T.C. KAYSERİ 2. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ
T.C.
KAYSERİ TÜRK MİLLETİ ADINA
2. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ GEREKÇELİ KARAR
ESAS NO: Esas
KARAR NO:
HAKİM: ... ...
KATİP: ... ...
DAVACI :... - ...
VEKİLİ:Av. ... - [15363-63449-65995] UETS
DAVALI :... - ...
VEKİLLERİ: Av. ... - [16375-73770-08765] UETS
Av. ... - [15961-69584-29445] UETS
Av. ... - [16265-62371-61923] UETS
Av. ... - [16439-34284-90618] UETS
Av. ... - [16447-44685-67442] UETS
DAVA:Ticari Bankacılık İşlemlerinden Kaynaklanan Davalar (Tazminat)
DAVA TARİHİ: 27/12/2024
KARAR TARİHİ: 28/05/2025
KARAR YAZIM TARİHİ:02/06/2025
Mahkememizde görülmekte olan Ticari Bankacılık İşlemlerinden Kaynaklanan Davalar (Tazminat) davasının yapılan açık yargılaması sonunda;
GEREĞİ DÜŞÜNÜLDÜ:
DAVA: Davacı vekilinin dava dilekçesinde özetle; Davacı firma müdürü ...’in 2008 yılında gurbetçi olarak çalıştığı Almanya'dan Amasya'ya inşaat projeleri yapmak için geldiğini, davacının müteahhitlik yapmakta ve ticari işlemlerini bankalar üzerinden sağlamakta olduğunu, 2010 yılında T.C. Ziraat Bankası Amasya Göynücek şubesinde müdür yardımcısı olan ... daha önce tanıdığı kişileri, eşini, suç ortaklarını davacı firma yetkilisinin yanına getirmek suretiyle, onlara daire satışı yapılmasını bunun karşılığında, davacıya çek karnesi ve ticari kredi çıkarttıracağını söyleyerek davacı şirket yetkilisini yanıltmış olduğunu, daha doğrusu, Türkiye'de Almanya'dan gelen kişi olarak Türkiye'deki ticari kredisinin yükseltilmesi için banka ile çalışmasını ve bu sayede kredisinin yükseltilebileceğini söyleyerek davacıya bu duruma inandırmış ve dolandırmış olduğunu, davacının da bunu kendisine vaad eden kişinin kamu bankası T.C. Ziraat Bankası'nın müdür yardımcısı olması nedeniyle güvenmiş olduğunu, davacı yüklenici olup, Ziraat Bankası müdür yardımcısı ...'un kendisine yönlendirdiği ..ı ve ....'ya Amasya Merkez Hızırpaşa mahallesi 406 ada parsel 1 'de tapuya kayıtlı bulunan 3 adet konut ve 2 adet dükkanı arsa sahibesi ... aracılığıyla satmış olduğunu ancak banka müdür yardımcısı bu taşınmazlarının kimini eşi kimini işbirliği yaptığı kişilere bedelsiz olarak üzerlerine geçirmiş ve satış bedellerini veya başka bankalar üzerinden kullandırılan kredilerini hiçbir zaman davacıya ödememiş olduğunu, bu satışlar tamamen davalı kurum müdür yardımcısının vermiş olduğu güven üzerine gerçekleşmiş olduğunu, davalı kurum müdür yardımcısı, tanıdık ve akrabası olan bu kişilere usulsüz şekilde bankalardan kredi kullandırmış olduğunu, buna ilişkin olarak davalının da kendileri gibi katılan olarak yer aldığı Amasya 1. Ağır Ceza Mahkemesi ...lı dosyası üzerinden yargılama yapılmış olup davalı banka müdür yardımcısı bu dosyadan bankayı zarara uğratmaktan ceza almış olup; dosyanın şu an istinaf aşamasında olduğunu, bu kişilerin davacının yüklenici olarak imal ettiği Amasya Merkez Hızırpaşa mahallesi 406 ada 1 parsel adresinde bulunan konut ve dükkanları bedelsiz olarak üzerlerine geçirdikten sonra bankalara teminat olarak gösterip kredi kullanıp bunları da ödememiş olduklarını, yine davacının yükleniciliğini yaptığı Arzu Demirel tarafından davacının hakedişleri olan dükkan ve taşınmazlarda bu suretle elden çıkmış olduğunu, bütün bu işlemler davalı kurumun dikkat ve özensizliği sebebiyle davalı banka müdür yardımcısı ... tarafından gerçekleştirilmiş olduğunu, Yusuf'un getirdiği kişiler çocukluk arkadaşı, iş ortağı, onun eşi, kendi eşi