T.C.
KAYSERİ
BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ
6. HUKUK DAİRESİ
ESAS NO: 2025/2006
KARAR NO: 2025/2223
T Ü R K M İ L L E T İ A D I N A
B Ö L G E A D L İ Y E M A H K E M E S İ K A R A R I
İNCELENEN KARARIN
MAHKEMESİ: KAYSERİ 2. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ
TARİHİ: 08/01/2025
ESAS NO: 2024/232
KARAR NO: 2025/24
DAVANIN KONUSU: Menfi Tespit (Kambiyo Senetlerinden Kaynaklanan)
İSTİNAF KARAR TARİHİ:27/11/2025
İSTİNAF KARAR YAZIM
TARİHİ:01/12/2025
Kayseri 2. Asliye Ticaret Mahkemesi'nin 08/01/2025 tarih ve 2024/232 Esas 2025/24 Karar sayılı ilamına karşı taraf vekilleri tarafından istinaf kanun yoluna başvurulması üzerine dosya dairemize gelmekle dosya üzerinden yapılan inceleme sonucunda;
TARAFLARIN İDDİA VE SAVUNMALARININ ÖZETİ:
Davacı vekili dava dilekçesinde özetle; Müvekkil ile davalı şirket temsilcileri arasında Kayseri İli, ... İlçesi, ... Mahallesi, ... Ada,... Parsel, Kat:..., No:... adresinde tapuya kayıtlı olan dairenin satışı konusunda, 15/10/2014 tarihinde müvekkilinin bacanağı ...ve eşi ... ile birlikte gidilerek, 240.000,00 TL karşılığında sözlü anlaşma sağlandığını, söz konusu evin, müvekkilinin üzerine satışı 31/10/2014 tarihinde yapıldığını, müvekkilinin, 240.000,00 TL bedel ile 31/10/2014 tarihinde satın almış olduğu taşınmaz bedelini teminat amacıyla, dairenin satış tarihi olan 31/10/2014 tarihinde müvekkilinin sadece imzasının yer aldığı üst kısmı boş olan ve Türk Lirası ibaresi bulunan bir adet boş senedi... Çarşısında bulunan ...'ta sadece boş olarak imzalayarak ...A.Ş. Firması temsilcilerine verdiğini, Davacı müvekkilinin, senet bedelini peyderpey tanıklar ile birlikte davalı şirket temsilcisi olan ...(Yönetim Kurulu Başkanı) ve...'e (Yönetim Kurulu Üyesi) ... Çarşısı'nda bulunan ...'ta 17/11/2014 tarihinde 140.000,00 TL, Mart 2017 tarihinde 30.000,00 TL, Mart 2018 tarihinde emekli tazminatı gelince 40.000,00 TL ve Ağustos 2018 tarihinde müvekkilinin eşinin kardeşinden borç para alınarak 30.000,00 TL şeklinde ödediğini, bu bakımdan 2018 yılı Ağustos ayında söz konusu dairenin satış bedeli olan 240.000,00 TL borcun tamamını kapattığını, Müvekkilinin ödemeyi tamamlayıp senedini geri almak istediğinde ise; davalı firma yetkilisi ..., ödemenin tamamlandığını doğrulayarak "Abi senet şuan yanımızda değil sonra sana veririz, borç zaten bitti kafana takma, biz senedi yırtıp atarız" diyerek senedi vermekten kaçındığını, daha sonra söz konusu senedin anlaşmaya aykırı doldurularak, boş olarak imzalanan senedin üzerindeki Türk Lirası ibaresinin üzeri çizilerek ve Avro yazılarak 15.500,00 Avro üzerinden icraya konulduğunu, bunun üzerine müvekkilinin bu durumu görüşmek üzere ... isimli iş yerine gittiğinde, söz konusu daire satışının Türk Lirası üzerinden yapıldığını yine şahitler önünde söylemesine ve şikayet olunanlar tarafından anlaşmanın Türk Lirası üzerinden sağlandığı kabul edilmesine rağmen, borcun o günkü (evin satış tarihindeki) kur üzerinden avroya çevrilerek icraya konulduğunu, artık icraya ödenmesi gerektiği şeklinde bir geri dönüş aldığını, Müvekkili tarafından evin satışı sırasında teminat amacıyla ve Türk Lirası cinsinden verilen boş senedin üzeri, davalı şirket yetkilileri tarafından anlaşmaya aykırı şekilde Türk Lirasının üstü çizilerek, Avro üzerinden doldurularak, 12/07/2019 tarihinde davalı firma adına Kayseri Genel İcra Dairesi'nin ... Esas sayılı