AVRUPA İNSAN HAKLARI MAHKEMESİ
İKİNCİ BÖLÜM
KABUL EDİLEBİLİRLİK HAKKINDA KARAR
Başvuru no. 38477/10
Rafet KAYA ve Elmas KAYA/Türkiye
Başkan,
Valeriu Griţco,
Hâkimler,
Arnfinn Bårdsen,
Peeter Roosma,
ve Bölüm Yazı İşleri Müdür Yardımcısı Hasan Bakırcı’nın katılımıyla 26 Mayıs 2020 tarihinde Komite hâlinde toplanan Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (İkinci Bölüm),
4 Mayıs 2010 tarihinde yapılan yukarıda anılan başvuruyu göz önüne alarak,
Davalı Hükümet tarafından ibraz edilen görüşleri ve bu görüşlere cevaben başvuranlar tarafından ibraz edilen görüşleri göz önüne alarak,
Gerçekleştirilen müzakerelerin sonucunda aşağıdaki kararı vermiştir:
OLAYLAR
1. Başvuranlar Rafet Kaya ve Elmas Kaya, sırasıyla 1958 ve 1965 doğumlu birer Türk vatandaşı olup Niğde’de ikamet etmektedirler. Başvuranlar, Mahkeme önünde Niğde Barosuna bağlı Avukat A. Altın tarafından temsil edilmişlerdir.
2. Türk Hükümeti (“Hükümet”) kendi görevlisi tarafından temsil edilmiştir.
3. Dava konusu olaylar, taraflarca ileri sürüldüğü şekliyle, aşağıdaki gibi özetlenebilir:
Kaza ve başvuranların oğlunun doğumu
4. İlgili zamanda hamile olan ikinci başvuran, 1 Şubat 1999 tarihinde, bir telefon direği üzerine düştüğünde ilk başvuran olan eşiyle birlikte caddede yürüyordu.
5. Kazanın ardından, ikinci başvuran önce Niğde Devlet Hastanesine götürülmüş ve daha sonra Erciyes Üniversite Hastanesine sevk edilmiştir. Aynı gün düzenlenen sağlık raporlarına göre, ikinci başvuranın bacaklarında kırıklar vardı. İkinci başvuran, hastanede kaldığı sırada, bacaklarındaki kırıklar nedeniyle ameliyat edilmiştir. İkinci başvuran, 11 Mart 1999 tarihinde, hastaneden taburcu olmuştur. Başvuranların iddialarına göre, kazanın ardından, ikinci başvuran genital kanama geçirmiş ve kendisine bebeğinin doğumunu geciktirmek için ilaç verilmiştir. Dava dosyası, bu iddiayı destekleyen herhangi bir sağlık raporu içermemektedir.
6. İkinci başvuran, 24 Mart 1999 tarihinde, üç ay boyunca kuvözde kalan yirmi altı haftalık prematüre bir bebek olan Muhammet’i sezaryenle dünyaya getirmiştir. Muhammet iki yaşındayken, başvuranlar, onun yürümekte zorlandığını fark etmişlerdir. Sağlık raporlarına göre, çocuğa spastik dipleji[1] ve zekâ geriliği teşhisi konulmuştur. Niğde Devlet Hastanesi, 16 Ağustos 2007 tarihinde, başvuranların oğlunun desteksiz yürümesini engelleyen % 40 sakatlık düzeyine sahip olduğunu belirten bir sağlık raporu düzenlemiştir.
