AVRUPA İNSAN HAKLARI MAHKEMESİ
İKİNCİ BÖLÜM
KABUL EDİLEBİLİRLİK HAKKINDA KARAR
Başvuru no. 53480/11
Yusuf ve Gülten KAYAR / Türkiye
Başkan,
Paul Lemmens,
Yargıçlar,
Ksenija Turković,
Jon Fridrik Kjølbro,
ve Bölüm Yazı İşleri Müdür Yardımcısı Hasan Bakırcı’nın katılımıyla, 11 Ekim 2016 tarihinde Komite halinde toplanan Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (İkinci Bölüm), yukarıda belirtilen 14 Temmuz 2011 tarihli başvuruyu göz önünde bulundurarak, yapılan müzakereler sonucunda aşağıdaki kararı vermiştir.
OLAYLAR VE OLGULAR
1. Başvuranlar Yusuf Kayar ve Gülten Kayar Türk vatandaşları olup, 1963 doğumludurlar ve İstanbul’da ikamet etmektedirler. Başvuranlar, Mahkeme önünde, İstanbul Barosuna bağlı Avukat F. Aydınkaya tarafından temsil edilmişlerdir.
2. Başvuranların oğlu 30 Mart 2002 tarihinde, okulda bazı arkadaşlarıyla kavga etmesinin ardından Bakırköy Eğitim ve Araştırma Hastanesine götürülmüştür.
3. Ardından başvuranlar oğullarını Haseki Eğitim ve Araştırma Hastanesine götürmüşlerdir. Başvuranların oğlu çekilen beyin tomografisine dayalı olarak hastaneden taburcu edilmiştir.
4. Başvuranların oğlu 2 Nisan 2002 tarihinde, durumunun kötüleşmesi nedeniyle Bakırköy Eğitim ve Araştırma Hastanesine götürülmüştür. Başvuranların oğlu, iğne tedavisi uygulandıktan sonra eve gönderilmiştir.
5. Aynı gün saat 23:00 sularında, başvuranların oğlu, durumunun tekrar kötüleşmesi üzerine, Haseki Eğitim ve Araştırma Hastanesine yatırılmıştır.
6. Ancak başvuranların oğlu, saat 02:00’de durumunun ağırlaşması üzerine yoğun bakım ünitesine alınmıştır.
7. Başvuranların 12 yaşındaki oğlu 3 Nisan 2002 tarihinde saat 03:30’da solunum ve dolaşım yetmezliğinden vefat etmiştir.
8. Başvuranlar, ihmal sonucunda ölüme sebebiyet verdikleri gerekçesiyle ilgili sağlık çalışanları hakkında suç duyurusunda bulunmuşlardır.
9. Fatih İlçe Kaymakamlığı 18 Şubat 2004 tarihinde, soruşturma izni verilmemesine karar vermiştir.
10. Başvuranların itirazı üzerine, İstanbul Bölge İdare Mahkemesi söz konusu idari kararı iptal etmiştir. Dolayısıyla ceza yargılamaları başlatılmış ve başvuranlar yargılamalara müdahil taraf olarak katılmışlardır.
11. Bilirkişi delili için davanın havale edildiği Adli Tıp Kurumu, doktorların çocuğun durumunun (septisemi-kan zehirlenmesi) ağırlaşmakta olduğunu fark etmiş olmaları gerektiğini ve Sağlık Bakanlığının hizmet kusurunun söz konusu olduğunu belirtmiştir. Adli Tıp Kurumu, doktorların darpla ilgili olanlar hariç başka herhangi bir kayıt tutmadıklarını, şayet bu kayıtlar tutulmuş olsaydı çocuğun hastaneye yatırıldığı esnada septiseminin hangi aşamasında olduğunun tahmin edilebileceğini, fakat söz konusu kayıtların mevcut olmaması nedeniyle doktorların kusurunun derecesinin tespit edilmesinin mümkün olmadığını değerlendirmiştir.
12. Fatih Asliye Ceza Mahkemesi 25 Mayıs 2009 tarihinde sağlık çalışanlarının suçlamalardan beraatına karar vermiştir. Başvuranlar karara karşı temyiz yoluna gitmişlerdir.
13. Mahkeme’ye başvuruda bulunulduğu esnada Yargıtay önündeki temyiz başvurusunun derdest olmasına rağmen, ceza yargılamaları başvuranlar tarafından kabul edildiği üzere zamanaşımına uğramış ve bu husus Yargıtay Cumhuriyet savcısının mütalaasında belirtilmiştir.
14. Başvuranlar, Yazı İşleri Müdürlüğünün talebi üzerine, 16 Haziran 2013 tarihli yazılarında daha fazla bilgi sunmuşlardır. Söz konusu yazıya göre, başvuranlar 3 Nisan 2003 tarihinde tazminat istemiyle dava açmışlardır. Başvuranlar, uğradıkları maddi zarar için 10.000 Türk lirası, yaşadıkları manevi ıstırap için ise 50.000 Türk lirası talep etmişlerdir.
15. İstanbul İdare Mahkemesi 11 Mart 2008 tarihinde, başvuranlara manevi tazminata karşılık olarak 50.000 Türk lirası, maddi tazminata karşılık olarak 1.780 Türk lirasının, işleyen faiziyle birlikte ödenmesinin yanı sıra masraflar ve giderler bakımından 2.500 Türk lirası ve 5.242 Türk lirası ödenmesine hükmetmiştir.
