AVRUPA İNSAN HAKLARI MAHKEMESİ
İKİNCİ BÖLÜM
KABUL EDİLEBİLİRLİK HAKKINDA KARAR
Başvuru No. 67385/09
Cemile KAYA ve diğerleri / Türkiye
Başkan
Julia Laffranque
Yargıçlar
Işıl Karakaş,
Nebojša Vučinić,
Paul Lemmens,
Jon Fridrik Kjølbro,
Stéphanie Mourou-Vikström,
Georges Ravarani
ve Bölüm Yazı İşleri Müdürü Stanley Naismith’in katılımıyla 24 Mayıs 2016 tarihinde, Daire olarak toplanan Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (İkinci Bölüm), yukarıda belirtilen 16 Aralık 2009 tarihinde sunulan başvuruyu dikkate alarak, yapılan müzakerelerin ardından aşağıdaki kararı vermiştir:
OLAYLAR
1. Başvuranlar Cemile Kaya, Deniz Kaya, Akın Kaya, İbrahim Kaya ve Cemal Kaya, Türk vatandaşlarıdır ve sırasıyla 1957, 1975, 1981, 1982 ve 1986 yıllarında doğmuşlardır. Cemile Kaya, bir şantiye kazası sonucunda hayatını kaybeden Yusuf Kaya’nın dul kalan eşidir, diğer başvuranlar müteveffanın çocuklarıdır. Başvuranlar, Tunceli Barosu’na bağlı Avukat B. Yıldırım tarafından temsil edilmektedir.
A. Davanın Koşulları
2. Davanın koşulları, başvuranlarca ifade edildiği şekilde, aşağıdaki gibi özetlenebilir:
3. Köy Hizmetleri İl Müdürlüğü bünyesinde çalışan Yusuf Kaya, 19 Ağustos 2002 tarihinde, asfalt ziftleme çalışmaları sırasında meydana gelen bir kaza sebebiyle hayatını kaybetmiştir. H.K. tarafından kullanılan bir asfalt tankeri, geri gittiği sırada ilgiliye çarparak ilgiliyi ezmiştir.
4. Yaşanan kazanın ardından, polis memurları ve jandarmalar kazanın meydana geldiği yere intikal etmişlerdir. Polis memurları ve jandarmalar tarafından bir trafik kazası tespit tutanağı düzenlenmiştir. Bu tutanakta,
– kazaya karışan tankerin sürücüsünün, 2918 sayılı Karayolları Trafik Kanunu’nda belirtilen yön değiştirmeye ilişkin kurallara uymadığı gerekçesiyle 8/6 oranında kusurlu olduğu;
– mağdurun/müteveffanın kusur oranının 8/2 olarak değerlendirilmesi gerektiği belirtilmiştir.
5. Otopsi raporunda, mağdurun ezilmesi ve maruz kaldığı travma sonucunda kalbinin ve solunumunun durması nedeniyle ilgilinin hayatını kaybettiği belirtilmiştir.
6. Mazgirt Cumhuriyet savcısı, sırasıyla 21 Ağustos 2002 ve 23 Mayıs 2004 tarihlerinde, Mülga Ceza Kanunu’nun 455. maddesinin 1. fıkrasına dayanarak, taksirle adam öldürme suçundan, söz konusu tankerin H.K. isimli sürücüsünü ve Köy Hizmetleri İl Müdürlüğü bünyesindeki M.K. isimli ekip şefini suçlamıştır.
7. Başvuranlar, ceza davasına müdahil taraf olarak katılmışlardır.
8. Yargılama esnasında, Asliye Ceza Mahkemesi tarafından tayin edilen bilirkişi kazanın nedenlerini incelemek amacıyla olay yerine gitmiştir. Bilirkişi, kazaya karışan tankerin sürücüsünün 8/6 oranında ve müteveffanın 8/2 oranında kusurlu oluğu sonucuna varmıştır.
9. Öte yandan, yine yargılama aşamasında, çalışanların sağlığına ve işyerindeki güvenliğe ilişkin bir kazanın söz konusu olması nedeniyle, üç kişiden oluşan iş güvenliği uzmanlarından bilirkişi incelemesi yapılması talep edilmiştir. İlgililerin düzenlediği bilirkişi raporunda,
– kazanın geri manevra sırasında asfalt tankerinde uyarı sinyalinin bulunmamasından ve ekip şefinin kusurlu bulunduğu durum olan manevraların yapıldığı sırada yetkili personelin bulunmamasından kaynaklandığı;
– ekip şefinin 8/3 oranında kusurlu, sürücünün 8/3 oranında kusurlu ve hayatını kaybeden kişinin ihmalkârlık nedeniyle 8/2 oranında kusurlu olduğu sonucuna varılmıştır.
