AVRUPA İNSAN HAKLARI MAHKEMESİ
İKİNCİ BÖLÜM
KABUL EDİLEBİLİRLİK HAKKINDA KARAR
Başvuru No. 25751/09
Ahmet KARLIDAĞ / TÜRKİYE
Başkan,
Julia Laffranque,
Hâkimler,
Işıl Karakaş,
Nebojša Vučinić,
Paul Lemmens,
Jon Fridrik Kjølbro,
Stéphanie Mourou-Vikström,
Georges Ravarani
ve Bölüm Yazı İşleri Müdürü Stanley Naismith’in katılımıyla 22 Mart 2016 tarihinde Daire olarak toplanan Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (İkinci Bölüm), 27 Nisan 2009 tarihli başvuruyu ve davalı Hükümet tarafından sunulan görüşlerin ile başvuranın cevap olarak sunduğu görüşlerin de göz önünde bulundurulması suretiyle gerçekleştirdiği müzakereler neticesinde, aşağıdaki kararı vermiştir:
OLAYLAR
1.Başvuran Ahmet Karlıdağ; 1960 doğumlu olup, Trabzon’da ikamet etmektedir. Başvurana, Mahkeme İçtüzüğü’nün 36. maddesinin 2. fıkrası uyarınca avukat yardımı olmaksızın, kendisini bizzat savunma hakkı tanınmıştır.
2.Türk Hükümeti (“Hükümet”); kendi görevlisi tarafından temsil edilmiştir.
3.Davanın kendine özgü koşulları, taraflarca ifade edildiği şekliyle aşağıda belirtildiği şekilde özetlenebilir;
4.Başvuran olayların meydana geldiği dönemde polis memurudur.
5.Başvuran; 15 Ağustos 2008 tarihinde öğle saatlerinde, Ordu’daki bir bankamatiğin önünde sıra beklediği esnada; ismi S.Ö. olarak belirtilen kişiyle bir tartışma yaşamıştır.
A. Başvuranın 15 Ağustos 2008 tarihindeki olayın ardından verdiği ifade
6.Mahkeme önünde başvuran; 15 Ağustos 2008 tarihinde S.Ö. ile arasında meydana gelen anlaşmazlıkla ilgili verdiği ifade esnasında, Ordu Emniyet Müdürlüğünde görev yapan polis memurları tarafından kötü muameleye maruz kaldığını iddia etmektedir.
7.15 Ağustos 2008 tarihi saat 16.45’te, polis tarafından düzenlenen tutanağa göre; S.Ö. ile başvuran arasında meydana gelen anlaşmazlıkla ilgili olarak ifade vermeye davet edilen başvuran, ifade vermeyi reddetmiş; sinirlenmiş, polis memurlarına karşı agresif davranışlar sergilemiş ve hakaret etmiştir. Sonrasında bayılmıştır. Başvuran, Emniyet Müdürlüğü doktoru tarafından muayene edilmiş ve kendisi için ambulans çağırılmıştır. Acil Servis Doktoru F.H. ve Hemşire E.Y.; olayın gerçekleştiği yere gelmişler ve başvuranı Umut Hastanesine sevk etmişlerdir.
8.Umut Hastanesi Acil Servis Doktoru G.G. tarafından düzenlenen 15 Ağustos 2008 tarihli sağlık raporunda; başvuranın vücudunda herhangi bir darp ya da şiddet izine rastlanmadığı belirtilmiştir. Kemik kırığı olmadığı açıklanan bu raporda; başvuranın duyu organlarında işlev kaybı olmadığı ve kendisini ifade etmekte herhangi bir zorluk çekmediği de belirtilmiştir.
9.Başvuranın talebi üzerine, Ordu Devlet Hastanesi tarafından 16 Ağustos 2008 tarihinde düzenlenen sağlık raporunda; başvuranın her iki kolunda, sırtında ve bacaklarında yer yer ekimozlar ve morluklar olduğu belirtilmiştir.
10.Emniyet Müdürlüğü bünyesinde görev yapan Doktor G.D.; 6 Ekim 2008 tarihinde Ordu Cumhuriyet Savcısı tarafından dinlenmiştir. İsmi geçen doktor; olayın yaşandığı gün koltuğa yatırılmış vaziyette olan başvuranı muayene etmek için çağrıldığını beyan etmiştir. Doktor, başvuranın ter içinde olduğunu, tansiyonuna bakılmasını istememesine rağmen tansiyonunun ölçüldüğünü ve tansiyonunun yüksek çıktığını belirtmiştir. Doktor; başvurana vermek istediği ilacı, başvuranın almak istemediğini ve ilgilinin sinirli ve kızgın olduğunu da belirtmiştir. Doktor en sonunda başvuranı ambulansla hastaneye naklettirmiştir.
