T.C. KAYSERİ 1. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ Esas-Karar No: *** Esas - ***
T.C.
KAYSERİ
1. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ
TÜRK MİLLETİ ADINA
GEREKÇELİ KARAR
ESAS NO : ***
KARAR NO : ***
BAŞKAN : ***
ÜYE : ***
ÜYE : ***
KATİP : ***
DAVACI : ***
VEKİLİ : Av.
DAVALI : 1- ***
VEKİLİ : Av.
DAVALI : 2- ***
DAVA : Alacak (Ticari Satımdan Kaynaklanan)
DAVA TARİHİ : ***
KARAR TARİHİ : ***
GEREKÇELİ KARARIN
YAZILDIĞI TARİH : ***
Mahkememizde görülmekte olan alacak (ticari satımdan kaynaklanan) davasının yapılan açık yargılaması sonunda,
GEREĞİ DÜŞÜNÜLDÜ:
DAVA : Davacı vekili dava dilekçesinde özetle; müvekkilinin, dava dışı ... ile arasındaki ticari alışverişler kapsamında satmış olduğu dava dilekçesinin ekinde sunduğu faturalara konu ürün bedellerinden kaynaklı olarak ... uhdesinde işlemiş ve işleyecek faizler hariç 34.805.721,63-TL tutarında bakiye muaccel alacağının bulunduğunu, müvekkilinin bahse konu alacağının 20.000.000,00-TL'lik kısmının; ...'nın keşidecisi olduğu yine dava dilekçesi ekinde görselleri sunulan çeklere mündemiç olup geriye kalan kısmının ise herhangi bir kambiyo senedine bağlı olmadığını, müvekkilinin alacağının tamamının müvekkili ve ...'nın ticari defter ve kayıtları, faturalar, sevk irsaliyeleri, çekler, BA-BS kayıtları, vergi dairesi kayıtları ile sabit olduğunu, ancak 09/08/2023 tarihinde baştan aşağı kötüniyetli bir konkordato başvurusu yapan ... lehine 10/08/2023 tarihinde 3 aylık geçici mühlet kararı verildiğini, bunun devamında yapılan yargılama ve geçici mühlet süresinin sonunda ise ...'nın konkordato talebinin reddi ile iflasına karar verildiğini, bu süreç esnasında müvekkilinin elinde bulunan her biri 2.000.000,00-TL bedelli on adet çekten bir tanesinin karşılıksız olması, sekiz tanesinin konkordato dosyası kapsamındaki tedbir kararları, son bir tanesi ise ...'nın iflas etmiş olması nedeniyle ödenmediğini, hal böyle olunca pek tabii müvekkilinin alacağının herhangi bir kambiyo senedine mündemiç olmayan 14.805.721,63-TL'lik kısmının da ödenmediğini belirterek öncelikle müvekkilinin alacağı karşılığında davalıların taşınır ve taşınmaz malları ile üçüncü kişilerdeki hak ve alacakları üzerine 1.600.000,00-TL miktarınca ihtiyati haciz konulmasına, devamla davanın kabulüne, müvekkilinin dava dışı müflis ... vergi kimlik numaralı ... Cam İnşaat Otomotiv Sanayi Ticaret Limited Şirketi uhdesindeki toplam alacağının şimdilik 1.600.000,00-TL'lik kısmının, temerrüt tarihinden itibaren işlemiş ve bu tarihten sonra işleyecek ticari avans faizi ile birlikte, davalı ... İnşaat Sanayi Ticaret Limited Şirketi'nden; ... ile aralarındaki müteselsilen ve müştereken sorumlu kılınmak suretiyle tahsiline, davalı ...'dan; tüzel kişilik perdesinin kaldırılması ve bunun sonucunda müvekkilinin alacağından ... ile birlikte müştereken ve müteselsilen sorumlu kılınmak suretiyle tahsiline karar verilmesini talep ve dava etmiştir.