10. Mazgirt Asliye Ceza Mahkemesi (Bundan sonra metinde, Asliye Ceza Mahkemesi” olarak anılacaktır.), 8 Mart 2005 tarihli kararıyla,
– sanıkları suçlu bulmuştur ve hapis cezası ile birlikte 250 Türk lirası para cezasına (yaklaşık 150 avro (EUR)) mahkûm etmiştir;
– bu cezaları azaltmış ve söz konusu cezaları para cezasına çevirerek, sanıkların her birini 1.701,65 Türk lirası para cezası (yaklaşık 1.019 avro) ödemeye mahkûm etmiştir;
– sanıkların adli sicil kayıtlarının bulunmadığını ve yargılama esnasındaki iyi hallerini göz önünde bulundurarak, 647 sayılı Kanun’un 6. maddesi uyarınca, cezalarının uygulanmasının ertelenmesine karar vermiştir.
Asliye Ceza Mahkemesi, gerekçesinde, yol çalışmaları vesilesiyle, Yusuf Kaya’nın çakılları yolun üzerine döktüğü sırada H.K. isimli asfalt tankerinin sürücüsünün geri gittiğini ve böylelikle, farkına varmadan ilgiliyi ezdiğini belirtmiştir.
11. Davaya taraf olan şahıslar temyiz başvurusunda bulunmuşlardır.
12. Yargıtay Başsavcısı, 26 Mayıs 2006 tarihinde, 31 Mart 2005 tarihinde yürürlüğe giren daha hafif cezai yasal düzenlemeleri/hükümleri dikkate alarak, davanın yeniden incelenmesi amacıyla dava dosyasını Asliye Ceza Mahkemesi’ne göndermiştir.
13. 31 Ekim 2006 tarihinde verdiği yeni bir kararla, Asliye Ceza Mahkemesi,
– sanıkları suçlu bulmuş ve her birini, iki yıl hapis cezasına ve 216 Türk lirası para cezası (yaklaşık 795 avro) ödemeye mahkûm etmiştir;
– hafifletici sebepler nedeniyle, söz konusu cezaları 1.471 Türk lirası para cezasına çevirmiştir;
– 647 sayılı Kanun’un 6. maddesi uyarınca cezalarının uygulanmasının ertelenmesine karar vermiştir.
14. Yargıtay, 10 Kasım 2008 tarihli bir kararla, sanıkların durumuna, davada hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına ilişkin olarak Yeni Ceza Kanunu’nun 231. maddesinin uygulanmasının uygun olduğu gerekçesiyle Asliye Ceza Mahkemesi’nin 31 Ekim 2006 tarihli kararını bozmuştur.
15. Dava dosyası Asliye Ceza Mahkemesi’ne gönderilmiştir.
16. 7 Mayıs 2009 tarihinde verdiği yeni bir kararla, Asliye Ceza Mahkemesi,
– sanıkları suçlu bulmuş; sanıkları, iki yıl hapis cezası ile 216 Türk lirası para cezasına (yaklaşık 105 avro) mahkûm etmiştir;
– hafifletici sebepler nedeniyle, hapis cezalarının süresini yedi ay on beş gün olarak belirlemek için hapis cezalarını indirmiş ve para cezasını 67 Türk lirası (yaklaşık 33 avro) olarak değiştirmiştir;
– bilhassa sanıkların adli sicil kayıtlarının bulunmadığını ve yargılama esnasında sanıkların iyi bir tutum sergilediğini göz önünde bulundurarak ve Ceza Muhakemesi Kanunu’nun 231. maddesinin 5. fıkrasına dayanarak, hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına karar vermiş;
– Ceza Muhakemesi Kanunu’nun 231. maddesinin 5. fıkrasına dayanarak, sanıkların beş yıl boyunca adli kontrole tabi tutulmalarına hükmetmiştir.
17. Başvuranlar, Ceza Muhakemesi Kanunu’nun 231. maddesinin 12. fıkrası uyarınca, Tunceli Ağır Ceza Mahkemesi önünde Mazgirt Asliye Ceza Mahkemesi kararına karşı itiraz yoluna başvurmuşlardır.
18. Tunceli Ağır Ceza Mahkemesi, 19 Haziran 2009 tarihli kararıyla, itiraz edilen kararın usule ve yasaya uygun olarak verildiği gerekçesiyle söz konusu kararı onaylamıştır.
