T.C. KAYSERİ 1. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ Esas-Karar No: *** Esas - ***
T.C.
KAYSERİ
1. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ
TÜRK MİLLETİ ADINA
GEREKÇELİ KARAR
ESAS NO : ***
KARAR NO : ***
BAŞKAN : ***
ÜYE : ***
ÜYE : ***
KATİP : ***
DAVACI : ***
VEKİLLERİ : Av. ***
Av. ***
Av. ***
DAVALI : ***
VEKİLLERİ : Av. ***
Av. ***
DAVA : Menfi Tespit
DAVA TARİHİ : ***
KARAR TARİHİ : ***
GEREKÇELİ KARARIN
YAZILDIĞI TARİH : ***
Mahkememizde görülmekte olan menfi tespit davasının yapılan açık yargılaması sonunda,
GEREĞİ DÜŞÜNÜLDÜ:
DAVA : Davacı vekili dava dilekçesinde özetle; davacı ...'nın 18/11/1939 doğumlu olduğunu Kayseri İli, Kocasinan İlçesi, Beyazşehir Mahallesi, ... Ada, 4 Parsel'de bulunan binadaki 2'den 47 numaraya kadar olan toplam 46 adet dairenin sahibi olduğunu, bu dairelerin tamamının davalının da içinde bulunduğu bir şebeke tarafından müvekkilinin elinden hukuka aykırı yöntemlerle alındığını, konuyla ilgili Kayseri Cumhuriyet Başsavcılığı'na suç duyurusunda bulunulduğunu, Cumhuriyet Başsavcılığı'nın ... numaralı dosyasıyla soruşturmanın devam ettiğini, müvekkilinin iradesini sakatlayarak gayrımenkullerini üzerlerine geçiren şebekeye ilişkin olayların oldukça detaylı olduğunu ancak burada bilinmesi gereken hususun müvekkilini zarara uğrattıklarını, müvekkilinin bir emlak firmasından tanıdığı ve daha önce birkaç alışverişinde aracılık etmiş olan ...'ın yaklaşık iki ay önce müvekkiline gelerek yatırım yapmak isteyen ... isimli çok zengin birinin bulunduğunu, uygun fiyatlara arsalar alınıp bu kişiye büyük kârlarla devredilebileceğini beyan ettiğini, müvekkilinin bu teklife karşı parasının olmadığını ancak daha önce sahip olduğu bir arsa dolayısıyla alacağı dairelerin bitmek üzere olduğunu, bu daireleri arsaların alımında takasta kullanabileceğini belirten ...'ın şebekenin kurduğu planı uygulamaya geçirdiğini, bu doğrultuda müvekkilinin yaşlılığından ve akli melekelerinin zayıflığından istifade ederek kandıran ...'ın takas ile alınacak arsaları ...'e 5.000.000,00-Euro karşılığında satacağı konusunda iyice inandırdığını, bu işten milyonlarca Euro para kazanacağına ikna edilen müvekkilinin inancını pekiştirmek ve şüphe duymasına engel olmak isteyen ...'ın tarlaların ... tarafından alınacağına dair emlak alım satım sözleşmesi bile düzenlendiğini, ...'ın, taşınmazları devralacak ... adına onu temsil eden ve vekili olduğunu söylediği şoförünün sözleşmeyi imzalayacağını belirttiğini, müvekkilinin ...'ın ve ...'in şoförü olarak tanıtılan davalı Çetin Yürük'ün imzasını taşıyan bu sözleşmenin tanzimiyle birlikte 15.000,00-Euro kapora aldığını ve buna ilişkin bono senedi imzalayarak davalıya verdiğini, bononun verilmesinden birkaç gün sonra davalı ile ...'ın bir akşam vakti müvekkiline gelerek "aldıkları bononun yanlış tanzim edildiğini, miktar hanesine yazılacak bedelin yanlışlıkla ödeme günü hanesine yazıldığını," belirterek o bonoyu iade ettiğini, yerine boş bir bonoyu imzalatmak istediklerini, müvekkilinin boş bonoyu imza etmeyeceğini söyleyince ...'ın "getir bende imzalayım" diyerek önce kendisinin imzaladığını, Kayseri 4. İcra Müdürlüğü'nün *** Esas sayılı dosyasıyla icra takibine girişildiğini ve ödeme emrinin gönderildiğini, bahsi geçen ödeme emrinin muhtarlığa 23/10/2015 tarihinde tebliğ edildiğini, müvekkilinin eline ise 27/10/2015 tarihinde geçtiğini, takibin 15.000,00-Euro'luk kısmına yönelik herhangi bir itirazlarının olmadığı için bu miktarı icra masrafları ve vekalet ücretiyle birlikte dosyaya yatırdıklarını, müvekkilinin davalı ...'ten sadece 15.000.00-Euro aldığını, bononun 100.000,00-Euro'luk kısmıyla igili borçlu olmadığını, müvekkilinin davalıdan sadece 15.000,00-Euro aldığını, bu hususun emlak sözleşmesiyle sabit olduğunu, takibe konu bono senedinin tanzim tarihinin de, senedin miktarın da gerçeği yansıtmadığını ve sonradan ilişkiye aykırı olarak doldurulduğunu, zira davalının savcılık ifadesinde kabul ettiği ve dava dilekçesinin ekinde sunulan emlak sözleşmesinin tarihinin 13/09/2015 olduğu ve 15.000.00-Euro'nun da bu tarihte alındığını, davalının savcılık ifadesinde ödediğini ileri sürdüğü diğer paraların tarihlerinin ise bu tarihten 15 ila 30 gün sonralarını işaret ettiğini, vade tarihi açısından da benzer çelişkiler söz konusu olduğunu, taraflar arasındaki ilişkiyi gösterir emlak sözleşmesinin 13/09/2015 tarihini taşıdığını, bononun vade tarihinin ise bu tarihten bile önce olduğunu, bunun da senedin düzmeceliğinin davalının kendi beyanıyla ispatı olduğunu belirterek davanın kabulü ile, icra dosyasına konu bono dolayısıyla davacı tarafından ödenmiş olan 46.500,00-TL dışında müvekkilin borçlu olmadığının tespitine, borçlu olmadığı miktarın %20'sinden az olmamak üzere icra tazminatının davalıdan alınarak müvekkiline ödenmesine, yargılama giderleri ve ücreti vekaletin davalıya tahmiline karar verilmesini talep ve dava etmiştir.