CEVAP : Davalı ... İnş. San. Tic. Ltd. Şti. vekili cevap dilekçesinde özetle; davacı taraf eldeki davayı Kayseri Mahkemeleri yetkisiz olmasına rağmen mahkemenize açmış bulunduğunu, Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun genel yetkiyi düzenleyen 6. maddesi "Genel yetkili mahkeme, davalı gerçek veya tüzel kişinin davanın açıldığı tarihteki yerleşim yeri mahkemesidir. " hükmünü içerdiğini, özel kanunlarda da eldeki davaya ilişkin özel bir yetki kuralı bulunmadığını, müvekkil şirketin ticaret siciline kayıtlı şirket merkezi "İnegöl" İlçesi olup diğer davalının adresi de yine "İnegöl" ilçesinde olduğunu, bu nedenle davanın görülmesi için yetkili mahkeme İnegöl İlçesi'nin ticari davalar açısından bağlı olduğu Bursa Asliye Ticaret Mahkemeleri olduğunu, süresi içerisinde yetki itirazında bulunulduğundan dolayı yetkisizlik kararı verilmesini talep ettiklerini, davacı tarafın müvekkili şirket ile kendi borçluları ... Cam İnşaat Otomotiv Sanayi Ticaret Limited Şirketi (...) arasında organik bağ olduğunu iddia ederek dava dışı ...'dan olan alacaklarından müvekkili şirketi de sorumlu tutmaya çalıştığını, davacı şirketin ... ile ticari faaliyet yürüttüğünü, ticari mal alıp sattığını ancak henüz tahsilat yapıp yapamayacağı dahi belli değilken müvekkili şirketten ...'nın borçlarını tahsil edebilir miyiz arayışına girdiğini, eldeki davanın açılabilmesi için gerekli şartın davacının ...'dan kesinleşmiş alacaklarının bulunması ve tahsil edememesi gerektiğini, müvekkili şirket ile ...'nın hukuki veya fiili kira ilişkisinden başka hiçbir bağlantısı olmadığını, her iki şirketin kuruluşundan itibaren hem faaliyet alanları hem de yöneticileri ve hissedarlarının aynı kişiler olduğunu, iki şirketin iktisadi ve ticari olarak hiçbir bütünlüğünün bulunmadığını, ... ile müvekkili şirket arasında hiçbir para, evrak, malvarlığı gibi alışveriş olmadığını, her iki şirketin farklı şekilde idare edildiklerini, her iki şirketin müşteri çevresinin birbirinden çok farklı olduğunu, her iki şirketin çalışanlarının birbiri ile hiçbir bağlantısı olmadığını, her iki şirket arasında yapılan muvazaalı hiçbir işlem bulunmadığını, davacı şirketin tüm bu ayrılıkları ... ile ticaret yaparken bildiğini, ... tarafından konkordato ilan edildikten sonra dahi ...'ya mal satmaya devam ettiğini, ...'nın fabrika arsa ve binasının alımına ilişkin yaptığı hiçbir ödeme vs olmadığını, ödemelerin çok önceki tarihte Ahmet Arslan tarafından yapıldığını, ...'nın iflas dosyasından el konulan çok miktarda malı bulunduğunu belirterek öncelikle yetki itirazının kabulü ile mahkemenizin yetkisizliğine, Bursa Asliye Ticaret Mahkemeleri'nin yetkili olduğuna, yapılacak olan yargılama sonucunda haksız, mesnetsiz ve kötü niyetli olarak açılan davanın reddine, yargılama giderleri ve vekalet ücretinin karşı tarafa tahmiline karar verilmesi talep etmiştir.
Davalı ... cevap dilekçesinde özetle; öncelikle mahkememizin işbu dava bakımından yetkili olmadığını, zira davacı tarafın işbu davayı davalılardan hiçbirine dahil olmayan kendi yerleşim yerinde açtığını, bu nedenle, yetki ilk itirazında bulunmak zorunluluğunun doğduğunu, 6100 sayılı Yasa'nın 6. maddesinde genel yetkili mahkemenin "Genel yetkili mahkeme, davalı gerçek veya tüzel kişinin davanın açıldığı tarihteki yerleşim yeri mahkemesidir." şeklinde düzenlendiğini, Kanun hükmünden de anlaşılacağı üzere mahkememizin yetkisizliğinin aşikar olup dosyanın Mahkememizce yetkili İnegöl'ün bağlı bulunduğu Bursa Nöbetçi Asliye Ticaret Mahkemesi'ne gönderilmesinin gerektiğini, şahsına karşı açılan huzurdaki davanın hukuki sebepten yoksun, haksız, hukuka aykırı ve kötüniyetli olarak açılmış bir dava olduğunu, zira davacı ile şahsı arasında bir alacak verecek hususunun olmadığını, işbu sebeple huzurdaki davanın esastan reddinin gerektiğini belirterek yetki ilk itirazının kabulü ile, mahkememizin yetkisizliğine ve dosyanın yetkili İnegöl'ün bağlı bulunduğu Bursa Nöbetçi Asliye Ticaret Mahkemesi'ne gönderilmesine, usul ve yasaya aykırı olarak ikame edilen davanın öncelikle usulden reddine mahkeme aksi kanaatte ise esastan reddine, yargılama giderleri ve avukatlık ücretinin davacı tarafa tahmiline karar verilmesini talep etmiştir.