B. Başvuranın şikâyeti ve Cumhuriyet savcısı tarafından yürütülen soruşturma
11. Başvuran, 9 Ekim 2008 tarihinde kendisine kötü muamelede bulunan polis memurları hakkında şikâyette bulunmuştur. Başvuran, aynı gün; Ordu Cumhuriyet Savcısı tarafından dinlenmiştir. Başvuran, ifadesinde şu hususları belirtmiştir: 15 Ağustos 2008 tarihinde, bankamatik (ATM) önünde beklerken, S.Ö.nün saldırısına uğradığını; söz konusu şahsın kendisine tokat attığını; Emniyet Müdürlüğüne gitmek için taksiye bindiğini; polis memurlarının üzerine atlayarak kendisini yere yatırdığını ve kelepçe takmaya çalıştıklarını; bu hoyratça muamelenin ardından bilincini kaybettiğini; kendisine geldiğinde, bir doktorun tansiyonunu ölçtüğünü ve kendisine bir ilaç verdiğini; ardından Umut Hastanesine sevk edildiğini; başvuranın, doktordan sekellerin olduğuna dair bir rapor talep ettiğini, ancak doktorun ona söz konusu raporu, polis memurlarına vereceğini söylediğini; kendisini döven polislerden ikisinin, sağlık raporunu kendilerine veren doktorla görüştüğünü; bunun üzerine, 19 Mayıs Hastanesi Acil Servisine ve devlet hastanesine gittiğini ama bu hastanelerde muayene olamadığını; devlet hastanesinden ancak 16 Ağustos 2008 tarihinde sağlık raporu alabildiğini belirtmiştir.
12.Polis Memuru A.K.’nın, 15 Ekim 2008 tarihinde, Cumhuriyet Savcısı tarafından şüpheli sıfatıyla ifadesi alınmıştır. A.K. başvurana vurmadığını beyan etmiştir. A.K. başvuranın sinirlendiğini ve zimmetli silahını Emniyet Müdürü O.Ö.ye fırlattığını belirtmiştir.
13.15 Ekim 2008 tarihinde, Cumhuriyet Savcısı tarafından polis memuru U.G.nin de şüpheli sıfatıyla ifadesi alınmıştır. U.G.; başvurana vurmadığını; başvuranın, polislere karşı agresif bir tutum sergilediğini; silahını Emniyet Müdürü O.Ö.ye fırlattığını ve başvuranın bayılmadan önce sinirli tavırlarını sürdürmeye devam ettiğini açıklamıştır.
14.Emniyet Müdürü O.Ö. de 16 Ekim 2008 tarihinde Cumhuriyet Savcısı tarafından şüpheli sıfatıyla dinlenmiştir. O.Ö.; başvuranın çok sinirli ve kaygılı olduğunu, yerinde duramadığını ve başvuranın silahını masasına fırlattığını beyan etmiştir. O.Ö., herhangi bir kazaya mahal vermemek için, silahı çekmeceye koyduğunu belirtmiştir. O.Ö. ayrıca, başvuranın bayılmadan önce çok tedirgin gözüktüğünü de eklemiştir.
15. Polis Memuru M.K.’nin, 20 Ekim 2008 tarihinde Cumhuriyet Savcısı tarafından şüpheli olarak ifadesi alınmıştır. M.K.; başvurana vurmadığını söylemiştir. M.K;, başvuranın çok sinirli olduğunu, kendisini O.Ö.nün odasından bağırarak çıkarken gördüğünü ve ardından bayıldığını belirtmiştir. M.K ayrıca,, başvuranın koltuğa yatırıldığını eklemiştir.
16.Başka bir tanık olan Polis Memuru N.Ş.A., 20 Ekim 2008 tarihinde Cumhuriyet Savcısı tarafından dinlenmiştir. N.Ş.A.; başvuranın çok sinirli olduğunu ve bayılıp yere düşmeden önce Emniyet Müdürlüğünde bağırıp çağırdığını belirtmiştir.
17.Bir başka tanık olan E.G. de 20 Ekim 2008 tarihinde Cumhuriyet Savcısı tarafından dinlenmiştir. E.G. de, tanık N.Ş.A. ile aynı doğrultuda beyanda bulunmuştur.