CEVAP : Davalı vekili cevap dilekçesinde özetle; davacının iddialarının haksız ve yersiz olduğunu, davacının kaç tane dairesinin olup olmadığını veya da kaç tane taşınmazının bulunup bulunmadığını davalı müvekkilinin bilecek durumda olmadığını, davacının her ne kadar yaşlılığından sağlık ve durumundan da bahsedilmiş ise de Kayseri Cumhuriyet Başsavcılığı'nın dosyası içerisinden anlaşılacağı üzere davacının tapularını devrederken hastaneden alınan sağlık raporlarının bulunduğunu, davacının sürekli olarak davalı müvekkili ile ... arasında ilişki kurmaya çalıştığını, davacı ile ... arasındaki samimiyetin sabit olduğunu, davalı müvekkilinin sanki üçüncü kişi ... ile müşterek haraket ediyor tarzı ile izlenim yaratmaya çalışıltığını, kaldı ki davalı müvekkilini bulan ve davalı müvekkilinden arsa için yardım isteyenin onlar olduğunu, davacının müvekkilinden başka bir çok kişi hakkında da şikayetçi olduğunu ve bir çok kişiye suç istinat ettiğini, davacının davalı müvekkilinden aldığı paraları nerelere harcadığını dahi müvekkilinin emniyette açık açık belirttiğini, davacının bir takım belgelerden bahsettiğini fakat hiç birinde müvekkilinin ne imzası ne de yazısının olmadığını, davacının davalı müvekkilinin yazısı ve imzasından bahsettiğini, ancak davalı müvekkilinin ne yazısı ne de imzasının olmadığını, davacının gösterdiği senette dahi 115.000,00-Euro yazdığını, davalı müvekkilinin açık açık savcılıkta davacıya paraları nerede ve ne kadar verdiğini belirttiğini, davalı müvekkilinin parası ödenmeyince davalı müvekkiline ev dahi teklif edenin davacı olduğunu, davalı müvekkilinin hiçbir zaman beyanlarında söz konusu senedin teminat senedi olduğundan bahsetmediğini, söz konusu senedin teminat senedi olsaydı davacının icraya ödeme yapmamasının gerektiğini davalı müvekkilinin davacıya önce 15.000,00-Euro daha sonra 10.000,00-Euro, daha sonra 150.000,00-TL ve son olarak da 30.000.00-TL para ödemesi yaptığını, müvekkilinin parasını istediğinde müvekkiline güven vermek maksadı ile her iki muhatabın da aynı senet altına imzası olacak şekilde bono senedi imzalattırıldığını, davalı müvekkilinin alacağı neyse olduğu gibi söylediğini, davacıdan fazla bir miktar almadığını, davalı müvekkilinin davacıya 115.000,00- Euro verdiğini de diyebilecek olduğunu, fakat olayların gerçek yüzünü açıkladığını, verdiği paraları teker teker söylediğini, bunun altında farklı bir maksat aramanın ve yapılan maddi toplamanın kendilerine göre hatalı olduğunu, davalı müvekkilinin toplamda 260.000,00-TL ödeme yaptığını, sadece bir toplama hatası yaptığını, bunu da Cumhuriyet Başsavcılığı'na gönderdiği dilekçe ile ifade ettiğini, davacının dava dilekçesine bakılacak olunursa davacının bir senet vermedim veya bir para almadım diyemediğini, müvekkilinin ödediği parayı her ne kadar kısmi olarak kabul etmese de borç olmayan bir senet üzerine imza attığının böylelikle sabit hale geldiğini, davalı müvekkilinin sonradan doldurduğu herhangi bir senet olmadığını, senedin üzerinde ilk başından beri 115.000,00-Euro yazdığını, senede sonradan dolduruldu diyen tarafın bunu ispatla mükellef olduğunu, ...'ın 16/10/2015 tarihli emniyetteki ifadesinden de anlaşılacağı üzere ...'ün ne kadar miktarda, nerede para verdiğinin bu ifadelerden de anlaşılabilir dikkat edileceği üzere ...'ın ifadesinde dahi ... ve ...'ın birlikte hareket ettiğini, hatta ...'ın ...'dan 500,00-Euro komisyon aldığı, 150.000,00 -TL'yi Almer AVM'de aldıklarını, parayı ...'nın Ziraat Bankası'na yatırdığını, gerekli görülürse Cemalettin Akıllının ve birinci derecede akrabalarının adına para yatırıp yatırmadığının araştırılmasını talep ettiklerini, gerekli görülürse bu paraların davalı müvekkilinden alınıp alınmadığının şahit olan ...'ın zorla dinletilmesini talep ettiklerini, kendilerine göre ...'nın müvekkilinin alacağı üzerine sanki hileli bir senet varmış gibi izlenim yaratıp müvekkilinin alacağına mani olmaya çalışmakta olduğunu belirterek davacının açmış bulunduğu davasının reddine, davacının talep ettiği ihtiyati tedbir talebinin reddine; kendileri lehine alacağın % 20'sinden aşağı olmamak üzere kötü niyet tazminatına hükmedilmesine ve vekalet ücretinin karşı tarafa yüklenmesine karar verilmesini talep etmiştir.
DELİLLER : Mahkememizce taraf teşkili sağlanmış davanın taraflarına delillerini ibraz etme olanağı tanınmış uyuşmazlığın çözümü için gereken bütün deliller toplanmıştır.
Davacı tarafça; Kayseri Cumhuriyet Başsavcılığı'nın ... Soruşturma sayılı dosyasına, Kayseri 4. İcra Müdürlüğü'nün ... Esas sayılı takip dosyasına, emlak alım satım sözleşmesine, 15.000,00-Euro bedelli bono senedine, Melikgazi Tapu Müdürlüğü'nün yazısına, ödeme emrine, icra ödeme makbuzuna, davalıya ait ifade tutanağına, tapu kayıtlarına ve bilirkişi incelemesine delil olarak dayanılmıştır.
Davalı tarafça; Kayseri Cumhuriyet Başsavcılığı'nın ... Soruşturma sayılı dosyasına, senede, tanık anlatımlarına, ...'nın sağlık raporuna ve Kayseri 4. İcra Müdürlüğü'nün ... Esas sayılı takip dosyasına delil olarak dayanılmıştır.
Taraflarca delil olarak dayanılan bir kısım kayıt ve belge örnekleri dilekçelerinin ekinde dava dosyasına sunulmuştur.
Davaya konu Kayseri 4. İcra Müdürlüğü'nün ... Esas sayılı dosya örneği dosyamız arasına alınmıştır.
Kocasinan Tapu Müdürlüğü'ne yazı yazılarak, Kayseri İli, Kocasinan İlçesi, Beyazşehir Mahallesi, ... Ada, 4. Parsel'deki 2'den 47'ye kadar (2 ve 47 de dahil olarak) olan her bir bağımsız bölümün satış ve intikal görmüşse bunları da gösterir şekilde, en son tarihli tapu kayıtlarının çıkartılarak mahkememize gönderilmesi istenilmiştir. 21/06/2016 tarihli yazı ile müzekkeremize cevap verilmiştir.
Kayseri 2. Ağır Ceza Mahkemesi'ne müzekkere yazılarak ... Esas ... Karar sayılı dosyanın akıbeti sorulmuş, karar örneğinin gönderilmesi istenilmiştir.
Nüfus Müdürlüğü'ne müzekkere yazılarak davalı ... ile ..., ..., ..., ..., ... ve ... arasında bir akrabalık olup olmadığının bildirilmesi, varsa bunu gösteren nüfus kayıtlarının çıkarılarak gönderilmesi istenilmiştir.
Davalının 2015 yılı 8. ayı itibariyle ekonomik ve sosyal durumunun araştırılması için ikameti itibariyle ilgili zabıta makamına müzekkere yazılmıştır.
Kayseri Cumhuriyet Başsavcılığı'na müzekkere yazılarak davalının adli sicil kaydının çıkarılarak gönderilmesini ve davalı hakkında halen devam eden soruşturma ve davalar olup olmadığının da bildirilmesi istenilmiştir.
Davalı tarafından bildirilen tanık ...yargılama sırasında usulünce dinlenmiştir.
Davalı Tanığı ...Duruşmada; "Ben ...'nın ortağı olan ...'ın soför olarak çalışıyorum. Bir iki defa davalı Çetin Bey ile oturup kalktılar. Ticari ilişkileri oldu. Davalı Çetin 150.000,00-TL'yi Cemalettin Akıllıya verdi. Beraber Ziraat Bankası'na yatırmaya gittik ve yatırdık. 3-4 gün sonra davacı Cemalettin tekrar arayarak kapora parası istedi. Davalı Çetin Bey de 15.000,00-Euro'yu elden kendisine verdi. 3-4 gün sonra da yine ... isimli şahsa davalı ... 130.000,00-TL civarında bir parayı yine elden verdi. En son aralarında bir anlaşmazlık oldu. 3'ü bir araya gelerek anlaştılar. Davalı Çetin Bey onlara verdiği kaporalarımı bana geri iade edin dedi. ... bize 3-5 gün zaman verin ben bunları geri ödeyim dedi. Ancak ... bunu kabul etmedi. Bana senet ver dedi. 3'ü ortaklaşa bir rakam üzerinde konuşup anlaştılar ve bu anlaşılan miktar üzerinden senet düzenleyip imzalayıp verdiler. Senedin miktarını 115.000,00-Euro ya da 125.000,00-Euro olarak hatırlıyorum. Daha sonraki aşamalarda ben ifade için mahkemelere çıktım. Davalı Çetin Bey'le ve Tayfun Bey'le birlikte ve davacı Cemalettin Bey'le birlikte arsa alacaklardı. Bu kaporalar o yüzden verilmişti. Benim mahkemelerden aldığım ceza oldu." şeklinde beyanda bulunmuştur.
