AVRUPA İNSAN HAKLARI MAHKEMESİ
İKİNCİ BÖLÜM
KABUL EDİLEBİLİRLİK HAKKINDA KARAR
Başvuru no. 61831/12
Barış KAYA / Türkiye
Başkan,
Egidijus Kūris,
Hâkimler,
Pauliine Koskelo,
GilbertoFelici,
ve Bölüm Yazı İşleri Müdür Yardımcısı Dorothee von Arnim’inin katılımıyla 18 Ekim 2022 tarihinde Komite olarak toplanan Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (İkinci Bölüm),
İstanbul Barosuna kayıtlı Avukat S. Dursun tarafından temsil edilen ve 1991 yılında doğmuş ve Mardin’de ikamet eden Barış Kaya (“başvuran”) adlı bir Türk vatandaşı tarafından, İnsan Hakları ve Temel Özgürlüklerin Korunmasına ilişkin Sözleşme’nin (“Sözleşme”) 34. maddesi uyarınca, 22 Eylül 2012 tarihinde, Türkiye Cumhuriyeti Devleti aleyhine Mahkemeye yapılmış olan başvuruyu (no. 61831/12);
Türkiye Cumhuriyeti Adalet Bakanlığı İnsan Hakları Dairesi Başkanı Hacı Ali Açıkgül tarafından temsil edilen Türk Hükümetine (“Hükümet”), başvuranın suçluluk karinesi temelinde mahkûm edilmesi nedeniyle ceza yargılamasının adil olmadığı iddiasına ilişkin şikâyetin bildirilmesi ve başvurunun geri kalan kısmının kabul edilmez olduğunun beyan edilmesi kararını;
ve tarafların beyanlarını dikkate alarak,
Gerçekleştirilen müzakereler sonucunda aşağıdaki kararı vermiştir:
DAVA KONUSU
1. Söz konusu zamanda yürürlükte bulunduğu haliyle Ceza Muhakemesi Kanunu’nun 250 § 1. maddesinde belirtilen ağırlaştırılmış suçlarla ilgili davalara bakma konusunda özel yetkisi bulunan Diyarbakır 5. Ağır Ceza Mahkemesi 22 Aralık 2011 tarihinde, başvuranı aşağıda yer alan suçlardan suçlu bularak yine aşağıda yer alan cezalara çaptırmıştır:
(i) Türk Ceza Kanunu’nun 220 § 6 maddesi uyarınca PKK (Kürdistan İşçi Partisi) tarafından yapılan genel çağrılara yanıt olarak iki gösteriye katıldığı gerekçesiyle, silahlı terör örgütüne üye olmamakla birlikte örgüt adına suç işleme suçundan altı yıl üç ay hapis cezası;
(ii) Türk Ceza Kanunu’nun 265 § 1 maddesi uyarınca güç kullanarak, özellikle de taş atarak, kamu görevlisine karşı görevini yapmasını engelleme suçundan iki kez on ay hapis cezası;
(iii) gösteriler sırasında yüzünü ve başını kapattığı gerekçesiyle Terörle Mücadele Kanunu’nun (3713 sayılı Kanun) 7(2) maddesi uyarınca terör örgütü lehine propaganda yapmak suçundan iki kez on ay hapis cezası; ve
(iv) 2911 sayılı Toplantı ve Gösteri Yürüyüşleri Kanunu’nun 33 (1) maddesi uyarınca, taş taşıyarak gösteriye katılmak suçundan iki kez beş ay hapis cezası.
2. Yargıtay 25 Mayıs 2012 tarihinde yargılamayı yürüten mahkemenin kararını onamıştır.
3. Yargıtayın kararı 27 Ağustos 2012 tarihinde yargılamayı yürüten mahkemenin yazı işleri müdürlüğü kalemine ulaşmıştır.
4. Başvuranın avukatı 30 Ağustos 2012 tarihli bir yazılı beyanla yargılamayı yürüten mahkemeye başvurmuş ve 5 Temmuz 2012 tarihinde yürürlüğe giren ve kesinleşen mahkûmiyet kararlarına uygulanabilen 6352 sayılı Kanun hükümleri kapsamında başvuranın mahkûmiyetlerinin infazının durdurulmasını talep etmiştir. Yargılamayı yürüten mahkeme 14 Eylül 2012 tarihinde başvuranın mahkûmiyetlerinin söz konusu Kanun kapsamı dışında olduğuna karar vererek bu talebi reddetmiştir.
