T.C. KAYSERİ 1. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ
T.C.
KAYSERİ
1. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ
TÜRK MİLLETİ ADINA GEREKÇELİ KARAR
ESAS NO: ...
KARAR NO: ...
HAKİM: ... ...
KATİP: ... ...
DAVACI : ...
VEKİLİ: Av. ...
DAVALI:...
VEKİLİ: Av. ... - ...
DAVA: Tespit Davası
DAVA TARİHİ:...
KARAR TARİHİ: ...
KARAR YAZIM TARİHİ: ...
Mahkememize açılan davasının yapılan yargılaması sonucunda;
GEREĞİ DÜŞÜNÜLDÜ:
DAVA : Davacı vekili dava dilekçesinde özetle; Müvekkil ile davalı ... arasında Kayseri 10. Noterliği' nin 12.06.2017 tarih ve ... yevmiye numaralı Adi Ortaklığı Sözleşmesi ile aralarında ortaklık ilişkisi kurulduğunu, ortaklığın faaliyet konusu ise vestiyer, dolap, öğrenci sırası vb. ürünlerin üretimi ve pazarlamasından ibaret olduğunu, kurulan ortaklık ilişkisinde müvekkilinin mobilya ustası olması hasebiyle üretim biriminden sorumlu olacak, davalı ise muhasebeci olması hasebiyle işletmenin ön muhasebe, insan kaynakları ve personel alım ve işten çıkarılması gibi resmi ve idari işlerden sorumlu olacak şekilde yüzde elli paylaşım oranıyla ortaklık gerçekleşmiş ve bu çerçevede faaliyetler yürütüldüğünü, kurulan ortaklık ilişkisinde müvekkil ve davalının yapmış oldukları görev dağılımından dolayı müvekkil adi ortaklığın resmi işlemleri ile ilgilenmemiş ve ticari defterlerin tutulması, tasdiklenmesi, faturaların düzenlenmesi, vergi dairesine verilecek beyanname ve yapılacak bildirimler gibi tüm işlemler davalı tarafından takip edildiğini, müvekkilinin iş bölümü gereği üretim biriminde üzerine düşen sorumlulukları yerine getirirken davalıdan da aynı şekilde resmi işlemlerin usulüne uygun takip edildiğini düşünmekte ise de müvekkilinin vergi inceleme raporu ile öğrendiği üzere davalı tarafından farklı firmalara sahte faturalar düzenlenerek haksız menfaat elde ettiği tespit edildiğini, vergi inceleme raporunun akabinde ise vergi dairesi tarafından müvekkiline vergi zıya cezaları kesilerek müvekkil zarara uğratıldığını, müvekkilinin ekonomik olarak mümkün olmaması nedeniyle bu cezaları yapılandırmışsa da ödeyememiş ve eldeki davayı açma zorunluluğumuz doğduğunu, kesilen cezalar ve müvekkilinin ticari itibarının zedelenmesi sebebiyle müvekkilinin ticaret hayatı durma noktasına gelmiş ve en nihayetinde de ticari hayatı son bulduğunu, müvekkili halihazırda ticaret yapmak bir yana ailesinin geçimini zor sağladığını, adi ortaklık ilişkisinde ortaklardan birinin kendi kusuruyla diğer ortakları zarara uğratması durumunda kusuru ile zararın oluşmasına sebebiyet veren ortağın zararı tazmin etmesi gerektiğini, Yasal düzenleme ise TBK m. 626 “Ortaklar, kendilerinin veya üçüncü kişilerin menfaatine olarak, ortaklığın amacını engelleyici veya zarar verici işleri yapamazlar” ve TBK m.628/f.1 "Her ortak, ortaklık işlerinde kendi işlerinde olduğu ölçüde çaba ve özen göstermekle yükümlüdür." şeklinde olmakla ortakların ortaklığa karşı özen borcu olduğu düzenleme altına alınmıştır. TBK m.628/f.2 hükmü ise "Her ortak, diğerlerine karşı, kendi kusuruyla verdiği zararları, başka işlerde ortaklığa sağladığı menfaatlerle mahsup ettirme hakkı olmaksızın gidermekle yükümlüdür." şeklindedir. Kendi kusuruyla zararın oluşmasına sebep olan ortağın zararın tazmini ile mükellef olduğu öngörüldüğünü, nitekim