T.C. KAYSERİ 1. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ
T.C.
KAYSERİ
1. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ
TÜRK MİLLETİ ADINA
GEREKÇELİ KARAR
ESAS NO : ***
KARAR NO : ***
HAKİM : ... ...
KATİP : ... ...
DAVACI : ... - ...
VEKİLLERİ : Av. ... - [16524-25574-81440] UETS
Av. ... - [16096-90357-12146] UETS
DAVALI : ... - ... ***
VEKİLİ : Av. ... - [16724-27438-18690] UETS
DAVA : İtirazın İptali (Ticari Nitelikte Fatura Alacağından Kaynaklanan)
DAVA TARİHİ : ***
KARAR TARİHİ : ***
GEREKÇELİ KARARIN
YAZILDIĞI TARİH : ***
Mahkememizde görülmekte olan İtirazın İptali (Ticari Nitelikte Fatura Alacağından Kaynaklanan) davasının yapılan açık yargılaması sonunda,
GEREĞİ DÜŞÜNÜLDÜ:
DAVA: Davacı vekili dava dilekçesinde özetle; arabuluculuk anlaşmama tutanağını sunduklarını, davalı borçlu aleyhine Tomarza İcra Müdürlüğünün ... e sayılı dosyası ile genel haciz yolu ile ilamsız icra takibi başlatıldığını, borçlu icra takibine itiraz etmiş ve icra takibinin durdurulduğunu, davalı borçlu, başlatılan icra takibinin yetkisiz icra müdürlüğünden başlatıldığını ileri sürerek yetki itirazında bulunduğunu, TBK M 89/1 gereğince ‘para borçları, alacaklının ödeme zamanında ki yerleşim yerinde’ ifa edilir. Davalı aleyhine başlatılan icra takibi para borcu olup, müvekkili davacının yerleşim yeri olan Tomarza Mahkemeleri ve İcra Müdürlükleri yetkili olup, davalının yetki itirazının reddi gerektiğini, müvekkili ile davalı arasında ki ticari ilişkiden kaynaklı olarak müvekkilinin ticari defter ve kayıtlardan da anlaşılacağı üzere 30.205,00TL alacaklı olup, yapılan tüm görüşmelere rağmen borç bu zamana kadar ödenmediğini, iş bu sebeple müvekkilinin alacağının tahsili için Tomarza İcra Müdürlüğü’nün ... E sayılı dosyası ile icra takibi başlatıldığını, başlatılan icra takibine davalı borçlu yasal süre içerisinde itiraz ederek müvekkilinin tüm belge ve kayıtlar ile sabit olan alacağını ödemediğini, davalı yan yapmış olduğu itiraz ile asıl alacağa faiz işlediğini ileri sürmüş ise de başlatılan icra takibinde takip tarihi öncesi işletilen bir faiz söz konusu olmayıp, takip tarihi ile birlikte faiz işlenilmesi talebinde bulunulduğunu, Davalının yapmış olduğu itiraz hukuki mesnetten yoksun, haksız ve yersiz olup söz konusu itirazlar usul ve yasaya aykırı olduğu gibi müvekkilin tüm ticari defter ve kayıtları ile sabit olan alacağını sürüncemede bırakmak amacından başka bir niyette taşımadığını, tüm bu sebeplerden ötürü haksız ve kötü niyetli itirazın iptalini isteme zarureti hasıl olduğunu, fazlaya ilişkin talep ve dava hakları saklı kalmak kaydıyla arz ve izah edilen sebeplerle davalının Tomarza İcra Müdürlüğünün ... esas sayılı dosyasına yaptıkları haksız itirazın iptali ile takibin devamına ,% 20 icra inkar tazminatı ile yargılama giderleri ve vekalet ücretinin davalı taraf üzerinde bırakılmasına karar verilmesini talep ve dava etmiştir.
