T.C. KAYSERİ 1. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ
T.C.
KAYSERİ
1. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ TÜRK MİLLETİ ADINA GEREKÇELİKARAR
ESAS NO :...
KARAR NO : ...
HAKİM : ...
KATİP : ....
DAVACI : ...
VEKİLİ : Av....
DAVALI :...
VEKİLİ : Av. ...
DAVA : İstirdat (Ticari Satımdan Kaynaklanan)
DAVA TARİHİ : ...
KARAR TARİHİ :...
GEREKÇELİ KARARIN
YAZILDIĞI TARİH : ...
Mahkememizde görülmekte olan İstirdat (Ticari Satımdan Kaynaklanan) davasının yapılan açık yargılaması sonunda,
GEREĞİ DÜŞÜNÜLDÜ:
DAVA : Davacı vekili dava dilekçesinde özetle; müvekkilinin mesleğinin dişçilik olması sebebiyle mesleği gereği pek çok malzemeye ihtiyaç duyduğundan davalının işletmiş olduğu ... Medikal isimli firmadan 280.000,00 TL + KDV = 302.400,00 TL ürün satın aldığı, söz konusu satın alma işlemi neticesinde davalı tarafından herhangi bir fatura kesilmemiş olduğunu, bu nedenlerle müvekkilinin KDV ödemesinde sorumluluğunun bulunmadığını, davalı ile müvekkili arasında yapılan anlaşma gereğince müvekkilinin üzerine düşen ödeme yükümlülüğünü düzenli olarak yerine getirdiğini, ancak halihazırda kalan borcu olmamasına rağmen davalının Kayseri Genel İcra Dairesi'nin ...esas sayılı dosyaları ile dört farklı takip başlattığını, müvekkilinin başlatılmış olan bu haksız ve kötüniyetli takipler neticesinde maddi/manevi son derece mağdur edildiğini, Kayseri Genel İcra Dairesi'nin ... E. Sayılı dosyası ile müvekkilini ödemeye mecbur bırakmak maksadıyla tüm mal ve haklarına haciz konulduğunu, bu takipler sebebiyle toplam 140.563,59 TL ödeme yapmış olduğunu, borç olmayan bir paranın ödenmesi, paranın icra takibi sırasında ödenmesi, paranın cebri icra tehdidi altında ödenmesi ve davanın ödemeden sonra bir yıl içinde açılmış olması şartları mevcut olduğundan davanın kabulüne karar verilmesi gerektiğini, müvekkilinin bahsi geçen şekilde bir borcu bulunmadığı halde ödemiş olduğu miktar ile davalı alacaklının haksız kazanç elde ettiğinin açık olduğu, bu durumun tespit edilerek müvekkilinin haksız yere uğradığı zararın giderilebilmesi için bu istirdat davasını açmış olduklarını, açıklanan nedenlerle Müvekkili ...’in davalı alacaklıya borçlu bulunmadığının tespitine, Kayseri Genel İcra Dairesi'nde açılmış bulunan davaya konu takiplerin iptaline, müvekkilinin borçlu olmadığı halde ödemek zorunda kaldığı 140.563,59 TL’nin ödeme tarihi olan 13.03.2023 tarihinden itibaren yasal faizi davalıdan alınarak, müvekkiline verilmesine, davalı aleyhine % 20 den aşağı olmamak üzere kötüniyet tazminatına mahkum edilmesine, yargılama harç ve gideri ile vekalet ücretinin karşı taraf üzerine bırakılmasına, karar verilmesini talep ve dava etmiştir.
CEVAP : Davalı vekili cevap dilekçesinde özetle; iş bu davanın görevsiz mahkemede açılmış olması sebebiyle davanın görevsizlik kararı verilerek Kayseri Asliye Ticaret Mahkemeleri'ne gönderilmesini talep ettikleri, davacı tarafça müvekkili lehine malen kaydı kullanılarak 4 adet senet düzenlediği, akabinde bu senetler ile müvekkili tarafından davacı aleyhine icra takipleri başlatıldığı, Yargıtay kararları uyarınca malen kayıtlı senetlerde malın teslim edildiği asıl olup, aksinin yazılı delil ile “davacı” tarafından ispat edilmesi gerektiği, dosya kapsamında davacının Yargıtay kararlarının aksini ispat edecek yazılı bir delili bulunmadığından bu davanın reddini, yargılama giderleri ile vekalet ücretinin davacı tarafa yükletilmesine karar verilmesini talep etmiştir.