müvekkili ile davalı arasında akdedilen adi ortaklık sözleşmesinin 11. Maddesinde işbu sözleşmede kayıt bulunmayan hallerde taraflar arasındaki ihtilaflarda Türk Borçlar Kanunu' nun uygulanacağı düzenleme altına alındığını, ayrıca ortakların ortaklığın zararına faaliyetleri yürütemeyeceğine ilişkin TBK m.626 hükmü ise "Ortaklar, kendilerinin veya üçüncü kişilerin menfaatine olarak, ortaklığın amacını engelleyici veya zarar verici işleri yapamazlar." şeklindedir. Davalı kendisine haksız menfaat elde etmek amacıyla sahte fatura düzenlemiş ve ortaklığa dolayısıyla da müvekkiline zarar verdiğini, davalı taraf kendi kusurlu hareketleri ile bu durumun oluşmasına sebep olduğunu, müvekkilinin uğramış olduğu zararın tespiti amacıyla Kayseri Vergi Dairesine müzekkere yazılmasını talep ettiklerini ayrıca Kayseri iline ilişkin vergi incelemelerinde Konya vergi müfettişlerinin görevlendirilmesi hasebiyle Vergi Denetim Kurulu Başkanlığı Konya Denetim Daire Başkanlığı' na müzekkere yazılarak müvekkili ve davalıya ait ... Vergi Kimlik Numaralı ... ve Ortağı isimli şahıs şirketine ait yürütülen tahkikat ve inceleme raporlarının dosya arasında alınabilmesi amacıyla müzekkere yazılmasını talep ettiklerini, Hazine ve Maliye Bakanlığı Vergi Denetim Kurulu Başkanlığı Konya Denetim Daire Başkanlığı 2023-(2010-4-264)/ 7 rapor sayılı Vergi ...' ın 01.03.2023 tarihli Vergi İnceleme Raporunun 9. Sayfası 4.4.2- Sahte Faturaların Bilerek Kullanılıp Kullanılmadığına Yönelik Yapılan Değerlendirme kısmının sonuç kısmında müvekkilin "sahte faturalarda yer alan emtiaları gerçekten aldığı, ve sahte faturaları bilmeden kullandığı" kanaati bildirilmiştir. Davalı ortak ... ise Vergi Dairesine konu ile ilgili görüşmeye dahi gelmediğini, sundukları irsaliyeli faturalar incelendiğinde ... Mobilya Ltd. Şti. için sık sık fatura düzenlendiği görüleceğini, müvekkili ve davalıya ait adi ortaklığın ... Mobilya Ltd. Şti. İsimli firma ile aralarında ticaret gerçekleşmiş olsa da faturada belirtilen rakamlar gerçeği yansıtmadığını, faturaların sol alt kısmında da davalının muhasebe- finans kısmıyla ilgilenen ve fatura düzenleyip teslim eden kişi olduğu gözüktüğünü, bu durumun tespiti için adi ortaklığın faal olduğu dönemde ... ve Ortağı adına kayıtlı QNB Finansbank ve Yapı Kredi Bankası' na müzekkere yazılarak 2018-2019 dönemine ait hesap dökümlerinin dosya arasına alınmasını talep ettiklerini, davalının müvekkiline karşı hukuka aykırı eylemlerinden dolayı hakkında yapmış oldukları ihbar neticesinde Kayseri Cumhuriyet Başsavcılığı 2022/32424 Sor. Numaralı dosyası ile soruşturma yürütüldüğünü ve dosya kapsamında sabit olduğu üzere vergi dairesine yazılan müzekkere neticesinde vergi inceleme raporunun tamamlanmaması hasebiyle müzekkereye olumsuz dönüş yapılmış ve nihayetinde takipsizlik kararı verildiğini, vergi müfettişinin inceleme raporunu tamamlaması akabinde CMK m.173/f.6 gereği yeni delilin ortaya çıkması sebebiyle soruşturmaya devam edilerek kamu davası açılması yönünde yapmış olduğumuz talep Kayseri 4. Sulh Ceza Hakimliği 2023/1126 D. İş sayılı kararı ile reddedildiğini, akabinde ise yeniden ihbar dilekçesi verilerek Kayseri Cumhuriyet Başsavcılığı 2022/32424 Sor. Numaralı dosyası ile soruşturma halihazırda devam etmektedir. (Dosyanın celbi