Ceza Yargılamaları
7. Polis memurları, 1 Şubat 1999 tarihinde, olayı soruşturmaya başlamış ve birkaç tanığın ifadesini almışlardır. Cumhuriyet savcılığının talebi üzerine, 5 Şubat 1999 tarihinde, bir bilirkişi, telefon direğinin zemine düzgün bir şekilde yerleştirilmediğini belirten bir rapor düzenlemiştir. Bu nedenle, Türk Telekomünikasyon Şirketi’nin (bundan böyle “TTŞ” olarak anılacaktır) kazadan tamamen sorumlu olduğu sonucuna varılmıştır. Niğde Cumhuriyet Savcısı, 24 Ağustos 1999 tarihinde, ihmal veya dikkatsizlik nedeniyle yaralanmalara sebebiyet verme suçlamasıyla TTŞ’nin on dört çalışanı hakkında Ceza Mahkemesine bir iddianame sunmuştur. Cumhuriyet savcısı, bilirkişi raporuna dayanarak, TTŞ’nin çalışanlarının gerekli özeni göstermemeleri sebebiyle telefon direğinin düşmesinden tamamen sorumlu olduklarını iddia etmiştir. İkinci başvuran, ceza yargılamalarına taraf sıfatıyla müdahil olmuştur. Niğde Ceza Mahkemesi, 16 Mart 2005 tarihinde, suçun kovuşturmasının zaman aşımına uğraması sebebiyle davanın reddine karar vermiştir.
İkinci başvuranın uğradığı yaralanmalarla ilgili olarak başlatılan tazminat yargılamaları
8. Başvuranlar, 19 Temmuz 1999 tarihinde, kaza sonucu ikinci başvuranın maruz kaldığı yaralanmalar nedeniyle TTŞ aleyhinde Niğde Asliye Hukuk Mahkemesi nezdinde tazminat talebinde bulunmuşlardır.
9. Niğde Asliye Hukuk Mahkemesinin talebi üzerine, 13 Kasım 2001 tarihinde, bir üniversite profesörü ve iki elektronik mühendisi, TTŞ’nin kazadan % 100 sorumlu olduğu sonucuna varıldığı bir bilirkişi raporu ibraz etmişlerdir. Ayrıca, gerekli teknik standartlara uyulmaması nedeniyle telefon direğinin zemine düzgün bir şekilde sabitlenmediği belirtilmiştir.
10. Niğde Asliye Hukuk Mahkemesi, 14 Aralık 2001 tarihinde, başvuranların talebini kısmen kabul etmiştir. Niğde Mahkemesi, kararında, bilirkişi raporuna dayanmış ve telefon direğinin zemine düzgün bir şekilde sabitlenmediği gerekçesiyle TTŞ’nin kazadan tamamen sorumlu olduğunu sabit bulmuştur. Niğde Mahkemesi, olay tarihinden itibaren işleyecek yasal faizle birlikte, manevi tazminat olarak 5,000,000,000 eski Türk lirası (TRL) (yaklaşık 3.860 avro) ödenmesine hükmetmiştir. Son olarak, Niğde Mahkemesi, ikinci başvuranın kazanç kaybı için başvuranların ayrı tazminat yargılamaları başlatma olanağına sahip olduklarını eklemiştir.
11. Yargıtay, sırasıyla 3 Haziran 2002 ve 5 Kasım 2002 tarihlerinde, başvuranların temyiz talebini ve karar düzeltme talebini reddetmiştir.
İkinci başvuranın kazanç kaybına ilişkin tazminat talebi
12. İkinci başvuran, 3 Temmuz 2001 tarihinde, Niğde Asliye Hukuk Mahkemesi nezdinde TTŞ aleyhinde dava açmış ve bu kez kazadan kaynaklanan kazanç kaybı için tazminat talep etmiştir. Niğde Asliye Hukuk Mahkemesinin talebi üzerine, 15 Ocak 2003 tarihinde, Adli Tıp Kurumu bilirkişi kurulu, Elmas Kaya’nın gelecekteki kazanç kapasitesi kaybının % 8,2 olarak belirlendiği bir sağlık raporu düzenlemiştir. Başka bir bilirkişi raporu, 3 Aralık 2003 tarihinde, Elmas Kaya’nın maddi zararını 17.036.738.148 eski TL (TRL) (yaklaşık 9.630 avro) olarak değerlendirmiştir. Yukarıda bahsi geçen iki bilirkişi raporuna dayanan Niğde Asliye Hukuk Mahkemesi, 12 Ocak 2004 tarihinde, olay tarihinden itibaren işleyecek yasal faizle birlikte, ikinci başvuranın kazanç kaybı ile ilgili olarak kendisine 17.036.738.148 eski TL(TRL) tutarında ödeme yapılmasına hükmetmiştir. Yargıtay, 5 Nisan 2004 tarihinde, bu kararı onamıştır.