B. İlgili İç Hukuk ve Uygulaması
19. Hükmün açıklanması ve hükmün açıklanmasının geri bırakılması ile ilgili Ceza Muhakemesi Kanunu’nun 231. maddesinde, sanığa verilen cezanın iki yıl ya da daha az süreli bir hapis cezası olması veya para cezasıyla sınırlı kalması halinde, mahkemece, hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına karar verilebileceği öngörülmektedir (231. maddenin 5. fıkrası). Böyle bir durumda, sanıklar beş yıl boyunca adli kontrole tabi tutulabilirler (231. maddenin 8. fıkrası). Hükmün açıklanmasının geri bırakılması kararına itiraz edilebilmektedir (231. maddenin 12. fıkrası).
20. 647 sayılı Cezaların İnfazı Hakkında Kanun’un 6. maddesinin 1. fıkrası aşağıdaki şekildedir:
“(...) para cezasından başka bir ceza ile mahkûm olmayan kimse, (...) para veya bir yıla kadar (...) hapis cezasına mahkûm olur ve suç isleme hususunda eğilimine göre cezanın ertelenmesi ileride suç islemekten çekinmesine sebep olacağı hakkında mahkemece kanaat edinilirse, bu cezanın ertelenmesine hükmolunabilir (...).”
21. Mülga Ceza Kanunu’nun 455. maddesinin 1. fıkrası aşağıdaki şekildeydi:
“Tedbirsizlik veya dikkatsizlik veya meslek ve sanatta acemilik veya nizamat, ve evamir ve talimata riayetsizlik ile bir kimsenin ölümüne sebebiyet veren şahıs iki seneden beş seneye kadar hapse ve (...) ağır para cezasına mahkum olur. (...)”
ŞİKÂYETLER
22. Başvuranlar, Sözleşme’nin 2. maddesini ileri sürerek, yakınlarının ölümüne sebep olan kazanın failinin yalnızca hükmün açıklanmasının geri bırakılması ile birlikte hafif bir cezaya çarptırılması nedeniyle şikâyet etmektedirler.
23. Başvuranlar, Sözleşme’nin 13. maddesini ileri sürerek, kazanın failine verilen cezanın çok fazla hafif olmasına itiraz etmek için Ceza Muhakemesi Kanunu’nun Mazgirt Asliye Ceza Mahkemesi’nin kararına karşı temyize başvurma imkânı vermemesi nedeniyle Sözleşme’nin 2. maddesine ilişkin şikâyetlerini dile getirmek için etkin bir hukuk yolunun bulunmamasından dolayı şikâyet etmektedirler.
HUKUKÎ DEĞERLENDİRME
24. Mahkeme, başvuranın bu şikâyetlerinin yalnızca Sözleşme’nin 2. maddesi açısından incelenmesinin uygun olacağı kanısındadır. Sözleşme’nin 2. maddesinin ilgili kısmı aşağıdaki şekildedir:
“1. Herkesin yaşam hakkı yasayla korunur. (...). ”
25. Mahkeme, mevcut durumda, asfalt tankerinin kullanımı neticesinde müteveffanın çalıştığı yerde meydana gelen kazaya sürücünün kasıtlı olarak sebebiyet vermediğini tespit etmektedir. Sürücünün, başvuranların yakının fiziksel bütünlüğüne veya yaşam hakkına zarar verme konusunda kasıtlı bir niyeti bulunmamaktaydı.
26. Bir yandan Mahkeme, yaşam hakkına veya fiziksel bütünlüğe yapılan ihlalin kasıtlı olmaması halinde bile, trafik kazaları durumunda veya genel olarak trafik güvenliği çerçevesinde pozitif yükümlülükleri bakımından Sözleşme’nin 2. maddesi bağlamında Devlete sorumluluk yüklenebileceğini hatırlatmaktadır (bk. başka birçok karar arasında, Irena Rajkowska/Polonya (kabul edilebilirlik hakkında karar), No. 37393/02, 27 Kasım 2007, Railean/Moldova, No. 23401/04, § 30, 5 Ocak 2010, Anna Todorova/Bulgaristan No. 23302/03, § 72, 24 Mayıs 2011, Igor Shevchenko/Ukrayna, No. 22737/04, § 56, 12 Ocak 2012 ve Prynda/Ukrayna, No. 10904/05, § 50, 31 Temmuz 2012).
27. Diğer yandan Mahkeme, yaşam hakkının ya da fiziksel bütünlüğün ihlaline kasten sebebiyet verilmemesi halinde, “etkili bir yargısal sistem” oluşturma yönündeki pozitif yükümlülüğün, her durumda, mutlaka cezai yargı yoluna başvurmayı gerektirmediğine ve bu yükümlülüğün, hukuki, idari ve hatta disiplinle ilgili başvuru yollarının sunulmasıyla yerine getirilebileceğine daha önce karar verdiğini de hatırlatmaktadır (Boudaïeva ve diğerleri/Rusya, No. 15339/02, No. 21166/02, No. 20058/02, No. 11673/02 ve No. 15343/02, § 139, AİHM 2008 (özetler) ve bu kararda yer alan atıflar).