18.Polis Memuru O.K. 13 Kasım 2008 tarihinde Cumhuriyet Savcısı tarafından dinlenmiştir. O.K.; polis memuru olan A.K. ve U.G.nin ifadelerini teyit etmiştir.
19.Umut Hastanesi Acil Servis Doktoru G.G.nin 3 Aralık 2008 tarihinde Cumhuriyet Savcısı tarafından ifadesine başvurulmuştur. Adı geçen doktor; başvuranın tansiyonunun yüksek çıkması nedeniyle hastaneye kaldırıldığını belirtmiştir. Başvuranın, kendisine polis memurları tarafından dövüldüğünü söylediğini ve bu durumu haklı kılacak bir sağlık raporu düzenlenmesini talep ettiğini eklemiştir. Doktor; başvuranın akciğer, göğüs ve kafa röntgenlerini çektirdiğini ve sonuçların normal olduğunu; başvuranın vücudunda herhangi bir darp ve cebir izi tespit etmediğini veya çizik dahi bulunmadığını; ardından söz konusu tespitleri doğrultusunda bir sağlık raporu düzenlediğini belirtmiştir. Bunlara ek olarak doktor; başvuranın kendisine karşı agresif bir tutum sergilediğini, kendisinden istirahat raporu istediğini, veremeyeceğini söylediğinde ise, başvuranın kendisiyle işbirliği sağlamayacağını söylediğini beyan etmiştir. Doktor; başvuranın kendisine, Emniyet Müdürlüğünün baskısı nedeniyle istirahat raporu vermeyi reddettiğini de söylediğini belirtmiştir. Son olarak; başvuranın agresif davranışlarını da dikkate alarak, başvuranın kontrol altına alınması için; hastanenin güvenlik personeline başvurarak, kendisine müdahalede bulunulmasını istediğini belirtmiştir.
C. Kovuşturmaya yer olmadığına dair karar
20. Cumhuriyet Savcısı; 19 Aralık 2008 tarihinde, polis memuru olan A.K., U.G., M.K. ve O.Ö. hakkında delil yetersizliğinden kovuşturmaya yer olmadığına karar vermiştir. Cumhuriyet Savcısı kararında; başvuran tarafından ileri sürülenlerin aksine, savcılığın ifade alınması yönünde talepte bulunmasına rağmen başvuranın, Emniyet Müdürlüğündeki polis memurlarına ifade vermeyi reddettiğini; başvuranın yere düşerek bayıldığını; Emniyet Müdürlüğünde görevli doktorun; ilgilinin tansiyonunu ölçtüğünü; doktorun, ilgiliyi tedavi etmek istemesine rağmen başvuranın bunu reddettiğinin anlaşıldığını; ilgiliyi Umut Hastanesine götürmek için bir ambulans çağırıldığını ancak başvuranın birkaç saat sonra oradan ayrıldığının anlaşıldığını; düzenlenen sağlık raporunda başvuranın vücudunda darp ve cebir izine rastlanmadığının belirtildiğini; başvuranın, Ordu Devlet Hastanesinden aldığı sağlık raporuna dayanarak, olayların üzerinden iki ay geçtikten sonra 9 Ekim 2008 tarihinde, kendisini dövdükleri iddiasıyla polisler hakkında şikâyette bulunduğunu belirtmiştir.
21.Cumhuriyet Başsavcılığı daha sonra, Ordu Devlet Hastanesi tarafından hazırlanan sağlık raporu ile ertesi gün Umut Hastanesi tarafından düzenlenen sağlık raporunun çelişiyor olmasına rağmen yapılan araştırmada; dosyada başvuranın polis memurlarınca dövüldüğünü gösterir nitelikte delil bulunmadığını; ifadesi alınan tanıkların beyanlarında; başvuranın dövülmediğini, Zeytinburnu Asliye Ceza Mahkemesi (İstanbul) tarafından hakkında verilen mahkûmiyet kararının ertelenmiş olması nedeniyle ifade vermemek için bayılıyormuş gibi yaparak kendisini yere attığının belirtildiğini tespit etmiştir. Cumhuriyet Başsavcılığı öte yandan başvuranın, İstanbul Hastanesi Göğüs Hastalıkları Merkezi tarafından verilen bir sağlık raporunu daha dosyaya sunduğunu kaydetmiştir. Yukarıda anılan üç rapor; Ordu Adli Tıp Kurumu tarafından incelenmiş ve bu Kurum tarafından düzenlenen 28 Kasım 2008 tarihli raporda; İstanbul Hastanesi tarafından düzenlenen sağlık raporunda, başvuranın şikâyetinin dayanağındaki olay ve olgularla herhangi bir ilgisinin bulunmadığı belirtilmiştir. Cumhuriyet Savcısına göre, başvuranın polis memurlarınca dövüldüğüne dair herhangi bir delil veya belirti bulunmamaktadır. Hiç kuşkusuz ki, Ordu Devlet Hastanesi tarafından 16 Ağustos 2008 tarihinde verilen sağlık raporunda başvuranın ayaklarında morluklar olduğu belirtilmektedir. Ancak Cumhuriyet Savcısına göre, söz konusu ekimozların nasıl olduğu anlaşılamamış; öte yandan polis memurları bu sağlık raporuna itiraz etmişlerdir. Sonuç olarak Cumhuriyet Savcısı; olayların meydana geliş şekline, başvuranın olaydaki tutum ve davranışına ve de tanıkların beyanlarına ilişkin yaptığı tespitlere dayanarak, polis memurları hakkında kamu davası açmak için yeterli delil bulunmadığı kanaatine varmıştır.