CEVAP: Davalı vekili cevap dilekçesinde özetle; Davanın Tomarza'da açılmış olması usul bakımından hukuka aykırı olduğunu, Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun 6. maddesine göre genel yetkili mahkeme davalı gerçek veya tüzel kişinin davanın açıldığı tarihteki yerleşim yeri mahkemesidir. Davacı tarafça açılan dava dosyasında müvekkili tarafın ikametgâh adresi “Gültepe mah. yeni çağ cad. ela plaza b blok no:6/1 Merkez/BATMAN’dır.” Kanunun açık lafzından da anlaşılacağı üzere yetkili mahkeme davalının yerleşim yeri olan Batman’dır. Davanın Batman’da açılması gerekirken davanın Tomarza’da açılmış olması hukuka aykırıdır. Bu nedenle yetki itirazında bulunduklarını, davacı tarafın alacak iddiası zamanaşımına uğradığını, reddi gerektiğini, öncelikle müvekkili tarafın davacı kuruma hiçbir borcu bulunmadığını, mahkeme aksi kanaatte ise müvekkili tarafın davacı kuruma borçlu olduğu kanaatindeyse dava konusu alacak zamanaşımına uğradığını, esas yönünden itirazları müvekkili tarafın davacı tarafa herhangi bir borcu bulunmadığını, davacı taraf her ne kadar alacaklı olduğunu iddia etmiş ise de müvekkili tarafın davacı tarafa herhangi bir borcu bulunmadığını, davacı tarafın bu iddiası hakkın kötüye kullanılması niteliğinde olduğunu, TMK'da kötüniyet korunmadığını, müvekkili taraf, limited şirket olup, bu konuda her 2 tarafın ticari defterlerinin ibrazı ve bilirkişi incelemesi gerektiğini, davacı taraf yemek satışı yapan bir firma olup, müvekkili tarafça Akbank hesabından alacaklı tarafın TR*** İBAN numaralı hesabına "Yemek Ödemesi" açıklaması ile 14.655,00 TL peşin ödeme yapmış olup, davacı tarafa başka bir borcu bulunmadığını, ayrıca davacı taraf müvekkili şirketin temerrüte düştüğünü belirtmiş ise de bu hususun hukuka aykırı olduğunu, mahkeme aksi kanaatte olup, davanın kabulüne karar vermesi durumunda ise müvekkili şirket temerrüde düşmediği gibi, faiz talep etme durumu da söz konusu değildir. İş bu sebeplerden davanın reddine karar verilmesi gerektiğini, yetkisizlik kararı verilerek dosyanın yetkili Batman Asliye Ticaret Mahkemeleri’ne gönderilmesini, Zaman aşımından davanın reddine karar verilmesini, mahkeme aksi kanaatte ise davanın esastan reddine, % 20 kötüniyet tazminatına hükmedilmesine, yargılama giderleri ile karşı vekalet ücretinin davacı tarafa yükletilmesine karar verilmesini talep etmiştir.
DELİLLER: Mahkememizce taraf teşkili sağlanmış davanın taraflarına delillerini ibraz etme olanağı tanınmış uyuşmazlığın çözümü için gereken bütün deliller toplanmıştır.
Bilirkişi ... 'den alınan 24/09/2024 tarihli bilirkişi raporunda özetle;
Davalının 2022 yılı Ticari Defterleri, İlk İşe Başlama olarak Batman Ticaret ve Sanayi Odası tarafından 2233 onay numarası ile usulüne uygun onaylanmıştır.
Davalının 2022 yılı Yevmiye Defteri kapanış tasdiki yapılmamış olup, usule uygun değildir.
Davalının kayıtlarında davaya konu faturalardan 5 adetinin kayıtlı olduğu, ekte sunulan muavin
kayıtlarında fatura tarihleri, numaraları ve tutarları belirtilmiştir.
Davalının Defterinde Kayıtlı olan faturalardan Kanunun belirtiği şartlara uygun olup bildirilmesi gerekenler BA-BS formlarıyla bildirilmiştir.
Tarafların 2022 yılı dışında kalan 2023 ve 2024 yıllarına ait ticari ilişkileri görülmemiştir.
Ekte sunulan Muavin kayıtları yerinde yapılan inceleme sonucu elde edilip dava dosyasına eklenmiştir.
Davalının Ticari Defter kayıtlarında işlenmiş mevcut Faturaların mahsup kayıtları yapılmış olduğundan bakiye alacak veya borç bakiyesi vermemektedir, şeklinde kanaatini bildirmiştir. Rapordan birer suret taraflara tebliğ edilmiştir. Davacı vekilinin bilirkişi raporuna karşı itirazlarını sunduğu görülmüştür.