olmakla kendisine yakın olan kişileri davacıya getirmiş olup daha sonrasında da davacıda bir güven kuruluşu olan "banka aracı kılınmak suretiyle" dolandırarak mağdur etmiş olduğunu, bankaların sahip oldukları vasıfları sebebiyle bankacılık işlemlerinin güvenilen tarafı konumunda olup bu durum, bankaların bir güven kurumu olarak kabul edilmesini ve bankanın sorumluluğunun özel güven sebebiyle ağırlaştırılmasını gerektiğini, Bankalar, ağırlaştırılmış sorumluluğun bir gereği olarak objektif özen yükümlülüğü altında bulunmakta olup, buna karşılık hafif kusurlarından dahi sorumlu olduğunu, Banka müdürü ve yardımcısı, bankanın sınırlı yetkili temsilcisi ve çalışanı konumunda olduğunu, temsil ilişkisi bakımından değerlendirildiğinde temsil yetkisini kullanarak işlem yapan banka müdür yardımcısının işlemini; servis yetkilisi ve banka müdürü de onaylamış olduğunu, aynı zamanda banka müdürü ve yardımcısı, bankanın ifa yardımcısı konumunda olduğunu, banka, çalışanı konumundaki müdür yardımcısının haksız fiili açısından adam çalıştıran konumunda olduğundan; bankanın kusursuz sorumluluğundan bahsedilmekte olduğunu, Banka müdür yardımcısı, bankanın Disiplin Kurulu'nun 26/01/2012-21 tarih ve sayılı kararında banka müşterisi ....'ın hesabından 25/08/2006 tarihinde ".... kullanıcı parafıyla para çekmiş ve 04/08/2006 tarihinde aynı müşterinin aynı hesabında yine müşteri yerine imza atarak borçlandırmış olduğunu, Banka tarafından bu usulsüzlükler üzerine ... hakkında görevinden uzaklaştırma kararı verilmiş ancak daha sonra yine müdür yardımcısı olarak davalı yanında çalıştırılmaya devam etmiş olduğunu, Bankanın eski personelinin Amasya Suluova ilçesinde çalıştığı dönemde banka müşterisi ... adına 12/04/2010 tarihinde kredi çekmiş olduğunu, daha sonra banka müdürü ..bu işte bir usulsüzlük olduğunu düşünerek banka müşterisi Nuri'yi arayarak bu krediyi kullanıp kullanmadığını sormuş olduğunu, bunun ardından banka müdür yardımcısı ....idari soruşturma ve teftiş geçirmiş olduğunu, ... bu sürede de çalışmaya devam ettiğini, 2011 Yılına gelindiğinde de davacıyı dolandırmış olduğunu, suçun işlendiği tarihte 10.000,00 TL'yi geçen işlemlerde servis yetkilisi, müdür ve müdür yardımcısı işleme onay vermekte olduğunu, davalı kurumun müdür yardımcısı ....n yaptığı bu usulsüz işlemleri servis yetkilisi ve müdür onaylamış olduğunu, burada güven kurumu olan bankanın birden fazla çalışanının ve kurumun kusuru olduğu açık olduğunu, Amasya 1. Ağır Ceza Mahkemesi .... Sayılı dosyanın 07/06/2024 tarihli duruşmasında dinlenen sanık ... ifadesinde "Şahıs bankada müdür odasında müdür olarak oturuyordu. Bir güven ortamı vardı."; sanık ..."... Ancak Yusuf ben banka müdürüyüm burada yetkiler ben de bir şey olmaz dedi." şeklinde beyanlarda bulunmuş olduğunu, bu beyanları ile bankanın güven kurumu olduğunu, banka müdür yardımcısını hak ve yetkilerinin ne kadar geniş olduğu ile övündüğü, bütün işleri kendisinin yürüttüğünü, usulsüz işlemlere karşı bir şey olmayacağını çünkü kendisinin müdür olduğunu söyleyerek; kamu bankasının güvenini kullanarak insanları kandırdığı açıkça ortada olduğunu, davacının davalı kurum tarafından maddi olarak ağır zarara uğramış olduğunu, davacı, sırf Amasya'daki projeleri için Almanya'dan Türkiye'ye gelmiş olduğunu, davacının almış olduğu risk ve bu işe yapmış olduğu yatırımın büyüklüğünün ortada olduğunu, davacının Amasya ilinde yapmış olduğu satışlardan elde edeceği kazanca güvenerek, satış