DELİLLER:Mahkememizce taraf teşkili sağlanmış davanın taraflarına delillerini ibraz etme olanağı tanınmış uyuşmazlığın çözümü için gereken bütün deliller toplanmıştır.
Kayseri Vergi Dairesi'ne müzekkere yazılara davacı ve davalının tacir olup olmadığı hususu araştırılmış, gelen yazı cevapları ile, davacı ...'in serbest meslek kazan defteri tuttuğu, davalı ...'ın 2017 yılı ve sonrasında birinci sınıf tüccar olup bilanço esasına göre defter tuttuğu görülmüştür.
Tüm deliller toplandıktan sonra bilirkişi incelemesi yaptırılmış, muhasebeci-mali müşavir bilirkişi Prof. Dr.... 18/11/2024 tarihli raporunda özetle;
1. Davacı taraf bilanço usulüne göre defter tutmadığı için (serbest meslek kazanç defteri-ikinci sınıf tacir olarak işletme defteri) dava konusu bonoların kayıtlı olup olmadığına ilişkin tespit yapılamadığını, zira, işletme hesabı defterine sadece gelir ve giderlerin kaydedildiğini, tahsilat, ödeme, alacaklanma, borçlanma, çek-senet giriş çıkışlarının kaydedilmediğini,
2. Davacının işletme defterinde davalıdan herhangi bir fatura ile mal alış kaydının tespit edilemediğini bildirir yönde rapor sunulmuştur. Rapordan birer suret taraflara tebliğ edildiği rapora karşı davacı vekilinin beyan ve itiraz dilekçesi sunduğu görülmüştür.
Dava dilekçesinde yemin deliline dayanıldığından davacı tarafa yemin teklif edip etmeyeceğini bildirmek üzere 2 haftalık kesin süre verilmiş, kesin süreye uyulmadığı takdirde yemin deliline dayanmaktan vazgeçmiş sayılacağı davacı vekiline ihtar edilmiş, davacı vekilinin 19/02/2025 tarihli dilekçe ile yemin metni sunduğu, yemin metnini davalı asile tebliğ edildiği, mahkememizin 27/05/2025 tarihli duruşmasında davalı asil ...; "... ile alışverişimizden dolayı davaya konu olan
30.03.2021 tanzim ve 25.12.2021 vade tarihli 25.000,00 TL bedelli senet,
30.03.2021 tanzim ve 25.01.2022 vade tarihli 25.000,00 TL bedelli senet,
30.03.2021 tanzim ve 25.02.2022 vade tarihli 25.000,00 TL bedelli senet,
30.03.2021 tanzim ve 25.03.2022 vade tarihli 25.000,00 TL bedelli senet mevcuttur.
Bu 4 adet senedin bedellerini, ... tarafından muayene edilen hastaların kredi kartlarından çekmediğime, bu senetlere ait ... veya onun yönlendirdiği hastalarından hiçbir şekilde tahsil etmediğime, dair namusum, şerefim ve kutsal saydığım bütün inanç ve değerlerim üzerine yemin ediyorum.” şeklinde yemini eda etmiştir.
DELİLLERİN DEĞERLENDİRİLMESİ, YARGILAMA VE GEREKÇE:
Dava, icra takibi nedeniyle ödenen paranın istirdatı istemine ilişkindir.
Kayseri 5. Asliye Hukuk Mahkemesi'nin...esas ... karar sayılı dosyasına verilen görevsizlik kararının kesinleşmesi neticesinde mahkememize gelen dava dosyasının,... esas sırasına kaydı yapıldı.
6102 sayılı Türk Ticaret Kanunun 4/1-a maddesine göre davaya bakmaya Mahkememiz görevlidir.