Kayseri 2. Ağır Ceza Mahkemesi'nin ... Esas ... Karar sayılı dosyanın eldeki dava yönünden bekletici sorun yapılmasına karar verilmiş, aralıklarla bu mahkemeye müzekkere yazılarak dosya akıbeti sorulmuş ve bu dosyadan verilen hükmün Yargıtay incelemesinden dönüşü ve kesinleşmesi beklenilmiştir.
DELİLLERİN DEĞERLENDİRİLMESİ, YARGILAMA VE GEREKÇE: Dava, icra takibine dayanak yapılan 25/08/2015 düzenleme tarihli, 10/09/2015 vade tarihli, 115.000,00-Euro bedelli bono senedinin 100.000,00-Euro'luk kısmından borçlu olmadığının tespiti istemine ilişkindir.
6545 sayılı Yasa'nın 45/3. maddesi uyarınca dava değeri itibarı ile mahkememiz heyeti tarafından yazılı yargılama usulüne göre yargılama yapılarak dava sonuçlandırılmıştır.
Davacı vekilinin talebi üzerine 06/09/2016 tarihli ara kararı ile "1-Davanın bonoya dayalı icra takibinden sonra açılmış menfi tespit davası olması nedeniyle İİK'nun 72/3. maddesi gereğince de icra takibinden sonra açılan menfi tespit davasında ihtiyati tedbir yoluyla takibin durdurulmasına karar verilemeyeceğinden, davacı vekilinin icra takibinin ihtiyati tedbiren durdurulmasına dair ihtiyati tedbir talebinin reddine, 2-Mevcut dosya kapsamı, davanın niteliği, Kayseri 2. Ağır Ceza Mahkemesi'nin ... Esas ... Karar sayılı gerekçeli kararın içeriği gözetilerek İİK'nun 72/3. maddesinin 2. cümlesi gereğince dava değerinin %15'i oranındaki nakdi teminat ya da banka teminat mektubu karşılığında davaya konu olan Kayseri 4. İcra Müdürlüğü'nün ... Esas sayılı icra takibinden dolayı icra veznesindeki paranın alacaklısına ihtiyati tedbiren verilmemesine, teminat sunulduğunda bu konuda ilgili icra müdürlüğüne yazı yazılmasına" karar verilmiştir.
Davacı vekilinin talebi üzerine 07/10/2016 tarihli ara kararı ile "Davacı borçlu tarafça Kayseri Kayseri 4. İcra Müdürlüğü'nün ... Esas ve Kayseri 7. İcra Müdürlüğü'nün ... Esas sayılı dosyaları ile icra takibine konu olan borç için icra veznesine ödeme yapılması durumunda, ayrıca mahkeme veznesine dava değerinin %15'i olan 46.500,00-TL miktarın nakdi teminat yahut bu miktar kesin ve süresiz bir banka teminat mektubu ibraz edilmesi halinde icra veznesine yatacak paranın alacaklıya ödenmesinin İİK'nun 72/3. maddesi uyarınca durdurulmasına, bu hususta Kayseri 4. İcra Müdürlüğü ve Kayseri 7. İcra Müdürlüğü'ne ayrı ayrı müzekkere yazılmasına" karar verilmiştir.
Davalı vekilinin ihtiyati tedbir kararına itirazı üzerine itirazın duruşmalı olarak incelenmesi suretiyle 03/11/2016 tarihli ara kararı ile "Mahkememize açılan işbu davada dava dilekçesi ve netice talep kısmı incelendiğinde davanın sadece Kayseri 4. İcra Müdürlüğü'nün ... Esas sayılı icra takibi yönünden olmayıp, takibe de kısmen konu olan dayanak 115.000,00-Euro bedelli bonodan dolayı ve bononun 15.000,00-Euroluk kısmı dışındaki kalan miktarla ilgili olmak üzere menfi tespit talep ve davası olduğu, davanın bonodan dolayı da menfi tespit davası olması nedeniyle dava sırasında bu bononun takibe konu edilmeyen diğer kısmı yönünden başlatılmış olan Kayseri 7. İcra Müdürlüğü'nün ... Esas sayılı takip dosyasına konu bononun da aynı bono olması nedeniyle ve aynı borca ilişkin başlatılmış bakiye alacak kısmına dair bulunduğu anlaşıldığından işbu menfi tespit davasının da konusu olması nedeniyle mahkememizin bu takip yönünden de verdiği 07/10/2016 tarihli ihtiyati tedbir kararının ve yine aynı kararla daha önce dava konusu edilmiş olan Kayseri 4. İcra Müdürlüğü'nün ... Esas sayılı takibi yönünden verilmiş ihtiyati tedbir kararının İİK'nun 72/3. maddesine uygun ve teminat karşılığı verildiği anlaşılmakla bu ihtiyati tedbire yapılan itirazın reddine" karar verilmiştir.
Taraflar arasındaki uyuşmazlık; ana başlıklarıyla davaya konu icra takibine dayanak 25/08/2015 düzenleme tarihli, 10/09/2015 vade tarihli, 115.000,00-Euro bedelli bono senedinin 100.000,00-Euro'luk kısmından davacının davalıya borçlu olup olmadığı noktasında toplanmaktadır.
Uyuşmazlığın çözümü için öncelikle "bekletici sorun" ve "ceza mahkemesi kararlarının hukuk mahkemesi için bağlayıcı olup olmadığı" hususunun açıklığa kavuşturulması gerekmektedir. 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun "Bekletici Sorun" başlıklı 165. maddesinde; "(1) Bir davada hüküm verilebilmesi, başka bir davaya, idari makamın tespitine yahut dava konusuyla ilgili bir hukuki ilişkinin mevcut olup olmadığına kısmen veya tamamen bağlı ise mahkemece o davanın sonuçlanmasına veya idari makamın kararına kadar yargılama bekletilebilir.(2) Bir davanın incelenmesi ve sonuçlandırılması başka bir davanın veya idari makamın çözümüne bağlı ise mahkeme, ilgili tarafa görevli mahkemeye veya idari makama başvurması için uygun bir süre verir. Bu süre içinde görevli mahkemeye veya idari makama başvurulmadığı takdirde, ilgili taraf bu husustaki iddiasından vazgeçmiş sayılarak esas dava hakkında karar verilir" düzenlemesine yer verilmiştir.
Bu düzenleme gereğince bir davada hüküm verilmesi, başka bir davada incelenmekte ve kesin olarak karara bağlanacak olan bir hukukî ilişkinin mevcut olup olmadığına kısmen veya tamamen bağlı ise, o davanın sonuçlanması beklenmek üzere yargılama ertelenebilir. Hâkim, o davanın sonuçlanmasını kendi bakmakta olduğu dava için bekletici sorun yapabilir.
Bilindiği üzere ceza mahkemesi kararlarının hukuk mahkemesinde görülmekte olan davaya etkisi, 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu'nun 74. maddesinde düzenlenmiş olup; hukuk hâkimi, ceza mahkemesinin kesinleşmiş kararları karşısında ilke olarak bağımsız kılınmıştır. Bu ilke, ceza kurallarının kamu yararı yönünden bir yasağın yaptırımını; aynı uyuşmazlığı kapsamına alan hukuk kurallarının ise kişi ilişkilerinin Medeni Hukuk alanında düzenlenmesi ve özellikle tazmin koşullarını öngörmesi esasına dayanmaktadır. 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu'nun 74. maddesinde; "Hâkim, zarar verenin kusurunun olup olmadığı, ayırt etme gücünün bulunup bulunmadığı hakkında karar verirken, ceza hukukunun sorumlulukla ilgili hükümleriyle bağlı olmadığı gibi, ceza hâkimi tarafından verilen beraat kararıyla da bağlı değildir. Aynı şekilde, ceza hâkiminin kusurun değerlendirilmesine ve zararın belirlenmesine ilişkin kararı da, hukuk hâkimini bağlamaz" şeklinde yer almaktadır.
Bu açık hüküm karşısında, ceza mahkemesince verilen beraat kararının, kusur ve derecesinin, zarar tutarının, temyiz gücü ve yükletilme yeterliğinin ve illiyet gibi esasların hukuk hâkimini bağlamayacağı konusunda duraksama bulunmamaktadır.
