T.C. KAYSERİ 1. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ Esas-Karar No: ... Esas - ...
T.C.
KAYSERİ
1. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ
TÜRK MİLLETİ ADINA
GEREKÇELİ KARAR
ESAS NO : ...
KARAR NO : ...
HAKİM : ...
KATİP : ...
DAVACI : ...
Av. ...
DAVALI : 1- ...
2- ...
3- ...
VEKİLİ : Av. ...
DAVA : Limited Şirket Hisse Devri Sözleşmesinin Gabin, Olmadığı Takdirde Aldatma Nedeniyle İptali
DAVA TARİHİ : ...
KARAR TARİHİ : ...
KARAR YAZIM TARİHİ : 12/06/2026
Mahkememize açılan Kıymetli Evrak İptali (Hisse Senedi İptali) davasının yapılan yargılaması sonucunda;
GEREĞİ DÜŞÜNÜLDÜ:
DAVA : Davacı vekili dava dilekçesinde özetle: müvekkili ...'nun, davalılardan ... ve Dış Ticaret Ltd. Şti'nin kurucu ortaklarından olduğunu, müvekkilinin söz konusu şirkette olan ortaklık paylarını 03.02.2023 tarihinde noterde gerçekleştirdiği işlemler ile davalılar olan ...'a devrettiğini, söz konusu devir işlemi davalıların müvekkili aldatmak suretiyle hisse bedelinin gerçek değerinden çok düşük göstermesi sebebiyle irade sakatlığı hali içerisinde işlemin gerçekleştiğini ve hukuken geçerliliği bulunmadığını, somut olayda davalıların müvekkilini bilerek ve isteyerek hileli hareketler ile aldattığını, şirketin değerini düşük, borçlarını ise çok yüksek göstererek müvekkile ait şirket hisselerini gerçek değerinin çok çok altında bedel ile kendilerine devrini sağladıklarını, bu hususta Kayseri 6. Noterliği ... yevmiye numaralı ve.... tarihli işlem ve yine Kayseri 6. Noterliği ... yevmiye numaralı .... tarihli işlemleri incelendiğinde de görüleceği üzere müvekkilinin söz konusu ortaklık paylarının 80 adet payını 8.000,00-TL karşılığında...'a, kalan 80 adet payını ise yine 8.000,00-TL karşılığında ...'a devrettiğini ve ortaklıkta payının kalmadığını, müvekkilinin ... San. ve Dış Tic. Ltd. Şti.'de bulunan 160/1500 payını (şirketin yaklaşık 410,66 payı) 16.000,00-TL gibi komik bir rakam ile davalılara devretmesinin açık şekilde müvekkilin irade beyanının sakatlandığını gözler önüne serdiğini, öte yandan müvekkilinin şirketten ayrılmış olduğu 03/02/2023 tarihinden yaklaşık 9 ay sonra 27/11/2023 tarihinde şirketin 150.000,00-TL olan sermayesi 10.000.000,00-TL'ye yükseltildiğini ve ödenmesi gereken 9.850.000,00-TL sermaye artırım payının 2.108.585,63-TL'sinin dağıtılmayan geçmiş yıl karlarından karşılanacağının kararlaştırıldığını, şirketin kasasında geçmiş yıl karları olarak 2.108.585,63-TL bulunmasına rağmen, müvekkile ait şirketin yaklaşık %10,66'lık kısmının toplamda 16.000,00-TL'ye satın alınmasının davalıların müvekkilinin iradesini sakatladıklarını ve bunun üzerinden çıkar sağladıklarının ispatı olduğunu, bununla birlikte şirketin kurulmuş olduğu 20.07.2020 tarihinden müvekkili şirket paylarını devrederek ayrıldığı 03.02.2023 tarihine kadar hiçbir şekilde genel kurul kararı alınmadığı gibi, şirketin zarar ettiği gerekçesiyle müvekkile hiçbir şekilde kar payı ödemesi yapılmadığını, müvekkilinin paydaş olarak şirkette geçirdiği 3 yılda hiç bir kar ödemesi almadığından bahisle Kayseri 6. Noterliği .... tarih, ... yevmiye numaralı ve Kayseri 6. Noterliği .... tarih, ... yevmiye numaralı pay devri işlemlerinin aşırı yararlanma (gabin) sebebiyle iptali ve devri yapılan payların müvekkil adına tesciline, mahkeme aksi kanaatte ise Kayseri 6. Noterliği .... tarih, ... yevmiye numaralı ve Kayseri 6. Noterliği ..... tarih, ... yevmiye numaralı pay devri işlemlerinin aldatma sebebiyle iptali ve devri yapılan payların müvekkil adına tesciline, müvekkiline ödenmemiş olan kar payının tahsili için fazlaya ilişkin hakları saklı kalmak kaydıyla şimdilik 100-TL'nin işlemiş ve işleyecek faizi ile birlikte davalı şirketten tahsiline, yargılama giderlerinin davalılara tahmiline karar verilmesini dava ve talep etmiştir.