DELİLLER: Mahkememizce taraf teşkili sağlanmış davanın taraflarına delillerini ibraz etme olanağı tanınmış uyuşmazlığın çözümü için gereken bütün deliller toplanmıştır.
Davacı tarafça; faturalara, çeklera, ticari defterlera, sevk irsaliyelerina, davacı ve ... arasındaki BA-BS kayıtlarına, ilgili vergi daireleri nezdinde bulunan tüm kayıtlara, Bursa 1. Asliye Ticaret Mahkemesi'nin ... Esas sayılı dosyasına, İnegöl İcra Dairesi'nin ...İflas sayılı dosyasına, *** adlı kişilere ait nüfus kayıt örneklerine, SGK kayıtlarına, vergi dairesi kayıtlarına, banka kayıtlarına, malvarlığı sorgusuna, OSB bölge müdürlüğü kayıtlarına, ... ve ...'ya ilişkin tüm ticaret sicil kayıtlarına, SGK kayıtlarına, ilgili ticaret odası, sanayi odası ile OSB bölge müdürlüğü kayıtlarına delil olarak dayanılmıştır.
Davalı ... İnş. San. Tic. Ltd. Şti. tarafından; ticaret sicil memurluğu kayıtlarına, ... ile davacı şirketin alışverişinin devam ettiğini gösteren faturalara, davacı ve davalılara ait tüm ticari defter, belge ve kayıtlara, Bursa 1.Asliye Ticaret Mahkemesi'nin ... Esas sayılı dosyasına, İnegöl İcra Dairesi'nin ...İflas sayılı dosyasına, tapu kayıtlarına, alınan arsaya ilişkin ödeme belgelerine, ticaret sicil kayıtlarına, vergi dairesi kayıtlarına, Hamzabey OSB Müdürlüğü kayıtlarına, bu davalıya ait işyerinde daha önceden yapılan kira kontratlarına ve ödeme dekontlarına, tanık anlatımlarına, keşif, bilirkişi incelemesi, uzman görüşü, isticvap ve yemin beyanlarına delil olarak dayanılmıştır.
Davalı*** tarafından; tanık anlatımlarına, keşif, bilirkişi incelemesi ve isticvap beyanlarına delil olarak dayanılmıştır.
Taraflarca delil olarak dayanılan bir kısım kayıt ve belge örnekleri dilekçelerinin ekinde dava dosyasına sunulmuştur.
İnegöl İcra Dairesi'ne müzekkere yazılarak ***Esas sayılı takip dosyalarının akıbeti sorulmuş, ve bu takip dosyaların Uyap kayıtları dosyamız arasına eklenmiştir.
İnegöl 1. İcra Hukuk Mahkemesi'ne müzekkere yazılarak *** Esas sayılı dava dosyaların akıbeti sorulmuş, bu dosyaların tüm Uyap kayıtları dosyamıza eklenmiştir.
İnegöl 1. İş Mahkemesi'ne müzekkere yazılarak ... Esas sayılı dava dosyasının tüm Uyap kayıtları dosyamıza eklenmiştir.
Bursa 1. Asliye Ticaret Mahkemesi'ne ... Esas sayılı dosyanın akıbeti sorulmuş, tüm Uyap kayıtları dosyamıza eklenmiştir.
Bursa Yenişehir Tapu Müdürlüğü'ne müzekkere yazılarak Akçapınar Köyü, Kocabayır Mevkii, ... Ada, 13 Parsele ilişkin ilgili tapu kayıtları istenilmiştir. 16/04/2024 tarihli yazı ile müzekkeremize cevap verilmiştir.
Bursa Ticaret Sicil Müdürlüğü'ne müzekkere yazılarak davalılar ... İnş. San. Tic. Ltd. Şti. ve*** Cam İnşaat Otomotiv Sanayi Ticaret Limited Şirketi ticari işletmesine ilişkin faaliyet konuları, faaliyet ve merkez adresleri, şirket ortak ve yasal temsilcilerini gösterir tüm sicil kayıtlarının bir nüshasını mahkememize gönderilmesi istenilmiştir. 05/04/2024 tarihli yazı ile müzekkeremize cevap verilmiştir.