tarihinde İstanbul ilinde birçok iş almış ve risk altına girmiş olduğunu, davacı, bu satışlardan gelir elde edemediği için ekonomik olarak çok büyük sıkıntılara girdiğini, öyle ki davacı satış bedelini alamadığı için; borçları nedeniyle temerrüde düşmüş, muhtemel kazançları engellenmiş, bir kısım borçlarını ödeyemediği için İstanbul'daki anlaşması, başkaca diğer anlaşmaları feshedilerek mal varlığında azalma yaşamış ve acz hale düşmüş olduğunu, bu aşamadan sonra davacının işleri teker teker bozulmuş, birçok kişi davacı ile iş yapmaktan vazgeçmiş bir süre sonra davacının hiç iş yapamaz hale gelmiş olduğunu, zira bu taşınmazların satış bedeli kendisine ödenmiş olsa idi davacı şirketin bütün anlaşmalarını ifa edecek, projeleri yolunda gidecek, ticaret hayatı sekteye uğramayacak ve davacı şirket şu anki ekonomik durumundan kat kat daha iyi durumda olacak ve şirketini büyütecek olduğunu ancak davacının, davalı kurum yüzünden yaşamış olduğu zarar sebebiyle artık sadece tabela şirketi haline gelmiş olduğunu, burada bankanın kusuru sebebiyle davacı şirketin para borcunun zamanında ifa edilememesinden kaynaklı olarak artık temerrüt faizi ile karşılanamayacak büyük bir munzam zararı olduğunu, davacının ticaret hayatının büyük zarar gördüğü ve bitme noktasına geldiğini, davacının Türkiye'deki işlerinin bozulması, hiçbir gelir kaynağının kalmaması nedeniyle davacı şirketin piyasada güven kaybına uğramış olduğunu, davacının dolandırılmasının üzerinden uzun yıllar geçmiş olup; bu süre zarfında ülkemizdeki enflasyonist ortam, kur, paranın değerindeki düşüş vb. sebeplerle davacı şirketin şahsen ve somut olarak birçok zarara uğramış hatta zararı katlanarak artmış olduğunu, davacının elde etmesi mümkün paranın bir kısmı ile işine taşınmaz alımına bir kısmını da vadeli mevduat, dolar, altın, avro gibi yatırım araçlarına yatırma planları olduğunu, öncelikle temerrüt tarihindeki enflasyon verilerini gösterir TEFE, TÜFE-ÜFE oranları, bankalardan mevduat faiz oranları, döviz kurları, devlet tahvil faiz oranları ve diğer yatırım araçları ile ilgili bilgiler resmî kurumlardan sorulup tespit edilmesi gerekmekte olduğunu, davacının elde edemediği alacağın tahsil edilip temerrüt tarihi itibariyle bir kısmının işine yatırması halinde elde edeceği kazançlar, şirketin ekonomik durumunun şu an ne olacağının hesaplanması; bir kısmını da bu yatırım araçlarından oluşacak sepete yatırılması halinde tahsil tarihlerinde ulaşabileceği miktarın hesaplanması gerekmekte olduğunu, TBK 117. maddesi gereğince haksız fiil halinde bir borcun borçlusu haksız fiilin gerçekleştiği andan itibaren temerrüde düşmüş olacağını, TBK 118. maddesi gereğince temerrüde düşen borçlu ise, temerrüde düşmekte kusuru olmadığını ispat etmedikçe, borcun geç ifasından dolayı alacaklının uğradığı zararları gidermek zorunda olduğunu, bu zorundalığın kanundan doğmakta olduğunu, TBK 122. maddesinde ise munzam (aşkın) zarara ilişkin düzenleme mevcut olduğunu, davacı şirketin, yukarıda bahsi geçen temerrüt faizini aşan bir zarara uğramış olup davalı kurumun bu durumda kusurunun olduğu açıkça ortada olduğundan; davalı kurum oluşan zarardan sorumlu olacağını, TBK. md. 122/I gereğince “borçlu kendisinin hiçbir kusuru bulunmadığını ispat etmedikçe” faizi aşan zararı da tazmin etmekle yükümlü olduğunu, kusurun derecesi ise sorumluluğun doğması bakımından önemli olmadığını; borçlunun her türlü kusurundan sorumlu olduğunu, borçlu hafif ihmali sonucunda