Bilirkişi ...'dan alınan 20/10/2024 tarihli bilirkişi raporunda özetle;
1. Davacı tarafça davalıya düzenlenen toplam fatura tutarı 36.879,40 TL’dir ve
ayrıntısı raporumuz içinde gösterilmiştir. Bu faturalardan 6.674,40 TL’si hariç
diğerleri takip konusu yapılmıştır. Takip konusu yapılan fatura toplamı 30.205
TL’dir.
2. Davacının takip ve dava konusu yaptığı faturalardan 26.09.2022 tarihli
GİB2022…24 numaralı 3.010 TL bedelli ve 7.10.2022 tarihli GİB2022…25 numaralı
2.520 TL bedelli olanların davalıda kayıtlı olmadığı davalının ticari defterlerini
inceleyen bilirkişi tarafından tespit edilmiştir. Bu durumda davalıda kayıtlı olan takip
konusu faturalar toplamı 30.205 TL – 3.010 TL – 2.520 TL = 24.675 TL olarak tespit
edilmektedir.
3.Davacının ticari defterlerinde davalıdan 23.08.2022 tarihinde 14.655 TL
tutarında tahsilat yapıldığına ilişkin kayıt vardır. Bu ödemenin takip konusu
yapılmayan 15.08.2022 tarihli 6.674,40 TL bedelli fatura ile takip konusu yapılan
22.08.2022 tarihli 7.980 TL tutarlı faturalara karşılık yapıldığı anlaşılmaktadır.
4. Davalının yaptığı ödeme tutarı takip konusu yapılmayan 6.674,40 TL tutarlı
fatura ile takip konusu yapılan 7.980 TL’lik kısmı söndürdüğü için davacının
ispatlanan 24.675 TL tutarlı takip konusu faturalardan (24.675 TL – 7.980 TL =
16.695 TL (küsurat farkı ile 16.694,40 TL) alacağı hesaplandığının tespit edildiği sonuç ve kanaatine varıldığının bildirilmiş olduğu görülmüştür. Rapordan birer suret taraflara tebliğ edilmiştir. Taraf vekillerinin bilirkişi raporuna karşı beyanlarını ve itirazlarını sunduğu görülmüştür.
DEĞERLENDİRME VE GEREKÇE:
Davacı davalıdan faturadan kaynaklı alacaklarının bulunduğunu, davalı hakkında Tomarza İcra Dairesi'nin ... esas sayılı dosyası ile takibe geçtiklerini, takibe davalının itiraz ettiğini, itirazın iptalini ve icra inkar tazminatına hükmedilmesini talep etmiştir.
Davaya konu Tomarza İcra Dairesi'nin ... esas sayılı icra takip dosyası üzerinde yapılan incelemede alacaklısının mahkememize ait işbu dosya davacısı, borçlusunun yine mahkememize ait işbu dava davalısı olduğu alacaklı tarafından borçlu aleyhine dayanağı faturadan kaynaklı toplam 30.205,00 TL üzerinden ilamsız icra takibi başlatıldığı, takibin dayanağının ise açık hesap/fatura olduğu, ödeme emrinin itiraz üzerine takibin borca itiraz nedeniyle durduğu ve 1 yıllık yasal hak düşürücü süre içerisinde işbu itirazın iptali davasının açıldığı görülmüştür.
-Davalının icra dairesinin ve mahkememizin yetkisine ilişkin itirazın değerlendirilmesinde;
İİK'nın 50/1. maddesi uyarınca, para veya teminat borcu için takip hususunda HMK'nın yetkiye dair hükümleri kıyas yolu ile uygulanır. 6100 sayılı HMK 10. maddesi gereğince sözleşmeden doğan uyuşmazlıklarda dava ve icra takibi, sözleşmenin yerine getirileceği (ifa edileceği) yerde de açılabilir. Sözleşmenin yerine getirileceği yer tarafların açık ya da örtülü isteklerine göre belirlenir. Aksi durumda ise sözleşmenin yerine getirileceği yer Türk Borçlar Kanunu’nun 89. maddesi gereğince tespit edilir. TBK 89/1. maddesi uyarınca para borçları, alacaklının ödeme zamanındaki yerleşim yerinde ifa edilir. Uyuşmazlık sözleşmeden doğan bir para borcuna ilişkin olup, sözleşmede aksi kararlaştırılmamışsa, bu para borcu alacaklının ödeme zamanındaki ikametgâhında ödenir. Bu nedenle para alacaklarına ilişkin takipler alacaklının ikametgâhında da yapılabilir.