taleplidir.) Dolayısıyla da davalının eylemleri aynı zamanda 6183 sayılı kanun kapsamında suç teşkil ettiğini, tüm bu nedenlerle ortaklık aleyhine kesilen cezalardan davalının haksız fiil kuralları çerçevesinde sorumluluğunun tespiti amacıyla eldeki dava açılmış olmakla Vergi Dairesi tarafından karar ile gelinmesi halinde müvekkil hakkındaki cezanın kaldırılabileceği beyan edildiğinden eldeki dava resmi kuruma bildirilmek maksadıyla açıldığını, davanın kabulünü, haksız fiil hükümleri çerçevesinde Kayseri Vergi Dairesi Başkanlığı Mimarsinan Vergi Dairesi Müdürlüğü tarafından 3340573236 vergi kimlik numaralı ... ve ortağı adına kesilen tüm cezalardan müvekkilin sorumsuzluğu ile davalının münferiden sorumluluğunun tespitine, yargılama giderleri ve vekalet ücretinin davalı taraf üzerinde bırakılmasına karar verilmesini " talep ve dava etmiştir.
CEVAP : Davalı vekili cevap dilekçesinde özetle; "öncelikle dosyada yatırılan harcın eksik olduğunun tespiti ile eksik harcın ikmaline ve borçtan kurtulma davası niteliği haiz huzurda dava dosyası için yasada belirtilen teminatın yatırılmadığını, mahkemece bu hususun tespit edilmesini, anılan teminat duruşma gününe kadar tamamı yatırılmamış ise, davanın reddi gerektiğini, öte yandan; huzurda dava her ne kadar Borçtan Kurtulma Davası olarak ikame edilmiş ise de; yasada sayılan koşulları taşımaması sebebi ile huzurda davanın borçtan kurtulma davası şeklinde ikame edilmesi hatalı olduğunu bu sebeple davanın usulden reddi gerektiğini, zira; davacı tarafın dava dilekçesi incelendiğinde huzurda ikame edilen davanın dayanağının icra takibine dayanmadığı, davanın dayanağının itirazın kaldırılmasına yönelik olmadığını bu durumda; İtirazı geçici olarak kaldırılan borçlu, borçlu olmadığına inanıyorsa aleyhine başlamış olan icra takibinin iptal edilmesini sağlamak için İ.İ.K M.69/2 uyarınca; “İtirazın muvakkaten kaldırılması kararının tefhim veya tebliğinden itibaren yedi gün içinde borçlu, takibin yapıldığı mahal veya alacaklının yerleşim yeri mahkemesinde borçtan kurtulma davası açabilir.” hükmü ve İ.İ.K M.69/3 uyarınca; “İtirazın muvakkaten kaldırılması kararının tefhim veya tebliğinden itibaren yedi gün içinde borçlu, takibin yapıldığı mahal veya alacaklının yerleşim yeri mahkemesinde borçtan kurtulma davası açabilir.” hükmü ile sabittir. Dolayısı ile; borçlu, itirazın geçici olarak kaldırılmasına karar verilmeden önce, genel mahkemede borçlu olmadığına ilişkin bir menfi tespit davası açmışsa, artık itirazın geçici olarak kaldırılması üzerine yedi gün içerisinde bir borçtan kurtulma davası açamayacağını, daha önce açılmış olan menfi tespit davası M.69/2 anlamında bir borçtan kurtulma davası yerine geçer ve icra takibi bu davanın sonuna kadar durmaya devam eder. Menfi tespit davasının, borçtan kurtulma davasına dönüşmesi için, davacının, mahkemenin kendisine vereceği uygun bir süre içerisinde asıl alacak üzerinden yüzde on beş teminatı (M.69/2) yatırması gerekir. Davacı bu süre içerisinde teminat yatırmazsa, menfi tespit davası borçtan kurtulma davasına dönüşmez. Davaya normal bir menfi tespit davası olarak devam edilir. Ayrıca; Borçlu, borçtan kurtulma davasını, itirazın geçici kaldırılması kararının kendisine tefhim veya tebliğinden itibaren yedi gün içinde açmalıdır. Borçlunun, borçtan