dosyası ile kambiyo senetlerine özgü haciz yoluyla takibe konu edildiğini, Müvekkilinin meskenine haciz konulduğu bildirilince; müvekkili tarafından Kayseri 5. İcra Hukuk Mahkemesi 2020/365 E. 2021/173 K. sayılı meskeniyet iddiasında bulunulmuş; Yerel Mahkeme tarafından kısmen kabul kararı verildiğini, kararın istinafı üzerine Kayseri Bölge Adliye Mahkemesi 5. Hukuk Dairesi'nin 09/07/2021 tarih ve 2021/1117 E. 2021/1115 K. sayılı ilamıyla "İstinaf Başvurusunun Esastan Reddine" karar verildiğini, söz konusu kararın bu defa temyizi üzerine Yargıtay 12. Hukuk Dairesinin 2021/8850 Esas 2022/2795 Karar sayılı 07/03/2022 tarihli kararı ile onanmasına karar verildiğini, Müvekkili tarafından açılan Kayseri 5. İcra Hukuk Mahkemesinin 2020/365 Esas 2021/173 Karar sayılı dosya içeriğinde de; müvekkili tarafından açılan meskeniyet iddialı davada, davalı vekili tarafından sunulan cevap dilekçesinin 2 nolu bendinde; "Müvekkil şirket, Kayseri ili,... İlçesi, ... Mah., ...Ada,... parsel Kat: ..., No: ...'da tapuya kayıtlı taşınmazı karşı tarafa satmıştır. Satış bedelinden bakiye borcunu ödemek için icra takibine konu 05.07.2018 düzenleme, 05.04.2019 vade tarihli, 15.500,00 Euro bedelli bonoyu teslim etmiştir. Bono bedelinin ödenmemesi üzerine taşınmazın satışı nedeniyle tanzim edilen işbu bono icra takibine konu edilmiştir. İşbu takip sırasında borçlu adına kayıtlı olan taşınmaza haczi konulmuş, borçlu taşınmazın haline münasip ev olduğundan bahisle dava açmış bulunmaktadır." şeklinde beyanda bulunulduğunu, bu beyan da söz konusu senedin anlaşmaya aykırı olarak doldurulduğunu, senedin teminat senedi olarak verildiğini ve Mahkeme içi ikrar mahiyeti taşıyan kesin bir delil niteliği taşdığını, çünkü davalı vekili tarafından söz konusu İcra Hukuk Mahkemesine sunulan cevap dilekçesinde 'Kayseri ili,... İlçesi, ... Mah., ...Ada,...parsel Kat:..., No: ...'da tapuya kayıtlı taşınmazı karşı tarafa satmış olduklarını ve söz konusu satış bedelini teminat altına almak amacıyla icra takibine konu bononun müvekkil tarafından teslim edilmiş olduğunu' kabul edildiğini, satışın 31/10/2014 tarihinde gerçekleştiğini, Menfi tespit istemine konu senedin yine 31/10/2014 tarihinde evin tapudaki devri esnasında boş olarak Türk Lirası üzerinden imzalanıp davalı şirket yetkililerine verildiğini, bu süreçte, evin ödemeleri taksitler halinde davalı şirket yetkililerine ... isimli işyerinde ödendiğini, karşılığında belge istenildiğinde ise, müvekkilinin askeri kuruluşta çalıştığını, birbirlerine güvenmeleri gerektiği belirterek ve müvekkilinin herhangi bir sıkıntı olmayacağı yönünde inandırılarak; söz konusu şirket ve yetkilileri tarafından müvekkiline yazılı bir belge ya da herhangi bir makbuz verilmediğini, bu bakımdan Kayseri 5. İcra Hukuk Mahkemesinin 2020/365 Esas 2021/173 Karar sayılı dosya içeriğinde yer alan davalı vekilinin "Bono bedelinin ödenmemesi üzerine taşınmazın satışı nedeniyle tanzim edilen işbu bono icra takibine konu edilmiştir." şeklindeki dilekçe içeriği dikkate alındığında müvekkilinin Türk Lirası üzerinden boş bir senedi imzalayarak alacaklıya evin satımı hususunda Türk Lirası olarak teminat verdiği kabul edilerek, kesin bir yazılı delil ile de ispatlanmış durumda olduğunu, zaten taşınmaz satışlarında döviz üzerinden satış yapılmasının devlet tarafından yasaklandığını, bu beyanın açık ve kesin şekilde icra takibine konu edilen