Somut olayda, davalının icra dairesinin yetkisine ilişkin itirazı davalı ticari defterlerin incelenmesi sonucu dava konusu fatura davalı defterlerinde yer aldığından akdi ilişki davalı defterleri ile ispatlandığından davacı kendi ikametgahında dava açıp ve takip yapabileceğinden 18/04/2024 tarihli duruşmasının (1) nolu ara kararı ile icra dairesine ait yetki itirazı kaldırılmış. Mahkememizin yetkisine ilişkin ise davalı ticari defterlerin incelenmesi sonucu dava konusu fatura davalı defterlerinde yer aldığından akdi ilişki davalı defterleri ile ispatlandığından davacı kendi ikametgahında dava açıp ve takip yapabileceğinden 18/04/2024 tarihli duruşmasının (1) nolu ara kararı ile mahkememiz yetkisine ilişkin itiraz reddedilmiştir
- Zamanaşımına ilişkin itirazın değerlendirilmesinde;
Davalının zamanaşımı def'inde bulunduğundan buna ilişkin uyuşmazlığın çözümlenmesi için "zamanaşımı" kavramı üzerinde durulmalıdır.
Mülga 818 sayılı Borçlar Kanunu (BK)'nun 125-140. (6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu (TBK)'nun 146-161.) maddelerinde düzenlenmiş bulunan zamanaşımı, alacak hakkının, belli bir süre kullanılmaması yüzünden "dava edilebilme" niteliğinden yoksun kalmasını ifade etmektedir.
Borcun zamanaşımına uğramasıyla, borç (alacak) sona ermez, sadece alacaklının dava yoluyla alacağını elde etme olanağı, "alacağın dava edilebilme niteliği" ortadan kalkar. Zamanaşımına uğramış bir borç, ifa edilebilen, fakat dava edilemeyen eksik bir borçtur. Zamanaşımına uğramış borç ifa edilirse, ifa geçerlidir, bir bağışlama veya alacaklı yönünden bir "sebepsiz zenginleşme" söz konusu değildir. Borçlu, borcun zamanaşımına uğradığını bilmediğini, bu nedenle hataen (yanılarak) ödemede bulunduğunu ileri sürerek verdiğini geri isteyemez (BK m. 62; TBK m. 78/2).
Zamanaşımı hukuki açıdan "def'i" (kişisel savunma nedeni) niteliğindedir. Borçlu borcunu ifadan kaçınmak istiyorsa, zamanaşımı def’inde bulunup, alacağın zamanaşımına uğradığını, dava edilebilme niteliğini kaybettiğini ileri sürebilir (BK m. 140; TBK m. 161). BK m. 140’da açıkça belirtildiği üzere, "zamanaşımı ileri sürülmezse, hakim bunu kendiliğinden gözönüne alamaz".
Bir alacağın zamanaşımına uğraması yani alacağın "dava edilebilme" niteliğini kaybetmesi için, "zamanaşımı süresi"nin geçmesi gerekir.
TBK'nun 146. maddesi: "Kanunda aksine bir hüküm bulunmadıkça, her alacak on yıllık zamanaşımına tabidir." hükmünü içermektedir. TBK'nun146. maddesinde öngörülen zamanaşımı süresi genel bir süre olup, maddede de ifade edildiği üzere aksine bir hüküm bulunmadığı hallerde bütün alacaklar için geçerlidir. Aksine hükmün bulunduğu hallerden birisi bu maddeyi takip eden TBK'nun 146. maddesinde (BK'nun 126. maddesinde) düzenlenmiştir.
Somut olayda taraflar arasındaki ilişki açık hesap ilişkinden kaynaklı alacak davası olup, TBK'nun 146. maddesiyle alacak haklarının tabi olacağı genel zamanaşımı süresi on yıl olarak düzenlendiğinden ve taraflar arasında ticari ilişkiye ait faturaların 2022 yılına ait olduğundan davalının zamanaşımı itirazı yerinde değildir.
