi ve 4. fıkrası uyarınca, başvurunun bu kısmının açıkça dayanaktan yoksun olduğu gerekçesiyle kabul edilemez olduğuna karar verilmesi gerekmektedir.
D. Ulusal Mahkemeler Arasında İçtihat Farklılığına İlişkin Şikâyet Hakkında
56. Başvuran, Sözleşme’nin 14. maddesi ile Sözleşme’ye Ek 12 No.lu Protokol’ün 1. maddesini ileri sürerek, Danıştay’ın, başvurusunu reddetmesine rağmen, kendi davasına benzer olan üç davada atanması yapılan memurlar lehine karar verdiğini iddia etmektedir.
57. Mahkeme, başvuranın özellikle, memurların atanması konusunda ulusal mahkemelerin verdiği farklı kararlar sonucunda meydana gelen içtihat farklılığından şikâyet ettiğini tespit etmektedir. Mahkeme, davaya ilişkin olay ve olguların hukuki değerlendirilmesi konusunda takdir yetkisine sahip olup, söz konusu şikâyetin Sözleşme’nin 6. maddesinin 1. fıkrası açısından incelenmesinin uygun olacağı kanaatindedir.
58. Mahkeme, Nejdet Şahin ve Perihan Şahin/Türkiye ([BD], no. 13279/05, §§ 49-58, 20 Ekim 2011) ve Paroisse Gréco-Catholique Lupeni ve diğerleri/Romanya ([BD], no. 76943/11, § 116, 29 Kasım 2016) kararlarında özellikle özetlenen ve konu hakkında içtihadından ileri gelen ilkeleri hatırlatmaktadır. Mahkeme özellikle, içtihat farklılığı olasılığının, kendi yargı çevreleri üzerinde yetkileri bulunan ve esasa bakan mahkemelerin tamamına dayanan her türlü yargı sistemine doğal olarak bağlı olduğunu hatırlatmaktadır. Bunun yanı sıra, bu tür farklılıklar aynı mahkeme bünyesinde meydana gelebilir. Bu durum, kendi başına Sözleşme’ye aykırı olarak değerlendirilemez (yukarıda anılan Nejdet Şahin ve Perihan Şahin kararı, § 51 ve yukarıda anılan Paroisse Gréco-Catholique Lupeni ve diğerleri kararı, § 116, b)).
59. Mahkeme, somut olayda, başvuranın, tayin edilmesine ilişkin söz konusu idari işlemin iptali istemiyle dava açtığını ve ulusal mahkemelerin, diğerlerinin yanı sıra, konu hakkında idarenin takdir yetkisi, başvuranın mesleki tecrübesi ile eğitim düzeyi ve kendisine isnat edilen olaylar açısından ilgilinin suçlu olarak değerlendirildiği davranışı dikkate alarak, bu başvuruyu reddettiklerini kaydetmektedir (yukarıda 17. paragraf).
60. Mahkeme, başvuranın, sırasıyla Cumhuriyet savcısının kovuşturmaya yer olmadığına dair karar vermesi, verilen idari disiplin cezasının iptal edilmesi ve idari soruşturmanın bir ceza verilmeksizin kapatılması nedeniyle Yüksek Mahkemenin ihtilaf konusu idari işlemleri iptal etmeye karar verdiği üç memurun atanmasına ilişkin Danıştay’ın üç kararını sunduğunu tespit etmektedir.
61. Bireysel başvurunun sonucu olan bir davada, Mahkeme, mümkün olduğunca, genel konteksti göz ardı etmeden, kendisine sunulan somut davada ileri sürülen sorunları incelemekle sınırlı kalması gerektiğini vurgulamaktadır (Bk. diğer kararlar arasında Guzzardi/İtalya, 6 Kasım 1980, § 88, A serisi no. 39 ve Young, James ve Webster/Birleşik Krallık, 13 Ağustos 1981, § 52, A serisi no. 44). Dolayısıyla, mevcut durumda, başvuranın tayin edilmesine ilişkin kararın uygunluğunu Sözleşme bakımından değerlendirmek Mahkeme’nin görevi değildir; hukuki güvenlik ilkesi kapsamında başvuranın adil yargılanma hakkı konusunda söz konusu karara ilişkin ulusal mahkeme kararlarının etkilerini incelemek Mahkeme’ye aittir.
62. Mahkeme, memurluk statüsünün, ilke olarak, kamu hizmetinin ihtiyaçlarına göre başka bir hizmete atanma imkânını öngördüğünü kabul etmektedir (Metin Turan/Türkiye, no. 20868/02, § 30, 14 Kasım 2006). Bu bağlamda Mahkeme, somut olayda ulusal mahkemeler tarafından vurgulandığı üzere, devletin kamu hizmetinin iyi şekilde yönetiminin idaresi ve uygulanması kapsamında memurların atamasını gerçekleştirebilecek idareye takdir yetkisi verildiğini tespit etmektedir (yukarıda 17. paragraf).
63. Mahkeme, mevcut durumda, konu hakkında ulusal makamlara verilen takdir yetkisini dikkate alarak ve ilgililerin özel kişisel ve mesleki durumları nedeniyle, bir yandan başvuranın davasında ve diğer yandan başvuran tarafından sunulan üç davada ulusal mahkemeler tarafından incelenen fiili durumların her anlamda benzer olduğunu tespit etmenin çok zor olduğu kanısındadır. Nitekim, söz konusu yargılamaların konusu ve niteliği dikkate alındığında, dosyada bulunan unsurlar, mevcut davanın ele alınmasının benzer durumlarda izlenilen adli uygulamadan farklı olduğunu ve başvuranın haksız bir muamele farklılığına maruz kaldığını tespit etmeye imkân vermemektedir.