Başvuranların oğlunun uğradığı zararlar ile ilgili olarak açılan tazminat talebi
13. Başvuranlar, 16 Haziran 2005 tarihinde, ikinci başvuranın hamileliği sırasında üzerine telefon direğinin düşmesinin bir sonucu olduğunu iddia ettikleri oğulları Muhammet’in uğradığı sakatlık nedeniyle TTŞ aleyhinde tazminat yargılamaları başlatmışlardır. Başvuranlar olay tarihinden itibaren işleyecek yasal faizle birlikte, maddi tazminat olarak 6.000 eski Türk Lirası[2] (TRL) (yaklaşık 3.640 avro) talep etmişlerdir.
14. Niğde Asliye Hukuk Mahkemesinin talebi üzerine, 4 Aralık 2006 tarihinde, Adli Tıp Kurumu kurulu, erken doğumun Muhammet’in sakatlığının nedeni olup olmadığı sorusunu cevaplamak için bir bilirkişi raporu düzenlemiştir. Bilirkişi raporu, diğer birçok hususun yanı sıra, aşağıdakileri de dikkate almıştır:
– kaza gününde düzenlenen ve ikinci başvuranın bacaklarında yaralanmalardan muzdarip olduğunun, karın hassasiyeti veya duyarlılığı olmadığının, rahimde canlı bir fetüs olduğunun ve bağırsak seslerinin normal olduğunun belirtildiği sağlık raporları;
– ikinci başvuran daha önce sırasıyla 1997 ve 1998 yıllarında iki kez düşük yapmıştır;
– ikinci başvuran, membranların erken yırtılması (erken su gelmesi) ve tam plasenta previa[3] nedeniyle 24 Mart 1999 tarihinde hastaneye yatırılmış ve 26 haftalık prematüre bir bebeği sezaryenle dünyaya getirmiştir;
– prematüre bebeğin bacaklarında morluklar vardı;
– 24 Mart 1999-19 Haziran 1999 tarihleri arasındaki dönemi kapsayan, Erciyes Üniversitesi Hastanesi tarafından hazırlanan ve diğer hususların yanı sıra, yeni doğan bebeğin sağlık durumunun tatmin edici olmadığının belirtildiği bebeğin sağlık dosyası;
– 30 Ocak 2003 tarihli sağlık raporunda başvuranların oğluna spastik dipleji ve zeka geriliği teşhisi konulduğu belirtilmiştir.
15. Raporda, ayrıca, ikinci başvuranın 21 Nisan 2006 tarihinde Adli Tıp Kurumu tarafından muayene edildiği kaydedilmiştir. Muayene sırasında ikinci başvuranın, kazadan sonra genital kanamasının başladığını ve doğumun tıbbi yardımla Mart ayına kadar ertelendiğini ifade ettiği gözlenmiştir.
16. Tüm bu unsurlar göz önünde bulundurularak, bilirkişiler, oybirliğiyle, Muhammet Kaya’nın durumunun, membranların erken yırtılmasının ve tam plasenta previanın sebep olduğu erken doğumunun sonucu olabileceği sonucuna varmışlardır. Bununla birlikte, kazadan hemen sonra düzenlenen Elmas Kaya’nın ve fetüsün muayenesi ile ilgili sağlık raporlarının, potansiyel bir erken doğum riski olduğunu belirten herhangi bir patolojik bulgu ortaya koymadığı açıklanmıştır. Kazanın ardından, ikinci başvuran, yalnızca bacak yaralanmaları nedeniyle tedavi edilmiştir. Bu nedenle, travma ile erken doğum ve sonuç olarak, başvuranların oğlunun mevcut sağlık durumu arasında nedensel bir bağ bulunmadığı sonucuna varılmıştır.