Hukuk hâkiminin yukarıda açıklanan bu bağımsızlığı sınırsız değildir. Gerek öğretide ve gerekse Yargıtay’ın yerleşmiş içtihatlarında, ceza hâkiminin tespit ettiği maddi olaylarla ve özellikle "fiilin hukuka aykırılığı" konusu ile hukuk hâkiminin tamamen bağlı olacağı kabul edilmektedir. Diğer bir anlatımla, maddi olayları ve yasak eylemlerin varlığını saptayan ceza mahkemesi kararı, taraflar yönünden kesin delil niteliğini taşır.
Yargıtay’ın yerleşik uygulamasına ve öğretideki genel kabule göre, maddi olgunun tespitine ilişkin ceza mahkemesi kararı hukuk hâkimini bağlar. Ceza mahkemesinde bir maddi olayın varlığı ya da yokluğu konusunda kesinleşmiş kabul bulunması hâlinde, aynı konunun hukuk mahkemesinde yeniden tartışılması olanaklı değildir.
Somut olayda, dava konusu işler ile ilgili Kayseri 2. Ağır Ceza Mahkemesi'nin ... Esas sayılı ceza davasında yargılama yapıldığı ve Kayseri 2. Ağır Ceza Mahkemesi'nce sanıklar hakkında nitelikli dolandırıcılık suçundan mahkumiyet kararları verildiği, bu kararlarının henüz kesinleşmediği anlaşılmakla, yargılaması devam eden ceza davasında sübuta eren maddi olguların TBK'nun 74. maddesi uyarınca hukuk mahkemesini bağlayıcı mahiyette olduğu dikkate alındığında mahkememizce ceza dosyası bekletici sorun yapılmıştır. Mahkememizce Kayseri 2. Ağır Ceza Mahkemesi'ne dönemsel aralıklarla müzekkere yazılarak ... Esas sayılı ceza davasında verilen hükmün Yargıtay incelemesinden geçip kesinleşmesi takip edilmiştir.
Kayseri 2. Ağır Ceza Mahkemesi'nin 17/05/2016 tarihli, ... Karar sayılı hükmünün Yargıtay 11. Ceza Dairesi'nin 29/02/2024 tarihli, 2021/25371 Esas ve 2024/2568 Karar sayılı ilamı ile mahkemece verilen kararın onanmasına karar verildiği görülmüştür.
Uyuşmazlığın çözümü açısından öncelikle konuyla ilgili yasal düzenleme ve kavramların açıklanmasında yarar vardır.
Davalı tarafından varlığı iddia edilen bir hukukî ilişkinin mevcut olmadığının (yok olduğunun) tespiti için açılan davaya menfi (olumsuz) tespit davası denir (Kuru, Baki: İcra ve İflâs Hukuku El Kitabı (Kuru-El Kitabı), İstanbul 2013, s. 346).
Menfi tespit davası, 2004 sayılı İcra ve İflâs Kanunu’nun (İİK) 72. maddesinde düzenlenmiştir. Bu maddeye göre, borçlu, icra takibinden önce veya takip sırasında ya da icra takibinden sonra borçlu bulunmadığını ispat için menfi tespit davası açabilir. Bu dava maddi hukuk ve usul hukuku bakımından genel hükümlere dayalıdır ve normal bir hukuk davası olarak açılır. Eş söyleyişle; kendisine karşı icra takibi yapılmış olan borçlu, ödeme emrine itiraz edilmemiş veya itiraz edilmiş olmakla birlikte yerinde görülmemiş olması sebebiyle icra takibi kesinleşse dahi maddi hukuk bakımından borçlu olmadığını ileri sürebilir. Bunun için, takip devam ederken alacaklıya karşı menfi tespit davası açabileceği gibi, böyle bir menfi tespit davası açmamış ve borcu cebri icra tehdidi altında ödemiş ise ödemiş olduğu paranın kendisine verilmesi için alacaklıya karşı istirdat davası açabilir (Kuru, Baki: İcra ve İflâs Hukukunda Menfi Tespit Davası ve İstirdat Davası, Ankara 2003, s. 233). Başka bir şekilde ifade etmek gerekirse, menfi tespit davası icra takibinden önce sonuçlanmaz ve ihtiyati tedbir kararı verilmemiş olması (veya ihtiyati tedbir kararının kaldırılması) nedeniyle, (menfi tespit davası görülmekte iken) borç alacaklıya (davalıya) ödenmiş olursa, menfi tespit davasına istirdat davası olarak devam edilir (m.72/6); yani menfi tespit davası (kendiliğinden) istirdat davasına dönüşür; bu hâlde mahkeme menfi tespit davasına istirdat davası olarak devam eder (Kuru, Baki: İstinaf Sistemine Göre Yazılmış İcra ve İflâs Hukuku Ders Kitabı, Ankara, 2017, s. 146). Bu durumda İİK’nın 72/6 maddesi gereğince bedele dönüşen isteminin temeli menfi tespit davasıdır.
Menfi tespit davasında ispat yükü, kural olarak davalı alacaklıya düşer. Davacı (borçlu), davalının (alacaklının) varlığını iddia ettiği hukukî ilişkiyi (meselâ borcu) sadece inkâr etmekle yetinmekte ise, yani bu hukukî ilişkinin (borcun) hiç doğmadığını ileri sürmekte ise ispat yükü davalıya düşer. Çünkü hukukî ilişkinin (borcun) varlığını iddia eden davalı olduğu için, ispat yükü davalı alacaklıya düşer (6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu (HMK) m. 190; 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu (TMK) m.6). Fakat, menfi tespit davasını açan davacı (borçlu), davalının (alacaklı) varlığını iddia ettiği hukukî ilişkinin hiç doğmadığını iddia etmeyip, bilakis bu ilişkinin doğduğunu bildirerek başka bir nedenle hukukî ilişkinin geçersiz olduğunu veya son bulduğunu ileri sürmekte ise bu iddiayı ispat yükü TMK’nun 6. maddesi gereğince davacıya düşer. Örneğin; alacaklının dayandığı senedin karşılıksız olduğunu ispat yükü, davacıya (borçluya) düşer. Bunun gibi, davacı (borçlu), davalının (alacaklının) iddia ettiği alacağın ödeme, ibra ve takas gibi bir nedenle son bulduğunu ileri sürerse, bu iddiayı ispat yükü de davacı borçluya düşer (Kuru-El Kitabı, s.370 ilâ 372).
6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu'nda (TTK) kambiyo senetlerine ilişkin hükümler poliçe esası üzerine kurulmuştur. Kanun koyucu, kambiyo senetlerinin ortak olan hükümlerine poliçe başlığı altında yer vermiş; bono ve çek hakkında ise, ortak hükümlere yollama yapmakla yetinmiştir (TTK m. 778 ve 818).
Kıymetli evrak ve bu bağlamda bir kambiyo senedi olarak bono, 6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu'nun (6102 sayılı Kanun) 645. maddesi gereğince içerdiği hakkın senetten ayrı olarak ileri sürülemediği ve başkalarına da devredilemediği vasıflı ve soyut bir borç ikrarıdır. Bononun keşidecisi bonoda gösterdiği belirli bir bedeli kayıtsız ve şartsız olarak bizzat ödemek konusunda soyut bir taahhütte bulunmaktadır. Soyutluk (mücerretlik) ise senedin içerdiği hakkın doğumuna sebep olan temel hukuki ilişkinin senet metninden anlaşılamaması anlamına gelir. Soyutluğun senede yüklediği ilk özellik, hamilin artık senette gösterilen alacağın alacaklısı olduğu konusunda, senetten başka bir delil sunmasına gerek bulunmaması; alacağını sadece bu senetle ispatlayabilmesidir (Fırat Öztan, Kıymetli Evrak Hukuku, 2. Basım, Ankara 1997, s.173, Reha Poroy, Ünal Tekinalp, Kıymetli Evrak Hukuku Esasları, İstanbul 2001, s.25).