temerrüde düşmüş olsa bile temerrüt sebebiyle doğan ve faizle karşılanamayan munzam zararı tazmin etmek zorunda kalacağını, işbu maddenin alacaklı yararına bir kusur karinesini kabul etmiş olduğunu, munzam zararın varlığı için borçlunun mütemerrit olması, borçlunun temerrüdü ile aşkın zararı arasında nedensellik bağı bulunması, temerrüt faizi ile karşılanmayan bir zararın bulunması ve borçlunun zararın doğmasında kusurlu olması koşullarının birlikte mevcut olması zorunlu olduğunu, davaya konu olayda munzam zarar için gereken bütün şartların sağlanmış olduğunu, AYM’nin 21/12/2017 tarihli ve 2014/2267 başvuru numaralı kararının dikkate alınması gerektiğini, kararda paranın değer kaybı yüzünden munzam zararın tazmininin istenebilmesi için somut olarak zararın ispatını arayan anlayış aşırı bir külfet olarak nitelendirilmiş olduğunu, Yar. 15. H.D.'nin 6.12.2018 tarihli ve E. 2018/3765 K. 2018/4907 sayılı kararının bu kapsamda dikkate alınması gerektiğini, Yar. 15. H.D. 25.4.2018 t. ve E. 2017/2736 K. 2018/1742 sayılı; Yar. 15. H.D. 28.11.2018 tarihli ve E. 2018/3499 K. 2018/4739 kararının da belirtilen hususları desteklemekte olduğunu, söz konusu kararlar gereğince, gecikme halinde temerrüt faizi ile karşılanamayan zarar karine olarak var kabul edilmeli ve söz konusu fiilî karinenin aksini ispat külfeti borçluya ait olması gerektiğini, borçlunun bu külfeti yerine getiremediği takdirde ise munzam zararı tazmin etmek zorunda olduğunu, HMK md. 187/2 "Herkesçe bilinen vakıalarla, ikrar edilmiş vakıalar çekişmeli sayılmaz." şeklinde olduğunu, buna göre, herkesçe bilinen (maruf ve meşhur olan) vakıalar çekişmeli sayılmayacağını, buradan hareketle, enflasyonist ekonominin olumsuz etki ve sonuçlarının da bilinen vakıalar olduğu ve bunların ispatlanmasının gerekmediğinin de ortada olduğunu, YHGK'nun 19.6.2002 tarihli ve E. 2001/13-569 K. 2002/534 sayılı kararının dikkate alınması gerektiğini, davacının davalı bankaya vaki 03/02/2011 tarihli şikayeti üzerine; banka müfettişi, teftiş evrakları ve 2011/3 sayılı raporun 8. sayfasında müşteki "...'in şikayetlerine ilişkin hususlarda yapılan araştırmada Amasya Tapu Müdürlüğü'nün kayıtlarına göre şikayetçinin iddia etmiş olduğu evin ... tarafından ....ya 23/12/2009 tarihinde satıldığı, ... için Suluova ilçesinde kredinin kullandırılmadığı,.....'nın Suluova ilçesi Ziraat Bankası Şubesinin müşterisi olmakla birlikte dükkan alımı için herhangi bir kredi kullandırılmasının yapılmadığı, şikayetçinin bu konudaki iddiaları ile ilgili bankada herhangi bir kaydın bulunmadığı," bildirilmiş olduğunu, taraflarınca 23/01/2024 tarihinde Kayseri Arabuluculuk Bürosu'na ........ E. Dosya numarası ile arabuluculuğa başvurulmuş olduğunu ancak Ziraat Bankası tarafından hukuksuz şekilde yetki itirazında bulunulduğu için Kayseri 1. Sulh Hukuk Mahkemesi .....K. Sayılı ilamı ile Amasya Arabuluculuk Bürosu'nun yetkili olduğuna karar vermiş olduğunu ancak bilindiği üzere tüzel kişilere karşı açılacak davalarda hem şirket merkezi hem de şubelerinin bulunduğu yer mahkemelerinin de yetkili olduğunu belirterek, fazlaya ilişkin hakları saklı kalmak kaydı ve bilirkişi incelemesi sonucu alacağın tam ve kesin olarak belirlendiğinde arttırılmak üzere; davacı şirketin şimdilik 1.000'er TL'lik zarar ve munzam zararının 03/02/2011 davalı bankaya yazılı müracaatla temerrüt tarihinden itibaren işleyecek ticari faizi ile birlikte tahsiline karar verilmesinin talep edildiği görülmüştür.
