AVRUPA İNSAN HAKLARI MAHKEMESİ
İKİNCİ BÖLÜM
KABUL EDİLEBİLİRLİK HAKKINDA KARAR
Başvuru no: 47118/10
Nesim KARİP / Türkiye
Başkan,
Paul Lemmens,
Hâkimler,
Valeriu Griţco,
Stéphanie Mourou-Vikström,
ve Bölüm Yazı İşleri Müdür Yardımcısı Hasan Bakırcı’nın katılımıyla 19 Haziran 2018 tarihinde Komite olarak toplanan Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (İkinci Bölüm),
14 Haziran 2010 tarihinde yapılan yukarıda anılan başvuruyu göz önüne alarak,
Hükümet tarafından ibraz edilen görüşleri ve bu görüşlere cevaben başvuranlar tarafından ibraz edilen görüşleri dikkate alarak,
Gerçekleştirilen müzakerelerin sonucunda aşağıdaki kararı vermiştir:
OLAYLAR
1. Başvuran Nesim Karip 1963 doğumlu bir Türk vatandaşı olup, başvurunun yapıldığı dönemde İzmir Buca Ceza İnfaz Kurumunda tutuklu bulunmaktaydı. Başvuran Mahkeme önünde Strazburg barosuna bağlı olarak görev yapan Avukat Y. Kavak Kılınç tarafından temsil edilmiştir.
2. Türk Hükümeti (“Hükümet”) ise kendi görevlisi tarafından temsil edilmiştir.
A. Davanın Koşulları
3. Dava konusu olaylar, taraflarca ileri sürüldüğü şekliyle, aşağıdaki gibi özetlenebilir:
4. İzmir Cumhuriyet Savcısı, 25 Şubat 2009 tarihinde başvuran aleyhinde iddianame hazırlayarak başvuranı silahlı yağma yapmakla suçlamıştır. Cezai yargılama 4. İzmir Ağır Ceza Mahkemesi önünde başlamıştır.
5. Başvuran, 8 Mart 2010 tarihinde polis tarafından yakalanmıştır. Aynı gün içerisinde, başvuran 4. İzmir Ağır Ceza Mahkemesi önünde ifade vermiştir. Mahkeme; suçun niteliğini, öngörülen cezanın önemini ve kaçma riskini göz önünde bulunarak başvuranın tutuklanmasına karar vermiştir.
6. Başvuranın avukatı, 11 Mart 2010 tarihinde, 8 Mart 2010 tarihli karara itiraz etmiş ve başvuranın tahliyesini talep etmiştir.
7. 5. İzmir Ağır Ceza Mahkemesi, 23 Mart 2010 tarihinde duruşma yapmaksızın dava dosyası üzerinden itirazı reddetmiştir.
8. Dava dosyasında bulunan son bilgilere göre, başvuran aleyhinde açılan ceza yargılaması halen derdesttir.
B. İlgili iç hukuk ve uygulama
9. Somut tarihte yürürlükte olan ilgili iç hukuk Altınok/Türkiye, no. 31610/08, §§ 28‑32, 29 Kasım 2011 davasında bulunabilir.
ŞİKÂYET
10. Başvuran, Sözleşme’nin 5 § 4 maddesi uyarınca, tutukluluğuna etkili bir şekilde itiraz edebileceği etkili bir hukuk yolu olmadığını ileri sürmüştür.
HUKUKİ DEĞERLENDİRME
11. Başvuran, Sözleşme’nin 5 § 4 maddesi uyarınca, tutukluluğunun hukuka uygunluğuna itiraz edebileceği etkili bir başvuru yolu olmadığından şikâyetçi olmuştur. Başvuran özellikle tutukluluk durumuna ilişkin olarak yaptığı itiraz hakkında karar verilirken itiraz mahkemesi huzurunda bulunmadığını belirtmiştir.
12. Hükümet söz konusu iddiaya itiraz etmiştir.
13. Somut davada, başvuran 8 Mart 2010 tarihinde tutuklanmıştır. Başvuran söz konusu karara 11 Mart 2010 tarihinde itiraz etmiştir.