CEVAP : Davalılar vekili dosyaya sunduğu cevap dilekçesinde özetle: müvekkillerinden ... ve ....'ın izah edilen davaya konu alacak ile şirket pay devri sözleşmesinin iptali ile herhangi bir ilgisi bulunmadığını, müvekkillerinin alacak - borç ilişkisinden şahsi olarak sorumluluğu bulunmadığını, noter devir tarihlerine bakıldığında yaklaşık1.5 yıl geçtiğini, davacının bahsi geçen alacaklarının zaman aşımına uğradığını, arabuluculuk dava şartının yerine getirilmediğini, tutanakların dosyaya ibraz edilmediğini, davacının iddialarının tamamının kötü niyetli olduğunu, davacının dava dilekçesinde kendisinin yapmış olduğu dış ticaretlerden bahsetmediğini, .... Ticaret isminde aktif olarak çalıştırdığı ve şirket yetkilisinin bizzat kendisi olduğu ticari şirketinin mevcut olduğunu, davacının aynı zamanda müvekkilinin eşinin kardeşi olduğunu ve kayın hısımlığı bulunduğunu, noterde yapılan sözleşmede şirketçe alınan genel kurul kararına uygun olarak alınan düzenleme şeklindeki resmi senet olduğunu, bu resmi senedin aksinin de resmi senetle ispat olunması gerekirken tacir olan davacının gabin şartlarından faydalanmak istemesinin tacir olmanın gereklerine aykırı olduğunu, davacının halen şirkete olan borçlarını ödemediğini, müvekkili şirketten satın aldığı mobilyaların da ödemesini yapmadığını, gabin şartlarının davacı açısından yasal olarak oluşmadığını, davacının basiretli bir tacir olduğunu, neticeten müvekkilleri aleyhine açılan haksız ve mesnetsiz davanın usulden ve esastan reddine, yargılama giderlerinin davacı taraf üzerinde bırakılmasına karar verilmesini talep etmiştir.
DELİLLER :
Ticaret sicili kayıtları, vergi dairesi kayıtları, tapu müdürlüklerinin cevabi yazıları, SGK kayıtları, SBM kayıtları, taraflar arasında düzenlenen 03/02/2023 tarihli pay devri sözleşmesi ve tarafların dayandığı tüm deliller toplanmış, bilirkişi heyetinden ayrıntılı rapor alınmıştır.
Dosyaya mübrez 26/08/2025 tarihli bilirkişi heyet raporunda: yapılan hesaplama ile şirketin 03/02/2023 itibariyle stok değerleme ihtiyacının olmadığı, şirketin taşıtlarının 03/02/2023 itibariyle değerinin 550.000,00-TL, teçhizat ve demirbaşlarının 184.000,00-TL olduğu, tüm bu tespitler ve 03/02/2023 tarihli detay mizan üzerinden yapılan tespit ve detayı yukarıda belirtildiği şekilde yapılan hesaplamalara göre; şirketin 03/02/2023 itibariyle kar payları dahil toplam değerinin 2.421.708,95-TL olduğu, 1 pay değerinin 1.614,47-TL olduğu, davacının 160 pay değerinin 258.315,62-TL olduğu, bu tutarın 16.000,00-TL'sinin esas sermaye bedeli, 242.315,62-TL'sinin kar payı olduğu görüş ve kanaatinde olduklarını bildirmişlerdir.