DELİLLERİN DEĞERLENDİRİLMESİ, YARGILAMA VE GEREKÇE: Dava, dava dışı ... Cam İnşaat Otomotiv Sanayi Ticaret Limited Şirketi'nden olan alacağını tüzel kişilik perdesinin kaldırılması ve aralanması ve organik bağ teorisi gereğince ... ile birlikte müştereken ve müteselsilen sorumlu kılınmak suretiyle davalılardan tahsili istemine ilişkindir.
6102 sayılı Türk Ticaret Kanunun 4/1-a maddesine göre davaya bakmaya Mahkememiz görevlidir.
6545 sayılı Yasa'nın 45/3. maddesi uyarınca davanın miktarı itibariyle mahkememiz heyeti tarafından yargılama yapılarak dava sonuçlandırılmıştır.
Dava dosyasına sunulan arabuluculuk son oturum tutanağına göre dava şartı arabuluculuk faaaliyeti kapsamında taraflar görüşmüş ancak anlaşmaya varamamışlardır.
Somut uyuşmazlıkta davalının yetki ilk itirazı bulunmakla öncelikle yetki ile ilgili hususların açıklığa kavuşturulması, incelenmesi ve dosya kapsamında irdelenmesi gereklidir.
Kanunen, her mahkemenin yargı çevresi belli bir coğrafi bölge ile sınırlı olup, yetki bir davada hangi yerdeki mahkemede bakılacağını ifade eder.
HMK'nun 6. maddesindeki genel yetki kuralına göre, dava, davalının davanın açıldığı tarihteki yerleşim yeri mahkemesidir.
Ancak bu genel yetki kuralından başka, kanun koyucu bazı davalar için (örneğin HMK'nun 10. maddesinde sözleşmeden doğan davalar için, sözleşmenin ifa edildiği yer mahkemesinde de dava açılabileceği) özel yetki kuralı koymuş olup, davacıya yetkili mahkeme konusunda seçimlik hak tanınmıştır. Buna göre davacı genel yetki kuralı gereği davayı davalının yerleşim yerinde veya sözleşmenin ifa edildiği (sözleşmedeki edimlerin (borçların) ifa yeri) yer mahkemesinde de dava açılabilir.
HMK'nun 17. maddesine göre taraflar sözleşmede yetkili mahkemeyi belirleyebilirler. Ancak bu yetki şartının geçerli olması tarafların tacir veya kamu tüzel kişi olmasına bağlıdır, aksi halde bu düzenleme geçersiz olur. Tacirlerle tacirlerin, tacirlerle kamu tüzel kişilerinin ve kamu tüzel kişilerinin kendi aralarında, üzerinde serbestçe tasarruf edebilecekleri (sulh olmak suretiyle sona erdirebilecekleri) hukukî ilişkilerden kaynaklanmış ya da ileride kaynaklanabilecek olan hukukî uyuşmazlıklarla ilgili olarak açılacak davalar bağlamında, kanunen yetkili konumda bulunan, genel ve özel yetkili mahkemelerin yetkisini tümüyle ortadan kaldırıp, salt kararlaştırılmış olan yer mahkemesini yetkili kılmak amacıyla yapmış oldukları sözleşmeye yetki sözleşmesi denir. Yetki sözleşmeleri hukukî nitelikleri itibariyle asli (doğrudan) etkilerini medeni usul hukuku alanında ortaya çıkardıkları için (yani, kategorik olarak tanımlanmış hukukî ilişkiden kaynaklanan hukukî uyuşmazlıklarla ilgili açılacak davalar bakımından, kanunen yetkili olmayan bir yargı yerinin yetkili hâle gelmesi sonucunu yarattığı için), usul sözleşmeleri bütünü içinde yer alırlar (Tanrıver, Süha: Medeni Usul Hukuku, Ankara 2020, C. 1, s. 250).
Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun yetki sözleşmesini düzenleyen 17. maddesi; “Tacirler veya kamu tüzel kişileri, aralarında doğmuş veya doğabilecek bir uyuşmazlık hakkında, bir veya birden fazla mahkemeyi sözleşmeyle yetkili kılabilirler. Taraflarca aksi kararlaştırılmadıkça dava sadece sözleşmeyle belirlenen bu mahkemelerde açılır.” düzenlemesini içermektedir. Bu hükümde belirtilen tacir sıfatının Türk Ticaret Kanunu’na göre tayin edilmesi gerekir. Sözleşmenin konusunun ticarî iş olması gerçek kişilere yetki sözleşmesi yapma imkânı vermemektedir. Ayrıca aksi kararlaştırılmadıkça, dava (icra takibi) yalnız yetki sözleşmesinde belirlenen mahkemede (icra dairesinde) açılır. Taraflar yetkili kıldıkları mahkemenin (icra dairesinin) yanında, kanunen yetkili bulunan genel veya özel yetkili mahkemelerin (icra dairelerinin) de yetkisinin devam etmesini isterlerse, bu durumun yetki sözleşmesinde ayrıca belirtilmesi gerekir. Yapılmış olan yetki sözleşmeleri uyuşmazlığın taraflarının yanı sıra, onların külli ve cüz’i haleflerini de bağlayıcı bir etki doğurur (Tanrıver, s. 252; Aslan, Ramazan/ Yılmaz, Ejder/ Ayvaz Taşpınar, Sema/ Hanağası, Emel: Medeni Usul Hukuku, Ankara 2020, s. 236). Kesin yetki halleri HMK'nun 11/1, 12/1. 14/2 ve 15/2. maddelerinde açıkça düzenlenmiştir. HMK'nun 18/1. maddesi uyarınca, yetki sözleşmesi de ancak kesin yetki bulunmayan hallerde yapılabilir. Ancak HMK'nun 17. maddesindeki taraflarca aksi kararlaştırılmadıkça davanın sadece sözleşmeyle belirlenen mahkemelerde açılabileceğine ilişkin yetki kuralı, aksi de kararlaştırılabildiğinden münhasır yetkiyi düzenlemekte olup, kesin yetki kuralı değildir.
HMK'nun 19/2. ve 116/a maddesi uyarınca mahkemenin yetkisinin kesin yetki esasına göre belirlenmediği hallerde ise, yetki itirazı bir ilk itiraz olduğundan ve HMK'nun 19/2 ile 17/1. maddesi uyarınca cevap dilekçesinde süresinde ileri sürülmesi gerektiğinden, aynı Kanun'un 19/4. maddesi uyarınca da yetki itirazı süresinde ve usulüne uygun olarak ileri sürülmezse, yetkisiz mahkeme yetkili hale gelir. Kesin yetki bulunmayan hallerde davalı tarafından süresinde ileri sürülmeyen yetki itirazının daha sonra ileri sürülmesi mümkün olmadığı gibi mahkemece de kendiliğinden dikkate alınamaz. Davalının süresinde yetki itirazında bulunmaması halinde dava sırasında taraflar arasında aksi yönde zımnen oluşan ve geçerli olan bir yetki sözleşmesi kurulduğunun kabulü de gerekir. (Bkz. Prof. Dr. B. Kuru, Hukuk Muhakemeleri Usulü, El Kitabı, İstanbul 1995, Sh. 174 vd.) HMK'nun 17. maddesindeki, ''taraflarca aksi kararlaştırılmadıkça" hükmünün bu anlama geldiği kabul edildiği taktirde bu madde anlam kazanacaktır (23. H.D. 2015/2461 E., 2015/8326 K., 21/12/2013 t.).
Aleyhine dava açılan davalı tarafın ileri süreceği yetki ilk itirazı, HMK'nun 116. maddesinde ilk itiraz olarak düzenlenmiştir. Kanun'un 116. maddesinde sınırlı (tahdidi) olarak sayılan ilk itirazlardan biri de yetki ilk itirazıdır.
Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 117/1. maddesi gereğince ilk itirazlar arasında sayılan yetki ilk itirazı cevap dilekçesinde ileri sürülmek zorundadır, aksi hâlde dinlenemez. Cevap dilekçesinde yetki ilk itirazı ileri sürülmemiş ise, süre dolmamış olsa bile ek dilekçe verilerek tahkim itirazı ileri sürülemez.
Kanun'da ilk itirazların cevap dilekçesinde ileri sürülmesi zorunlu tutulmuş, ancak cevap süresinin uzatılması hâlinde uzatılan bu süre içinde ileri sürülebilmesine herhangi bir sınırlama getirilmemiştir. HMK'nun 117/2. maddesine göre ilk itiraz olan yetki ilk itirazı, dava şartlarından sonra incelenir. Yetki ilk itirazı, ön sorunlar gibi incelenir ve karara bağlanır (HMK m. 117/3).