Türk hukuk öğretisinde kambiyo senetlerinin içerdiği hakkın doğumu konusundaki baskın görüş sözleşme teorisi ile açıklanmakta bu da güven ilkesi ile desteklenmektedir. Bu teoriye göre kambiyo senedinin düzenlenmesi ile içerdiği hak derhal vücut bulmaz, borcun doğumu için ayrıca senedin borç altına girmek kastıyla lehdara da verilmesi yani teslime ilişkin bir de ayni sözleşmenin mevcudiyeti gerekir (Ali Bozer, Celal Göle, Kıymetli Evrak Hukuku, Ankara 2017, s.21, A. Lerzan Yılmaz, Kambiyo Senetlerinde Def’iler, İstanbul 2007, s.51, Öztan, s.106). Bu sözleşmenin kurulması 6092 sayılı Kanun'un genel hükümleri gereği karşılıklı ve aynı yöndeki iradelerin açıklanması ile mümkündür. İradelerin açıklanması ve sakatlanması konusunda da aynı Kanun'un hükümleri dikkate alınır.
Özel hukukta kişilerin irade özgürlüğüne sahip oldukları ve ancak kendi özgür iradeleriyle hak sahibi olup, borç altına girecekleri temel bir ilke olarak benimsemiştir. Bu temel ilkenin doğal sonucu olarak borçlar hukuku alanında sözleşme özgürlüğü ilkesi esastır. Bu ilke sayesinde kişiler özel borç ilişkilerini, hukuk düzeninin sınırları içerisinde yapacakları sözleşmelerle özgürce düzenleme olanağı bulmaktadır. Bu bağlamda kişilerin işlem (sözleşme) iradelerinin sağlıklı olması ve gerçek iradelerini yansıtması büyük önem taşımaktadır. Çünkü irade açıklaması, bir hukuki işlemin temel kurucu unsurudur.
Bu nedenle hukuki işlemin geçerli ve amacına uygun hukuki sonuç doğurabilmesi için o hukuki işlemi yapan kişi veya kişilerin sağlıklı bir şekilde oluşmuş iradelerinin bulunması ve yine bu iradelerinin istenilen hukuki sonuca uygun şekilde açıklanması gerekmektedir. Ancak çeşitli nedenlerle kişinin işlem iradesi oluşum ya da açıklama aşamasında sakatlanabilir. Bu sakatlık, iradenin özgür bir biçimde oluşmadığını veya gerçek iradeye uygun şekilde açıklanmadığını gösterir.
İrade beyanı, irade ve beyan unsurlarından oluşur. Bir sözleşme yapılırken taraflardan birinin işlem iradesinin oluşum veya beyanı aşamasında ortaya çıkan sakatlıklara irade bozukluğu denir (Fikret Eren, Borçlar Hukuku Genel Hükümler, 22. Basım, Ankara 2017, s. 392). İrade bozukluğu kavramının iki farklı yönü bulunmakta olup, bunlardan ilki iradenin henüz oluşum evresindeki sakatlık, diğeri ise iradenin açığa vurulması (beyanı-bildirimi) evresinde meydana gelen sakatlıktır. İrade bozukluğu hâlleri 6098 sayılı Kanun'da 30 ilâ 39. maddeleri arasında "yanılma", "aldatma" ve "korkutma" başlıkları altında düzenlenmiştir.
818 sayılı Borçlar Kanunu’nda olduğu gibi, 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu’nda da iradeyi sakatlayan haller konusunda yasal düzenlemelere gidilmiştir.
Bir hukuki işlemin ve bu kapsamda bir sözleşmenin kuruluşunda ortaya konulan iradelerin bozulmamış, bir diğer ifade ile fesada uğramamış olması gerekir. İradedeki bozulmanın, sözleşmenin diğer tarafının ya da üçüncü bir kimsenin aldatması (hilesi) sonucu ortaya çıkması hâlinde beyan sahibi, sözleşmeyle bağlı tutulamaz (818 s. eBK m.28; TBK m.36). Eren’e göre bir kimseyi bir irade beyanında bulunmaya, özellikle sözleşme yapmaya sevketmek için, onda kasten yanlış bir kanaat uyandırma veya esasen mevcut olan yanlış kanaati koruma ya da sürdürme fiiline aldatma denir (Eren, F.: Borçlar Hukuku Genel Hükümler, 22.b., Ankara 2017, s.414; aynı yönde Kocayusufpaşaoğlu, N./Hatemi, H./Serozan, R./Arpacı, A.: Borçlar Hukuku Genel Bölüm, C.I, 6.b., s.452; Oğuzman, M.K./Öz, M.T.: Borçlar Hukuku Genel Hükümler, 3.b., İstanbul 2000, s.93 vd.).
İradeyi bozan sebeplerden ilki olan aldatma (hile), TBK’nun 36. maddesinde düzenlenmiştir. Burada taraflardan birisinin, sözleşmeyi yapmak için aldatılması söz konusu olmaktadır. Diğer bir anlatımla sözleşmeyi yapan kişide kasten yanlış bir kanaat uyandırılmaktadır. Yanlış kanaat mevcut ise bu kez bu kanaati koruma veya sürdürme ortaya çıkmaktadır.
Aldatmayı oluşturan yanılma, bir saik yanılması olduğu gibi, sonuçları yönünden de genel yanılmadan, özellikle kusur ve tazminat yönünden ayrılmaktadır. Gerçekten, aldatmada aldatılanın yanılması, kendi kusuruna dayansa bile, sözleşmeyi iptal ettiği taktirde, bundan karşı taraf (aldatan) aleyhine doğan zararı tazmin borcu doğmaz. Aksine aldatanın kusuru, aldatılan lehine tazminat alacağı doğurabilir (Eren, s.413).
Aldatmanın olabilmesi için aldatma fiilinin, aldatma kastının ve sebep sonuç (illiyet bağı) ilişkisinin bulunması gerekir. İspat yükü ise aldatılan tarafa aittir.
Aldatma (hile) bir fiille gerçekleştirilebilir. Bu fiil aktif bir hareket olabileceği gibi pasif bir davranış, bir kaçınma hâli ya da susma da olabilir (Eren, s.415; Oğuzman/ Öz, s.94; Kocayusufpaşaoğlu/ Hatemi/ Serozan/ Arpacı, s.453). Aldatma fiili maddi bir vakıa niteliğindedir ve kanun koyucu, bu vakıanın senede bağlanmasının mümkün olmadığını öngörerek, ispat vasıtası olarak tanık deliline başvurulmasına cevaz vermiştir (HUMK m.293/5; HMK m.203/ç). Bu düzenleme, özellikle yazılı sözleşmeler bakımından, senede karşı senetle ispat kuralının (HUMK m.290; HMK m.201) önemli istisnalarından birisini oluşturmaktadır (Kuru, B.: Hukuk Muhakemeleri Usulü, C.II, 6.b., İstanbul 2001, s.2297; Postacıoğlu, İ.E.: Şehadetle İspat Memnuiyeti ve Hudutları, İstanbul 1952, s.208 vd.; Erdönmez, G.: Pekcanıtez Medeni Usul Hukuku, C.II, 15.b., s.1857).
Yukarıda açıklanan ilkeler ışığında kambiyo senetleri ile bunların düzenlenmesine temel teşkil eden asıl borç ilişkisinden soyut bir borç oluşturulduğu, senedi elinde bulunduran kişinin ayrıca alt ilişkiyi ispatlamak zorunda olmadığı; kambiyo senetlerinin de aldatma suretiyle elde edilebileceği ve aldatma vakıasının da tanıkla ispatlanabileceği sonuçlarına varılmaktadır.
Ceza mahkemesi kararlarının hukuk davalarına etkisi Türk Borçlar Kanunu'nun 74. maddesinde düzenlenmiştir. Dava ve takip konusu bononun keşide tarihinde yürürlükte bulunan Türk Borçlar Kanunu'nun 74. maddesine göre hukuk hâkimi, kusurun veya haksız fiil failinin ayırtım gücüne sahip olup olmadığının tespiti hususunda ceza hukukunun sorumluluğa ilişkin kurallarıyla bağlı olmadığı gibi, ceza mahkemesinin bu yöne temas eden beraat kararıyla da bağlı değildir. Ancak gerek öğretide ve gerekse Yargıtay’ın yerleşmiş içtihatlarında, ceza hâkiminin tespit ettiği maddi olaylarla ve özellikle "fiilin hukuka aykırılığı" konusu ile hukuk hâkiminin tamamen bağlı olacağı kabul edilmektedir. Diğer bir anlatımla, maddi olayları ve yasak eylemlerin varlığını saptayan ceza mahkemesi kararı, taraflar yönünden kesin delil niteliğini taşır. Yargıtay’ın yerleşik uygulamasına ve öğretideki genel kabule göre, maddi olgunun tespitine ilişkin ceza mahkemesi kararı hukuk hâkimini bağlar. Ceza mahkemesinde bir maddi olayın varlığı ya da yokluğu konusunda kesinleşmiş kabul bulunması hâlinde, aynı konunun hukuk mahkemesinde yeniden tartışılması olanaklı değildir.