17. Niğde Asliye Hukuk Mahkemesinin talebi üzerine, 10 Mayıs 2007 tarihinde, kırk üç kurul sertifikalı doktordan oluşan Adli Tıp Kurumu Genel Kurulu ikinci bir rapor düzenlemiştir. Yukarıda belirtilen aynı unsurlara, yani ikinci başvuranın geçmişte iki düşük yapmış olması, erken doğumun nedeninin membranların erken yırtılması ve tam plasenta previa olması gerçeğine dayanan doktorlar, başvuranların oğlunun sorunlarının kaynağının erken doğum olabileceğini belirtmişlerdir. Bununla birlikte, kazadan hemen sonra Elmas Kaya’nın ve fetüsün muayenesi ile ilgili raporların erken doğuma sebep olma potansiyeline sahip herhangi bir patolojik bulgu ortaya koymadığı ve Elmas Kaya’nın sadece bacak yaralanmaları nedeniyle tedavi edildiği kaydedilerek, travma, kazadan neredeyse bir buçuk ay sonra meydana gelen erken doğum (yani 51 gün) ve mevcut sağlık sorunları arasında nedensel bir bağ bulunmamaktaydı.
18. Niğde Asliye Hukuk Mahkemesi, 20 Eylül 2007 tarihinde, başvuranların açtığı tazminat talebini reddetmiştir. Adli Tıp Kurumu tarafından 4 Aralık 2006 ve 10 Mayıs 2007 tarihlerinde düzenlenen bilirkişi raporlarına atıfta bulunan Niğde Mahkemesi, Elmas Kaya’nın üzerine telefon direğinin düşmesi, oğlu Muhammet’in erken doğumu ve sakatlığı arasında hiçbir nedensel bağ bulunmadığına karar vermiştir.
19. Yargıtay, 25 Şubat 2008 tarihinde, kararı onamıştır.
20. Başvuranlar, 20 Eylül 2007 tarihli kararın düzeltilmesi talebinde bulunmuştur.
21. Yargıtay, 4 Haziran 2008 tarihinde, başvuranların karar düzeltme talebini kabul etmiş ve Adli Tıp Kurumu Genel Kurulundan yeni bir bilirkişi raporu alınmasının gerekli olduğu kanaatiyle alt mahkemenin kararını bozmuştur. Yargıtay, kararında, raporlarda başvuranın genital kanamasının kazadan sonra başladığı ve doğumun ilaç yardımı ile ertelendiği belirtilmesine rağmen, aynı raporlarda olay, erken doğum ve çocuğun sakatlığı arasında bir bağ olmadığı sonucuna varıldığını kaydetmiştir. Yargıtay, bu nedenle, koşulları açıklığa kavuşturmak amacıyla yeni bir sağlık raporunun düzenlemesi gerektiğine kanaat getirmiştir.
22. Dolayısıyla, dosya Niğde Asliye Hukuk Mahkemesine geri gönderilmiştir.
23. Adli Tıp Kurumu Genel Kurulu tarafından 27 Kasım 2008 tarihinde yeni bir bilirkişi raporu hazırlanmıştır. Genel Kurul, raporunda, oybirliğiyle, membranların erken yırtılması ve tam plasenta previa nedeniyle sorunların doğumun beklenen bir sonucu olabileceği sonucuna varmıştır. Raporda, ayrıca, kazadan hemen sonra düzenlenen raporların erken doğuma neden olabilecek herhangi bir patolojik bulgu ortaya koymadığı belirtilmiştir. Bu nedenle travma, kaza sonrası erken doğum ve mevcut sağlık sorunları arasında nedensel bir bağ bulunmadığı eklenmiştir. Yargıtay’ın ilave açıklama yapılması talebine yanıt olarak, raporda, 21 Nisan 2006 tarihinde Adli Tıp Kurumundaki muayenesi sırasında kazanın ardından genital kanamasının başladığını iddia edenin ikinci başvuran olduğu belirtilmiştir (bk. yukarıda 15. paragraf). Raporda, ayrıca, bu iddiayı destekleyen hiçbir sağlık raporunun bulunmadığı vurgulanmıştır. Dosyadaki sağlık raporlarından, ikinci başvuranın sadece bacak yaralanmaları nedeniyle tedavi edildiği açıktı.
