AVRUPA İNSAN HAKLARI MAHKEMESİ
İKİNCİ BÖLÜM
KABULEDİLEBİLİRLİK HAKKINDA KARAR
Başvuru no. 679/08
İhsan KARTAL/Türkiye
Başkan,
Valeriu Griţco,
Hâkimler,
Arnfinn Bårdsen,
Peeter Roosma
ve Bölüm Yazı İşleri Müdür Yardımcısı Hasan Bakırcı’nın katılımıyla 7 Temmuz 2020 tarihinde bir Komite olarak toplanan Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi(İkinci Bölüm),
27 Aralık 2007 tarihinde yapılan yukarıdaki başvuruyu göz önüne alarak,
Davalı Hükümet tarafından ibraz edilen görüşleri ve bu görüşlere cevaben başvuran tarafından ibraz edilen görüşleri göz önüne alarak,
Gerçekleştirdiği müzakerelerin sonucunda aşağıdaki kararı vermiştir:
OLAYLAR
1. Başvuran İhsan Kartal 1984 doğumlu bir Türk vatandaşı olup, Tekirdağ’da tutuklu bulunmaktadır. Kendisi Mahkeme nezdinde İstanbul barosuna kayıtlı İ. Akmeşe tarafından temsil edilmiştir.
2. Türk Hükümeti (“Hükümet”) kendi görevlisi tarafından temsil edilmiştir.
Davanın Koşulları
3. Dava konusu olaylar, taraflarca ileri sürüldüğü şekliyle, aşağıdaki gibi özetlenebilir:
4. Başvuran, Hâkim ve Cumhuriyet savcılarını taşıyan bir servise patlayıcı madde yerleştirdiği şüphesiyle 11 Nisan 2006 tarihinde yakalanmıştır. Başvuran, 14 Nisan 2006 tarihinde sorgu hâkimi önüne çıkarılmış ve hâkim başvuranın tutuklanmasına karar vermiştir.
5. İstanbul Cumhuriyet Savcısı 9 Mayıs 2006 tarihinde başvuranı Devletin birlik ve beraberliğini bozmak ile suçlayan bir iddianame hazırlamıştır.
6. Her duruşmada, mahkeme başvuranın yargılama öncesi tutukluluk halini incelemiştir. Yargılamayı yürüten mahkeme, başvurana isnat edilen suçun ciddiyetini ve delillerin durumunu göz önünde bulundurarak başvuranın tutukluluğunun devam etmesine karar vermiştir.
7. 14 Mart 2007 tarihinde görülen üçüncü duruşmanın ardından başvuran tutuklanma emrine karşı itirazda bulunmuş ve serbest bırakılmayı talep etmiştir. İstanbul Ağır Ceza Mahkemesi, 21 Mart 2007 tarihinde, duruşma yapmaksızın dosya üzerinden başvuranın itirazını reddetmiştir. Mahkeme kararı verirken, başvuran veya avukatına bildirilmemiş olan Cumhuriyet savcısının yazılı mütalaasını dikkate almıştır.
8. İstanbul Ağır Ceza Mahkemesi, 7 Aralık 2007 tarihinde başvuranın suçunu sabit bulmuş ve başvuranı müebbet hapis cezasına mahkûm etmiştir.
9. Yargıtay, 27 Ekim 2008 tarihinde mahkûmiyet kararını onamıştır.
ŞİKÂYETLER
10. Başvuran, Sözleşme’nin 5 § 3 maddesi kapsamında tutuklu yargılanma süresinin aşırı uzun olduğuna ilişkin şikâyette bulunmuştur.
11. Başvuran Sözleşme’nin 5 § 4 maddesi kapsamında Cumhuriyet savcısının mütalaasının tebliğ edilmemesi ve tutuklanma kararına karşı yaptığı itirazın dava dosyası üzerinden duruşma yapılmaksızın incelenmesi hakkında şikâyetçi olmuştur.
12. Başvuran, aynı zamanda, Sözleşme’nin 5. maddesi kapsamında dile getirdiği şikâyetlerine ilişkin olarak iç hukukta Sözleşme’nin 5 § 5 maddesinde belirtildiği gibi herhangi bir tazminat hakkının bulunmadığını iddia etmiştir.