Bilirkişi heyetinden alınan 05/02/2026 tarihli ek raporda: kök rapordaki kanaatlerinde bir değişiklik olmadığını bildirmişlerdir.
YARGILAMA VE GEREKÇE:
Dava, davacının, davalı şirketteki hisselerini diğer davalılara devretmesine ilişkin devir sözleşmesinin gabin nedeniyle iptali, olmadığı takdirde aldatma nedeniyle iptali, ayrıca davalı şirketten kar payı ödemesinin davalılardan tahsili talebine ilişkindir.
Açılan davada ilk olarak "gabin" hukuki sebebine dayanıldığından konuya ilişkin mevzuat kapsamında açıklama yapılmasında yarar vardır.
Gabin (aşırı yararlanma) 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu’nun (TBK) aşırı yararlanma başlıklı 28. maddesinde düzenlenmiştir. Anılan yasal düzenlemeye göre; "(1) Bir sözleşmede karşılıklı edimler arasında açık bir oransızlık varsa, bu oransızlık, zarar görenin zor durumda kalmasından veya düşüncesizliğinden ya da deneyimsizliğinden yararlanılmak suretiyle gerçekleştirildiği takdirde, zarar gören, durumun özelliğine göre ya sözleşme ile bağlı olmadığını diğer tarafa bildirerek ediminin geri verilmesini ya da sözleşmeye bağlı kalarak edimler arasındaki oransızlığın giderilmesini isteyebilir. (2) Zarar gören bu hakkını, düşüncesizlik veya deneyimsizliğini öğrendiği; zor durumda kalmada ise, bu durumun ortadan kalktığı tarihten başlayarak bir yıl ve her hâlde sözleşmenin kurulduğu tarihten başlayarak beş yıl içinde kullanabilir." şeklinde ifade edilmiştir.
6098 sayılı TBK'nın 28. maddesinin 2. fıkrasına göre aşırı yararlanmanın söz konusu olduğu bir sözleşmede zarar gören, sözleşmeyle bağlı olmaktan kurtulmak ya da oransızlığın giderilmesini sağlamak istiyorsa, bu hakkını düşüncesizlik veya deneyimsizliğini öğrendiği; zor durumda kalmada ise, bu durumun ortadan kalktığı tarihten başlayarak bir yıl ve her iki durumda da sözleşmenin kurulduğu tarihten başlayarak beş yıllık hak düşürücü süreler içinde kullanabilecektir. Maddenin 2. fıkrasında, bir yıllık sürenin sözleşmenin kurulduğu tarihten değil, öğrenme veya zor durumun ortadan kalktığı tarihten başlaması kabul edilmiştir. Ayrıca, zarar görenin sözleşmeyle bağlı olmama iradesini diğer tarafa açıklayabileceği beş yıllık azami (mutlak) bir süre öngörülmüş ve bu sürenin başlangıcı bütün durumlarda sözleşmenin kurulduğu tarih olarak benimsenmiştir (Turgut Uygur ; 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu Şerhi, Ankara 2013, C. 1, s. 325-326).
Edim ile karşı edim arasında bir oransızlık (nispetsizlik) bulunduğu, çok düşük olan karşı edim için, çok yüksek bir edim veya bunun aksine çok yüksek bir karşı edim için, düşük bir edim taahhüt olunduğu takdirde aşırı yararlanmadan (gabinden) söz edilir (Kenan Tunçomağ, Türk Borçlar Hukuku Genel Hükümler, C. 1, İstanbul, 1976, s. 380).