Öğretide mahkumiyet kararlarının da hâkimi bağlamayacağı görüşü benimsenmiştir (Eren, s.852; Deshenaux, H./Tercier, P.: Sorumluluk Hukuku, çev. S. Özdemir, Ankara 1983, s.174-175; Kılıçoğlu, A.: Haksız Fiillerden Sorumlulukta Ceza Hukuku ile Medeni Hukuk İlişkisi, AÜHFD, C.XXIX, S.3, s.200). Ne var ki bu bağlamazlık sınırsız değildir; özellikle maddi vakıayı belirleyen ceza mahkemesi kararlarının, sırf bu yönü ile hukuk hâkimince değerlendirilebileceği kabul edilmektedir (HGK, 26.11.2014 gün ve 2013/4-1183 E., 2014/960 K.).
Yukarıda açıklanan yasal düzenlemeler ve ilkeler çerçevesinde somut olay değerlendirildiğinde; dava konusu maddi vakıalarla ilgili Kayseri 2. Ağır Ceza Mahkemesi'ne açılan kamu davası mahkememizce bekletici sorun yapılmıştır. Kayseri 2. Ağır Ceza Mahkemesi'nin 17/05/2016 tarihli, ... Karar sayılı gerekçeli kararında "...Sanıklardan *** emlak alım satım işi ile uğraştığı, dosya arasında 25/08/2015 tarihli emlak alım satım sözleşmesi ile satıcı konumunda olan katılan ... ile ... arasında Cemalettinin Kayseri İli, Kocasinan İlçesi, 5911 ada, 37 nolu parselin hayali gerçekte mevcut olmayan bir şahısın alacağından bahisle diğer sanık ...'ün de imzasını taşıyan sözleşme hazırladıkları, ...'ün kendisini hayali olarak gösteren ...'in şoförü olarak tanıtıldığı, dosya arasında bulunan 21/04/2016 tarihli bilirkişi raporundan anlaşılacağı üzere ... vekeleten Çetin Bey şoförü şeklinde yazılan yazının altında atılan imzanın sanık Çetin'e ait olmadığı, böylece sanık Tayfun'la, ... iştirak halinde söz konusu sahte özel belgeyi düzenlemek suretiyle ve ayrıca bu belgeyide kullanarak üzerilerine dolandırıcılık suçunda kullanmak üzere atılı özel belgede sahtecilik suçunu işledikleri, söz konusu özel belge içeriğinden anlaşılacağı üzere, nitelği belirtilen taşınmazın katılan Cemalettin tarafından yüksek bedellere Tayfun aracılığı ile satılacağı hususunda katılanın hayali zengin bir şahıs olarak gösterilen Ahmet adınaki şahsı olaya dahil ederek Çetin'in de şoförü olarak gösterilerek işleyecekleri dolandırıcılık suçunu icraya koyuldukları, katılanda güven terkini sadetinde 15.000,00-Euro parayı da verdikleri, böylece katılan taşınmazlarını 5 milyon Euro bedelle satacağı yolunda sanıklara olan güvenini sağlandığı, 2014 yılı içerisinde daha önceden Erkilet, Akin, Çevril bölgelerinde katılanın arsalar satın aldığı, 2015 yılı Ağustos aylarında Tayfun'un katılanı tekrar arayarak yeniden çok kıymetli ancak uygun fiyatlı alacağı arsaların olduğunu söylediği ancak katılanın nakit parasının olmadığını söylediği ancak Cırgalan Beyazşehir mevkinde ... İnşaat'tan almış olduğu dairelerinin olduğu, yine Erkilet Cevril bölgesinde kendisine ait tarlaların olduğunu söylediği, bunun üzerine Tayfun'un belirttiği taşınmazların müşterinin olduğunu, satabileceklerini, tamam demesi halinde satabileceklerini, bulacağı müşterilerin çok parasının olduğunu, Beyazşehir'deki daireler ile tarlaları takas edebileceğini, takas netiesinde gelen tarlaları da yüksek fiyata satabileceğini söylediği, bu teklife sıcak bakan katılanın yukarıda belirtilen sözleşmeyi sanıklardan Çetin ve Tayfun'un hazırladığı ve güven terkin etmek içinde 15.000,00-Euro parayı elden katılana verdikleri, bu sözleşmede gerçekte var olmayan ...'in tarlayı alacağından bahisle katılanda güveni iyice pekiştirdikleri, daha sonra sanık Tayfunun, katılan ve sanık ... buluştukları, Mimarsinan Mahallesi'nde bulunan tapusa ... adına kayıtlı 8700 m2 ve ... adındaki bir şahsa ait olan 22.400 m2 arsaları katılana teklif ettikleri ve söz konusu arsaların değerinin çok fazla edeceğini söyledikleri, katılanın da önceye dayalı yukarıda belirtilen sözleşmeye dayalı güvenini sanıkların kazandığından katılanın buna ikna olduğu, taraflar arasında 25/08/2015 tarihli 15.000,00-Euro sözleşme kaparolu sözleşmeden sonra 27/08/2015 tarihinde Melikgazi Tapu Müdürlüğü'nde söz konusu arsaların satışı ve Kocasinan Tapu Müdürlüğü'nde kayıtlı katılana ait dairelerin satışlarını gerçekleştirmek üzere bir araya geldikleri, daha sonra söz konusu arsa ve dairelerin satışlarının aynı anda gerçekleştirildiği ve arsa sahiplerine 500.000,00-TL paranın ödendiği ve katılan adına arsaların geçtiği, ancak bu arsalar karşılığında katılanın dairelerinden ...-4 Doğuyaka 3 ... İnşaat'ta bulunan 2, 3, 4, 5, 6, 7, 8, 9, 10, 11, 12, 13, 4, 15, 16, 17, 18, 19, 20 ve 21 numaralı bağımsız bölümden oluşan toplam 20 adet dairesinin 12 adetini 1.241.500,00-T'ye Sefa Emlak şirketine satıp parasını aldıkları, kalan 8 daireinin ise ... adına tescilinin yapıldığı, böylece sanıklar arsaları takas gibi göstererek bir kısımının parasını aldıkları bir kısımında adlarına tescilini yaptıkları, bu şekilde tapu müdürlüklerini aracı olarak kullandıkları, sanık ...'ün söz konusu 3, 4, 12 ve 17 numaralı 4 adet bağımsız bölümü sanıklardan söz konusu dolandırıcılık suçuna yardım etme kastı ile suça dahil olan ... üzerinden 3. Bir kişi satıldığı, İrfan'ın böylece TCK'nun 39. madde anlamında sanıkların eylemine yardım eden sıfatı ile sorumlu olduğu, daha sonra 25/08/2015 tarihli yukarıda belirtilen sözleşme ile 5 milyon Euro bedelle söz konusu taşınmazı satacağı inancı ile katılanın devam ederek 09/09/2015 günü Kocasinan Tapu Müdürlüğü'nde bulunan Akın, Boyacı, Erkilet, Çevril Mahalleri'nde bulunan taşınmazlarının satış talebinde bulunduğu, 11/09/2015 tarihinde Tayfun'un katılanı arayarak yine Alagöz ve Ortaseki Mevkii'nde uygun bedelle tarla bulduğunu, uygun fiyata alabileceklerini daire karşılığı alınacağını belirtmesi üzerine katılanın da daire karşılığı bu tarlaları almaya ikna ettiği, sanıklar Tayfun ve Çetin'in 02/10/2015 günü sanıklardan Ayhan ile temasa geçerek ... adındaki isimli şahıs adına kayıtlı olan Elagöz Mahallesi'ndeki tarlayı takas edeceklerini belirtmiş ise de söz konusu Ahmet'e ait olan tarlanın sanık Ayhan vasıtasıyla irtibata geçtikleri yolunda söz konusu dolandırıcılık suçuna Ayhan'ın karıştığı yolunda mahkumiyetine yetecek herhangi bir delil bulunmadığı, bu cümleden olarak bir şekilde irtibata geçen sanık Tayfun'un Ahmet e ait söz konusu tarlayı katılanın