Yazılı yargılama usulünde cevap dilekçesini verme süresini düzenleyen HMK'nun 127. maddesinde; "Cevap süresi, dava dilekçesinin davalıya tebliğinden itibaren iki haftadır. Ancak mahkeme durum ve koşullara göre cevap dilekçesinin bu süre içinde hazırlanmasının çok zor yahut imkânsız olduğu durumlarda, yine bu süre zarfında mahkemeye başvuran davalıya, cevap süresinin bitiminden itibaren işlemeye başlamak, bir defaya mahsus olmak ve bir ayı geçmemek üzere ek bir süre verebilir. Ek cevap süresi talebi hakkında verilen karar taraflara derhâl bildirilir." şeklinde hüküm altına alınmıştır. Anılan hüküm uyarınca cevap dilekçesi verme süresi iki hafta olup, bu süre dava dilekçesinin davalıya tebliğinden itibaren hesaplanır. İki hafta olan yasal cevap süresi, cevap verebilmek için genellikle uygun bir süredir. Ancak, büyük çaplı davalarda veya davalının cevabını hazırlayabilmesi için başka kişi yahut kuruluşlarla yazışma yapması, görüşmelerde bulunma ihtiyacının varlığı ve hatta delil toplamasının uzun sürecek olması gibi durumlarda, iki haftalık süre, cevap vermek için yetmeyebilir. Kanun (m. 317/2.) bu gibi durumlarda, hâkimin davalıya daha uzun yeni bir süre verebileceğini kabul etmektedir. Uygulamada buna "süre uzatımı" denilmektedir.
Süre uzatımı, davalının talebi üzerine olur; hâkim kendiliğinden (re’sen) süre uzatımı veremez. Davalı cevap süresinin uzatılması talebini mutlaka yasal cevap süresi olan iki hafta içinde, talebini haklı gösterecek sebepleri belirterek ve varsa delillerini de ekleyerek mahkemeden talep etmek zorundadır; aksi takdirde ek süre isteyemez. Davalı iki hafta içinde süre uzatım talebinde bulunmazsa, HMK'nun 128. maddesine göre davacının dava dilekçesinde dayandığı vakıaların tamamını inkâr etmiş sayılır. Bu yaptırımın, iki haftalık süre geçtikten sonra yapılacak süre uzatımı talebi ile ortadan kaldırılması mümkün değildir.
Yazılı yargılama usulüne tabi davalarda hâkimin vereceği ek süre, cevap süresi bitiminden itibaren işlemeye başlamak üzere iki haftaya ilâve olarak en çok bir ay olabilir (m. 127, cümle 2). Cevap süresinin uzatılmış sayılabilmesi için, mahkemenin yapılan talebi olumlu bir şekilde karara bağlamış olması gerekir. Mahkeme talep hakkında olumlu veya olumsuz bir karar vermemişse, süre uzatılmış sayılmaz (Yılmaz Ejder: Hukuk Muhakemeleri Kanunu Şerhi, 3. Cilt, Ankara 2021, s. 2903). Cevap dilekçesi verilmesinin sonucu ise HMK'nun 131. maddesinde; “Cevap dilekçesinin verilmesinden sonra, cevap süresi dolmamış olsa bile ilk itirazlar ileri sürülemez” biçiminde düzenlenmiştir. İlk itirazların hepsi birlikte, cevap dilekçesinde ileri sürülmek zorundadır; aksi hâlde dinlenmez. Kanun’un 131. maddesi hükmü ile, cevap dilekçesinin verilmesinden sonra yasaklanan husus, yalnızca ilk itirazların ileri sürülememesidir. Çünkü cevap dilekçesinin verilmesi ile işin esasına girilmiştir ve ilk itirazlar bakımından hak düşürücü bir süre söz konusudur; hatta henüz cevap süresi dolmamış olsa bile cevap dilekçesinden sonra ayrı bir dilekçeyle ilk itirazlar ileri sürülemez.