CEVAP: Davalı vekilinin cevap dilekçesinde özetle; Dava dilekçesinin hukuk muhakemeleri kanunu’nun 119. ve 318. maddesinde sayılan unsurları içermemekte olduğunu, davacı taraf alacak kalemlerinin bedelini kötü niyetli bir şekilde cüzi bedeller göstermiş olup işbu davanın hukuki yarar yokluğu nedeniyle usulden reddini talep ettiklerini, alacağı kabul anlamına gelmemek kaydı ile davacının dava dilekçesinde ileri sürdüğü taleplere ilişkin faiz istemi ve faizin işletilmesini talep ettiği tarihlere haksız olması sebebiyle itiraz etmekte olduklarını, faiz başlangıç tarihi dava tarihi olup davacının haksız faiz başlangıcı talebinin reddini talep ettiklerini, davacı şirketin merkez adresinin, 18/06/2008 tarih 7086 sayılı TTSG’de ilan edildiği üzere “Şeyhcui Mahallesi, Kemal Nehrezoğlu Caddesi, Hafize Karaman Kız Yurdu Altı, No: ... Amasya” olduğunu, davalı Bankanın merkez adresinin ise, 17/08/2023 tarih 10895 sayılı TTSG’de ilan edildiği üzere “Finanskent Mahallesi, Finans Cad., No: ..., Ümraniye/İstanbul” olduğunu, 6100 s. HMK’nın “Genel kural” başlıklı m. 5/1 “Genel yetkili mahkeme, davalı gerçek veya tüzel kişinin davanın açıldığı tarihteki yerleşim yeri mahkemesidir.” hükmü uyarınca yetkili mahkemenin davalı Bankanı merkez adresinin bulunduğu İstanbul Anadolu Mahkemeleri olup, işbu davanın açıldığı Kayseri Mahkemeleri’nin yetkisi bulunmamakta olduğunu, Banka kayıtları incelendiğinde; davacı şirket ile Banka arasında işbu dava konusu uyuşmazlıklar/iddialar ile ilgili olarak herhangi bir sözleşme bulunmamakta olduğunu, 6100 s. HMK’nın “Sözleşmeden doğan davalarda yetki” başlıklı m. 10 “Sözleşmeden doğan davalar, sözleşmenin ifa edileceği yer mahkemesinde de açılabilir.” hükmü uyarınca yetkili mahkeme tayin edilemeyeceğini, yine de, yetkili mahkeme tespit edilecekse bile; bunun, davacı şirketin hesaplarının bulunduğu şubenin adresine göre belirlenmesi gerektiğini, dava konusu uyuşmazlık ile ilgisi bulunmamakla birlikte, davacı şirketin Suluova/Amasya Şubesi ve Göynücek/Amasya Şubesinde hesabı (halihazırda pasif) bulunmakta olup, Kayseri ilinde faaliyet gösteren şubelerde davacı şirketin hiçbir zaman hesabı olmadığını, 6100 s. HMK’nın “Şubeler ve tüzel kişilerle ilgili davalarda yetki” başlıklı “Bir şubenin işlemlerinden doğan davalarda, o şubenin bulunduğu yer mahkemesi de yetkilidir.” hükmü uyarınca yetkili mahkemenin davacı şirketin hesaplarının bulunduğu yer mahkemesi olup, işbu davanın açıldığı Kayseri Mahkemeleri’nin yetkisi bulunmamakta olduğunu, davacı tarafın eylemlerine güvendiğini iddia ettiği ...’un, Banka tarafından iş akdi feshedilinceye kadar sırasıyla Amasya, Taşova/Amasya, Suluova/Amasya ve Göynücek/Amasya Şubelerimizde çalışmış olduğunu, adı geçen eski personelin Kayseri ilindeki herhangi bir şubesinde çalışması bulunmadığını, diğer taraftan, davacı şirketin merkez adresi de Amasya olduğunu, 6100 s. HMK “Haksız fiilden doğan davalarda yetki” başlıklı m. 16 “Haksız fiilden doğan davalarda, haksız fiilin işlendiği veya