13. Başvuran, Sözleşme’nin 6 § 1 maddesine dayanarak, ulusal mahkemeler nezdinde yürütülen yargılamaların makul bir sürede sonuçlandırılmadığı hususunda şikâyetçi olmuştur.
14. Başvuran, Sözleşme’nin 13. maddesi kapsamında, kendisine karşı açılan davaların uzunluğuna itiraz edebileceği etkili bir iç hukuk yolunun bulunmamasından şikâyetçi olmuştur.
HUKUKİ DEĞERLENDİRMESözleşme’nin 5. maddesi kapsamındaki şikâyet hakkındaYargılama öncesi tutukluluğun aşırı uzun olması (Sözleşme’nin 5 § 3 maddesi)
15. Başvuran, Sözleşme’nin 5 § 3 maddesi kapsamında tutuklu yargılanma süresinin “makul süre” gereksiniminden uzun olduğuna dair şikâyette bulunmuştur.
16. Hükümet Mahkemeden iç hukuk yollarının tüketilmediği gerekçesiyle söz konusu şikâyeti reddetmesini talep etmiştir. Bu bağlamda, Hükümet, başvuranın Ceza Muhakemesi Kanunu’nun (“CMK”) 141. maddesi uyarınca tazminat talep etme olanağının bulunduğunu ve bu hukuk yolunu kullanabileceğini öne sürmüştür.
17. Mahkeme CMK’nın 141 § 1 (d) maddesinde belirtilen tutukluluğun aşırı uzun olduğuna ilişkin şikâyetlerin incelendiği iç hukuk yolunu A.Ş./Türkiye (no. 58271/10, § 85‑95, 13 Eylül 2016) ve Şefik Demir/Türkiye ((k.k.), no. 51770/07, §§ 17-35, 16 Ekim 2012) davalarında değerlendirdiğini gözlemlemektedir.
18. Mahkeme, yukarıda anılan Şefik Demir davasında, söz konusu hukuk yolunun mahkûmiyetleri kesinleşmiş olan başvuranlar tarafından tüketilmesi gerektiğine hükmetmiştir. Mahkeme ayrıca yukarıda anılan A.Ş. kararında (bk. § 92), CMK’nın 141 § 1 (d) maddesinde öngörülen iç hukuk yolunun yargılamalar kesinleşmeden önce dahi başvuranlar tarafından tüketilmesi gerektiğine karar vermiştir.
19. Somut olayda Mahkeme, başvuranın yargılama öncesi tutukluluğunun İstanbul Ağır Ceza Mahkemesinin mahkûmiyet kararı ile 7 Aralık 2007 tarihinde sona erdiğini ve 27 Ekim 2008 tarihinde ise bu kararın kesinleştiğini gözlemlemektedir. Sonuç olarak, başvuranın söz konusu bu tarihten itibaren CMK’nın 141. maddesi kapsamında tazminat davası açma olanağı bulunmaktaydı. Ancak, başvuran böyle bir tazminat davası açmamıştır.
20. Mahkeme, iç hukuk yollarının tüketilip tüketilmediğine ilişkin değerlendirmenin, normal şartlarda, Mahkemeye başvurunun yapıldığı tarih esas alınarak gerçekleştirildiğini hatırlatmaktadır. Ancak, Mahkemenin birçok kararında belirttiği üzere bu kural, her davanın kendine özgü koşullarıyla haklı kılınabilecek istisnalara tabidir (bk. İçyer/Türkiye (k.k.), no. 18888/02, § 72, AİHM 2006-I). Mahkeme, tutukluluk süresinin uzunluğuyla ilgili olarak yukarıda bahsedilen ve ceza davası kapsamında verilen nihai kararın ardından uygulanabilen hukuk yoluna ilişkin davalarda söz konusu kuraldan ayrılmıştır (ayrıca bk. diğer kararlar arasında, Tutal ve Diğerleri / Türkiye (k.k.), no. 11929/12, 28 Ocak 2014). Mahkeme, söz konusu istisnanın somut davada da uygulanması gerektiği kanaatindedir.