Ancak, edimler arasında mevcut olan her açık oransızlık aşırı yararlanmayı meydana getirmez. Zira sözleşme hukukunda geçerli olan irade özerkliği ve sözleşme özgürlüğü ilkeleri gereğince, taraflar sözleşmenin şartlarını dolayısıyla edim ve karşı edim arasındaki denge ve oranı diledikleri gibi kararlaştırabilirler. Kanun, bu konuda edimler arasında bulunması gereken denge ve oran hususunda objektif bir ölçü koymuş değildir. Yalnız, taraflardan biri karşı tarafın içinde bulunduğu zayıf durumdan yararlanarak onu sömürmek isteyebilir. İşte aşırı yararlanmadan bahsedebilmek için edim ve karşı edim arasındaki açık oransızlık, taraflardan birinin diğerinin içinde bulunduğu durumdan yararlanmak suretiyle gerçekleştirilmelidir. Kanun koyucu TBK'nın 28'inci maddesi düzenlemekle sözleşmede zayıf olan tarafa, edimler arasındaki değer ilişkisini gözden geçirme ve şartları gerçekleşmişse aşırı yararlanmaya dayanarak sözleşmeyi iptal etme ya da edimler arasındaki oransızlığın giderilmesini isteme imkânı vermiştir (...; Borçlar Hukuku Genel Hükümler, Ankara 2024, s.478).
Türk Hukuk Lûgatında da gabin (aşırı yararlanma); “Karşılıklı edimler içeren bir sözleşmede, edimler arasında açık bir orantısızlık varsa, bu oransızlık zarar görenin zor durumda kalmasından veya düşüncesizliğinden yararlanılarak gerçekleştiği takdirde zarar gören durumun özelliğine göre ya sözleşme ile bağlı olmadığını öbür tarafa bildirerek ediminin geri verilmesini ya da sözleşmeye bağlı kalarak edimler arasındaki oransızlığın giderilmesini isteyebilir. Zarar gören bu hakkını düşüncesizlik veya deneyimsizliği öğrendiği; zor durumda kalmada ise durumun ortadan kalkmasından başlayarak bir yıl içinde, her hâlde sözleşmenin kurulduğu tarihten başlayarak beş yıl içinde kullanabilir.” Şeklinde ifade edilmiştir (Türk Hukuk Lûgatı, Türk Hukuk Kurumu, Cilt I, Ankara 2021, s. 90).
Bu durumda aşırı yararlanma (gabin) durumunun varlığını kabul için gerekli koşullar iki tanedir. Bunlar edimler arasında aşırı oransızlık ve karşı yanın özel durumundan yararlanmadır. Şu hâlde, sadece aşırı oransızlık yetmez. Aşırı yararlanmada edimler arasındaki oransızlığın karşı yanın şahsında var olan durumların istismarından doğmuş olması gerekir.
Objektif unsur olarak edimler arasındaki aşırı oransızlık (nispetsizlik) aşikâr olmalı, işten anlayan herkesin gözüne çarpacak yükseklikte bulunmalıdır. Bu hususu saptarken hâkim, edimin sözleşmenin yapıldığı andaki objektif değerini esas almak zorundadır. Sübjektif unsur olarak aşırı oransızlığın (nispetsizliğin), karşı yanın özel durumundan bilerek yararlanma sonucu doğması gerekir. Karşı yanın özel durumu, onun darda kalması (müzayakası), hafifliği (hiffeti) veya tecrübesizliği hâlinde ortaya çıkar. Bu hâller yasada sınırlı olarak sayılmıştır. Öte yandan aşırı yararlanmanın varlığından söz edebilmek için darda kalma, hafiflik ve tecrübesizliğin birlikte bulunmasına gerek yoktur, bu hâllerden bir tanesinin gerçekleşmesi bile öbür koşullar da varsa yetişir (Kenan Tunçomağ, Türk Borçlar Hukuku Genel Hükümler, C. 1, İstanbul, 1976, s. 381-383).
Zarar görenin darda kalması hâli (müzayakası), zor durumda kalması, sıkıntılı olma parasızlık anlamındadır. Bu durum ekonomik (maddi) veya şahsi nedenlerden kaynaklanabilir. Gerçek kişiler gibi tüzel kişiler de zor durumda kalma hâlinde olabilirler. Kanun maddesinde amaçlanan düşüncesizlik (hiffet) bir kişinin genel karakter olarak hafif düşünce ve yapıda olmasını değil, somut olayda yapılan sözleşme yönünden özen göstermeme ve düşüncesizlik hâlini ifade eder. Bu itibarla zarar gören tarafın, belirli bir konuda eksik yetenekli olması veya uzağı görememesi, yaptığı sözleşmenin sonuçlarını gereği gibi düşünememesi TBK'nın 28. maddesi anlamında düşüncesizliktir. Tecrübesizlik (deneyimsizlik) zarar gören kişinin genel hayat ve iş tecrübelerindeki noksanlığını ifade eder. Burada sömürülen tarafın genel bir tecrübesizliği değil, sadece yapılan sözleşmeye ilişkin yeterli bilgi ve deney noksanlığı söz konusudur.