22.Başvuran; 15 Ocak 2009 tarihinde, Giresun Ağır Ceza Mahkemesi Başkanlığı nezdinde, Cumhuriyet Savcısının kararına itiraz etmiştir. Başvuran; polis memurlarının, Umut Hastanesindeki doktordan, vücudundaki görünür sekellerin 15 Ağustos 2008 tarihli sağlık raporuna yazılmamasını istediklerini ve Cumhuriyet Savcısının da söz konusu sekellerin nedenini açıklamaya çalışmadığını ileri sürmüştür. Başvuran, Cumhuriyet Savcısı tarafından yürütülen ceza soruşturmasının yetersizliğinden şikâyet etmektedir.
23. Giresun Ağır Ceza Mahkemesi Başkanlığı, 29 Ocak 2009 tarihinde; ceza soruşturmasının içeriğini, tanıkların, şüphelilerin ve başvuranın beyanları ile takipsizlik kararının gerekçelerini de göz önünde bulundurarak, 19 Aralık 2008 tarihli takipsizlik kararının, kanuna ve usule uygun olduğu gerekçesiyle onanmasına karar vermiştir.
24.Bu karar 8 Mart 2009 tarihinde başvurana tebliğ edilmiştir.
ŞİKÂYETLER
25. Başvuran, Sözleşme’nin 3. ve 13. maddelerine dayanarak, Ordu Emniyet Müdürlüğünde kötü muameleye maruz kalması nedeniyle şikâyet etmektedir. Başvuran; olaya ilişkin düzenlenen ilk tıbbi raporun, muayene sırasında polislerin de hazır bulunmasından dolayı usule aykırı olarak düzenlendiğini ve vücudunda bulunan lezyonların raporda belirtilmemesi hususunda polislerce, doktora baskı yapıldığını iddia etmektedir. Başvuran, iddialarına dair yürütülen ceza soruşturmasının etkin olmadığını ve Cumhuriyet Savcısının tüm delilleri toplamadığını da ileri sürmektedir.
26.Başvuran, Sözleşme’nin 6. maddesini öne sürerek; Ağır Ceza Mahkemesi Başkanlığı tarafından verilen kararın, yeterince gerekçelendirilmediğini ve mevcut gerekçenin ise basmakalıp olduğunu iddia etmektedir.
HUKUKİ DEĞERLENDİRME
I. SÖZLEŞME’NİN 3. MADDESİNİN İHLAL EDİLDİĞİ İDDİASI HAKKINDA
27. Başvuran ilk olarak ifadesi alındığı sırada polis memurları tarafından kötü muameleye maruz kaldığını iddia etmekte ve bu bağlamda yürütülen soruşturmanın etkin olmadığından şikâyet etmektedir. Başvuran Sözleşme’nin 3. ve 13. maddelerinin ihlal edildiğini iddia etmektedir.
28.Başvuran tarafından yapılan şikâyetlerin yapılış şekli dikkate alındığında Mahkeme; söz konusu olayın sadece Sözleşme’nin 3. maddesi çerçevesinde incelenmesine karar vermektedir (bk. diğer birçok karar arasında, Karaman ve diğerleri/Türkiye, No. 60272/08, § 31, 31 Ocak 2012). Söz konusu madde şu şekildedir:
“Hiç kimse işkenceye, insanlık dışı ya da onur kırıcı ceza veya işlemlere tabi tutulamaz.”