kurtulma davası açabilmesi için, itirazın geçici kaldırılması kararının kesinleşmesi şart değildir. İtirazın geçici kaldırılması kararı hakkında kanun yoluna başvurulmuş olsa bile, borçtan kurtulma davasının, geçici kaldırma kararının borçluya tefhim veya tebliğden itibaren yedi gün içinde açılması gerekir. Bu yedi günlük süre hak düşürücü niteliktedir, bu nedenle mahkemece kendiliğinden gözetilir. Mahkeme, borçtan kurtulma davasının yedi günlük süresinden sonra açıldığını tespit ederse, bu nedenle davanın reddine karar vermemeli, bir ara kararı ile davanı teknik anlamda borçtan kurtulma davası olmadığını açıkladıktan sonra, davaya normal bir menfi tespit davası olarak devam etmelidir. Son olarak; Borçtan kurtulma davasının dinlenebilmesi için, genel dava şartlarından başka, özel bir dava şartı daha kabul edilmiştir. Borçtan kurtulma davasının dinlenebilmesi için borçlunun, ilk duruşma gününe kadar dava konusu alacağın yüzde on beşi oranında bir teminat göstermesi gerekir, AKSİ HALDE DAVA REDDEDİLİR. İ.İ.K M.69/2 uyarınca; “Bu davanın dinlenebilmesi için borçlunun dava konusu alacağın yüzde 15 ini ilk duruşma gününe kadar mahkeme veznesine nakden depo etmesi veya mahkemece kabul edilecek aynı değerde esham ve tahvilat veya banka teminat mektubu tevdi etmesi şarttır. Aksi takdirde dava reddolunur” şeklinde olup, huzurda davanın dinlenebilmesi için davacı tarafın gerekli teminatı yatırma şartının da yerine gelmesi gerektiğini, müvekkilinin huzurda dava konusu edilen vakıa sebebi ile alacaklı durumda olmadığından, huzurdaki dava dosyası açısından müvekkilinin taraf sıfatı bulunmadığını, zira; dava taraflar arasındaki bir alacak - borç ilişkisine yönelik olmadığını, açıklanan nedenlerle; huzurda davanın konusu bakımından bir alacağa veya bir icra takibine dayanmaması sebebi ile davanın Borçtan Kurtulma davası şeklinde devam edilmesinin mümkün olmaması, huzurda davanın herhangi bir icra takibine karşı itirazın kaldırılmasına yönelik olmaması, şayet herhangi bir icra takibine yönelik itirazın kaldırılmasına ilişkin bir dava ise, yukarıda belirttiğimiz yasal hüküm uyarınca teminatın tam olarak dava dosyasına yatırılmamış olması, huzurda davanın yine yukarıda belirttiğimiz yasal hüküm uyarınca süresinde ikame edilmemiş olması ve huzurda dava müvekkil ile davacı arasındaki bir borç ilişkisine dayanmaması sebebi ile müvekkilin huzurda davada taraf sıfatı haiz olmaması gerekçeleri sebebi ile usulden reddi gerektiğini, davacı taraf dava dilekçesi içeriğinde her ne kadar müvekkili ile aralarında düzenlenen adi ortaklık sözleşmesi ile müvekkilin şirketin muhasebe işlerinden münferiden sorumlu olduğuna yönelik iddianın kabulü mümkün değildir. Zira; taraflar arasında Kayseri 10. Noterliği nezdinde düzenlenen 12/06/2017 tarih, 19497 sayılı ADİ ORTAKLIK SÖZLEŞMESİ içeriğinde, davacı tarafın bu iddiasının gerçeğe aykırı olduğunu gösterdiğini, anılan Adi Ortaklık Sözleşmesi ile tarafların şirketin bütün iş ve işlemleri açısından müvekkilinin münferiden sorumluluğuna veya taraflar arasında görev ve yetki paylaşımına yönelik herhangi bir özel yetki verilmediğini, davacı tarafın soyut iddialarına itibar edilemeyeceğini, dolayısı ile; anılan adi ortaklığın aktif ve pasifleri açısından tarafların mütelselsilen sorumlu olduğunu, davacı