Diğer taraftan gabinden söz edebilmek için karşı tarafın, zarar görenin zor durumda kalmasından, düşüncesizliğinden ve tecrübesizliğinden bilerek yararlanmış olması, açık nispetsizliğin bu yararlanma başka bir ifadeyle sömürme kastı sonucu bulunması gerekir. Eğer taraf, bu zaaftan yararlanma fikriyle hareket etmemişse diğer unsurlar gerçekleşmiş olsa bile gabinden (aşırı yararlanmadan) söz edilemez. (Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun 2023/6-906 esas 2025/361 karar sayılı ilamı)
Somut olayda davacı, davalı .....Ltd.Şti'deki hisselerinin her bir sözleşme ile 80 adedini 8.000,00-TL bedelli, Kayseri 6. Noterliği'nin ... yevmiye ve .... tarihli ve yine Kayseri 6. Noterliği'nin ... yevmiye ve .... tarihli hisse devir sözleşmeleri ile davalılara ayrı ayrı devrettiğini, ancak edimler arasında açık orantısızlık bulunduğunu, davacının deneyimsizliğinden ve tecrübesizliğinden yararlanıldığını, gabinin şartlarının oluşması nedeniyle hisse devir sözleşmelerinin iptali talep etmiştir.
Davalı vekili davanın 1 yıllık hak düşürücü süre içerisinde açılmadığını ileri sürmüştür. Dava konusu hisse devrileri 03/02/2023 tarihinde yapılmış olup eldeki dava 24/06/2024 tarihinde açılmıştır. Davacı bu davada gabin ve aldatma hukuki sebeplerine dayandığından ve bu davalarda 1 yıllık hak düşürücü süre aldatma veya gabine uğradığının öğrenildiği tarihten başladığından bu hususun yargılama safhasında değerlendirilmesi gerekmiştir. Dinlenen tanık beyanları ve tüm dosya kapsamından davacının dava tarihinden önceki 1 yıldan daha eski bir tarihte bunu öğrendiği ispat edilemediğinden açılan davanın 1 yıllık hak düşürücü süre içerisinde açıldığı kabul edilmiş ve işin esastan incelenmesine geçilmiştir.
Dinlenen tanık beyanlarına göre davacının davalı şirkette dış ticaret ve muhasebe ile ilgilendiği, şirket faaliyetleri doğrultusunda kimi zaman yurt dışına gittiği, kendine ait şirketinin de bulunduğu, davacı ile davalılar arasında akrabalık ilişkisinin bulunduğu, bu nedenle şirketin mali durumunu bilebilecek durumda olduğu, davalı şirkette imalat yapılarak davacının şirketi olan .... Mobilya üzerinden ihracatın yapıldığı, davacıya şirketten ayrılması hususunda baskı yapıldığı beyan edilse de davacının kendisinin de basiretli tacir olduğu dikkate alındığında bu hususun gabinin hukuki sebebinin gerçekleşmesini sağlamayacağı, esasen davacının şirketteki hisselerini davalılara satmasının sebebinin, Irak ülkesine yapılan bir satışın parasının tahsil edilememesi nedeniyle ortaklar arasındaki anlaşmazlık çıkması olduğu, her ne kadar alınan bilirkişi kök ve ek raporunda davacının devrettiği 160 adet payın değerinin 258.315,62-TL olduğu hesap edilmiş, noter sözleşmesinde toplam 16.000,00-TL'ye devredildiği yazmakta ise de sadece edimler arasında aşırı orantısızlık bulunmasının (objektif şart) gabinin kabul edilebilmesi için yeterli olmadığı, ayrıca sübjektif şart olan bilgisizlik, tecrübesizlik veya zor durum içinde bulunma halinin de mevcut olması gerektiği, davacının davasında zor durum içerisinde olduğu yönünde bir iddiası bulunmayıp iddianın temelinin bilgisizlik ve tecrübesizlik olarak gösterildiği, ancak basiretli tacir olan davacının ortağı olduğu şirketin mali durumunu bilmemesinin somut delillerle ispat edilemediği, hele hele şirkette şirkette dış ticaret ve muhasebe ile uğraştığı nazara alındığında mutlaka bilmesi gerektiği, netice itibariyle davacının gabine dair iddialarını ispat eder nitelikte delil bulunmadığından gabinin şartlarının somut olayda oluşmadığı kanaatine varılmıştır.