29.Hükümet; somut davadaki olay ve olgulara atıfta bulunarak, Ordu Cumhuriyet Savcısının, başvuranın şikâyetini yaptıktan sonra hemen incelemelere başladığını, ilgili tanık ve polis memurlarının ifadelerini aldığını açıklamaktadır. Hükümet, olayların meydana geldiği dönemde polis memuru olan başvuranın, daha önce almış olduğu cezanın ertelenmiş olması nedeniyle ifade vermeyi reddettiğini, ifadesini almak isteyen polis memurlarına karşı agresif bir tavır sergilediğini ve başvuranın hastaneye sevk edilmesinden sonra düzenlenen sağlık raporunda, başvuranın vücudunda herhangi bir sekel ya da ekimoz bulunduğuna dair herhangi bir bilginin yer almadığını belirtmektedir. Hükümet, başvuran tarafından, olayın ertesi günü vücudunda ekimozlar olduğuna dair bir sağlık raporu aldığını belirtmektedir. Hükümete göre, Cumhuriyet Savcısı; 16 Ağustos 2008 tarihli sağlık raporundaki sonuçlarla 15 Ağustos 2008 tarihli sağlık raporu sonuçlarının birbirinden farklı olduğunu tespit etmiş ve 16 Ağustos 2008 tarihli sağlık raporunda belirtilen lezyonlara, polis memurları tarafından sebebiyet verilmediği değerlendirmesinde bulunmuştur. Hükümet, gerçeğe aykırı bir sağlık raporu düzenlenmesi için polis tarafından, doktorların baskı altına alındığına dair, dosyada delil bulunmadığını da eklemektedir.
30.Başvuran, Hükümetin argümanlarına kabul etmemekte ve iddialarını yinelemektedir.
A. Sözleşme’nin 3. maddesinin esas yönüyle ilgili olarak
31. Mahkeme; bir kötü muamelenin, Sözleşme’nin 3. maddesi kapsamına girebilmesi için, asgari bir ağırlık düzeyine ulaşması gerektiğini hatırlatmaktadır. Bu asgari seviyenin değerlendirilmesi, muamelenin süresi ve fiziksel veya ruhsal etkileri ve bazı durumlarda, mağdurun cinsiyeti, yaşı ve sağlık durumu gibi olayın içinde bulunduğu bütün koşullara bağlıdır. Başkaca etkenler, mağduru aşağılama, küçük düşürme kastının yokluğu, kesin olarak 3. maddenin ihlalinin bulunmasına engel olmasa da, arkasında yatan niyet ve saik ile birlikte kötü muamelenin yapılma maksadını içerir. Ayrıca kötü muamelenin uygulandığı bağlam da örneğin, ortamın aşırı gergin olması ve duygusal yoğunluk gibi faktörler dikkate alınması gerekir (Bouyid/Belçika [BD], No. 23380/09, § 86, AİHM 2015).
32.Sözleşme’nin 3. maddesine aykırı kötü muamele iddialarının, uygun delil unsurlarıyla desteklenmesi gerekmektedir. Mahkem, iddia edilen olay ve olguları değerlendirirken; “her türlü makul şüphenin ötesinde” kanıt kriterinden yararlanmaktadır. Ancak bu tür bir kanıt; çürütülmemiş, yeterince ciddi, açık ve tutarlı karinelerin veya delillerin bir araya gelmesiyle ortaya çıkabilmektedir. (bk. özellikle, İrlanda/Birleşik Krallık, 18 Ocak 1978, § 161 in fine, A serisi No. 25 ve son olarak Bouyid, yukarıda anılan, § 82).
33. Mahkeme bu son hususla ilgili olarak; söz konusu olayların tamamen ya da büyük oranda, sadece yetkili makamların bilgisi dâhilinde olduğu durumlarda, gözaltı sürecinde ortaya çıkan her yaralanmanın, güçlü fiili karinelere yol açtığını hatırlatmaktadır. Bu nedenle; kanıtlama görevi Hükümet’e aittir: Mağdurun anlatımı üzerinde şüphe uyandıracak şekilde olayları aydınlatacak uygun ve ikna edici delilleri ortaya koyma görevi, Hükümet’e aittir. Böyle bir açıklamanın yapılmaması durumunda Mahkeme, savunmacı Hükümet aleyhine olabilecek sonuçlar çıkarma hakkına sahiptir (Bouyid, yukarıda anılan, § 83). Söz konusu ilkeler, bir kişinin polis veya benzer bir merciin kontrolü altında olduğu bütün durumlar için geçerlidir.