tarafın somut ve hukuki dayanaktan yoksun iddialarının kabulü mümkün olmadığını, davalı tarafın tarafımızın beyanının aksine müvekkili aleyhine hukuki hiçbir delil sunamadığı nazara alındığında bu yöndeki iddiasını ispatlayamadığı alenen ortada olup, müvekkilinin münferit sorumlu olduğunun ispat yükü davacı tarafa ait olduğunu, anılan adi ortaklık şirketinin tüm muhasebe işlemlerini yürütmek üzere anılan ortaklık tarafından yetkilendirilmiş Yeminli SMMM mevcut olup, tutulan muhasebe kayıtları, defter ve belgeleri ile muhasebe işlemlerinden sorumlu olan yetkili SMMM mevcut olduğunu, dolayısı ile; davacı tarafın müvekkilinin şirketin muhasebe defterlerini tuttuğuna yönelik iddianın abesle iştigal olduğu anlaşılacağı gibi, sorumluluğun SMMM'ye ait olduğunu bu sebeple SMMM'nin dava dosyasına taraf olması gerekmekte olup, bu hususun mahkemece nazara alınmasını talep ettiklerini, anılan SMMM davacının yakın arkadaşı olup, davacının müvekkili ile kurduğu ortaklık dışındaki şirketlerinin de muhasebe kayıtlarını tuttuğu davacının eski şirketlerinden olan ... ve Ortakları ile ... Boya'nın da muhasebe kayıtlarını tutmuş olduğunu, davacının eski şirketi ... Boya ile huzurda dava konusu içeriğinde belirtilen müvekkili ile aralarında sahte fatura düzenlendiğine ilişkin iddia edilen ... Mobilya ile de daha önceki şirketleri sebebi ile davacının muhatap olduğu ... Mobilya ile aralarında yine aynı şekilde sahte faturaların bulunduğunu, müvekkilinin ortaklık kurulmadan evvel Şarkışla da ikamet etmekte ve anılan hiç kimseyi yakından tanımadığını ortaklık kurulduktan sonra davacı Kayseri'de daha evvelden de ticari işler yapması sebebi ile çevresi geniş olduğundan ortaklığın aldığı ve alacağı işleri kendisi belirlemiş, görüşmeleri yapmış, müvekkilinin ise şirkette işçi gibi çalışmış, şirketten satılan malların kamyonetle teslimat işlemleri gerçekleştirmiş, teslim irsaliyeleri verdiğini, davacı tarafın iddiasının aksine müvekkilinin teslim irsaliyelerini düzenlemesi faturaları da düzenlediği anlamına gelmediğini, müvekkilinin şirketteki mali konuları bilmemesi sebebi ile müdahale etme fırsatı olmamış, daha çok ürün teslim vb. Gibi işleri yaptığını, Şayet ... Mobilya ile müvekkilin ortak bulunduğu şirket arasında sahte fatura düzenlemesi gerçekleşmiş ise de sahte faturayı düzenleyenin davacı olduğunu, zira; daha evvelden işlettiği işletme ile ... Mobilya ile davacının bizzat kendisi tanışmakta, daha evvelden de münasebetleri bulunduğunu, davacı taraf huzurda davayı haksız kazanç elde etmek amacı ile kötü niyetle ikame ettiğini, bu sebepler ile; davacının müvekkilinin ortaklığı bulunmayan yukarıda adını zikrettikleri diğer şirketleri ile ... Mobilya ile yapılan ticaretleri sebebi ile Vergi Tekniği Raporu düzenlenip düzenlenmediğinin vergi dairesine sorulması gerektiğini, davanın usulden reddine, mahkemeniz aksi kanaatte ise davacı tarafın gerekli teminatı dosyaya yatırmadığının tespiti ile, teminat bedelinin tamamlanmasına ve eksik harcın tamamlanmasına, davanın reddini, tüm yargılama giderlerinin davacı tarafın üzerinde bırakılmasına karar verilmesini " talep etmiştir.
DELİLLER:Mahkememizce taraf teşkili sağlanmış davanın taraflarına delillerini ibraz etme olanağı tanınmış uyuşmazlığın çözümü için gereken bütün deliller toplanmıştır.