Özel hukukta kişilerin irade özgürlüğüne sahip oldukları ve ancak kendi özgür iradeleriyle hak sahibi olup, borç altına girecekleri temel bir ilke olarak benimsemiştir. Bu temel ilkenin doğal sonucu olarak borçlar hukuku alanında sözleşme özgürlüğü ilkesi esastır. Bu ilke sayesinde kişiler özel borç ilişkilerini, hukuk düzeninin sınırları içerisinde yapacakları sözleşmelerle özgürce düzenleme olanağı bulmaktadır. Bu bağlamda kişilerin işlem (sözleşme) iradelerinin sağlıklı olması ve gerçek iradelerini yansıtması büyük önem taşımaktadır. Çünkü irade açıklaması, bir hukuki işlemin temel kurucu unsurudur.
Bu nedenle hukuki işlemin geçerli ve amacına uygun hukuki sonuç doğurabilmesi için o hukuki işlemi yapan kişi veya kişilerin sağlıklı bir şekilde oluşmuş iradelerinin bulunması ve yine bu iradelerinin istenilen hukuki sonuca uygun şekilde açıklanması gerekmektedir. Ancak çeşitli nedenlerle kişinin işlem iradesi oluşum ya da açıklama aşamasında sakatlanabilir. Bu sakatlık, iradenin özgür bir biçimde oluşmadığını veya gerçek iradeye uygun şekilde açıklanmadığını gösterir.
İrade beyanı, irade ve beyan unsurlarından oluşur. Bir sözleşme yapılırken taraflardan birinin işlem iradesinin oluşum veya beyanı aşamasında ortaya çıkan sakatlıklara irade bozukluğu denir (Fikret Eren, Borçlar Hukuku Genel Hükümler, 22. Basım, Ankara 2017, s. 392). İrade bozukluğu kavramının iki farklı yönü bulunmakta olup, bunlardan ilki iradenin henüz oluşum evresindeki sakatlık, diğeri ise iradenin açığa vurulması (beyanı-bildirimi) evresinde meydana gelen sakatlıktır. İrade bozukluğu hâlleri 6098 sayılı Kanun'da 30 ilâ 39. maddeleri arasında "yanılma", "aldatma" ve "korkutma" başlıkları altında düzenlenmiştir.
818 sayılı Borçlar Kanunu’nda olduğu gibi, 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu’nda da iradeyi sakatlayan haller konusunda yasal düzenlemelere gidilmiştir.
Bir hukuki işlemin ve bu kapsamda bir sözleşmenin kuruluşunda ortaya konulan iradelerin bozulmamış, bir diğer ifade ile fesada uğramamış olması gerekir. İradedeki bozulmanın, sözleşmenin diğer tarafının ya da üçüncü bir kimsenin aldatması (hilesi) sonucu ortaya çıkması hâlinde beyan sahibi, sözleşmeyle bağlı tutulamaz (818 s. eBK m.28; TBK m.36). Eren’e göre bir kimseyi bir irade beyanında bulunmaya, özellikle sözleşme yapmaya sevketmek için, onda kasten yanlış bir kanaat uyandırma veya esasen mevcut olan yanlış kanaati koruma ya da sürdürme fiiline aldatma denir (Eren, F.: Borçlar Hukuku Genel Hükümler, 22.b., Ankara 2017, s.414; aynı yönde Kocayusufpaşaoğlu, N./Hatemi, H./Serozan, R./Arpacı, A.: Borçlar Hukuku Genel Bölüm, C.I, 6.b., s.452; Oğuzman, M.K./Öz, M.T.: Borçlar Hukuku Genel Hükümler, 3.b., İstanbul 2000, s.93 vd.).