64. Öte yandan Mahkeme, idare mahkemeleri tarafından başvuran hakkında verilen kararlar bir bütün olarak değerlendirildiğinde, söz konusu kararların hukuki ve fiili olarak gereğince gerekçelendirildiğini (bk. aşağıda 71. paragraf) ve kendi incelemesine sunulan olaylarla ilgili olarak söz konusu mahkemelerin yaptığı değerlendirmenin keyfi ya da açıkça mantığa aykırı olarak değerlendirilemeyeceğini vurgulamaktadır. Dolayısıyla Mahkeme, mevcut durumda yürütülen yargılamaların, Sözleşme’nin 6. maddesinin 1. fıkrası anlamında, hakkaniyetten yoksun olmadığı kanısındadır.
65. Sonuç olarak, söz konusu şikâyet açıkça dayanaktan yoksundur ve bu şikâyetin Sözleşme’nin 35. maddesinin 3. fıkrasının a) bendi ve 4. fıkrası uyarınca reddedilmesi gerekmektedir.
E. Diğer Şikâyetler Hakkında
66. Başvuran, Sözleşme’nin 6. maddesinin 2. fıkrasını ileri sürerek, Danıştay’ı, kendisine kınama cezası verilmesine neden olan davranışı kusurlu olarak değerlendirmekle suçlamaktadır. Bu bağlamda başvuran, davranışının bir suç teşkil etmediğini, hukuk mahkemelerinin kınama cezasına dayanak oluşturan eylemlerin yasaya uygun olduğunu kabul ettiğini ve 3 Temmuz 2006 tarihli Af Kanunu uyarınca söz konusu cezanın sicilinden silindiğini belirtmektedir.
67. Başvuran, Sözleşme’nin 6. maddesinin 1. fıkrasını ileri sürerek, ulusal mahkemeleri davasını yeterince incelememekle ve davasını reddetmek için hukuki olarak yetersiz gerekçeler kabul etmekle suçlamaktadır.
68. Mahkeme, başvuran hakkında alınan tedbirlerin cezai bir suçlamaya yol açmadığını dikkate alarak, söz konusu şikâyetlerin yalnızca Sözleşme’nin 6. maddesinin 1. fıkrası açısından incelenmesinin uygun olduğu kanısındadır.
69. Mahkeme, Sözleşme’nin 6. maddesinde adil yargılanma hakkı güvence altına alınıyorsa da, bu maddede delillerin kabul edilebilirliği veya değerlendirmesi gibi öncelikle iç hukuku ve ulusal mahkemeleri ilgilendiren bir konunun düzenlemediğini hatırlatmaktadır. Kural olarak, ulusal mahkemelerin bu türden bir delil unsuruna atfettikleri önem veya baktıkları davalarda vardıkları bu türden bir sonuç veya değerlendirme ile ilgili konuların incelenmesi, Mahkeme’nin yetkisi dışındadır. Mahkeme, kendisini dördüncü derece hâkimin yerine koymamakta ve ulusal mahkemelerin vardığı sonuçlar keyfi veya açıkça mantığa aykırı olarak görülmediği sürece, bu mahkemeler tarafından yapılan değerlendirmelere Sözleşme’nin 6. maddesinin 1. fıkrası açısından itiraz etmemektedir (Bk. örnek olarak, Khamidov/Rusya, no. 72118/01, § 170, 15 Kasım 2007, Anđelković/ Sırbistan, no. 1401/08, § 24, 9 Nisan 2013 ve Bochan/Ukrayna (no. 2) [BD], no. 22251/08, § 61, 5 Şubat 2015).
70. Bunun yanı sıra Mahkeme, Sözleşme’nin 6. maddesinin 1. fıkrası mahkemelerin kararlarını gerekçelendirmelerini zorunlu kılıyorsa, bu yükümlülüğün her iddiaya detaylı bir cevap verilmesi gerektirdiği şeklinde anlaşılamayacağını hatırlatmaktadır (Van de Hurk/ Hollanda, 19 Nisan 1994, § 61, A serisi no. 288, García Ruiz/İspanya [BD], no. 30544/96, § 26, AİHM 1999‑I ve Perez/Fransa [BD], no. 47287/99, § 81, AİHM2004-I). Bununla birlikte, davanın başlıca sorunlarının ele alınması gerekmektedir (Taxquet/Belçika [BD], no. 926/05, § 91, AİHM 2010).
71. Somut olayda, Mahkeme, başvuranın özellikle ulusal mahkemelerin dosyada yer alan unsurlar konusunda yaptığı değerlendirmeden ve yargılamanın sonucundan şikâyet ettiğini tespit etmektedir. Başvurana bilhassa verilen kınama cezası ile ilgili olarak, Mahkeme, Danıştayın söz konusu disiplin cezasını suç teşkil eden bir delil olarak değerlendirmediğini ancak Danıştay’ın kamu hizmetlerinin gereklilikleri bakımından bu cezanın temelinde yer alan olayların değerlendirmesini yaptığını kaydetmektedir.
72. Dolayısıyla bu şikâyetler Sözleşme’nin 35. maddesinin 3. fıkrasının a) bendi ve 4. fıkrası uyarınca açıkça dayanaktan yoksun oldukları gerekçesiyle reddedilmelidir.
Bu gerekçelerle, Mahkeme, oybirliğiyle,
Başvurunun kabul edilemez olduğuna karar vermiştir.
İşbu karar Fransızca dilinde tanzim edilmiş; 30 Mart 2017 tarihinde yazılı olarak tebliğ edilmiştir.
Stanley NaismithJulia Laffranque
Yazı İşleri MüdürüBaşkan
Full & Egal Universal Law Academy