34.Mahkeme söz konusu karineden yararlanmak için Sözleşme’nin 3. maddesinin ihlalinden ötürü mağdur olduklarını iddia eden kişilerin, taşıdıkları kötü muamele izlerinin polis veya benzer bir merciin kontrolü altındayken gerçekleştiğini kanıtlaması gerektiğine dikkat çekmektedir. Mahkeme’nin incelemesine sunulan birçok davadan da anlaşılacağı üzere; söz konusu kişiler bu amaç doğrultusunda genel olarak Mahkeme’nin önemli bir ispatlayıcı değer olarak gördüğü darp ve yaralanma izlerinin belirtildiği sağlık belgelerini sunmuşlardır (Bouyid, yukarıda anılan, § 84).
35.Mahkeme, daha önce vermiş olduğu kararlarında; kontrol altına alınan kişilerin fiziksel bir direniş veya şiddet eğiliminde bulunma riskinin bulunmasının, kolluk kuvvetleri tarafından zor kullanılmasını haklı kıldığını kabul etmiştir. (bk. diğerler kararlar arasında, Klaas/Almanya, 22 Eylül 1993, § 30, A Serisi No. 269 ve Sarigiannis/İtalya, No. 14569/05, § 61, 5 Nisan 2011). Mahkeme, bir ihtara “pasif direniş” (bk. Milan/Fransa, No. 7549/03, § 59, 24 Ocak 2008), kamu gücü karşısında kaçma teşebbüsünde bulunma (bk. Caloc/Fransa, No. 33951/96, §§ 100-101, AİHM 2000-IX) veya bir tutuklunun aramayı reddetmesi (bk. Borodin/Rusya, No. 41867/04, §§ 119-121, 6 Kasım 2012) durumlarında da aynı sonuçlara ulaşmıştır. Dolayısıyla bu gibi durumlarda; kullanılan gücün, izlenen amaçla orantılı olup olmadığını araştırma görevi Mahkeme’ye aittir. Mahkeme bu bağlamda, müdahalede hedef alınan kişilere sebep olunan yaralara ve bu yaraların hangi koşullarda meydana geldiklerine özel bir önem vermektedir (bk. diğer kararlar arasında, Klaas, yukarıda anılan, §§ 26-30, Rehbock/Slovenya, No. 29462/95, § 72, AİHM 2000‑XII, R.L. ve M.-J.D./Fransa, No. 44568/98, § 68, 19 Mayıs 2004 ve Perrillat-Bottonet/İsviçre, No. 66773/13, § 41, 20 Kasım 2014).
36.Somut olayda Mahkeme; başvuranın, S.Ö. olarak nitelendirilen kişi ile arasında 15 Ağustos 2008 tarihinde meydana gelen olayın hemen ardından ifadesinin alınması gerektiğini tespit etmektedir. Mahkeme; olayların meydana geldiği dönemde polis memuru olan başvuranın, ifadesinin alınmasını kolaylaştıracak bir tavır içerisinde olmadığını da kaydetmektedir. Nitekim; başvuranın ifadesi ile tanıkların ve polis memurlarının ifadelerinden; başvuranın polis memurlarına karşı agresif davranışlar sergilediği anlaşılmaktadır: Başvuran, ifade vermek yerine silahını emniyet asayiş şube müdürünün masasına fırlatmış ve polis memurlarına ağır hakaretlerde bulunmuştur.
37.Mahkeme; dosyaya aktarılan belgeler ışığında, polis memurlarının, zor kullanma yöntemlerine başvurmalarını zorunlu kılan, polislere karşı belli bir direnç gösteren ve kendilerine karşı sert ve agresif bir tutum sergileyen, kendileri gibi polis memuru olan bir bireyle karşı karşıya kaldıklarını tespit etmektedir. Mahkeme, başvuranın tansiyonun hızlı bir şekilde yükselerek bayılmasına neden olacak kadar çok sinirlendiğinin ve bu durumun Emniyet Müdürlüğünde görev yapan doktorun ve Umut Hastanesi Acil Servis Merkezindeki doktorun ifadelerinde de doğrulandığının altını çizmektedir. Öte yandan Mahkeme; başvuranın sadece polis memurlarına karşı değil, tedavisini gerçekleştirmek isteyen sağlık çalışanlarına karşı da saldırgan ve tehditkâr davranışlar sergilediğini kaydetmektedir. Mahkeme bu bağlamda; Umut Hastanesi Acil Servis doktorunun, ilgiliyi zapt etmesi için hastanenin güvenlik personelini çağırmak zorunda kaldığını belirtmekte fayda görmektedir.