İradeyi bozan sebeplerden ilki olan aldatma (hile), TBK’nun 36. maddesinde düzenlenmiştir. Burada taraflardan birisinin, sözleşmeyi yapmak için aldatılması söz konusu olmaktadır. Diğer bir anlatımla sözleşmeyi yapan kişide kasten yanlış bir kanaat uyandırılmaktadır. Yanlış kanaat mevcut ise bu kez bu kanaati koruma veya sürdürme ortaya çıkmaktadır.
Aldatmayı oluşturan yanılma, bir saik yanılması olduğu gibi, sonuçları yönünden de genel yanılmadan, özellikle kusur ve tazminat yönünden ayrılmaktadır. Gerçekten, aldatmada aldatılanın yanılması, kendi kusuruna dayansa bile, sözleşmeyi iptal ettiği taktirde, bundan karşı taraf (aldatan) aleyhine doğan zararı tazmin borcu doğmaz. Aksine aldatanın kusuru, aldatılan lehine tazminat alacağı doğurabilir (Eren, s.413).
Aldatmanın olabilmesi için aldatma fiilinin, aldatma kastının ve sebep sonuç (illiyet bağı) ilişkisinin bulunması gerekir. İspat yükü ise aldatılan tarafa aittir.
Aldatma (hile) bir fiille gerçekleştirilebilir. Bu fiil aktif bir hareket olabileceği gibi pasif bir davranış, bir kaçınma hâli ya da susma da olabilir (Eren, s.415; Oğuzman/ Öz, s.94; Kocayusufpaşaoğlu/ Hatemi/ Serozan/ Arpacı, s.453). Aldatma fiili maddi bir vakıa niteliğindedir ve kanun koyucu, bu vakıanın senede bağlanmasının mümkün olmadığını öngörerek, ispat vasıtası olarak tanık deliline başvurulmasına cevaz vermiştir (HUMK m.293/5; HMK m.203/ç). Bu düzenleme, özellikle yazılı sözleşmeler bakımından, senede karşı senetle ispat kuralının (HUMK m.290; HMK m.201) önemli istisnalarından birisini oluşturmaktadır.
Somut olayda davacı, aldatma hukuki nedenine de dayanmıştır. Ancak tüm dosya kapsamı dikkate alındığında davacının kendisine ait şirketinin bulunması nedeniyle basiretli tacir olması, davalıların sözleşme görüşmeleri sırasında davacıyı şirketin mali durumu ile ilgili olarak yanılttıklarına dair bir delilin bulunmaması, davacının şirketteki konumu ve ticari tecrübesi nazara alındığında şirketteki payının yaklaşık değerini bilebilecek durumda olması, şirketin nereden alacağı olduğu, nereye borçlu olduğunun bilemeyecek bir durumda olmadığı, dinlenen tanıkların davacının aldatma iddiasını ispat eder görgüye dayalı bir beyanını bulunmadığı, davacı hisse devrinden hiçbir karşılık almadığı iddiasında ise de yazılı ve noter onaylı sözleşme ile devir karşılığı bedeli aldığını beyan ederek altını imzaladığı, netice itibariyle davacının aldatma iddiasını da ispat edemediği kanaatine varılmıştır.
Davacı açmış olduğu davada ödenmeyen kar payının da tahsilini talep etmiştir.