21. Sonuç olarak, Mahkeme, Hükümetin itirazını dikkate alarak, iç hukuk yollarının tüketilmemiş olması nedeniyle söz konusu şikâyetin Sözleşme’nin 35 §§ 1 ve 4. maddesi uyarınca reddedilmesi gerektiği kanaatine varmıştır.Etkili hukuk yolu (Sözleşme’nin 5 § 4 maddesi)
22. Sözleşme’nin 5 § 4 maddesine dayanan başvuran, tutukluluğunun incelenmesinin sadece dava dosyası temelinde yapılmasından ve bu konuya ilişkin kararlarını verirken temyiz mahkemelerinin kendisine ya da avukatına iletilmemiş olan Cumhuriyet savcısının yazılı mütalaasını dikkate almasından şikâyetçi olmuştur.
23. Mahkeme, Sözleşme’nin 5 § 4 maddesinin bir şahsın tutukluluğunun uzatılmasına ilişkin karar aleyhinde temyiz başvurusu yapılmasının ardından açılan mahkeme önündeki yargılamalara da uygulandığını not etmektedir. Başvuran, 14 Mart 2007 tarihinde görülen duruşmanın ardından böyle bir temyiz başvurusunda bulunmuştur. Ancak, Ağır Ceza Mahkemesi başvuranın bu itirazını 21 Mart 2007 tarihinde reddetmiştir. Fakat başvuran, 27 Aralık 2007 tarihine kadar, yani altı aydan uzun bir süre boyunca, Mahkemeye başvurmamıştır. Sonuç olarak, Sözleşme’nin 35 §§ 1 ve 4. maddesi uyarınca başvuranın itirazının incelenmesinin usulüne ilişkin şikâyeti zamanında ileri sürülmemesi dolayısıyla reddedilmesi gerekmektedir.
24. Başvuran tarafından yapılan yukarıda bahsi geçen itiraza ek olarak, Ağır Ceza Mahkemesi başvuranın tutukluluğunun devamını re’sen on bir kez incelemiştir. Mahkeme, tutuklu bir şahsın açmaya hakkı olduğu yargılamalara ek olarak bir mahkemenin re’sen tutukluluğun devamına ilişkin inceleme gerçekleştirdiği yargılamaların Sözleşme’nin 5 § 4 maddesi kapsamına düşmediğini gözlemlemektedir (bk. Altınok/Türkiye, no. 31610/08, §§ 39-40, 29 Kasım 2011 ve Ali Rıza Kaplan/Türkiye, no. 24597/08, § 25, 13 Kasım 2014). Dolayısıyla, Mahkeme başvurunun bu kısmını konu bakımından bağdaşmaz bulmuştur ve Sözleşme’nin 35 §§ 3 ve 4 maddesi uyarınca reddedilmesi gerektiğine karar vermiştir.Tazminat hakkı (Sözleşme’nin 5 § 5 maddesi)
25. Başvuran, aynı zamanda, Sözleşme’nin 5. maddesi kapsamında dile getirdiği şikâyetlerine ilişkin olarak iç hukukta Sözleşme’nin 5 § 5 maddesinde belirtildiği gibi herhangi bir tazminat hakkının bulunmadığını iddia etmiştir.
26. Mahkeme, Sözleşme’nin 5. maddesinin 1, 2, 3 veya 4. fıkralarına aykırı bir şekilde özgürlüğünden yoksun bırakılan bir kişiye tazminat talebinde bulunma imkânının sağlanması halinde, 5. maddenin 5. fıkrasına uyulmuş olunacağını hatırlatmaktadır (bk. Wassink/Hollanda, 27 Eylül 1990, § 38, Seri A no. 185-A). Dolayısıyla, 5. fıkrada yer verilen tazminat hakkı, 5. maddenin önceki fıkralarından birinin ihlal edildiğinin ya bir yerel makamca ya da Mahkemece tespit edilmiş olması koşuluna dayanmaktadır.