yine ... İnşaat'ta bulunan 47, 48, 49 ve 50 nolu bağımsız bölümlerden oluşan dört adet daire ile takas hususunda anlaşmaya varıldığı, söz konusu dairelerin ancak Kerim Türk adlı şahsın aldığı, Kerim'in toplamda dört yüz bin TL'yi sanıklar Tayfun ve Çetin'e ödediği, Ayhan ın söz konusu paranın alımında bir rolünün bulunmadığı, böylece katılanın dört adet bağımsız bölümü de elden çıkarttıkları, yine sanıklar Tayfun ve Sayım ın katılana ait ... İnşaatta bulunan 23-24-25 numaralı bağımsız bölümden oluşan üç adet dairesini ... adındaki şahsa ait 6500 metre kare tarla ile takas edeceklerini, yine bu tarlalarının bedellerinin gerçekte yüksek olduğunu belirtmeleri karşısında katılanın 25/08/2015 tarihli belgeye duyduğu yine güvenin neticesinde 14/09/2015 tarihinde söz konusu dairelerin sanıkların dolandırıcılık suçuna yardım eden Sayım adına tescilinin sağlandığı, daha sonra bu taşınmazların 345 bin TL bedelle emlakcı ... adında şahsa satıldığı ve söz konusu ... adına kayıtlı olan tarlanın da katılanın adına tescilinin sağlandığı, 2015 Eylül sonlarında katılanın tüm bu olaylar zincirinde 25/08/2015 tarihinde yaptıkları sözleşmeden bahsederek 5 milyon Euro'ya satılacağı inancındaki tarlasını hayali şahıs ...'in alıp almamasını sormaması üzerine Tayfun'un sürekli katılanı oyaladığı, daha sonra sanık Tayfun'un ... imzalı boş bir kağıt getirerek 500 bin Euro'luk alım satım sözleşmesi şeklinde yazarak katılana verdiği ve katılanın Tayfun'a bir aydır tapular bekliyor neden gidip imza atmıyorsunuz satış neden olmuyor diyerek serzenişte bulunduğu, daha sonra Tayfun'un yeniden katılanı aradığı ve kalan yirmi daireyi peşin para ile sanık ...'ün alacağını söylediği, katılanın ise dairelerini satmaktan vazgeçtiğini, Tayfun un daire başına 100 Euro teklifi üzerine katılanın kiracılarla uğraşmak istemiyorum diyerek daire satışını kabul ettiği, söz konusu daire satışı ile ilgili olarak Tayfun un sanıklardan Mükremin ile buluştuğu, katılan parasını Kocasinan Tapu Müdürlüğü'nden peşin olarak istediği, Tayfun un da araçtaki valiz içinde 2 milyon Euro olduğunu söylediği ve Mükrekin ile birlikte söz konusu paraları katılana gösterdikleri, katılanın paraları gördüğü ve paranın çokluğu ve saymak için zamanının olmadığını, Mükremin ve Tayfun'a söylediği, Tayfun'un da bundan istifade ederek tapuların devrini yapalım paraları teslim edelim diyerek tapu müdürlüğüne gittikleri ve katılana ait ... İnşaat'ta bulunan 27, 28, 29, 30, 31, 32, 33, 34, 35, 36, 37, 38, 39, 4, 41, 42, 43, 44, 45 ve 46 nolu bağımsız bölümlerden oluşan 20 dairenin 12 tanesini sanık ... üzerinden 3. kişilere satıldığı, kalan 8 adetinin ise doğrudan 3. kişilere satıldığı, daha sonra sanıklardan Tayfun ve Mükremin'in beraberinde getirdikleri para çantasını katılana verdikleri ve katılanı evine bıraktıkları, ancak bu sırada Tayfun'un para çantasını yetirince kontrol etmeyen katılanı oyalamak maksadıyla çantayı açmasına müsaade etmediği ve çantaların şifresini telefonla daha sonra bildireceğini söyleyerek katılanın inceleme olanağını böylece ortadan kaldırdığı, daha sonra Tayfun'un katılanı telefonla arayarak çantanın kendince belirlediği şifresini katılana söylediği ancak katılanın yine de şifreli çantayı açamadığı, bu durumu katılanın Tayfun'a belirtmesi üzerine Tayfun'un yine katılanı oyalamak maksadı ile ertesi gün kendisinin çantayı açacağını söyleyerek katılanın paralara ulaşmasını geciktirdiği, ertesi gün Tayfunun yanından diğer sanıklardan Zafer ve Mükremin ile katılanın evine geldikleri, Tayfunun önceki gün para çantasının açılamamasından dolayı katılana sanki çantayı kendinin de açamadığı imajını vermek için çanta ile Tayfunun uğraştığı ve kendisinin de açamadığını belirttiği, katılanı oyalamak maksadı ile çantayı başka yerde açmayı teklif ettiği, katılanında çaresizlik içinde çantadaki paraya ulaşmak maksadı ile Tayfunun bu teklifini kabul etmek zorunda kaldığı, daha sonra diğer sanıklar Mükremin ve Zaferin çantayı açtırmak için katılan ile Tayfun'un yanından ayrıldıkları, bir müddet katılan ile Tayfun'un beklemesi üzerine Mükremin'in ve Zafer'in yine katılanın büyük bir kısmı sahte sadece para destelerinin başı ve sonundaki paraların gerçek olduğu paraların çantanın bankada olduğunu, bankanın kendilerine çantanın kendisini teslim etmedikleri, yine hayali şahıs olan ...'in geldiğinde çantanın verileceğini söyleyerek yine katılanın gerçekte var olmayan paraya ulaşmasını geciktirdikleri, Tayfun, Zafer ve Mükremin'in bu şekilde yalanlarına inan katılanın baktı ki paralara ulaşamayacak tekrar evine gittiği, daha sonra katılanın, Tayfun'u eve gittikten sonra arayıp paranın durumunu sorması üzerine Tayfun'un ...'in daha gelmediğini söyleyerek oyalamayı sürdürdüğü, bu sırada daha önce satılan 20 adet taşınmazın paralarının alıcı kişiler tarafından sanıklardan Zafer'e ödendiği (07/10/2015-09/10/2015 tarihleri arasında), 12/10/2015 tarihinde ise bu sefer Tayfun'un 3 adet çantayı katılanın evine bıraktığı, katılanın çantada Türk parası olduğunu belirttiği ancak döviz olarak verilmesi gerektiğini söylediği, ancak sanık Tayfun'un daha sonra dövizleri getireceğini, şimdilik çantada bulunan paraları kendisinde bulunması gerektiğini söyleyerek ayrıldığı, daha sonra katılanın Tayfun gittikten sonra paraları kontrol ettiğinde geçersiz paraların gerçek paralar ile gizlenerek paraların kendisine getirildiğini farkettiği, ancak buna rağmen katılanın Tayfunu aradığında Tayfunun halen katılanı kandırmaya devam ederek daha sonra getireceği dövizlerin gerçek olacağını ve müsaade etmesi gerektiğini belirttiği ancak aradan geçen zaman rağmen gerçek paraların katılana ödenmediği şeklinde somut olayın sübutu konusunda mahkememizce kabulü bu şekilde olmuştur. ..." gerekçesiyle sanıklar ***'ın üzerlerine atılı katılana yönelik fikir ve eylem birliği içerisinde nitelikli dolandırıcılık suçunun gerçekleştiğinden bahisle cezalandırılmalarına karar verildiği, bu hükmün Yargıtay 11. Ceza Dairesi'nin 29/02/2024 tarihli, 2021/25371 Esas ve 2024/2568 Karar sayılı ilamı ile mahkemece verilen kararın onanmasına karar verildiği görülmüştür.