zararın meydana geldiği yahut gelme ihtimalinin bulunduğu yer ya da zarar görenin yerleşim yeri mahkemesi de yetkilidir.” hükmü uyarınca, işbu davanın açıldığı Kayseri Mahkemeleri’nin yetkisi bulunmamakta olduğunu, huzurda görülen işbu dava konusu uyuşmazlığın/iddiaların Kayseri ili ile hiçbir ilgisi ve alakası bulunmadığını, davacı şirket tarafından Kayseri Arabuluculuk Bürosu’na yaptığı arabuluculuk başvurusuna karşı yetki itirazında bulunmaları üzerine, Kayseri 1. Sulh Hukuk Mahkemesi’nin ...K. sayılı kararı ile; “1) Kayseri Arabuluculuk Bürosu'nun yetkisine yapılan itirazın kabulüne, 2) 7036 Sayılı Yasanın 3. Maddesi doğrultusunda yetkili Arabuluculuk Bürosunun Amasya Arabuluculuk Bürosu olduğunun tespitine, dosyanın gerekli işlemlerinin yapılması için Kayseri Arabulucuk Bürosuna iadesine,…” karar verilmiş olduğunu, bu sebeple yetki itirazında bulunuyoruz ve dava da yetkili mahkemenin Amasya ili olması sebebiyle mahkemenin yetkisizlik kararı vermesini saygıyla talep ettiklerini, 6098 s. TBK’nın m. 72/1hükmü ile haksız fiillerde 2 yıllık ve 10 yıllık zamanaşımı görülmekte olduğunu, 6098 s. TBK m. 146 “Kanunda aksine bir hüküm bulunmadıkça, her alacak on yıllık zamanaşımına tabidir.” hükmü ile de 10 yıllık zamanaşımı öngörülmüş olduğunu, Davacı şirket adına ilk hesabın (5001 ek nolu) Suluova/Amasya Şubesinde 23.11.2009 tarihinde ve ikinci hesabın (5002 ek nolu) Göynücek/Amasya Şubesinde 01.09.2010 tarihinde açıldığı gözetildiğinde; huzurda görülen işbu dava, -iddiaların kabulü anlamına gelmemesi kaydıyla- davacı şirket tarafından iddia edilen eylemlerin üzerinden 10 yıllık zamanaşımı süresi geçtikten sonra açıldığı sonucuna ulaşılmakta olduğunu, ayrıca, Banka Disiplin Kurulu’nca alınan 26.01.2012-21 sayılı karar ve Genel Müdürlük Makamı’nın 28.05.2012-21 sayılı Onay’ı ile dava dışı ...’un işten çıkarma cezası ile cezalandırılmasına karar verilmiş ve söz konusu karar adı geçene 11.06.2012 tarihinde tebliğ edilerek iş akdi sonlandırılmış olduğunu, Dava dışı ...’un iş akdinin solandırıldığı 11/06/2012 tarihi dahi baz alınsa (nitekim en geç bu tarihte sonra ...’un Bankamız ile hiçbir ilişiği kalmamıştır.); yine işbu davanın 10 yıllık zamanaşımı süresi geçtikten sonra açıldığı sonucuna ulaşılmakta olduğunu, davacı şirketin tek yetkilisi ...’in Amasya Ağır Ceza Mahkemesi’nin ... E. sayılı dosyasının 12/07/2012 tarihli duruşmasında (1. Celse) verdiği ifade, zararı ve tazminat yükümlüsünü en geç bu tarihte öğrendiğinin kabulünü gerektiğini, bu durumda, huzurda görülen işbu dava kapsamında Bankaya yöneltilen talepler en geç 12/07/2014 tarihinde zamanaşımına uğramış olduğunu, Davacı şirketin, Cumhuriyet Başsavcılığı’na yaptığı şikayetin tarihi veya Bankaya yaptığı başvurunun tarihi daha önceki bir tarih olduğundan, davacı şirket zararı ve tazminat yükümlüsünü daha önceki bir tarihte öğrenmiş olduğunu, dolayısıyla, işbu dava konusu talepler de 12/07/2014 tarihinden önce zamanaşımına uğramış olduğunu ancak, işbu dava 27/12/2024 tarihinde