16. Sağlık Bakanlığının kararı temyiz etmesi üzerine Danıştay, ilk derece mahkemesinin kararını onamıştır.
ŞİKÂYETLER
17. Başvuranlar, Sözleşme’nin 1, 2, 8 ve 6. maddeleri kapsamında, sağlığı yerinde olmayan oğullarının Taraf Devletin sağlık yetkililerinin tıbbi ihmali sonucunda öldüğünden şikâyet etmişlerdir. Başvuranlar, diğer hususlar arasında, Ceza Muhakemesi Kanununun 85. maddesinin uygulanmasına izin veren oğullarının ölümü bakımından etkin bir hukuk yolundan zamanaşımı nedeniyle yoksun bırakıldıklarını iddia etmişlerdir.
18. Başvuranlara göre, Adli Tıp Kurumundan alınan bilirkişi delilinde ortaya konduğu üzere, sağlık çalışanları için yüksek mesleki standartlar konulmasını ve hastaların yaşamının korunmasını sağlamak için yeterince önlem almadığı gerekçesiyle Sağlık Bakanlığı da oğullarının ölümünden sorumludur.
19. Başvuranlar ayrıca, ceza yargılamalarının aşırı uzunluğundan şikâyet etmiş ve gecikmelerin adalet sistemine atfedilmesi gerektiğini ileri sürmüşlerdir. Başvuranlar ayrıca, ceza mahkemelerinin davalarına ilişkin karar verirken önemli delilleri incelemediğinden şikâyet etmişlerdir.
HUKUKİ DEĞERLENDİRME
20. Önündeki davaya konu olayların hukuki açıdan vasıflandırılması konusuna egemen olan Mahkeme, başvuranların şikâyetlerinin Sözleşme’nin 2. maddesinin esas ve usul yönleri bakımından incelenmesi gerektiğini değerlendirmektedir.
21. Bu bağlamda Mahkeme, tıbbi ihmal gibi özgün bir alanda, Sözleşme’nin 2. maddesinin yüklediği etkili bir yargısal sistem kurma şeklindeki pozitif yükümlülüğün, her olayda ceza hukuku yollarının bulunmasını zorunlu kılmadığını vurgulamaktadır. Hukuk sisteminin, hukuk veya idare mahkemeleri önünde doktorların sorumluluklarının ortaya çıkarılmasına ve mağdurlara gerekli tazminatın ödenmesine imkân veren hukuk yollarını veya disiplin tedbirlerini, ceza mahkemeleri önündeki bir hukuk yoluyla birlikte veya tek başına sunması halinde, bu yükümlülük yerine getirilmiş olur (Bk. Calvelli ve Ciglio/İtalya [BD], no. 32967/96, § 51, AİHM 2002-I, ve Perez/Fransa [BD], no. 47287/99, § 70, AİHM 2004‑I).
22. Mahkeme, yetkililerin sağlık politikası alanındaki eylem ve ihmallerinin belirli koşullar altında Sözleşme’nin 2. maddesinin pozitif yönü bakımından sorumluluklarını devreye sokabileceğini vurgulamaktadır. Ancak, Sözleşmeci Devletin sağlık çalışanları için yüksek mesleki standartların konulmasını ve hastaların yaşamının korunmasını sağlamak için yeterince önlem alması halinde Mahkeme, belirli bir hastanın tedavisi konusunda bir sağlık çalışanının muhakeme hatasına düşmesinin veya sağlık çalışanları arasında ihmalkâr koordinasyonun söz konusu olması gibi meselelerin, Sözleşmeci Devlete Sözleşme’nin 2. maddesi kapsamında yaşamı koruma konusundaki pozitif yükümlülükleri bakımından hesap verme çağrısında bulunulması için tek başına yeterli görmemektedir (Bk. Powell/Birleşik Krallık (k.k.), no. 45305/99, AİHM 2000‑V, ve Byrzykowski/Polonya, no. 11562/05, § 104, 27 Haziran 2006).
23. Mahkeme’nin içtihadının tıbbi ihmal bağlamında bir ceza hukuku yolu sunulmasını kapsam dışı bırakmamasına rağmen Mahkeme, başvuranlar tarafından Türk hukuk sisteminde kullanılması gereken uygun hukuk yolunun, hukuk ve/veya idare mahkemeleri önündeki yargılamalarda tıbbi ihmalden şikâyetçi olmak olduğunu değerlendirmektedir (Bk. Karakoca/Türkiye (k.k.), no. 46156/11, AİHM, 21 Mayıs 2013).
24. Somut davada başvuranların şikâyetleri münhasıran, oğullarının tedavisine müdahil olan sağlık çalışanları aleyhine yürütülen ceza yargılamalarına ilişkindir. Söz konusu yargılamalar zamanaşımına uğramıştır.
25. Mahkeme, ceza yargılamaları derdest iken, idarenin başvuranların taleplerini incelemeye devam ettiğini ve ilgili doktorların müteveffanın solunum ve dolaşım yetmezliğini teşhis etmemeleri ve gerekli tedaviyi sağlamamaları nedeniyle Sağlık Bakanlığının sorumlu olduğunu tespit ettiğini belirtmektedir. Sonuç olarak, başvuranlara tazminat ödenmesine hükmedilmiş olup, başvuranlar Mahkeme önünde hükmedilen tazminat miktarına itirazda bulunmamışlardır.
26. Dolayısıyla Mahkeme, başvurunun açıkça dayanaktan yoksun olduğu gerekçesiyle Sözleşme’nin 35 §§ 3 ve 4 maddesi uyarınca reddedilmesi gerektiği kanaatindedir.
Bu gerekçelerle, Mahkeme, oy birliğiyle,
Başvurunun kabul edilemez olduğunu beyan etmiştir.
İşbu karar, İngilizce olarak tanzim edilmiş ve 17 Kasım 2016 tarihinde yazılı olarak tebliğ edilmiştir.
Hasan BakırcıPaul Lemmens
Yazı İşleri Müdür YardımcısıBaşkan
Full & Egal Universal Law Academy