-Davanın esasının incelenmesine dair mesele;
Takip alacaklısı tarafından ödeme emrine süresi içinde itiraz etmiş olan takip borçlusuna karşı açılan 2004 sayılı İcra ve İflas Kanunu’nun (İİK) 67. ve devamı maddelerinde düzenlenen itirazın iptali davalarının konusu, icra takibi konusu edilen alacaklar olup davanın amacı itirazla duran takibin devamını sağlamaktır. Yargılama usulü bakımından genel hükümlere tabi olduğundan ispat külfetiyle ilgili kurallar itirazın iptali davasında da geçerlidir. Taraflar iddia ve savunmalarını HMK’nda belirtilen hükümlere göre ispat etmelidir. Buna göre yapılacak yargılama sonunda mahkemece verilecek karar ya davanın kabulü ya da reddine yönelik olacak; ancak takibin iptali ya da devamı hükmünü de içerecektir. İtiraz üzerine duran icra takibinin devam edebilmesini sağlayan ve takip hukuku içinde olmakla birlikte, maddi hukuk ilişkisinin incelenerek uyuşmazlığı kesin hükümle sonuçlandıran bu dava icra takibine sıkı sıkıya bağlıdır ve takibe bağlılık alacağın hem miktarı hem de kaynağı yönünden mevcuttur.
HMK'nın 222. maddesi uyarınca, tarafların ticari defterlerinin, ticari davalarda delil olarak kabul edilebilmesi için, kanuna göre eksiksiz ve usulüne uygun olarak tutulmuş, açılış ve kapanış onayları yaptırılmış ve defter kayıtlarının birbirini doğrulamış olması şarttır. Belirtilen bu şartlara uygun olarak tutulan ticari defter kayıtlarının sahibi ve halefleri lehine delil olarak kabul edilebilmesi için, diğer tarafın aynı şartlara uygun olarak tutulmuş ticari defterlerindeki kayıtların bunlara aykırı olmaması veya diğer tarafın ticari defterlerini ibraz etmemesi yahut defter kayıtlarının aksinin senet veya diğer kesin delillerle ispatlanmamış olması gerekir. Diğer tarafın yukarıda belirtilen şartlara uygun olarak tutulan ticari defterlerinin, ilgili hususta hiçbir kayıt içermemesi halinde ise ticari defterler, sahibi lehine delil olarak kullanılamaz.
Somut olayda konunun iyi anlaşılması için açıklamak gerekir ise, davacı taraf başlatmış olduğu takipte açık hesap ilişkisine dayanmamış sadece faturaya dayandığı görülmüş ve bu kapsamda değerlendirme yapılması gerekmektedir.
Taraflar arasında var olduğu iddia edilen ilişki faturaya dayandırılmış olmakla, fatura ve faturanın delil olma kuvveti bakımından bir değerlendirme yapmak gerekmiştir.
Faturanın TTK'da tanımına yer verilmemiştir. Vergi Usul Kanunu 229.maddesinde fatura,"Satılan emtia ve yapılan iş karşılığında müşterinin borçlandığı meblağı göstermek üzere emtiayı satan veya işi yapan tüccar tarafından müşteriye verilen ticari bir vesika" olarak tanımlanmıştır. Buna göre fatura, tek taraflı düzenlenmesi her zaman mümkün olan bir belgedir.
TTK 21/1.maddesine göre, "Ticari işletmesi bağlamında bir mal satmış, üretmiş, bir iş görmüş veya bir menfaat sağlamış olan tacirden, diğer taraf, kendisine bir fatura verilmesini ve bedeli ödenmiş ise bunun da faturada gösterilmesini isteyebilir”. TTK 21/2 maddesine göre "Bir fatura alan kişi aldığı tarihten itibaren sekiz gün içinde, faturanın içeriği hakkında bir itirazda bulunmamışsa bu içeriği kabul etmiş sayılır".
27.06.2003 tarihli 2001/1 E.2003/1 K.sayılı Yargıtay İçtihadı Birleştirme Kararında, "fatura sözleşmenin yapılmasıyla ilgili değil; taraflar arasında yapılmış bir satım, hizmet, istisna ve benzeri sözleşmenin ifa safhası ile ilgili bir belgedir. Öyle ki, taraflar arasında bu tür bir sözleşme ilişkisi yoksa düzenlenen belge fatura olmayıp, olsa olsa icap mahiyetinde kabul edilebilecek bir belgedir.." denilmiştir.