38.Bu nedenle Mahkeme; başvuranın ifadesini almakla sorumlu olan polis memurlarının genel olarak, başvuranı zapt etmek için orantısız bir güç kullanmadıkları değerlendirmesinde bulunmaktadır. Ayrıca Mahkeme; başvuranla, polis memurları arasında Emniyet Müdürlüğünde sözlü atışma olmadığını tespit etmektedir. Dosyadan; başvuranın Emniyet Şube Müdürlüğündeyken ya da hastaneye götürülürken ellerinin kelepçelenip kelepçelenmediği anlaşılmamaktadır. İlgili, bayılarak yere yığılmış ve doktor gelene kadar koltuğun üzerine yatırılmak üzere yerden kaldırılmıştır. Hiç kuşkusuz Mahkeme; başvuranın birbirinden farklı iki sağlık raporunun olduğunu kaydetmektedir: Başvuranın, ifadesi alınıp hastaneye sevk edildiği gün içinde düzenlenen sağlık raporunda, bedensel bir doku zedelenmesi bulunmadığı belirtilirken; ertesi gün düzenlenen ikinci sağlık raporunda, bedeninin bazı bölgelerinde ekimozlar bulunduğu belirtilmektedir. Bu bağlamda başvuran; ilk raporu hazırlayan doktora, polislerin gerçeğe aykırı bir sağlık raporu düzenlemesi için baskı yaptığı gerekçesiyle bu doktorun kendisini usulüne uygun bir şekilde muayene etmediğini ileri sürmektedir.
39.Bununla birlikte Mahkeme; öncelikle başvuranın üçüncü bir şahısla olan anlaşmazlık hususunda ifade vermek için Emniyet Şube Müdürlüğüne gittiğinde, başvurana herhangi bir zor kullanma uygulandığına dair belirti bulunmadığı kanaatindedir. Mahkeme; başvuranın ifadesinin alındığı dönemde, hâlâ polis memuru olarak görev yaptığını ve hizmet silahını taşıdığını hatırlatmaktadır. Ardından hastanenin acil servis doktoru, 15 Ağustos 2008 tarihinde başvuranın muayenesini, başvuranın iddia ettiği gibi tıbbi yükümlülüklerini göz ardı ederek üstün körü bir şekilde muayene etmemiştir; dosyaya aktarılan unsurlara göre doktor, başvuranın akciğer, göğüs, kafa röntgenleri dâhil birçok sağlık tetkiklerini yapmıştır. Doktor ardından, başvuranı bizzat kendisi muayene etmiş ve başvuranın vücudunda da herhangi bir kırık ve darp ve cebir izi bulunmadığını tespit etmiştir. Öte yandan Cumhuriyet Savcısı; başvuranı muayene ettiğini ve raporunu hekimlik meslek etiği kurallarına göre düzenlediğini belirten acil servis doktorunun ifadesini almıştır. Dolayısıyla Mahkeme; 15 Ağustos 2008 tarihli sağlık raporunun, polislerin baskısı altında ya da tıbbi deontoloji kuralları dikkate alınmadan düzenlendiğine dair iddianın, somut olayların incelenmesini etkilemediği kanaatindedir.
40.İhtilaflı olayların ertesi günü, yani 16 Ağustos 2008 tarihli sağlık raporunda ekimozlardan söz edildiği bir gerçektir. Bu durum Cumhuriyet Savcısının dikkatinden kaçmamıştır. Bununla birlikte Cumhuriyet Savcısı; söz konusu sağlık raporunda belirtilen lezyonların nasıl meydana geldiğinin anlaşılmasının mümkün olmadığını belirtmiştir. Son olarak; başvuran tarafından sunulan İstanbul Hastanesinin verdiği raporla ilgili olarak Mahkeme; Cumhuriyet Savcısının kararından, Ordu Adli Tıp Kurumuna göre söz konusu raporun davadaki olaylarla herhangi bir ilgisinin bulunmadığının ortaya çıktığını da hatırlatmaktadır.
41.Bir taraftan Cumhuriyet Savcısı’nın açıklamaları ve Hükümetin görüşleri diğer taraftan ise elinde bulunan bilgi ve belgeler ışığında Mahkeme; başvuranın Emniyet Müdürlüğünde kötü muameleye maruz kalmış olduğu iddiasını doğrulayabilecek durumda olmadığını kanaatindedir ve her halükarda Mahkeme’nin elinde bulunan unsurlar, Mahkeme’yi bu türden bir sonuca götürebilecek nitelikte değildir.