14. Mahkeme, Türkiye’nin hukuk sisteminde tutukluluğun uzatılması hususunun düzenli aralıklarla re’sen incelendiğine dikkat çekmektedir (yargılama öncesi aşamada her ay ve her duruşmada davanın esası üzerinden ya da daha sıklıkla yargılama aşamasında). Ek olarak, bir tutuklu, yargılanma ve yargılanma öncesi aşamasının da dâhil olduğu herhangi bir zamanda tahliyesi için talepte bulunabilir ve bu talebini belli bir süre beklemeden tekrarlayabilir. Ayrıca, tutukluluk haline ilişkin olarak tutuklunun talebi üzerine ya da re’sen verilen tüm mahkeme kararları aleyhinde itirazda bulunulabilir (bk. Altınok/Türkiye, no. 31610/08, § 53, 29 Kasım 2011 ve Erişen ve Diğerleri/Türkiye, no. 7067/06, § 52, 3 Nisan 2012). Mahkeme, böyle bir sistemde yapılan her itiraz için duruşma düzenlenmesinin cezai yargılamaların ilerlemesinde ciddi aksamalara yol açabileceğini kabul etmektedir (Knebl/Çek Cumhuriyeti, no. 20157/05, § 85, 28 Ekim 2010). Yukarıda hususlar ışığında ve Sözleşme’nin 5 § 4 maddesi kapsamında yargılamaların kendine has niteliğini ve özellikle hızlı sonuçlanma şartını göz önünde bulundurarak, Mahkeme istisnai durumlar olmadıkça her bir itiraza ilişkin olarak ayrı bir duruşmanın yapılmasına gerek olmadığı kanaatindedir (bk. yukarıda anılan Altınok, § 54). Bu bağlamda; Mahkeme yargılama öncesi aşamada yapılan tahliye talepleri ile ilgilenen ulusal mahkemelerin, yargılamaların çekişmeli olması ve taraflar olan savcı ile tutuklu arasında silahların eşitliği ilkesinin her zaman sağlanması amacıyla “yargı sürecine ilişkin güvencelerini” sunmasının gerekli olduğunu yinelemektedir.
15. Mahkeme, somut davada başvuranın 8 Mart 2010 tarihinde 4. İzmir Ağır Ceza Mahkemesi huzuruna çıktığını ve duruşma sonunda mahkemenin başvuranın tutuklanmasına karar verdiğini gözlemlemektedir. Başvuranın bu karara yaptığı itiraz ek olarak 5. İzmir Ağır Ceza Mahkemesi tarafından sözlü bir duruşma yapılmadan 23 Mart 2010 tarihinde incelenmiştir. Ancak, başvuran söz konusu tarihten on beş gün önce yargılamayı yürüten mahkeme önüne çıkmıştır. Bu koşullar altında, Mahkeme, Sözleşme’nin 5 § 4 maddesi kapsamında, itiraz mahkemesi önünde ilave bir sözlü duruşmanın gerekli olduğunu düşünmemektedir.
16. Dolayısıyla Mahkeme, yargılamalar sırasında sözlü duruşmanın yapılmamasının, silahların eşitliği ilkesini tehlikeye düşürmediği sonucuna varmıştır (bk. yukarıda anılan Altınok, §§ 54-55; Çatal/Türkiye, no. 26808/08, § 40, 17 Nisan 2012; Ali Rıza Kaplan/Türkiye, no. 24597/08, §§ 28-32, 13 Kasım 2014 ve Adem Serkan Gündoğdu/Türkiye, no. 67696/11, §§ 41-45).
17. Dolayısıyla, başvuru açıkça dayanaktan yoksun olup, Sözleşme’nin 35 §§ 3 ve 4 maddesi uyarınca reddedilmesi gerekmektedir.
Bu gerekçelerle, Mahkeme, oy birliğiyle,
Başvurunun kabul edilemez olduğuna karar vermiştir.
İşbu karar, İngilizce olarak tanzim edilmiş ve 12 Temmuz 2018 tarihinde yazılı olarak tebliğ edilmiştir.
Hasan BakırcıPaul Lemmens
Yazı İşleri Müdür YardımcısıBaşkan
Full & Egal Universal Law Academy