Davanın niteliği dikkate alınarak 6545 sayılı yasanın 45/3. maddesi uyarınca, yargılama tek hakim tarafından yürütülerek sonlandırılmıştır.
Taraflar arasında uyuşmazlık; davacının istirdat talebinin haklı olup olmadığı noktalarında toplanmaktadır.
Uyuşmazlığın çözümü için öncelikle konu ile ilgili kavramlar ile yasal mevzuatın irdelenmesinde yarar bulunmaktadır.
Türk Hukuk Lûgatında istirdat (geri alma) davası şu şekilde tanımlanmaktadır: “1-Haklı bir neden olmaksızın mal ediniminden doğan ve bu yolla edinilen malın geri alınmasını içeren dava (TBK m. 77-82, TMK m. 122), 2- Hakkında yapılan ilamsız icra takibine süresinde itiraz etmediği ya da itirazın kaldırılması nedeniyle gerçekte borçlu olmadığı parayı ödemek zorunda kalan borçlunun ödediğini geri almak amacıyla açtığı dava. (İİK m.72)” (Türk Hukuk Lûgatı, Cilt I, Ankara 2021, s. 414). Lûgatta istirdat davası başlığı altında yapılan ilk tanım borçlar hukukunda yerini bulan sebepsiz zenginleşme davasına karşılık gelmekte olup bu davanın ikinci tanımda açıklanan ve icra iflas hukukuna özgü bir eda davası olan istirdat davası ile benzer yönleri bulunmaktadır.
İcra ve İflâs Kanunu’nun 72/1. maddesi “Borçlu, icra takibinden önce veya takip sırasında borçlu bulunmadığını ispat için menfi tesbit davası açabilir” hükmünü içermektedir. Aynı maddenin 7. fıkrasında ise “Takibe itiraz etmemiş veya itirazının kaldırılmış olması yüzünden borçlu olmadığı bir parayı tamamen ödemek mecburiyetinde kalan şahıs, ödediği tarihten itibaren bir sene içinde, umumi hükümler dairesinde mahkemeye başvurarak paranın geriye alınmasını isteyebilir” düzenlemesi mevcuttur.
Borçlu ödeme emrine itiraz etmemiş veya itiraz etmiş olup da itirazının icra mahkemesince kaldırılmış olması nedeniyle kesinleşen icra takibine rağmen, borçlu olmadığı kanısında bulunabilir. Böyle bir borçlu, borçlu olmadığını tespit ettirmek için menfi tespit davası açabilir ve bu davada hiç değilse icra dairesinin banka hesabına yatan paranın alacaklıya ödenmemesi için ihtiyati tedbir kararı alarak (İİK m. 72/III/2.c.) aleyhine yapılmakta olan icra takibinin durdurulmasını ve davayı kazanınca da takibin iptalini sağlayabilir.
Borçlu, böyle bir menfi tespit davası açmamış ve borcu cebri icra tehdidi altında ödemiş ise, ödemiş olduğu paranın kendisine geri verilmesi için istirdat davası açabilir (İİK m. 72/VII). Borçlunun menfi tespit davası açmış olması hâlinde, menfi tespit davası sonuçlanmadan önce borcun ödenmesi üzerine de menfi tespit davasına istirdat davası olarak devam edilmelidir (İİK m. 72/VI).
İstirdat davası, esasen sebepsiz zenginleşme iddiasına dayanan bir eda davası olup, bununla icra takibi sırasında sebepsiz olarak ödenmiş olduğu iddia edilen bir paranın geri verilmesi istenir. Yalnız, davanın şartı icra hukukuna dayanmaktadır: Borçlunun, borcu bulunmadığı bir parayı icra takibinin kesinleşmesi nedeniyle cebri icra tehdidi altında ödemek zorunda kalmış olması (Arslan, Ramazan/Yılmaz, Ejder/Taşpınar Ayvaz, Sema/ Hanağası, Emel: İcra İflas Hukuku, Ankara 2018, 4. Baskı, s. 228).