Fatura akdin kurulumuna değil, ifasına ilişkin belge olduğundan faturaya dayalı alacak talebinde bulunmak için öncelikle akdî ilişkinin kanıtlanması gerekir. Bu nedenle faturaya dayalı alacağın ispatı kural olarak davacıya aittir.
Akdî ilişkinin ticari defterler üzerinden kanıtlanması halinde alacaklı olduğunu iddia eden kişinin delil olarak ya her iki tarafın defter ve kayıtlarına dayanması ya da münhasıran davalı defter ve kayıtlarına dayanması gerekir.
Somut olayda, taraf ticari defter incelenmiştir. Taraf defterleri uyarınca takip konusu yapılan faturalar toplamı ise 30.205 TL’dir. Davacı da bu tutarı davalıdan talep ettiği görülmüştür. Davacının takip ve dava konusu yaptığı 26.09.2022 tarihli 3.010 TL bedelli fatura ile 07.10.2022 tarihli 2.520 TL tutarlı faturanın davalıda kayıtlı olmadığı görülmüştür. Davacının takip konusu yaptığı 7.980 TL + 7.140 TL + 4.515 TL + 5.040 TL miktarlı faturaların davacı taraf defterlerinde yer aldığı ve toplam ispatlanan fatura miktarının 24.675 TL olduğu anlaşılmıştır. Davacının takip konusu yaptığı 26.09.2022 tarihli 3.010 TL bedelli ve 07.10.2022 tarihli 2.520 TL bedelli faturalara yönelik satışı ispatlamadığı anlaşılmıştır. Davacının ticari defterlerinde davalıdan 23.08.2022 tarihinde 14.655 TL tutarında banka havalesi ile tahsilat gözükmektedir. Akbank tarafından mahkemenin müzekkeresine verilen 19.04.2024 tarihli yazı ekindeki ekstrede de davacı hesabına davalının 23.08.2022 tarihinde 14.655 TL havale yapıldığına ilişkin kayıt tespit edilmektedir. Bu ödemenin takip konusu buradaki 14.655 TL ödemenin takip konusu yapılmayan 6.674,40 TL tutarlı fatura ile takip konusu yapılan 7.980 TL tutarlı faturalara karşılık yapıldığı anlaşılmaktadır. Çünkü yapılan ödeme bu iki faturayı söndürmektedir. Davalının takip konusu yaptığı ve ödemesi yapılmamış 3 adet faturası davalıda kayıtlı olduğu için ispatlanmaktadır. Bu faturaların toplamı 16.695 TL’dir ve bu faturalara yönelik bir ödeme bulunmamaktadır. Davalının yaptığı ödeme tutarı takip konusu yapılmayan 6.674,40 TL tutarlı fatura ile takip konusu yapılan 7.980 TL’lik kısmı söndürdüğü için davacının ispatlanan 24.675 TL tutarlı takip konusu faturalardan (24.675 TL – 7.980 TL = 16.694,40 TL alacağı olduğundan itirazın iptali davasının kısmen kabulüne karar verilmiştir.
-İcra inkar tazminatına dair değerlendirmede;
İtirazın iptâli davalarında İcra ve İflas Kanunu'nun 67/2. maddesi çerçevesinde alacaklı yararına icra inkâr tazminatına hükmedilebilmesi için, usulüne uygun şekilde yapılmış bir icra takibinin bulunması, borçlunun süresi içerisinde itiraz etmesi ve alacaklının, alacağını mahkemede dava ederek haklı çıkması gerekir. Burada, borçlu itirazının kötüniyetle yapılmış olması ve alacağın bir belgeye bağlanmış bulunması koşulları aranmaz. İcra inkâr tazminatı, hakkındaki icra takibine itiraz ederek durduran ve çabuk sonuçlandırılmasına engel olan borçluya karşı konulmuş bir yaptırımdır.
Bu yasal koşullar yanında, takibe konu alacağın likid olması da zorunludur. Her uyuşmazlığın kendine özgü somut özelliklerine göre değişmekle birlikte, bir uyuşmazlıkta alacağın likid olup olmadığı belirlenirken, alacak ve onun borçlusu birlikte değerlendirilmelidir. Buna göre, likid bir alacaktan söz edilebilmesi için, ya alacağın gerçek miktarının belli ve sabit olması ya da borçlusu tarafından belirlenebilmesi için bütün unsurların bilinmesi veya bilinmesinin gerekmekte olması; böylece, borçlunun borç tutarını tahkik ve tayin etmesinin mümkün bulunması; başka bir ifadeyle, borçlunun yalnız başına ne kadar borçlu olduğunu tespit edebilir durumda olması gerekir. Gerek borç ve gerekse borçlu bakımından, bu koşullar mevcut ise, ortada likid bir alacak bulunduğu kabul edilmelidir (HGK'nun 07.06.2006 tarih 2006/19-295 Esas, 2006/341 Karar sayılı kararı).