Mahkememizce verilen 07/11/2024 tarih ...esas ... karar sayılı görevsizlik kararının kesinleşmesi ile dosyanın Kayseri 1. Asliye Hukuk Mahkemesinin ... esas sırasına kaydı yapılmış, mahkemece verilen karşı görevsizlik kararı neticesinde merci tayini bakımından dosyanın istinafa gönderilmiş, Kayseri Bölge Adliye Mahkemesi 1. Hukuk Dairesi'nin 13/03/2025 tarih ...esas ... karar sayılı ilamı ile mahkememizin görevli olduğuna karar verilmekle dosyanın mahkememizin ... esas sırasına kaydı yapılmış ve yargılamasına iş bu esas üzerinden devam edilmiştir.
DELİLLERİN DEĞERLENDİRİLMESİ, YARGILAMA VE GEREKÇE:
Davacı vekili dava dilekçesinde özetle; davalı ile adi ortaklık kurduğunu, davalının usulsüz işlemler yaptığından bahisle adi ortaklığa kesilen tüm cezalardan davacının sorumsuzluğunu ve davalının sorumlu olduğunun tespitini dilemiştir.
Davalı ise davacı ile adi ortaklık kurulduğu iddiaları kabul etmiştir. Uyuşmazlığın çözümü için adi ortaklık sözleşmesinin ve yasal düzenlemelerin irdelenmesinde fayda vardır.
TBK’nın 620. maddesine göre adi ortaklık sözleşmesi, iki ya da daha fazla kişinin emeklerini ve mallarını ortak bir amaca erişmek üzere birleştirmeyi üstlendikleri sözleşmedir. Madde hükmünde açıklandığı gibi adi ortaklık bir sözleşme türüdür. Bu sözleşmede başlıca beş unsur vardır. Bunlardan ilki sözleşme, ikincisi şahıslar, üçüncüsü ortakların katılma payları, dördüncüsü ortak amaç ve sonuncusu da bu ortak amacın gerçekleştirilmesidir (Yalman, M./ Taylan, E.: Adi Ortaklık, Ankara 1976, s. 18).
Ortaklık ilişkisinin kurulabilmesi için iki ya da daha çok kişinin iradelerinin birleşmesi gerekir. Gerçek ya da tüzel kişiler ortak olabilirler. Ortaklık, katılanların karşılıklı ve birbirine uygun irade açıklamalarıyla kurulur ve bir borçlar hukuku sözleşmesidir. Ancak bu sözleşme ile tüzel kişiliği olmayan bir kişi birliği oluşmaktadır.
Adi ortaklığın unsurlarından olan katılma payının çeşidini ve kapsamını belirlemede ortaklar serbest olup, katılma payına kısaca sermaye denir.
Katılım payı unsuruna ilişkin düzenlemenin yer aldığı TBK'nın 621. maddesinin 1. fıkrasına göre her ortak, para, alacak veya başka bir mal ya da emek olarak, ortaklığa bir katılım payı koymakla yükümlü olup, anılan Kanunun 638. maddesinin 1. fıkrasına göre de ortaklık için edinilen veya ortaklığa devredilen şeyler, alacaklar ve ayni haklar, ortaklık sözleşmesi çerçevesinde el birliği hâlinde bütün ortaklara ait olur. Dikkat edilirse bu durumda ortakların kendi mal varlıklarından bağımsız, el birliğiyle malik oldukları özel bir mamelek olarak ortaklık mameleki ile karşılaşıyoruz. Kaldı ki 818 sayılı Borçlar Kanunu (BK)’nun 534 c. 2. (6098 sayılı TBK'nın 638/1. m.) gereğince, ortağın şahsi alacaklısının ortaklık mal varlığına değil de, ortağın ancak tasfiye payına yönelebilmesi de ortaklığın aslında bir mal varlığı olduğunu göstermektedir. Yine böyle bir ortaklık mamelekinin mevcut olduğu BK'nın 538 vd. (6098 sayılı TBK'nın 642 vd) düzenlenen tasfiyeye ilişkin ilkelerden de açıkça ortaya çıkmaktadır (Şener, O.H.: Adi Ortaklık, Ankara 2008, s. 179).