27. Mahkeme, bu nedenle, Sözleşme’nin 5 §§ 1 ila 4 hükümlerine ilişkin bir ihlal yerel mahkemelerce ya da Mahkemenin kendisi tarafından doğrudan veya özü itibariyle tespit edilmediği sürece, bir başvuranın Sözleşme’nin yalnızca 5 § 5 maddesine dayanarak ileri sürdüğü iddiasını değerlendiremez. Başvuranın davasında böyle bir ihlalin söz konusu olmaması nedeniyle, başvuranın Sözleşme’nin 5 § 5 maddesi kapsamında öne sürdüğü iddiası da konu bakımından bağdaşmamaktadır ve bu nedenle bu iddia reddedilmelidir.Sözleşme’nin 6 ve 13. maddeleri kapsamındaki şikâyetlerCeza yargılamalarının uzunluğu (Sözleşme’nin 6. maddesi)
28. Başvuran, yargılamaların süresinin, Sözleşme’nin 6 § 1 maddesinde öngörülen “makul süre” şartına uygun olmadığından şikâyetçi olmuştur.
29. Hükümet, başvuranın Tazminat Komisyonuna başvurması gerektiği için başvurunun bu kısmının iç hukuk yollarının tüketilmediği gerekçesiyle kabul edilemez olarak beyan edilmesi gerektiğini ileri sürmüştür.
30. Mahkeme, Ümmühan Kaplan/Türkiye (no. 24240/07, 20 Mart 2012) davasında uygulanan pilot karar usulünü müteakip Türkiye’de yeni bir iç hukuk yolunun oluşturulduğunu gözlemlemiştir. Mahkeme daha sonra, Turgut ve Diğerleri ((k.k.), no. 4860/09, 26 Mart 2013) davasındaki kararında, başvuranların iç hukuk yollarını, yani yeni hukuk yolunu tüketmedikleri gerekçesiyle yeni bir başvuruyu kabul edilemez bulmuştur. Mahkeme, bu kararı verirken, özellikle, bu yeni hukuk yolunun muhtemel surette erişilebilir olduğu ve yargılamanın uzunluğuna ilişkin şikâyetler açısından makul bir tazmin imkânı sağlamaya elverişli olduğu kanısına varmıştır.
31. Mahkeme, Ümmühan Kaplan (yukarıda anılan, § 77) davasındaki kararında, yeni hukuk yolunun uygulanmasından önce Hükümete tebliğ edilmiş olan bu tür başvuruları, normal usul uyarınca inceleyebileceğini vurguladığını belirtmiştir.
32. Ancak, Mahkeme, Hükümetin başvuranın 6384 sayılı Kanun ile tesis edilmiş olan yeni iç hukuk yoluna başvurmamış olmalarına ilişkin ilk itirazını göz önünde bulundurarak, yukarıda anılan Turgut ve Diğerleri davasında varmış olduğu sonucu yinelemektedir.
33. Dolayısıyla Mahkeme, iç hukuk yollarının tüketilmemesi nedeniyle başvurunun bu kısmının da Sözleşme’nin 35 §§ 1 ve 4. maddesi uyarınca reddedilmesi gerektiği sonucuna varmıştır.Etkili hukuk yolu (Sözleşme’nin 13.maddesi)
34. Başvuran, iç hukukta kendisine karşı açılan davaların uzunluğuna itiraz edebileceği etkili bir hukuk yolu bulunmamasından şikâyetçi olmuş ve bu nedenle Sözleşme’nin 13. maddesinin ihlal edildiğini öne sürmüştür.
35. Mahkeme, 6384 sayılı Kanun ile oluşturulan Tazminat Komisyonu’nun, Sözleşme’nin 6 § 1 maddesi amaçları doğrultusunda başvuranın yargılamaların uzunluğu hakkında şikâyette bulunabileceği ve Sözleşme’nin 13. maddesinde belirtilen şartlara uygun bir hukuk yolu sunduğunu hatırlatır (bk. yukarıda anılan, Turgut ve Diğerleri, §§ 59-60).
36. Dolayısıyla, Mahkeme, başvurunun bu kısmının, açıkça dayanaktan yoksun olduğu ve Sözleşme’nin 35 §§ 3 (a) ve 4 maddesi uyarınca reddedilmesi gerektiği sonucuna varmıştır.
Bu gerekçelerle, Mahkeme, oy birliğiyle,
Başvurunun kabul edilemez olduğuna karar vermiştir.
İşbu karar, İngilizce dilinde tanzim edilmiş olup, 17 Eylül 2020 tarihinde bildirilmiştir.
Hasan Bakırcı Valeriu Griţco
Yazı İşleri Müdür Yardımcısı Başkan
Full & Egal Universal Law Academy