42.Öte yandan başvuranın iddia ettiği gibi; söz konusu doktorun, 15 Ağustos 2008 tarihli sağlık raporunu mesleki yükümlülüklere aykırı olarak düzenlediğini düşünmesi halinde örneğin, doktor hakkında yükümlülüklerini yerine getirmemesi nedeniyle şikâyette bulunma imkânı da bulunmaktaydı, ancak başvuran herhangi bir şikâyette bulunmamıştır.
43.Dolayısıyla şikâyetin bu kısmı açıkça dayanaktan yoksundur ve Sözleşme’nin 35. maddesinin 3. fıkrasının a) bendi ve 4. fıkrası gereğince reddedilmesi gerekmektedir.
B. Sözleşme’nin 3. maddesinin usul yönüyle ilgili olarak
44.Mahkeme; başvuranın, Sözleşme’nin 3. maddesi kapsamındaki iddialarıyla ilgili olarak, Ordu Cumhuriyet Savcısı tarafından yürütülen soruşturmanın etkili olmadığını da ileri sürdüğünü kaydetmektedir.
45.Mahkeme somut olayda; 15 Ağustos 2008 tarihinde meydana gelen olayların ardından iki soruşturma açıldığını tespit etmektedir: Biri, başvuran ve S.Ö. arasındaki anlaşmazlıkla ilgili; diğeri ise polis memurlarınca kötü muameleye maruz kalındığı iddiaları ile ilgilidir. Mevcut durumda Mahkeme’den, Cumhuriyet Savcısı tarafından yürütülen ikinci soruşturmanın incelenmesi istenilmektedir.
46.Bu bağlamda davalı Devlete usuli bir yükümlülük düştüğü varsayıldığında; ikinci soruşturma kapsamında, birçok tanığın, başvuranın ifadesini almakla sorumlu olan tüm polis memurlarının ve Emniyet Müdürlüğündeki olayın hemen ardından başvuranın kontrollerini gerçekleştiren doktorların ifadesi alınmıştır. Öte yandan Mahkeme; başvuranın ceza soruşturmasına müdâhil olduğunu ve işlem talebinde bulunma ve çıkarlarını öne sürme imkânına da sahip olduğunu tespit etmektedir. (Ghedir ve diğerleri/Fransa, No. 20579/12, § 134, 16 Temmuz 2015). Sonuç olarak Mahkeme; başvuranın yetkili ulusal makamlar tarafından yapılan incelemelerin, Sözleşme’nin 3. maddesinin usuli gerekliliklerine uygun olmadığı yönündeki iddialarını kanıtlayamadığı kanaatindedir.
47.Dolayısıyla şikâyetin bu kısmı da açıkça dayanaktan yoksundur ve Sözleşme’nin 35. maddesinin 3. fıkrasının a) bendi ve 4. fıkrası gereğince reddedilmesi gerekmektedir.
II. SÖZLEŞME’NİN 6. MADDESİNİN 1. FIKRASININ İHLAL EDİLDİĞİ İDDİASI HAKKINDA
48. Başvuran ikinci şikâyetinde; Ağır Ceza Mahkemesi Başkanı tarafından verilen kararın yeterince gerekçelendirilmediğini ve basmakalıp gerekçeye dayandığını iddia etmektedir.
49.Mahkeme, Sözleşme’nin 6. maddesinin 1. fıkrasının somut olaya uygulanabilir olduğu kabul edilse bile başvuranın, Cumhuriyet Savcısı tarafından ilgili polis memurlarının kovuşturulmasına yer olmadığına dair verilen karara karşı, Giresun Ağır Ceza Mahkemesi Başkanlığı nezdinde itirazda bulunduğunu tespit etmektedir. Ağır Ceza Mahkemesi Başkanı, dosyayı tekrar inceledikten sonra, Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından verilen kararı onamıştır. Söz konusu mahkeme başkanı; kararını, ceza soruşturması dosyasına aktarılan unsurları dikkate alarak vermiştir.
50.Dolayısıyla bu şikâyet de açıkça dayanaktan yoksundur ve Sözleşme’nin 35. maddesinin 3. fıkrasının a) bendi ve 4. fıkrası gereğince reddedilmesi gerekmektedir.
Mahkeme, bu gerekçelerle, oybirliğiyle,
Başvurunun kabul edilemez olduğuna karar vermiştir.
İşbu karar Fransızca dilinde tanzim edilmiş olup 28 Nisan 2016 tarihinde yazılı olarak bildirilmiştir.
Stanley NaismithJulia Laffranque
Yazı İşleri MüdürüBaşkan
Full & Egal Universal Law Academy