İcra ve İflas Kanunu’nda yerini bulan istirdat davasından sonra sebepsiz zenginleşme kavramına ilişkin açıklama yapmak yerinde olacaktır.
Borcun kaynaklarından biri olarak öngörülen sebepsiz zenginleşme, 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu’nun (TBK) 77 ve devamı maddelerinde düzenlenmiştir. Haklı bir neden olmaksızın başkasının mal varlığından ya da emeğinden zenginleşen kimse bu zenginleşmeyi geri vermekle yükümlüdür (TBK 77). Bu yükümlülük özellikle zenginleşmenin geçerli olmayan ya da gerçekleşmemiş veya sona ermiş bir nedene dayanması durumunda doğmuş olur. Zamanaşımına uğramış bir borcun ifasından veya ahlakî bir ödevin yerine getirilmiş olmasından kaynaklanan zenginleşmeler geri istenemez. Hukuka ya da ahlaka aykırı bir sonucun gerçekleşmesi amacıyla verilen şey geri istenemez (Türk Hukuk Lûgatı, s. 962).
Buna göre borcun kaynağı olarak öngörülen sebepsiz zenginleşmeden söz edilebilmesi için; bir taraf zenginleşirken diğerinin fakirleşmesi, zenginleşme ve fakirleşme arasında uygun nedensellik (illiyet) bağının bulunması ve zenginleşmenin hukuken geçerli haklı bir sebebe dayalı olmaması gerekmektedir.
Sebepsiz zenginleşmeden bahsedilebilmesi için diğer şartların yanında en önemlisi zenginleşenin mal varlığında meydana gelen artışın haklı bir sebebe dayanmamasıdır. Zira zenginleşmeyi doğuran sebep, kazandırma veya zenginleşenin müdahalesi ya da umulmayan bir olay olabilir. Nitekim BK’nın 61. maddesinde özellikle “haklı bir sebep olmaksızın” ifadesine yer verilmiş ve haklı olmayan sebep teşkil edecek hususlar örnek olarak sayılmıştır. Bu durumda kazandırmaya (edime) dayanan sebepsiz zenginleşme; “geçerli olmayan sebebe” veya “gerçekleşmemiş sebebe” veyahut “sona ermiş sebebe” dayalı olarak gerçekleşebilir.
Sebepsiz zenginleşme hâlinde zenginleşen ve fakirleşen arasında kanun gereği bir borç ilişkisi doğmakta olup, bu borcun konusu mal varlığında meydana gelen fazlalığın geri verilmesidir. Sebepsiz zenginleşmede sadece mal varlığındaki eksilmenin giderilmesinin talep edilmesi söz konusudur. Görüldüğü gibi, sebepsiz zenginleşme, ikincil (talî) niteliktedir ve mal varlığındaki azalmanın başka aslî nitelikteki davalarla önlenmesi mümkün ise, sebepsiz zenginleşme davası gündeme gelemez. Başka bir anlatımla aynı olayda, aynî haktan (istihkak davası), zilyetlikten, sözleşmeden, sözleşme benzeri hukukî ilişkiden veya haksız fiilden kaynaklanan bir talebin ileri sürülmesi mümkün ise, sebepsiz zenginleşme hükümleri uygulama alanı bulamayacaktır.
Nitekim aynı ilkelere Hukuk Genel Kurulu'nun 09/12/2021 tarihli ve 2017/(23)6-868 E., 2021/1646 K. sayılı kararında da değinilmiştir.
Uyuşmazlığın çözümü için öncelikle, alacağın dayanağını teşkil eden kambiyo senedinin hukuksal niteliğini irdelemekte yarar vardır.
Bütün mücerret alacaklarda olduğu gibi kambiyo senedi alacağı da kural olarak, uygun bir asıl borç ilişkisine dayanır.