5. Başvuranın avukatı, 22 Eylül 2012 tarihli ve aynı tarihte gönderilen bir sayfalık yazıyla Mahkemeye başvuruda bulunmuş ve diğer hususların yanı sıra şunları belirtmiştir:
(i) başvuran hakkında düzenlenen iddianamenin tarihi ve numarası;
(ii) başvuranın yakalanmasına ve tutuklanmasına gerekçe olarak gösterilen suçların adları;
(iii) başvuranın mahkûmiyetine karar veren mahkemenin adı ve başvuranın toplam mahkûmiyet süresi;
(iv) Yargıtayın başvuranın mahkumiyetini onadığı tarih; ve;
(v) başvuranın Sözleşme’nin 5, 6 ve 14. maddeleri kapsamındaki haklarının ihlal edildiği görüşünde olması nedeniyle Mahkemeye başvuruda bulunmanın gerekli görüldüğüne dair açıklaması. İlgili yazının ekinde, başvuranın avukatına Mahkemeye başvuruda bulunma yetkisi verdiğine dair bir yetki formu yer almaktaydı.
6. Başvuranın avukatı 7 Mart 2013 tarihinde yollanmış olan bir yazıyla, diğer hususların yanı sıra, başvuranın yerel mahkemelerin, söz konusu hükümde yer alan “suç örgütü adına suç işleme” kriterini sanık ile silahlı terör örgütü arasında bireysel bir bağlantı olduğunu göstermeye gerek olmaksızın, özellikle PKK’nın genel çağrı yaptığı bir gösteriye katılmayı da kapsayacak şekilde yorumladıkları yönündeki şikâyetini içeren tamamlanmış başvuruyu sunmuştur. Dolayısıyla başvuran, varsayımlara dayanan yerel mahkeme yorumunun Sözleşme’nin 6. maddesi kapsamında adil yargılanma hakkını ihlal ettiğini iddia etmiştir.
MAHKEMENİN DEĞERLENDİRMESİ
7. Hükümet, başvuranın Sözleşme’nin 35 § 1 maddesinde öngörülen altı aylık süre sınırına uymadığını, zira Yargıtayın 25 Mayıs 2012 tarihli kararının mahkeme yazı işleri müdürlüğü kalemine ulaştığı tarih olan 27 Ağustos 2012 tarihinden itibaren altı ay içerisinde suçluluk karinesine dayanılarak mahkûm edilmesi nedeniyle Sözleşme’nin 6. maddesinin ihlal edildiğine ilişkin şikâyetini dile getirmediğini ileri sürmüştür. Nitekim, başvuran bu şikâyetini ancak 7 Mart 2013 tarihinde dile getirmiştir, zira 22 Eylül 2012 tarihli yazısında böyle bir şikâyette bulunmamıştır. Hükümet bu doğrultuda, Mahkemeyi altı aylık süre sınırına uyulmaması nedeniyle başvuruyu kabul edilemez olduğuna karar vermeye davet etmiştir.
8. Başvuran, bu hususa ilişkin bir yorumda bulunmamıştır.
9. Mahkeme, somut başvurunun yapıldığı tarihteki uygulamasına göre, genel bir kural olarak Sözleşme’nin 35 § 1 maddesi uyarınca altı aylık sürenin işlemesinin bir başvuran tarafından başvuruda bulunma niyetinde olduğunu gösteren ve bazı şikâyetlerinden esas itibariyle bahsettiği ilk yazısıyla kesildiğini yinelemektedir (bk. Allan/Birleşik Krallıkd Kingdom (k.k.), no. 48539/99, § 2, 28 Ağustos 2001). İlk başvuru kapsamında dile getirilmeyen söz konusu şikâyetler için altı aylık süre sınırının işleyişi, şikâyetin ilk kez Mahkemeye bildirildiği tarihe kadar kesintiye uğramaz (bk. Božinovski/Makedonya Eski Yugoslav Cumhuriyeti (k.k.), no. 68368/01, 1 Şubat 2005). Son olarak, bir başvuranın veya avukatının sadece 6. maddeye dayanması, bu hüküm uyarınca yapılan sonraki tüm şikâyetleri kapsamak için yeterli değildir (kıyaslayınız Zervakis/Yunanaistan (k.k.), no. 64321/01, 17 Ekim 2002 ve yukarıda anılan Allan § 2).