Bu ilke ve kurallar ışığında somut olay değerlendirildiğinde; mahkemece hükmedilen asıl alacak miktarı davacı ticari defterlerinde yapılan inceleme ile de sabit olmuş ve bu miktar alacağın varlığı saptanarak hüküm kurulmuştur. Hükmedilen miktarın likid bir alacak olduğunun kabulü gerekir. Bu durumda asıl alacak üzerinden icra inkar tazminatına hükmedilmiştir.
-Kötü niyet tazminatı talebine ilişkin değerlendirilmede:
İcra İflas Kanunun 67/2.maddesi uyarınca itirazın iptali davasının kısmen veya tamamen reddi halinde, borçlu lehine hükmedilecek tazminat kötü niyet tazminatı olup, borçlu lehine kötü niyet tazminatına hükmedilebilmesi için icra takibinin haksız olmasının yanında takip alacaklısının kötü niyetli olması gerekir. Alacaklı icra takibi başlatmakta kötü niyetli değilse aleyhine kötü niyet tazminatı hükmedilemez. (Yargıtay 3. Hukuk Dairesi'nin 2018/6546 E., 2019/7768 K. Sayılı ilamı)
Öğretide ve Yargıtay’ın yerleşik uygulamalarına göre, alacağının bulunmadığını bildiği veya bilmesi gereken bir durumda olduğu hâlde, icra takibine girişen alacaklının kötü niyetli olduğu kabul edilmektedir.
Anılan yasa hükmünde düzenlenen ve ‘kötü niyet tazminatı’ olarak adlandırılan tazminat, yukarıdaki açıklamalar çerçevesinde takibe girişmekte kötü niyetli bulunduğu borçlu tarafından açıkça kanıtlanmış olan ya da öyle olduğu ayrıca kanıtlanmasına gerek bulunmaksızın dosya kapsamından açıkça anlaşılabilen alacaklıya yönelik bir yaptırım niteliğindedir.
Hemen belirtilmelidir ki, alacağının varlığına maddi hukuk kuralları çerçevesinde inanarak icra takibine girişen, ancak bunu usul hukuku kurallarına uygun şekilde kanıtlayamadığı için itirazın iptali istemi reddedilen bir alacaklı, İİK’nın 67. maddesi anlamında ‘haksız’ ise de, ‘kötü niyetli’ olarak kabul edilmesine ve dolayısıyla, bu iki koşulun birlikte gerçekleşmesini açıkça şart koşan söz konusu hüküm çerçevesinde tazminatla sorumlu tutulmasına hukuken olanak yoktur. Nitekim, Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun 20.06.1980 tarihli ve 1979/9-82 E., 1980/2073 K.; 10.04.2002 tarihli ve 2002/19-282 E., 2002/299 K.; 27.04.2005 tarihli ve 2005/19-286 E., 2005/268 K., 21.10.2015 tarihli ve 2013/19-2415 E., 2015/2335 K., 01.03.2017 tarihli ve 2015/1048 E., 2017/380 K. sayılı kararlarında da aynı ilkeler benimsenmiştir.
Başka bir ifadeyle; İİK’nın 67/2. maddesi hükmüne göre, itirazın iptali davasının davalı (borçlu) lehine sonuçlanması üzerine, alacak likit olsun veya olmasın, böyle bir alacağa dayalı takibin, haksız ve kötü niyetli olması hâlinde, istem varsa, davalı (borçlu) lehine kötü niyet tazminatına hükmedilmesi gereklidir. Burada takibin haksız olması tek başına yetmemekte, ayrıca kötü niyetli olması da gerekmekte olup, ispat yükü; takibin kötü niyetli olduğunu iddia eden davalı(borçlu)’nun üzerindedir.