24. Daha sonra, 30 Ocak 2009 tarihinde, başvuranların oğluna beyin MR’ı çekilmiştir. İki doktor tarafından imzalanan test sonuçlarına göre, çocuğun durumunun periventriküler lökomalazi ile uyumlu olduğu bildirilmiştir.
Mahkeme’ye ibraz edildiği şekliyle, 2 Şubat 2009 tarihli raporun kopyası, el yazısıyla yazılmış bir not içermekteydi. Söz konusu notta şunlar belirtilmiştir: “yürüme fonksiyonlarını kontrol eden sinir sistemi darbe nedeniyle hasar görmüş, yürüme fonksiyonlarını kontrol eden sistemde hücre ölümü meydana gelmiştir (hücreler yok edilmiştir), zekâ geriliği, davranış bozukluğu, spastik diplejik palsi, aynı tanı 2001 yılından beri dosyada mevcuttur". Hükümet, bu sağlık raporunun, yerel mahkeme yargılamalarında sunulduğu şekliyle, el yazısıyla yazılmış bir not bulundurmayan asıl nüshasını ibraz etmiştir.
25. Niğde Asliye Mahkemesi, 24 Şubat 2009 tarihinde, yukarıda belirtilen üç bilirkişi raporuna dayanarak başvuranların tazminat talebini reddetmiş ve telefon direğinin düşmesi, erken doğum ve Muhammet’in sakatlığı arasında nedensel bir bağ bulunmadığına karar vermiştir.
26. Başvuranlar, 10 Nisan 2009 tarihinde, Niğde Asliye Mahkemesinin kararına karşı temyiz başvurusunda bulunmuştur.
27. Yargıtay, sırasıyla 13 Temmuz ve 2 Aralık 2009 tarihlerinde, başvuranların temyiz talebini ve karar düzeltme talebini reddetmiştir.
ŞİKÂYETLER
28. Sözleşme’nin 2. maddesine dayanarak, başvuranlar, oğullarının kısmi sakatlığından kaynaklanan tazminat taleplerinin reddedilmesinden şikâyetçi olmuşlardır. Başvuranlar, oğullarının sağlık hakkının ve fiziksel bütünlük hakkının korunmadığını iddia etmişlerdir. Başvuranlar, oğullarının sakatlığının kazayla bağlantılı olduğunu öne sürmüşlerdir.
29. Ayrıca, Sözleşme’nin 6. maddesine dayanarak, başvuranlar Adli Tıp Kurumu tarafından hazırlanan sağlık raporlarının ve yerel mahkeme kararlarının yeterli gerekçeden yoksun olduklarını iddia etmişlerdir.
HUKUKİ DEĞERLENDİRME
A. İlk itiraz
30. Hükümet, ilk olarak, başvurunun, Sözleşme’nin 35. maddesi uyarınca başvuru hakkının kötüye kullanılması olarak kabul edilemez olduğunun değerlendirilmesi gerektiğini öne süren bir ilk itirazda bulunmuştur. Hükümet, “yürüme fonksiyonlarını kontrol eden sinir sistemi darbe nedeniyle hasar görmüş, yürüme fonksiyonlarını kontrol eden sistemde hücre ölümü meydana gelmiştir (hücreler yok edilmiştir), zekâ geriliği, davranış bozukluğu, spastik diplejik, aynı tanı 2001 yılından beri dosyada mevcuttur". ifadesini içeren 2 Şubat 2009 tarihli sağlık raporundaki el yazısıyla yazılmış notun sonradan eklendiğini ve yerel mahkemelere ibraz edilen asıl kopyada el yazısıyla yazılmış bir not bulunmadığını iddia etmiştir. Dolayısıyla, Hükümet, Mahkeme’ye, el yazısıyla yazılmış bir not bulundurmayan asıl doktor raporunun bir kopyasını sağlamıştır.