28. Mahkeme, mevcut davanın koşullarında, Yusuf Kaya’nın ölümünün, tankeri süren kişinin manevrası esnasında meydana gelen kazadan kaynaklandığı hususuna başvuran tarafların itiraz etmediğini gözlemlemektedir. Sürücünün kimliği tespit edilmiştir ve aynı zamanda, başvuranların yakınının ölüm nedeni tespit edilmiştir. Tankeri süren kişi ve ekip şefi hakkında kamu davası açılmıştır. Yetkili ulusal mahkemeler tarafından, tankeri süren kişi ve şantiyeden sorumlu olan ekip şefi yargılanmış ve mahkûm edilmişlerdir. Yetkili ulusal makamlar, hayatını kaybeden kişinin, tankeri süren kişinin ve yol şantiyesinde bulunan ekip şefinin kusur payını sırasıyla tespit etmiştir.
29. Mahkeme, mevcut durumda, cezai alanda soruşturulan ilgili tankerin sürücüsünün, hükmün açıklanmasının geri bırakılması ile birlikte hafif bir cezaya mahkûm edildiğine dair başvuranların şikâyetlerinin içeriğiyle sınırlı kaldığının altını çizmektedir. Dolayısıyla, dosyada bulunan belge ve ulusal mahkeme kararlarından, başvuranların yakınının kazara öldürüldüğüne dair koşullar hakkında etkin bir ceza soruşturmasının yürütüldüğü anlaşılmaktadır. Ayrıca Mahkeme, ceza yargılamasının, başvuranlara, tankerin sürücüsünün ve ekip şefinin sorumluluğunun tespit edilmesiyle sonuçlanan çekişmeli yargılamadan yararlanma imkânı verdiğini tespit etmektedir. Bu bağlamda Mahkeme, somut olaydakine benzer bir çerçevede, Sözleşme’nin 2. maddesinden doğan usuli yükümlülüğün, davalı Devletin cezai soruşturmaların yapılmasını sağlamasını ve soruşturulan faili hükmün açıklanmasının geri bırakılmaması ya da hükmün açıklanmasının geri bırakılması ile birlikte belirli bir cezaya mahkûm etmesini zorunlu olarak gerektirmediğini hatırlatmaktadır (yukarıda anılan Irena Rajkowska kararı).
30. Öte yandan Mahkeme, başvuranların, yol şantiyesi üzerinde bu türden bir tankerin kullanımına ilişkin yasal veya düzenleyici çerçevenin olası yetersizliği nedeniyle davalı Devletin sorumluluğunu şikâyet konusu yapmadıklarını tespit etmektedir (Erşen Sansal/Türkiye (kabul edilebilirlik hakkında karar), No. 28732/09, § 49, 2 Eylül 2014). Başvuranlar, yakınlarının ölümü nedeniyle bir telafi elde etmek için etkin bir yargısal sistemin bulunmamasından (aksi yönde bir karar için (a contrario) bk. yukarıda anılan Anna Todorova kararı, § 72, Ciechońska c. Polonya, No. 19776/04, § 71, 14 Haziran 2011 ve Koceski/ “Eski Yugoslav Makedonya Cumhuriyeti” (kabul edilebilirlik hakkında karar), No. 41107/07, 22 Ekim 2013) ve eşi ile babalarının ölüm koşullarının tespit edilmesi için etkin bir mekanizmanın bulunmamasından da şikâyet etmemektedirler (aksi yönde bir karar için (a contrario) bk. Pereira Henriques/Lüksemburg, No. 60255/00, § 90, 9 Mayıs 2006).
31. Mahkeme, bu değerlendirmeler ışığında, başvurunun açıkça dayanaktan yoksun olduğu ve Sözleşme’nin 35. maddesinin 3. fıkrasının a) bendi ve 4. fıkrası uyarınca reddedilmesi gerektiği sonucuna varmaktadır.
Bu gerekçelerle, Mahkeme, oybirliğiyle,
Başvurunun kabul edilemez olduğuna karar vermiştir.
İşbu karar Fransızca dilinde tanzim edilerek, 16 Haziran 2016 tarihinde yazılı olarak tebliğ edilmiştir.
Stanley NaismithJulia Laffranque
Yazı İşleri MüdürüBaşkan
Full & Egal Universal Law Academy