Limited Şirkette ortağın kar payı hakkı TTK 608. madde kapsamında " Kâr payı, sadece net dönem kârından ve bunun için ayrılmış yedek akçelerden dağıtılabilir. Kâr payı dağıtımına ancak, kanun ve şirket sözleşmesi uyarınca ayrılması gereken kanuni yedek akçelerle, şirket sözleşmesinde öngörülmüş yedek akçeler ayrıldığı takdirde karar verilebilir. Şirket sözleşmesi ile aksi öngörülmedikçe, kâr payı, esas sermaye payının itibarî değerine oranla hesaplanır; ayrıca yerine getirilen ek ödeme yükümlülüklerinin tutarı da kâr payının hesaplanmasında itibarî değere eklenir. Şirket genel kurulu, kanun ya da şirket sözleşmesinde öngörülmeyen veya öngörüleni aşan tutarlarda yedek akçelerin ayrılmalarına sadece; a) Zararların karşılanması için gerekliyse, b) Şirketin gelişimi için yatırım yapılması ihtiyacı ciddi bir şekilde ortaya konulmuşsa, bütün ortakların menfaati böyle bir yedek akçe ayrılmasını haklı gösteriyorsa ve bu hususlar şirket sözleşmesinde açıkça belirtilmişse, karar verebilir." düzenlenmektedir.
Kar payı istemi ortaklığın temel mali hakkıdır. Kar payı istem hakkı, ortağın ortak olmasına bağlı olarak meydana gelen feri bir haktır. Medeni kanun kapsamında medeni semere olarak da nitelendirilebilir. Her pay sahibinin, kanun ve esas sözleşme hükümlerine göre pay sahiplerine dağıtılmak için ayarlanan kazanca, payı oranında katılma hakkına sahiptir. Kar payı istem hakkı ortağın vazgeçilmez haklarındandır. ( Prof. Dr. Fatih Bilgili, Yrd. Doç. Dr. Ertan Demirkapı, Şirketler Hukuku, Ocak 2012, Bursa, s.257 ve 381.)
Somut olayda davacının şirket hissesini devretmekle şirket ortağı sıfatı kalmadığından kar payı talep etmekte de aktif husumet ehliyeti bulunmamaktadır. Öte yandan kar payı dağıtma kararı şirketin yetkili organına ait bir karar olduğundan mahkemeden kar payının dağıtılması yönünde talepte bulunulması da mümkün değildir. Açıklanan tüm bu sebeplerle açılan davanın reddine dair aşağıdaki hükmün tesisi uygun görülmüştür.
HÜKÜM : Gerekçesi yukarıda açıklandığı üzere;
1-Davanın REDDİNE,
2-492 sayılı Harçlar Kanunu'na ekli (1) sayılı tarife gereğince alınması gerekli 732,00-TL ilam harcından, tahsil edilen 427,60-TL peşin harcın mahsubuna, bakiye 304,40-TL harcın davacıdan tahsili ile hazineye gelir kaydına,
3-6325 sayılı Hukuk Uyuşmazlıklarında Arabuluculuk Kanunu 18/A-13. maddesi uyarınca ve Arabuluculuk Kanunu Yönetmeliği Tarife hükümleri uyarınca Adalet Bakanlığı bütçesinden ödenen 3.800,00-TL arabuluculuk ücretinin davacıdan tahsili ile hazineye gelir kaydına,
4-Davacı tarafın yaptığı yargılama giderlerinin üzerinde bırakılmasına,
5-Davalı ... Sanayi Ve Dış Ticaret Limited Şirketi'nin yaptığı 1.125,00-TL yargılama giderinin davacıdan alınarak bu davalıya verilmesine,
6-6100 sayılı HMK 120 ve 333. maddeleri gereğince taraflarca yatırılan gider avansının kalan kısmının kararın kesinleşmesi halinde tarafça numarası bildirilen veya bildirilecek hesaba, hesap numarası bildirilmediği takdirde adreslerine ödemeli olarak re'sen gönderilmesine,
7-Karar tarihinde yürürlükte bulunan AAÜT hükümleri uyarınca 45.000,00-TL vekalet ücretinin davacıdan tahsili ile kendisini vekille temsil eden davalılara ödenmesine,
Dair, taraf vekillerinin yüzlerine karşı gerekçeli kararın tebliğ tarihinden itibaren yasal iki haftalık süresi içerisinde Kayseri Bölge Adliye Mahkemesi'nde istinaf kanun yolu açık olmak üzere verilen karar açıkça okunup usulen anlatıldı. ...
Katip ....
e-imzalı
Hakim .....
e-imzalı
Full & Egal Universal Law Academy