31. Başvuranlar, bu hususta bir yorum yapmamıştır.
32. Mahkeme, başvuru aşağıda belirtilen sebeplerle her halükarda kabul edilemez olduğu için, Hükümet tarafından gündeme getirilen ilk itirazı incelemeye gerek olmadığı kanaatindedir.
B. Sözleşme’nin 2. maddesi
33. Başvuranlar, yerel mahkemelerin, oğullarının sakatlığı ile ikinci başvuranın hamileliği sırasında meydana gelen kaza arasında bağlantı kurmadıklarından şikâyetçi olmuşlardır. Başvuranlar, Sözleşme’nin 2 ve 6. maddelerine dayanmışlardır.
34. Hükümet, başvuranların oğlunun erken doğumu ile kaza arasında nedensel bir bağ bulunmadığını belirterek iddialara itiraz etmiştir. Ayrıca, Hükümet, yerel mahkemelerin davanın kapsamlı bir incelemesini yaptıklarını ve bilirkişi raporlarına dayanarak, başvuranın davasını yeterince ele aldıklarını ileri sürmüştür. Dolayısıyla Hükümet, yerel makamların Sözleşme’nin 2. maddesi uyarınca gündeme getirilen yükümlülüklerini yerine getirdiklerini iddia etmiştir.
35. Mahkeme, ilk olarak, Hükümetin somut davada Sözleşme’nin 2. maddesinin uygulanabilirliğine itiraz etmediğini kaydetmektedir. Mahkeme, başvuranların oğluna spastik dipleji ve zekâ geriliği teşhisi konulduğunu ve onun % 40 sakatlıktan muzdarip olduğunun sağlık raporları ile tespit edildiğini göz önünde bulundurarak, başvuranların şikâyetlerinin, yalnızca, ilgili kısımları aşağıdaki gibi olan Sözleşme’nin 2. maddesi kapsamında incelenmesi gerektiğini kaydetmektedir:
“1. Herkesin yaşam hakkı yasayla korunur. (...)”
36. Mahkeme, Devletin 2. madde kapsamında yaşam hakkını koruma ve olayların ivedilikle tespit edilmesini ve kusuru olan kişilerin hesap vermesini sağlayacak ve mağdura uygun tazmin imkânı sunabilecek etkin ve bağımsız bir yargı sistemine sahip olma konusunda pozitif yükümlülüğüne ilişkin temel ilkelerin, Büyük Daire tarafından Nicolae Virgiliu Tănase/Romanya ([BD], no. 41720/13, §§ 157- 171, 25 Haziran 2019) davasında düzenlendiğini hatırlatmaktadır.
37. Mahkeme, somut davada, somut başvuruya konu olmayan önceki hukuk yargılamalarında (bk., yukarıda 7-12 paragraflar), yerel mahkemelerin, ikinci başvuranın üzerine düşen telefon direğinin gerekli teknik standartlara uyulmaması sebebiyle zemine düzgün bir şekilde sabitlenmediği gerekçesiyle Türk Telekomünikasyon Şirketinin kazadan tamamen sorumlu olduğunu sabit bulduğunu kaydetmektedir. İkinci başvurana ayrıca maddi ve manevi tazminat ödenmesine hükmedilmiştir. Ayrıca, taraflar arasında, başvuranın kaza anında hamile olduğu hususunda hiçbir ihtilaf bulunmamaktadır. Tarafların görüşlerine ve dosyadaki tıbbi kanıtlara dayanarak, başvuranların oğlunun sakatlığının erken doğumun sonucu olduğu da ihtilaf konusu değildir. Taraflar arasındaki uyuşmazlık, başvuranların oğlunun erken doğumunun kazadan kaynaklanıp kaynaklanmadığı yönündedir.