Türk hukukunda irade bozukluğuna bağlanan yaptırım ise kesin hükümsüzlük (butlan) hâli değildir. 6098 sayılı Kanun'da irade bozukluğuyla yapılan sözleşmelerin, iradesi hata, hile veya ikrahla sakatlanan kimseyi bağlamayacağı öngörülmüş ve bu kişiye belli bir süre içerisinde kullanabileceği iptal hakkı tanımıştır.
Eldeki dava, İİK'nun 72. maddesi uyarınca icra takibinden sonra açılan menfi tespit davasıdır.
Dava dilekçesinde; hile ve desise ile dava konusu bono senedinin düzenlendiği iddiası ile menfi tespit isteminde bulunmuş; davalı taraf davanın reddini savunmuştur. Menfi tespit davası birbiri ile çelişmemek kaydıyla birçok sebebe dayalı olarak açılabilir (Yargıtay 19. Hukuk Dairesi'nin 24/04/2014 tarihli, 2013/10420 Esas ve 2014/7895 Karar sayılı emsal ilamı). Kayseri 2. Ağır Ceza Mahkemesi'nin 17/05/2016 tarihli, ... Karar sayılı kesinleşmiş ilamı ve ceza dava dosyasının içeriğine göre davalı ve dava dışı bir kısım kişilerin aldatma (hile) ile davacıyı davaya konu senedi düzenlemeye sevk ettikleri, dava konusu 25/08/2015 düzenleme tarihli, 10/09/2015 vade tarihli, 115.000,00-Euro bedelli bono senedinin bu şekilde düzenlendiği, 15.000,00-Euro'nun davacıda güven tesis edilmesi için verildiği, davacının 15.000,00-Euro'yu almasından dolayı bu miktar kadar sorumluluğunun bulunduğu, ancak iradesi aldatma (hile) ile sakatlanan sakatlanan davacının senet bedelinin bakiye 100.000,00-Euro'luk kısmından dolayı davalıya borçlu olmadığı görüş ve kanaatine varılmıştır. Bu nedenle davanın kabulü ile 25/08/2015 düzenleme tarihli, 10/09/2015 vade tarihli, 115.000,00-Euro bedelli bono senedinin 100.000,00-Euro'luk kısmından davacının davalıya borçlu olmadığının tespitine karar vermek gerektiği değerlendirilmiştir.
Davacı taraf dava dilekçesinde takip konusu alacağın %20'sinden aşağı olmamak üzere kötü niyet tazminatına karar verilmesini de talep etmiştir.
İİK'nun 72/5. maddesinde "Dava borçlu lehine hükme bağlanırsa derhal takip durur. İlamın kesinleşmesi üzerine münderecatına göre ve ayrıca hükme hacet kalmadan icra kısmen veya tamamen eski hale iade edilir. Borçluyu menfi tespit davası açmaya zorlayan takibin haksız ve kötü niyetli olduğu anlaşılırsa, talebi üzerine, borçlunun dava sebebi ile uğradığı zararın da alacaklıdan tahsiline karar verilir. Takdir edilecek zarar, haksızlığı anlaşılan takip konusu alacağın (Değişik ibare:02/07/2012-6352 S.K./15.md.) yüzde yirmisinden aşağı olamaz." şeklinde düzenleme mevcuttur. Bu yasal düzenleme doğrultusunda davalının dava konusu bono senedini hile ve desise ile keşide ettirilerek davacı ...'ndan aldığı dosya kapsamı, Kayseri Cumhuriyet Başsavcılığı'nın ... Soruşturma sayılı dosyası kapsamı ve Kayseri 2. Ağır Ceza Mahkemesi'nin ... Esas sayılı dava dosyası kapsamındaki delillerden anlaşılmakla İİK'nun 72/5. maddesi uyarınca Kayseri Kapatılan 4. İcra Müdürlüğü'nün ... Esas sayılı dosyası üzerinden icra takibine konulan 180.625,41-TL'lik alacağın takdiren %20'si oranında kötü niyet tazminatının davalıdan alınarak davacıya verilmesine karar verilmesi gerektiği değerlendirilmiştir. Kötü niyet tazminatına hükmedilirken dava değeri değil, sadece takip konusu edilen miktar dikkate alınmıştır.
HÜKÜM: Yukarıda açıklanan nedenlerle;
1-Davanın KABULÜ ile 25/08/2015 düzenleme tarihli, 10/09/2015 vade tarihli, 115.000,00 Euro bedelli bono senedinin 100.000,00-Euro'luk kısmından davacının davalıya BORÇLU OLMADIĞININ TESPİTİNE,
2-Kayseri Kapatılan 4. İcra Müdürlüğü'nün ... Esas sayılı dosyası üzerinden icra takibine konulan 180.625,41-TL'lik alacağın takdiren %20'si oranında kötü niyet tazminatının davalıdan alınarak davacıya verilmesine,
3-492 sayılı Harçlar Kanunu'na ekli (1) sayılı tarife gereğince davaya konu edilen 100.000,00-Euro'nun dava tarihi olan 03/11/2015 tarihi itibari ile TCMB'nca belirlenen döviz efektif satış kuruna göre 1,00-Euro = 3,1-TL'den olmak üzere hesaplanan 310.000,00-TL dava değeri üzeriden alınması gereken 21.176,10-TL harçtan peşin alınan 5.294,03-TL harcın mahsubu ile bakiye 15.882,07-TL harcın davalı taraftan alınarak Hazine'ye gelir kaydına,
4-Davacı tarafça yatırılan 27,70-TL başvurma harcı ve 5.294,03-TL peşin harç olmak üzere toplam 5.321,73-TL'nın davalı taraftan alınarak davacıya verilmesine,
5-Davacı tarafça yapılan 233,00-TL tebligat gideri, 26,40-TL müzekkere ve 11,00-TL e-tebligat masrafı olmak üzere toplam 270,40-TL yargılama giderinin davalıdan alınarak davacıya verilmesine,
6-Davalı tarafça yapılan yargılama giderleri olmadığından bu konuda karar verilmesine yer olmadığına,
7-6100 sayılı HMK'nun 120 ve 333. maddeleri gereğince taraflarca yatırılan gider avansının kalan kısmının kararın kesinleşmesi halinde yatıran ilgili tarafça numarası bildirilen veya bildirilecek hesaba, hesap numarası bildirilmediği takdirde adreslerine ödemeli olarak re'sen gönderilmesine,
8-Davacı kendisini bir vekil ile temsil ettirdiğinden, dava değeri 100.000,00-Euro'nun dava tarihi olan 03/11/2015 tarihi itibari ile TCMB'nca belirlenen döviz efektif satış kuruna göre 1,00-Euro = 3,1-TL'den olmak üzere hesaplanan 310.000,00-TL üzerinden karar tarihinde yürürlükte bulunan A.A.Ü.T. gereğince hesap ve taktir olunan 49.600,00-TL nispi vekalet ücretinin davalıdan alınarak davacıya verilmesine,
9-Kararın mahiyeti gereği davalı lehine vekalet ücreti taktirine yer olmadığına,
10-Bölge Adliye ve Adli Yargı İlk Derece Mahkemeleri ile Cumhuriyet Başsavcılıkları İdari ve Yazı İşlerinin Yürütülmesine Dair Yönetmeliğin 203. maddesi uyarınca dava dosyasının tarih ve işlem sırasına düzenlenip dizi listesine bağlanmasına, Yazı İşleri Müdürü tarafından kontrolü yapıldıktan sonra istinaf incelemesine gönderilmesine veya mahkememiz arşivine kaldırılmasına,
Dair, davacı vekili Av. ... ve davacı vekili Av. ... ile davalı vekili Av. ...'ın yüzüne karşı gerekçeli kararın tebliğ tarihinden itibaren 2 hafta içinde Kayseri Bölge Adliye Mahkemesi nezdinde istinaf kanun yolu açık olmak üzere oy birliği ile verilen karar açıkça okunup, usulen anlatıldı. 10/03/2025
Başkan ***
E-imzalıdır
Üye ***
E-imzalıdır
***
E-imzalıdır
Katip ***
E-imzalıdır