ikame edilmiş olduğunu, İşbu davanın zamanaşımı nedeni ile reddine karar verilmesi gerekmekte olduğunu, öncelikle davanın usulden reddine karar verilmesini talep Ettiklerini, davacının, davada aktif husumetinin bulunup bulunmadığının öncelikle ve re’sen incelenerek karara bağlanması gerektiğini, Yargıtay Hukuk Genel Kurulu’nun 10.03.2010 Tarih, 2010/135-136 Esas ve Karar sayılı ilamınnın bu kapsamda dikkate alınması gerektiğini, davacının uğradığını iddia ettiği zararlar, dava dışı ...l (arsa sahibi) ile aralarındaki ilişkiye/sözleşmeye aykırılığa dayanmakta olduğunu, bu durumda, Bankaya husumet yöneltilmesinin hukuken mümkün olmadığını, Husumet itirazları kabul edilmezse davanın Arzu Demirel’e ihbarının talep ettiklerini, kendi namına herhangi bir taşınmaz almayan bu satış sözleşmelerinde taraf sıfatı da bulunmayan davalı aleyhine açılan davanın pasif husumet yokluğundan da reddi gerekeceğini, nitekim söz konusu dava da pasif husumetli olan kişiler banka eski çalışanı ... ve taşınmazları satın alan ... ve ....'dır şayet pasif husumet yokluğu talepleri kabul edilmezse davanın bu kişilere ihbar edilmesini de talep ettiklerini, Yargıtay 15. Hukuk Dairesi’nin 14.02.2017 Tarih, 2016/479-565 Esas ve Karar sayılı ilamının dikkate alınması gerektiğini, ... hakkında Amasya 1. Ağır Ceza Mahkemesi’nin 2012/90 E. sayılı dosyası üzerinden ceza davası açılmış olduğunu, huzurda görülen işbu davanın davacısı olan şirket/şirket yetkilisi söz konusu ceza davasında katılan olarak yer almış olduğunu, Ceza davasında 07/06/2024 tarih 2024/244 K. sayılı karar ile; huzurda görülen işbu dava konusu iddialar ile ilgili olarak sanık ... hakkında BERAAT kararı verilmiş olduğunu, ...’un dava dilekçesinde belirtildiği üzere müdür yardımcısı değil operasyon temsilcisi olduğunu ve banka nezdinde çalıştığı dönemlerde de büyük yetkileri bulunmamakta olduğunu, kaldı ki davacının bir zararı var ise dahi bu zarar bankamız yahutta ... tarafından uğratılmış bir zarar olmadığını, sattığı taşınmazların bedelini banka yahutta ...'un ödemesi gerekmemekte olduğunu, söz konusu taşınmazı satın alan kişilerden bu bedelin istenmesi gerektiğini, tarafların ifadelerine bakıldığında özetle her ne kadar ... bankamız eski çalışanı ...'un müdür yardımcısı olmasına güvenerek ona güvendim ve daireleri bu kişilere sattım ancak parasını alamadım dese de ...'n beyanlarından bu hususların doğru olmadığı anlaşılmakta olduğunu, ayrıca ... davalı nezdinde hiç bir dönem Müdür Yardımcısı vasfıyla da çalışmamış olduğunu, dava konusu bedellerin ödenmemesi sebebiyle davacının uğrayacağı herhangi bir maddi ve munzam zararın bankamızdan tahsili mümkün olmadığını, bu hususta banka eski çalışanı ... hakkında yapılan cezai yargılamada dahi davacının şikayeti hususunda verilmiş bir beraat kararı bulunmakta olduğunu, davanın bu sebepler ile reddini talep ettiklerini, söz konusu ev ve dükkanların satışlarının hiç bir aşamasında davalı bankanın sorumluluğu bulunmamakta olduğunu, banka kayıtları incelendiğinde