El birliği (iştirak) hâlinde mülkiyet, yasa veya yasada belirtilen sözleşmeler uyarınca aralarında ortaklık bağı bulunan kişilerin, bu ortaklık nedeniyle bir mala veya hakka birlikte malik olma durumudur. 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu (TMK)’nun 701–703. maddelerinde düzenlenen el birliği mülkiyetinin (ortaklığının) tüzel kişiliği olmadığı gibi ortaklardan her birinin doğrudan doğruya bir hakkı da bulunmamaktadır. Mülkiyet, bir bütün olarak ortakların hepsine aittir. El birliği (iştirak) hâlinde mülkiyet türünde malikler, mülkiyet payları ayrılmadığından paydaş değil, ortaktır. Bu ilke TMK’nın 701. maddesinde “...Kanun ve kanunda öngörülen sözleşmeler uyarınca oluşan topluluk dolayısıyla mallara birlikte malik olanların mülkiyeti, el birliği mülkiyetidir. El birliği mülkiyetinde ortakların belirlenmiş payları olmayıp her birinin hakkı, ortaklığa giren malların tamamına yaygındır...” biçiminde yer almıştır.
Adi ortaklıkta ortakların sorumluluğu ise TBK’nın 638. maddesinde düzenlenmiş olup, maddede ikili bir ayrım yapılmıştır. Adi ortaklığın alacaklısı ile ortaklardan birinin kişisel alacaklısı farklı olduğundan bu durum kanunda da ayrı ayrı düzenlenmiştir. TBK'nın 638. maddesinin 2. fıkrası "Ortaklık sözleşmesinde aksine bir hüküm bulunmadıkça, bir ortağın alacaklıları, haklarını ancak o ortağın tasfiyedeki payı üzerinde kullanabilirler", 3. fıkrası ise "Ortaklar, birlikte veya bir temsilci aracılığı ile, bir üçüncü kişiye karşı, ortaklık ilişkisi çerçevesinde üstlendikleri borçlardan, aksi kararlaştırılmamışsa müteselsilen sorumlu olurlar" hükmünü içermektedir.
Adi ortakların, ortaklık çerçevesinde borçlanmaları TBK’nın 638. maddesinin 3. fıkrasında düzenlenmiştir. Her bir ortak ortaklık ilişkisi çerçevesinde üstlendikleri borçtan şahsen, sınırsız ve müteselsilen sorumludur. Bunun aksi de kararlaştırılabilir. Müteselsil sorumluluğun bulunduğu durumda ise TBK'nın 163. maddesinin 1. fıkrası gereğince alacaklı, borcun tamamının veya bir kısmının ifasını dilerse borçluların hepsinden, dilerse yalnız birinden isteyebilir. Bunun sonucu olarak adi ortaklığın alacaklısı alacağını doğrudan ortaklardan da isteyebilir. Bu durumda adi ortaklığın alacaklısının sadece ortağın tasfiye payına gidebileceği anlamı çıkmamaktadır. Aksinin kabulü müteselsil sorumluluk hükümlerine aykırı olur.
Tespit davası, kendine özgü davalardan olup dava sonucunda istihsal edilecek ilamın icra ve infaz kabiliyeti bulunmamaktadır. Bunun doğal sonucu olarak da bu davaların uygulama alanı sınırlıdır. Bilindiği üzere, tespit davalarının görülebilmesi için güncel hukuki yararın bulunması (6100 s.lı HMK mad. 106/2) ve dava sonuçlanıncaya kadar da güncelliğini kaybetmemesi gerekir. Tespit davaları eda davalarının öncüsüdür, bu nedenle eda davası açılmasının mümkün olduğu hallerde, tespit davası açılmasında hukuki yararın bulunmadığı kabul edilmektedir. Hukuki yararın bulunması dava şartı olup, yargılamanın her aşamasında taraflarca ileri sürülebileceği gibi, hakim tarafından da re'sen gözetilir. Hukuki yararın bulunmadığının tespiti halinde davanın, dava şartı yokluğu gerekçesiyle usulden reddine karar verilmelidir (HMK mad. 114/1-h, 115).