10. Mahkeme somut davada başvuranın, Hükümetin, herhangi bir belgeyle desteklenmemesine rağmen, Yargıtayın 25 Mayıs 2012 tarihli kararının 27 Ağustos 2012 tarihinde yargılamayı yürüten mahkemenin kalemine ulaştığı yönündeki iddiasına itiraz etmediğini kaydetmektedir. Mahkeme nezdindeki yargılamaların hiçbir noktasında başvuranın Yargıtayın kararından haberdar olduğu tarihi belirtmemiş olması da önemlidir.
11. Her halükarda, Mahkeme ayrıca, başvuranın avukatının 30 Ağustos 2012 tarihli yazılı beyanlarıyla, 5 Temmuz 2012 tarihinde yürürlüğe giren 6352 sayılı Kanun’un kesinleşen mahkûmiyetlere uygulanabilmesi nedeniyle ilgili Kanun’un hükümleri ışığında mahkemeden başvuran hakkında verilen cezaların infazının durdurulmasını talep ettiğini kaydetmektedir. Dolayısıyla Mahkeme, başvuranın nihai iç hukuk kararından en geç 30 Ağustos 2012 tarihinde haberdar olması gerektiği sonucuna varmıştır. Diğer bir deyişle, altı aylık süre sınırı 31 Ağustos 2012 tarihinde işlemeye başlamış ve 28 Şubat 2013 Perşembe günü gece yarısı sona ermiştir (kıyaslayınız Sabri Güneş/Türkiye [BD], no. 27396/06, §§ 44 ve 45, 29 Haziran 2012).
12. Dolayısıyla, somut davada altı aylık süre sınırının ne zaman kesintiye uğradığı sorusu ortaya çıkmaktadır. Bu bağlamda Mahkeme, başvuranın avukatının Sözleşme’nin 5, 6 ve 14. maddelerinin ihlal edildiğini iddia ettiği 22 Eylül 2012 tarihli ön yazıda belirtmesine rağmen, başvuranın aleyhindeki ceza yargılaması sırasında bu hükümler kapsamındaki haklarının ihlal edildiğine dair genel bir ifadeden başka bu şikâyetler için hiçbir ayrıntı verilmediğini kaydetmektedir.
13. Bu nedenle Mahkeme, yukarıda belirtilen yazının, 15 Mart 2021 tarihinde Hükümete bildirilen tek şikâyet olan Ceza Kanunu’nun 220 § 6 maddesinde öngörülen suçla ilgili ceza davalarında haksız bir fiili karinenin işleyişine ilişkin herhangi bir şikâyetin özet bir versiyonunu bile içerdiği sonucuna varamaz. Nitekim, bu şikâyet ve 22 Eylül 2012 tarihli ön yazıda belirtilen diğer şikâyetler ilk kez 7 Mart 2013 tarihli başvuru formunda dile getirilmiştir; bu da altı aylık süre sınırının işlemesinin ancak bu tarihte, yani söz konusu zaman sınırının sona ermesinden sonra kesintiye uğradığı anlamına gelmektedir.
14. Dolayısıyla başvurunun Sözleşme’nin 35 § 1 maddesi anlamı kapsamında altı aylık süre kuralına uymaması nedeniyle Sözleşme’nin 35 § 4 maddesi uyarınca reddedilmesi gerekmektedir.
Bu gerekçelerle, Mahkeme, oy birliğiyle,
Başvurunun kabul edilemez olduğuna karar vermiştir.
İşbu karar İngilizce olarak tanzim edilmiş olup; 24 Kasım 2022 tarihinde yazılı olarak bildirilmiştir.
Dorothee von Arnim Egidijus Kūris
Yazı İşleri Müdür Yardımcısı Başkan