Buraya kadar yapılan izahatların özet olarak ifade edilmesi gerekirse; HMK'nun 116. maddesine göre, kesin yetki kuralının bulunmadığı hallerde yetki itirazı bir ilk itirazdır. HMK'nun 19. maddesinde "(1) Yetkinin kesin olduğu davalarda, mahkeme yetkili olup olmadığını, davanın sonuna kadar kendiliğinden araştırmak zorundadır; taraflar da mahkemenin yetkisiz olduğunu her zaman ileri sürebilir. (2) Yetkinin kesin olmadığı davalarda, yetki itirazının, cevap dilekçesinde ileri sürülmesi gerekir. Yetki itirazında bulunan taraf, yetkili mahkemeyi; birden fazla yetkili mahkeme varsa seçtiği mahkemeyi bildirir. Aksi takdirde yetki itirazı dikkate alınmaz. (3) Mahkeme, yetkisizlik kararında yetkili mahkemeyi de gösterir. (4) Yetkinin kesin olmadığı davalarda, davalı, süresi içinde ve usulüne uygun olarak yetki itirazında bulunmazsa, davanın açıldığı mahkeme yetkili hâle gelir." denilmektedir. Davalı yetki itirazında yetkili mahkemeyi göstermeye mecburdur. Aksi takdirde yetki itirazı dikkate alınmaz. Hâkim yetki itirazının (ilk itirazın) süresinde yapılıp yapılmadığını re'sen inceler. İki haftalık cevap süresi ve uzatılmışsa bu ek süre içinde verilen cevap dilekçesinden sonra, cevap süresi henüz dolmamış olsa da, artık ilk itirazda (yetki itirazında) bulunulamaz (HMK. m. 131). (Kuru, Baki/Arslan, Ramazan/Yılmaz, Ejder; Medeni Usul Hukuk Ders Kitabı, 25. Baskı, Ankara 2014, s. 157-158.)
Tüm bu açıklamalar çerçevesinde uyuşmazlık konusu değerlendirildiğinde; somut olayda, eldeki davanın dava değeri itibarı ile yazılı yargılama usulüne tabi olduğu, davalıların yasal süresi içinde yetki ilk itirazında bulundukları görülmektedir.
Bu aşamada davalıların yetki itirazı üzerinde durmak gerekir. HMK'nun 6. maddesi gereğince bir davada genel yetkili mahkeme, davalının yerleşim yerinin bulunduğu yer mahkemesidir. Aynı kanunun 10. maddesinde sözleşmeden doğan davalar için, sözleşmenin ifa edileceği yer mahkemesinin de yetkili olduğu belirtilmiştir ki bu da özel yetkiye ilişkin bir düzenlemedir. Ayrıca TBK'nun 89. maddesi uyarınca para alacağına ilişkin davalarda aksi kararlaştırılmadıkça para borcu alacaklının yerleşim yerinde ödenmesi gerektiğinden alacaklının bulunduğu yer mahkemesi de yetkilidir. Dolayısıyla dava, davacının seçimine göre, hem genel ve hem de özel yetkili mahkemede açılabilir (Bkz. HGK'nun 05/11/2003, 2003/13-640-627 sayılı kararı).
Eldeki davada davacı aralarındaki ticari ilişkiye nazaran dava dışı ... uhdesinde işlemiş ve işleyecek faizler hariç 34.805.721,63-TL tutarında bakiye muaccel alacağının bulunduğunu, bahse konu alacağının 20.000.000,00-TL'lik kısmının; ...'nın keşidecisi olan çeklere mündemiç olup geriye kalan kısmının ise herhangi bir kambiyo senedine bağlı olmadığını belirtmiştir. Davacı, dava dışı ... ile arasındaki ticari ilişkiden kaynaklanan para alacağını davalılardan tahsil etmek istediğine göre davaya konu alacak bakımından akdi bir ilişki olup olmadığının tespit edilmesi gerekir. Eğer arada akdi ilişki olduğu kabul edilecek olursa para alacağı için davacının kendi yerleşim yerinde dava açmasında bir usulsüzlük yoktur. Ancak arada akdi ilişki bulunmuyorsa davalıların yetki itirazı dikkate alınmalıdır. Somut olayda, davacı alacaklının muamele merkezi Hacılar/ Kayseri'dir. Davacı ile dava dışı ... arasında akdi ilişki bulunduğu, davacı ile davalılar arasında ise doğrudan bir akdi ilişki bulunmadığı tarafların kabulündedir. Akdi ilişkinin inkarı ve ispatlanamaması halinde TBK'nun 89 ve HMK'nun 10. maddelerinin uygulama olanağı ortadan kalkar ve davalıların muamele merkezinin ve yerleşim yerinin bulunduğu yer mahkemelerinin yetkili olduğu usul hükümleri gereğidir (İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 13. Hukuk Dairesi'nin 02/02/2022 tarihli, ***Karar sayılı, İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 53. Hukuk Dairesi'nin 31/01/2024 tarihli, *** Karar sayılı emsal karar ilamları). Arada akdi ilişki olmadığında para alacaklısının (davacının), kendi yerleşim yerinde dava açma seçimlik hakkı bulunmamaktadır.