Bir kambiyo senedi düzenleyip veren ve bu senedi alan herkes, bütün hukuki işlemlerin yapılmasına temel teşkil eden bir "gayeye" ulaşmak istemektedir. İşte bu gaye, bir kambiyo senedinde mündemiç hakkın doğumu ve devri açısından hukuki sebebi teşkil eder. Kambiyo senedi düzenlenmesi dolayısıyla ortaya çıkan bu ilişki "kambiyo ilişkisi" olarak anılmaktadır. Kambiyo senedi vermek suretiyle borç altına giren borçlu "kambiyo taahhüdü"nde bulunmuş olur.
Kambiyo ilişkisinin altında esas itibariyle bir asıl/temel borç ilişkisi vardır. Kambiyo senedinden kaynaklanan talebin geçerliliği, temel ilişkiden kaynaklanan temel talebin ve bununla ilgili olarak taraflar arasında varılmış amaca ilişkin mutabakatın geçerliliğinden tamamen bağımsızdır. Kambiyo senedinden doğan talep hakkına kambiyo hukuku, temel talebe ise, bu talebin ait olduğu hukuk kuralları uygulanır.
Bu genel açıklamadan sonra, hemen belirtmelidir ki, bono, ödeme vaadi niteliğinde bir kambiyo senedi olup, bonoyu düzenleyen, asıl borçlu durumundadır.
Bonoda bulunması zorunlu olan şekil şartları 6102 sayılı TTK'nun 776. maddesinde sayılmıştır. Bu unsurların yanı sıra, yerleşik Yargıtay kararlarında ve öğretide de kabul edildiği gibi, bonolara özgü seçimlik unsurlar da bulunmaktadır.
Bonoya isteğe bağlı olarak, faiz, bedelin nakden ya da malen alındığı veya yetkili mahkeme kayıtları da konabilir. (Reha Poroy, Kıymetli Evrak Hukuku Esasları, 11. bası, s.237 v.d.)
Seçimlik unsurlardan biri de, temel borç ilişkisinden kaynaklanan borcun dayandığı nedenin gösterilmesine yönelik "bedel kaydı"dır. Eş söyleyişle "bedel kaydı" kambiyo senedinin ihtiyari kayıtlarındandır. Bu kayıt keşidecinin (borçlunun), senedin lehdarından (alacaklıdan) karşı edayı aldığını ispata yarar. Temel borç ilişkisinin bir sözcükle senede yansıtılması şeklinde ortaya çıkan bedel kaydının varlığı ya da yokluğu, senedin bono niteliğini etkilemez. Zira, bono, bağımsız borç ikrarını içeren bir senettir. Bu nedenle bir illete bağlı olması gerekmez ve kural olarak ispat yükü senedin bedelsiz olduğunu iddia eden tarafa aittir. Ancak, bir defa bir mal alışverişine dayandığı "malen" kaydıyla, ya da bir alacak borç ilişkisine dayandığı "nakten" kaydı ile senede yazılmışsa, artık buna uyulmak gerekir. Bu kayıtların aksinin savunulması senedin talili (nedene, illete bağlanması) anlamına gelir ki, böyle bir durumda ispat yükü yer değiştirir. Senedi talil eden, savını kanıtlamak yükümlülüğü altına girer. Mal kaydı bulunan bonoda borçlu alacaklıdan mal almadığını iddia, alacaklıda borçluya mal vermediğini kabul ederse borçlunun iddiası sabit olmuştur. Lehdarın bedelin para olarak verildiği iddiası ise, ispatı kendisine düşen bir husustur (Fırat Öztan, Kıymetli Evrak Hukuku, 2. bası, Ankara, 1997, s 1007 v.d.).