Açıklanan gerekçeler ışığında, dava yönünden davacı kötü niyetli görülmediğinden ve bu hususun davalı tarafından ispatlanamaması sebebi ile davalı vekilinin kötü niyet tazminatı talebinin reddine karar vermek gerekmiştir.
HÜKÜM: Yukarıda Açıklanan Nedenlerle:
1-Davacının davasının kısmen kabulü ile davalının Tomarza İcra Dairesi'nin ... E sayılı takip dosyasına vaki itirazının kısmen iptali ile takip tarihi itibariyle 16.694,40 TL asıl alacak üzerinden takibin devamına, asıl alacağı takip tarihinden tahsil tarihine kadar yasal faiz uygulanmasına, fazlaya ilişkin istemin reddine,
2-İtirazın iptaline karar verilen 16.694,40 TL'nin %20'si oranında icra inkar tazminatının davalıdan alınarak davacıya verilmesine,
3-Koşulları bulunmayan kötü niyet tazminatı talebinin reddine,
4-492 sayılı Harçlar Kanunu'na ekli (1) sayılı tarife gereğince; alınması gereken 1.140,39-TL harçtan davacı tarafından peşin yatırılan 364,80-TL peşin harcın mahsubu ile bakiye 775,59-TL harcın davalıdan alınarak HAZİNE'YE GELİR KAYDINA,
5-6325 sayılı Hukuk Uyuşmazlıklarında Arabuluculuk Kanunu 18/A-13. maddesi uyarınca ve Arabuluculuk Kanunu Yönetmeliği Tarife hükümleri uyarınca Adalet Bakanlığı bütçesinden ödenen 3.120,00-TL arabuluculuk ücretinin (yargılama gideri) davanın kabul/ret oranına göre hesap edilen 1.724,43-TL'sinin davalıdan bakiye 1.395,57-TL'sinin ise davacıdan alınarak HAZİNE'YE GELİR KAYDINA,
6-Davacı tarafından peşin yatırılan 179,90-TL başvurma harcı ve 364,80-TL peşin harç olmak üzere toplam 544,70-TL harcın davalıdan alınarak davacı tarafa verilmesine,
7-Davacı tarafından yapılan; bilirkişi, posta, talimat posta gideri, müzekkere, tebligat, elektronik tebligat ve kep reddiyat gideri olmak üzere toplam 5.199,75-TL yargılama giderinin davanın kabul/ret oranına göre hesap edilen 2.873,91-TL'sinin davalıdan alınarak davacı tarafa verilmesine, bakiye kısmın ise davacı taraf üzerinde bırakılmasına,
8-Davalı tarafından yapılan herhangi bir yargılama gideri bulunmadığından bu konuda mahkememizce herhangi bir karar verilmesine yer olmadığına,
9-Davacı kendisini bir vekil ile temsil ettirdiğinden karar tarihinde yürürlükte bulunan AAÜT uyarınca kabul edilen kısım üzerinden 16.694,40-TL vekalet ücretinin davalıdan alınarak davacıya ödenmesine,
10-Davalı kendisini bir vekil ile temsil ettirdiğinden karar tarihinde yürürlükte bulunan AAÜT uyarınca red edilen kısım üzerinden 13.510,60-TL vekalet ücretinin davacıdan alınarak davalıya ödenmesine,
11-6100 sayılı HMK 120 ve 333. maddeleri gereğince taraflarca yatırılan gider avansının kalan kısmının kararın kesinleşmesi halinde tarafça numarası bildirilen veya bildirilecek hesaba, hesap numarası bildirilmediği takdirde adreslerine ödemeli olarak re'sen gönderilmesine,
12-Bölge Adliye ve Adli Yargı İlk Derece Mahkemeleri ile Cumhuriyet Başsavcılıkları İdari ve Yazı İşlerinin Yürütülmesine Dair Yönetmeliğin 203. maddesi uyarınca dosyanın tarih ve işlem sırasına düzenlenip dizi listesine bağlanmasına, Yazı İşleri Müdürü tarafından kontrolü yapıldıktan sonra İstinafa gönderilmesine veya arşive kaldırılmasına,
Dair, davacı vekilinin yüzüne karşı, davalı tarafın yokluğunda miktar itibariyle KESİN olmak üzere verilen karar açıkça okunup, usulen anlatıldı. 16/01/2025
Katip ...
E-imzalıdır
Hakim ...
E-imzalıdır