dava dilekçesinde bahsedildiği üzere banka eski çalışanı ... tarafından davacının kredi puanını artırmak için herhangi bir girişimi olmamış, yine banka kayıtlarında davacıya usulsüz olarak ... tarafından herhangi bir kredi kullanımı da yapılmamış olduğunu, defaten açıklandığı üzere söz konusu taşınmazların satış bedelinin ödenmesi konusunda bankanın herhangi bir sorumluluğu da bulunmamakta olduğunu, davacının Kötü Niyetli olduğunu, ancak davacının durumunu ispat edecek herhangi bir somut delil sunmamış olduğunu, Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun 29.03.2022 tarih ve 2021/11-938 Esas 2022/401 Karar sayılı kararının dikkate alınması gerektiğini belirterek, davacının ikame ettiği maddi ve munzam zarar tazminatlarının ve feri alacak taleplerinin tamamının tümden reddinin talep edildiği
YARGILAMA VE GEREKÇE
Dava, Davacı şirketin davalı kurumun dikkat ve özensizliği sebebiyle zarara ve munzam zarara uğrayıp uğramadığı, zararı varsa miktarı ve davacının zararının olması halinde davalının bu zarardan sorumlu olup olmadığı hususlarına ilişkindir.
Ziraat Bankası A.Ş'ye, Amasya Ticaret Sicil Müdürlüğüne, Amasya Tapu Müdürlüğüne, Kayseri 1. Sulh Hukuk Mahkemesine, Amasya 1. Ağır Ceza Mahkemesine yazılan müzekkerelere cevap verilmiş olduğu görülmüştür.
Davacının zarar ve munzam zararına ilişkin açmış olduğu davada davalının süresi içerisinde yetki itirazında bulunduğu ve yetkili Mahkemenin Amasya Mahkemeleri olması gerektiğini yetki itirazında açıkladığı görülmekle, dava konusu itibari ile davacının zararına sebep olduğu iddia edilen olayların Amasya ilinde olduğu, davacının adresinin Amasya olduğu ve davalının Amasya şubesi çalışanından kaynaklı olayların meydana geldiği görülmüş, yetkili Mahkememin Amasya Asliye Hukuk Mahkemeleri (Ticaret Mahkemesi sıfatı ile) olduğu anlaşılmış ve yetkisizlik kararı verilerek aşağıdaki şekilde hüküm kurulmuştur.
HÜKÜM: Yukarıda açıklanan nedenler ile;
1-Mahkememizin yetkisizliği sebebiyle 6100 Sayılı HMK. 115/2 maddesi gereğince davanın usulden reddine,
2-Kararın kesinleşmesinden itibaren 2 hafta içinde talep halinde dosyanın yetkili AMASYA ASLİYE HUKUK MAHKEMESİNE (ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ SIFATI İLE )gönderilmesine,
3-Kararın kesinleşmesinden itibaren iki haftalık süre içinde yetkili mahkemeye gönderme talebinde bulunulmaması durumunda HMK. 20. maddesi gereğince davanın açılmamış sayılmasına karar verileceğine,
4-Davaya yetkili Mahkemede devam edilmesi halinde yargılama giderlerine AMASYA ASLİYE HUKUK MAHKEMESİNCE (ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ SIFATI İLE ) hükmedileceğinden bu konuda HMK'nun 331/2. maddesi uyarınca şu aşamada bir karar verilmesine yer olmadığına,
Dair, davacı vekilinin yüzüne karşı, davalı tarafın yokluğunda gerekçeli kararın tebliğinden itibaren iki haftalık süre içerisinde Kayseri Bölge Adliye Mahkemesi'nde İstinaf yasa yolu açık olmak üzere karar verildi.28/05/2025
Katip ...
¸e-imzalıdır
Hakim ...
¸e-imzalıdır