Bonoda kural olarak ispat yükü senedin bedelsiz olduğunu iddia eden tarafa aittir. Ancak, bir defa bir mal alışverişine dayandığı "malen" kaydıyla ya da bir alacak borç ilişkisine dayandığı "nakten" kaydı ile senede yazılmışsa, artık buna uyulmak gerekir. Bu kayıtların aksinin savunulması senedin ta'lili (nedene, illete bağlanması) anlamına gelir ki, böyle bir durumda ispat yükü yer değiştirir. Senedi ta'lil eden, savını kanıtlamak yükümlülüğü altına girer. Senette borcun nedeni "mal" ya da "nakit" olarak belirtilmişse, tarafların yazılı borç sebebine dayanmaya hakkı olacağından, ispat yükü bunun aksini ileri süren tarafa ait olacaktır. Eğer yanlardan biri senet metninde yazılı kaydın doğru olmadığını söylüyorsa, lehine olan senet karinesi çürümüş sayılacak, bunun sonucu olarak da, iddiası paralelinde ispat yükünü de üstlenecektir. Buna senedin ta'lili denmektedir. Bu anlamda ta'lil senet metninde açıklanan düzenleme (ihdas) nedenine aykırı beyanda bulunma anlamına gelmektedir. Nihayet, “malen” ibaresi bulunan bir bonoda malın teslim alındığı, borçlu tarafından ikrar edilmiştir. Bu husus yasal karinedir. Alacaklının malı teslim ettiğini kanıtlamak yükümlülüğü yoktur. Yazılı ikrarın yani bu husustaki karinenin aksini diğer bir deyişle, malın teslim edilmediğini borçlu kanıtlamak yükümlülüğündedir. Nitekim aynı hususlara Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun 17.04.2015 tarihli ve 2013/19-1622 E., 2015/1238 K. sayılı kararında da değinilmiştir.
Yapılan açıklamalar ışığında somut olay değerlendirildiğinde; dosya kapsamına göre, bononun bedelsiz olduğu iddiasının bunu ileri süren davacı tarafından ispatlanması gerektiği, davacının bedelsizlik def'inin kişisel bir def'i olduğu ve sadece bono lehdarına karşı ileri sürülebileceği, bonoların lehdarı olan davalıya davacının yemin teklifinde bulunduğu, davalının yemini icra ettiği anlaşılmakla davacının sübut bulmayan davasının reddine karar verilmesi gerektiği görüş ve kanaatine varılmıştır.
HÜKÜM: Yukarıda açıklanan nedenler ile;
1-Davanın REDDİNE,
2-492 sayılı Harçlar Kanunu'na ekli (1) sayılı tarife gereğince; alınması gereken 615,40-TL harcın davacı tarafından peşin yatırılan 2.400,48-TL harçtan mahsubu ile artan 1.785,08-TL harcın karar kesinleştiğinde ve talep halinde davacı tarafa iadesine,
3-Davacı tarafından yapılan tüm yargılama giderlerinin kararın mahiyeti gereği davacı taraf üzerine bırakılmasına,
4-Davalı tarafından yapılan herhangi bir yargılama gideri bulunmadığından bu konuda mahkememizce herhangi bir karar verilmesine yer olmadığına,
5-Davalı kendisini vekil ile temsil ettirdiğinden karar tarihinde yürürlükte bulunan A.A.Ü.T. gereğince hesap edilen 30.000,00 TL vekalet ücretinin davacıdan alınarak davalıya verilmesine,
6-6100 sayılı HMK 120 ve 333. maddeleri gereğince taraflarca yatırılan gider avansının kalan kısmının kararın kesinleşmesi halinde tarafça numarası bildirilen veya bildirilecek hesaba, hesap numarası bildirilmediği takdirde adreslerine ödemeli olarak re'sen gönderilmesine,
7-Bölge Adliye ve Adli Yargı İlk Derece Mahkemeleri ile Cumhuriyet Başsavcılıkları İdari ve Yazı İşlerinin Yürütülmesine Dair Yönetmeliğin 203. maddesi uyarınca dosyanın tarih ve işlem sırasına düzenlenip dizi listesine bağlanmasına, Yazı İşleri Müdürü tarafından kontrolü yapıldıktan sonra İstinafa gönderilmesine veya arşive kaldırılmasına,
Dair, davacı vekilinin ve davalı vekilinin yüzüne karşı gerekçeli kararın tebliğ tarihinden itibaren 2 hafta içinde Kayseri Bölge Adliye Mahkemesi nezdinde istinaf kanun yolu açık olmak üzere verilen karar açıkça okunup usulen anlatıldı.
Katip ...
e-imzalıdır
Hakim ...
e-imzalıdır