AVRUPA İNSAN HAKLARI MAHKEMESİ
İKİNCİ BÖLÜM
KABUL EDİLEBİLİRLİK HAKKINDA KARAR
Başvuru no. 26582/11
Halil KARATAŞ / Türkiye
Başkan,
Ledi Bianku,
Hâkimler,
Paul Lemmens,
Jon Fridrik Kjølbro,
ve Bölüm Yazı İşleri Müdür Yardımcısı Hasan Bakırcı’nın katılımıyla 27 Haziran 2017 tarihinde Komite halinde toplanan Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (İkinci Bölüm),
20 Ocak 2011 tarihinde yapılan yukarıda anılan başvuruyu göz önüne alarak,
Davalı Hükümet tarafından ibraz edilen görüşleri ve bu görüşlere cevaben başvuran tarafından ibraz edilen görüşleri dikkate alarak,
Gerçekleştirilen müzakerelerin sonucunda aşağıdaki kararı vermiştir:
OLAYLAR
1. Başvuran Halil Karataş 1971 doğumlu bir Türk vatandaşı olup, Ankara’da ikamet etmektedir.
2. Türk Hükümeti (“Hükümet”) kendi görevlisi tarafından temsil edilmiştir.
3. Dava konusu olaylar, taraflarca ileri sürüldüğü şekliyle, aşağıdaki gibi özetlenebilir:
4. Başvuran 24 Kasım 2007 tarihinde, yasa dışı bir silahlı örgüte üye olduğu şüphesiyle yakalanmıştır.
5. Kocaeli Sulh Ceza Mahkemesinde görevli hâkim 28 Kasım 2007 tarihinde başvuranın tutuklanmasına karar vermiştir.
6. İstanbul Cumhuriyet Savcısı 28 Temmuz 2008 tarihinde İstanbul Ağır Ceza Mahkemesine başvuranı yasa dışı silahlı örgüt üyesi olmakla itham ettiği iddianamesini sunmuştur.
7. İstanbul Ağır Ceza Mahkemesi 23 Temmuz 2013 tarihinde başvuranı mahkûm etmiş ve tutukluluk halinin devamına karar vermiştir.
8. Dava dosyasında yer alan en son bilgiler göre, başvuran belirtilmeyen bir tarihte serbest bırakılmıştır ve yargılamalar halen Yargıtay önünde derdesttir.
ŞİKÂYET
9. Başvuran, Sözleşme’nin 5 §§ 4 ve 5. maddesine dayanarak, tutukluluk süresinin aşırı uzun olduğundan şikâyet etmiştir.
HUKUKİ DEĞERLENDİRME
10. Başvuran, tutukluluk süresinin uzunluğu konusunda şikâyetçi olmuştur. Başvuran, bu bağlamda, Sözleşme’nin 5 §§ 4 ve 5. maddesine dayanmıştır
11. Mahkeme öncelikle, başvuranın şikâyetinin Sözleşme’nin 5 § 3 maddesi kapsamında değerlendirilmesi gerektiğini gözlemlemektedir.
12. Hükümet, başvuranın iç hukuk yollarını tüketmediğini, zira 23 Eylül 2012 tarihinde hâlen tutuklu bulunduğunu ve Anayasa Mahkemesine başvurmuş olması gerektiğini ileri sürmüştür.
13. Başvuran bu iddiaya itiraz etmiştir.
14. Türkiye Cumhuriyeti Anayasa Mahkemesi önündeki yeni hukuk yolunun temel yönlerini inceleyen Mahkeme, Türkiye Büyük Millet Meclisinin söz konusu mahkemeye, kural olarak, 23 Eylül 2012 tarihinden sonra kesinleşen bütün kararlar bakımından, Sözleşme’yle korunan hak ve özgürlüklerin ihlallerine yönelik doğrudan ve hızlı bir tazmin sağlamasına imkân tanıyan yetkiler verdiğini ve bu hukuk yolunun kullanılması gereken bir hukuk yolu olduğunu belirtmiştir (bk. Uzun/Türkiye, (k.k.), no. 10755/13, §§ 68-71, 30 Nisan 2013).
15. Mahkeme ayrıca, Anayasa Mahkemesinin zaman bakımından yetkisinin 23 Eylül 2012 tarihinde başladığını ve bu kapsamda verilen kararlardan açıkça anlaşıldığı üzere, zaman bakımından yetkisinin, bireysel başvuru hakkının kabulünden önce başlayan ve belirtilen tarih itibariyle devam etmekte olan bir ihlali içeren durumları da kapsayacak şekilde genişletilmesine karar verdiğini belirtmektedir.
16. Somut davada, başvuranın tutukluluğu 24 Kasım 2007 tarihinde başlamış ve 23 Temmuz 2013 tarihinde mahkûm edilmesiyle sona ermiştir. Dolayısıyla, 23 Eylül 2012 tarihinden önceki dönem de dâhil olmak üzere, başvuranın tutukluluğu, Anayasa Mahkemesinin zaman bakımından yetkisi kapsamındadır (bk. Koçintar/Türkiye (k.k.), no. 77429/12, §§ 15-26, 39, 1 Temmuz 2014 ve Levent Bektaş/Türkiye, no. 70026/10, §§ 40-42, 16 Haziran 2015).
17. Sonuç olarak, Mahkeme, Hükümetin ilk itirazını dikkate alarak, başvurunun, Sözleşme’nin 35 §§ 1 ve 4. maddesi uyarınca iç hukuk yollarının tüketilmemiş olması nedeniyle reddedilmesi gerektiği kanaatine varmıştır.
Bu gerekçelerle, Mahkeme, oy birliğiyle,
Başvurunun kabul edilemez olduğuna karar vermiştir.
İşbu karar İngilizce dilinde tanzim edilmiş olup, 20 Temmuz 2017 tarihinde yazılı olarak bildirilmiştir.
Hasan BakırcıLedi Bianku
Yazı İşleri Müdür YardımcısıBaşkan
Full & Egal Universal Law Academy