6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun (6100 sayılı Kanun) 114 üncü maddesinde dava şartları düzenlenmiş olup bu maddenin birinci fıkrasının (h) bendinde "Davacının, dava açmakta hukuki yararının bulunması" dava şartları arasında sayılmıştır. Medeni usul hukukunda hukuki yarar, mahkemede bir davanın açılabilmesi için, davacının bu davayı açmakta ve mahkemeden hukuksal korunma istemekte bir çıkarının bulunması gerektiğine işaret eder. Davacının davayı açtığı tarih itibariyle dava açmakta hukuk kuralları tarafından haklı bulunan (korunan) bir yararı olmalı, hakkını elde edebilmesi için mahkeme kararına ihtiyacı bulunmalıdır. Yine bu yararın "hukuki ve meşru", "doğrudan ve kişisel", "doğmuş ve güncel" olması da gerekir (Emel Hanağası, Davada Menfaat, Ankara 2009, s.135). Öte yandan dava açılmasında olduğu gibi, mahkemeye yapılan her talep için, talepte bulunanın hukuki yararının varlığı şarttır. Aksi hâlde mahkeme, böyle bir talebi inceleyip yerine getiremez (Baki, Kuru : Medenî Usul Hukuku El Kitabı, Cilt 1, Ankara 2020, s. 390). Gelinen bu noktada belirtilmelidir ki; kanun yolu davanın taraflarına tanınan bir hukuki yol olarak bununla yanlış olan kararların (daha doğrusu yanlış olduğu iddia edilen kararların) tekrar incelenmesi ve değiştirilmesine imkân sağlamaktadır.
Somut olayda, adi ortaklık adına yapılan işlemlerden kaynaklı borcun tamamının veya bir kısmının ifasını dilerse borçluların hepsinden, dilerse yalnız birinden isteyebileceğinden davacının üçüncü kişileri bağlayacak şekilde hüküm tesis edecek tespit talep etmesi mümkün olmadığından hukuki yarara ait dava şartı yokluğundan davanın reddine karar verilmiştir.
HÜKÜM: Yukarıda açıklanan nedenler ile;
1-Davacının davasının hukuki yarara ilişkin dava şartı yokluğu nedeniyle reddine,
2-492 sayılı Harçlar Kanunu'na ekli (1) sayılı tarife gereğince; alınması gereken 615,40-TL harcın davacı tarafından peşin yatırılan 427,60-TL harçtan mahsubu ile bakiye 187,80-TL'nın davacıdan alınarak Hazine'ye gelir kaydına,
3-Davacı tarafından yapılan tüm yargılama giderlerinin ve yargılama harçlarının kararın mahiyeti gereği davacı taraf üzerine bırakılmasına,
4-Davalı tarafından yapılan herhangi bir yargılama gideri bulunmadığından bu konuda mahkememizce herhangi bir karar verilmesine yer olmadığına,
5-Davalı kendisini vekil ile temsil ettirdiğinden karar tarihinde yürürlükte bulunan A.A.Ü.T.'nin 13/2 maddesi uyarınca hesap edilen 100,00-TL vekalet ücretinin davacıdan alınarak davalıya verilmesine,
6-6100 sayılı HMK 120 ve 333. maddeleri gereğince taraflarca yatırılan gider avansının kalan kısmının kararın kesinleşmesi halinde tarafça numarası bildirilen veya bildirilecek hesaba, hesap numarası bildirilmediği takdirde adreslerine ödemeli olarak re'sen gönderilmesine,
7-Bölge Adliye ve Adli Yargı İlk Derece Mahkemeleri ile Cumhuriyet Başsavcılıkları İdari ve Yazı İşlerinin Yürütülmesine Dair Yönetmeliğin 203. maddesi uyarınca dosyanın tarih ve işlem sırasına düzenlenip dizi listesine bağlanmasına, Yazı İşleri Müdürü tarafından kontrolü yapıldıktan sonra İstinafa gönderilmesine veya arşive kaldırılmasına,
Dair, davacı vekili yüzüne karşı, davalı vekilinin yokluğunda, gerekçeli kararın tebliğinden itibaren HMK'nın 341/1. maddesi uyarınca 2 haftalık yasal süre içinde Kayseri Bölge Adliye Mahkemesi nezdinde istinaf kanun yolu açık olmak üzere verilen karar açıkça okunup, usulen anlatıldı. 22/05/2025
Katip ...
e-imzalıdır
Hakim ...
e-imzalıdır