38. Mahkeme, başvuranların TTŞ aleyhinde hukuk davası açtıklarını ve ikinci başvuranın hamileliği sırasında üzerine telefon direğinin düşmesinin bir sonucu olduğunu iddia ettikleri oğulları Muhammet’in uğradığı sakatlık nedeniyle tazminat talebinde bulunduklarını gözlemlemektedir. İç hukuk yargılamaları sırasında, başvuranlar, iki yargı düzeyinde iddialarını öne sürebilmişler ve sağlık raporlarına karşı itirazda bulunabilmişlerdir. Bununla beraber, Mahkeme’nin kanaatine göre, yerel mahkemelerin başvuranların davasını reddetme kararlarının aceleyle veya keyfi bir şekilde alındığı söylenemez. Dava, iki yargı düzeyinde kapsamlı bir şekilde incelenmiş ve kararlar, başvuranların oğlunun erken doğumuna ilişkin tüm ilgili koşulların genel bir tıbbi değerlendirmesini yapan yetkili tıbbi makamlar tarafından düzenlenen sağlık raporlarına dayanmıştır. Mahkeme, bu bağlamda, Yargıtay’ın talebi üzerine, 27 Kasım 2008 tarihinde, koşulları açıklığa kavuşturmak amacıyla Adli Tıp Kurumu tarafından üçüncü ve nihai bir sağlık raporunun daha hazırlandığını kaydetmektedir. Dosyadaki sağlık raporlarına dayanarak, yerel mahkemeler, özellikle, ikinci başvuranın 1 Şubat 1999 tarihindeki kazadan sonra hastaneye yatırılmasının ardından, erken doğuma sebep olma potansiyeline sahip olan herhangi bir patolojik bulgu bulunmadığını ve ikinci başvuranın sadece hastaneden taburcu olduğu gün olan 11 Mart 1999 tarihine kadar bacak yaralanmaları nedeniyle tedavi edildiğini kaydetmişlerdir. Yerel mahkemeler, daha sonra, 24 Mart 1999 tarihinde, yani kazadan elli bir gün sonra meydana gelen erken doğumun nedeninin, membranların erken yırtılması ve tam plasenta previa olduğu ve doğduğu zaman bebekte gözlemlenen morlukların, pıhtılaşma sisteminin yetersiz gelişmesi nedeniyle deri altı kanamanın sonucu olduğu ve bunların hiçbir şekilde 1 Şubat 1999 tarihli kazayla ilişkilendirilemeyeceği sonucuna varmışlardır.
39. Mahkeme, yukarıdaki hususlar ışığında, sağlık raporlarının ve mahkeme kararlarının, mahkemelerin kaza ile başvuranın oğlunun sakatlığı arasında herhangi bir nedensel bir bağ bulunmadığına kanaat getirmelerinin nedenlerine dair net açıklamalar sunduğu ve somut davada uygulandığı şekliyle yasal sistemin başvuranların davasını yeterince ele almadığının söylenemeyeceği kanaatindedir.
40. Dolayısıyla, başvuru, açıkça dayanaktan yoksun olması nedeniyle bir bütün olarak kabul edilemezdir ve Sözleşme’nin 35 §§ 3 ve 4. maddesi uyarınca reddedilmesi gerekmektedir.
Bu gerekçelerle, Mahkeme, oy birliğiyle,
Başvurunun kabul edilemez olduğuna karar vermiştir.
İşbu karar, İngilizce olarak tanzim edilmiş olup; 25 Haziran 2020 tarihinde yazılı olarak bildirilmiştir.
Hasan BakırcıValeriu Griţco
Yazı İşleri Müdür YardımcısıBaşkan
[1] Bir tür serebral palsi (erken çocukluk döneminde ortaya çıkan bir grup kalıcı hareket bozukluğu), insan vücudunun alt ekstremitelerinin kaslarında, genellikle bacak, kalça ve leğen kemiği kaslarında özellikle büyük ölçüde ve sürekli bir "sıkılık" veya "sertlik" olarak ortaya çıkmıştır.
[2] 1 Ocak 2005 tarihinde yeni Türk lirası (TRY), eski Türk lirasının (TRL) yerini alarak tedavüle çıkmıştır. TRY 1 = TRL 1,000,000
[3] Plasentanın rahim ağzını kısmen veya tamamen kapattığı gebelikle ilgili bir komplikasyon.
Full & Egal Universal Law Academy