Yapılan açıklamalar ışığında eldeki dava değerlendirildiğinde; davacı ile davalılar arasında akdi ilişki bulunmadığına göre, TBK'nun 89 ve HMK'nun 10. maddelerinin uygulama olanağının bulunmadığı, HMK'nun 6. maddesi hükmü uyarınca davalı şirketin merkezinin bulunduğu yerin ve davalı gerçek kişinin yerleşim yerinin bağlı olduğu Bursa Mahkemeleri'nin yetkili olduğu, davalıların yetki ilk itirazlarının süresinde ve haklı olduğu değerlendirilmiştir.
Dosya kapsamına göre; eldeki davada davacı ile davalılar arasında akdi ilişki bulunmadığından TBK'nun 89 ve HMK'nun 10. maddelerinin uygulama olanağının bulunmadığı, HMK'nun 6. maddesi hükmü uyarınca davalı şirketin merkezinin bulunduğu yerin ve davalı gerçek kişinin yerleşim yerinin bağlı olduğu Bursa Mahkemeleri'nin yetkili olduğu, davalıların yetki ilk itirazlarının süresinde ve haklı olduğu dikkate alındığında davalıların yetki ilk itirazlarının kabulü ile, mahkememizin yetkisizliğine, Bursa Asliye Ticaret Mahkemesi'nin yetkili mahkeme olduğunun tespitine, hüküm kesinleştiğinde ve istek halinde dava dosyasının yetkili Bursa Asliye Ticaret Mahkemesi'ne gönderilmesine, HMK'nun 20. maddesi gereği işbu kararın kesinleştiği tarihten veya kanun yoluna başvurulursa bu başvurunun reddi kararının tebliği tarihinden itibaren iki hafta içinde taraflardan birinin mahkememize başvurarak dava dosyasının yetkili mahkemeye gönderilmesini talep etmemesi halinde HMK'nun 331/2. maddesi gereğince dava dosyasının ele alınarak davanın açılmamış sayılmasına karar verilmesine, davaya yetkili mahkemede devam edilmesi halinde harç, yargılama giderleri ve vekalet ücretleri hakkında yetkili mahkeme tarafından karar verilmesine dair karar vermek gerekmiş ve aşağıdaki şekilde hüküm kurulmuştur.
HÜKÜM: Yukarıda açıklanan nedenler ile;
1-Davalıların yetki ilk itirazlarının kabulü ile, mahkememizin YETKİSİZLİĞİNE, Bursa Asliye Ticaret Mahkemesi'nin yetkili mahkeme olduğunun tespitine,
2-Hüküm kesinleştiğinde ve istek halinde dava dosyasının yetkili Bursa Asliye Ticaret Mahkemesi'ne gönderilmesine,
3-HMK'nun 20. maddesi gereği işbu kararın kesinleştiği tarihten veya kanun yoluna başvurulursa bu başvurunun reddi kararının tebliği tarihinden itibaren iki hafta içinde taraflardan birinin mahkememize başvurarak dava dosyasının yetkili mahkemeye gönderilmesini talep etmemesi halinde HMK'nun 331/2. maddesi gereğince dava dosyasının ele alınarak davanın açılmamış sayılmasına karar verilmesine,
4-Davaya yetkili mahkemede devam edilmesi halinde harç, yargılama giderleri ve vekalet ücretleri hakkında yetkili mahkeme tarafından karar verilmesine,
Dair, davacı vekili ile davalı ... İnşaat Sanayi Ticaret Limited Şirketi vekilinin yüzüne karşı, diğer davalının yokluğunda gerekçeli kararın tebliğ tarihinden itibaren 2 hafta içinde Kayseri Bölge Adliye Mahkemesi nezdinde istinaf kanun yolu açık olmak üzere oy birliğiyle verilen karar açıkça okunup usulen anlatıldı.
13/01/2025
Başkan ***
E-imzalıdır
Üye ***
E-imzalıdır
Üye ***
E-imzalıdır
Katip ***
E-imzalıdır