senedin teminat senedi olarak düzenlendiğini ispatlar mahiyette yazılı delil, ikrar ve kabul mahiyeti taşıdığını, dolayısıyla teminat senedi olarak verilen, anlaşmaya aykırı olarak doldurulan senedin kullanılması ile açılan takibin geçersiz bir takip olduğunu ve evin bedelinin ödenmesi hususunda karine teşkil eden tapu senedi ve müvekkilin taksitler halinde yapmış olduğu ödemeler sonucu şikayet olunanlara herhangi bir borcu kalmaması hususları dikkate alındığında ise bedelsiz kalan senedin kullanılması ile takip başlatıldığı kesin bir yazılı delil ile de ispatlanmış şekilde olduğunu, ayrıca davalı şirket yetkilileri tarafından taşınmaz satışı sırasında müvekkilde güven duygusu oluşturularak, kendisinden aldıkları Türk Lirası üzerinden tanzim edilen bedelsiz senedi ödemediği iddiasıyla anlaşmaya aykırı şekilde Türk Lirasının üzeri çizilerek ve Avro üzerinden doldurularak icraya konulması hususu da dikkate alındığında senedin geçersizliği ve müvekkilinin, davalı şirkete hiçbir borcu kalmadığının ortaya çıkacağını, teminat senedi olarak verilen senedin icraya konularak tahsilinin mümkün olmadığını, TTK’nun 776/b maddesinde öngörülen mücerret borç ikrarını içermediğini, dolayısıyla TL cinsi borcu yönünden edimini yerine getiren müvekkilinin davalı şirkete herhangi bir borcu olmadığının tespiti gerektiği hususunun düzenleme altına alındığını, davacı vekilinin Kayseri 5. İcra Hukuk Mahkemesinin 2020/365 Esas 2021/173 Karar sayılı dosyasında sunmuş olduğu cevap dilekçesinde "taşınmazın satışı nedeniyle tanzim edilen işbu bono" şeklindeki Mahkeme içi ikrar mahiyeti taşıyan kesin bir delil niteliğindeki kabul beyanı da dikkate alındığında söz konusu bononun teminat senedi olduğu hususunda bir tereddüt bulunmadığını, dolayısıyla söz konusu dosya ve senet yönünden müvekkilinin herhangi bir borcunun bulunmadığının sabit olduğunu, Bu hususta T.C Yargıtay 12.Hukuk Dairesi Esas: 2016/ 31887 Karar: 2018 / 3546 Karar Tarihi: 24.04.2018 ilamın dikkate alındığında davalıların kabulü bulunduğundan senedin teminat senedi olarak kabul edilerek teminat senedinin dayanağı olan evin satış bedelinin ödenmediği hususunun davalı tarafından ispatlanması gerektiğini, zira davalı şirketin söz konusu evin müvekkilinin üzerine satışını 31/10/2014 tarihinde yaptığını ve tapudaki resmi senette yer aldığı şekilde satış bedelini aldığını kabul ettiğini, Müvekkili tarafından evin satış bedelinin taksitler halinde ödendiğine ilişkin iddianın aksini ispata yarar delil sunulması ve alacağın varlığının ispatlanması davalı tarafın yükümlülüğünde olduğunu, davalı şirket ile müvekkili arasında yazılı daire satım sözleşmesi yapılmadığını, sözlü olarak anlaşma sağlandığını, söz konusu evin Türk Lirası üzerinden alındığı hususunda tanıklarının mevcut olduğunu, ülkemizde ev alım satımlarının Türk Lirası üzerinden yapılması bir karine ve yasal bir yasal bir zorunluluk olduğunu, davalı vekili tarafından Kayseri 5. İcra Hukuk Mahkemesinin 2020/365 Esas 2021/173 Karar sayılı dosyasına sunulan 25/11/2020 tarihli cevap dilekçesinde takip dayanağı senedin ev satışına ilişkin teminat senedi olarak verildiğini kabul ve ikrar edildiğini, ayrıca davalı şirket ile davacı müvekkil arasında başkaca hiçbir ticari ya da tüketici ilişkisi bulunmadığını, söz konusu evin bedelinin taksitler halinde ödendiğine ilişkin tanıklarının da olduğunu, ayrıca tapu devri esnasında düzenlenen resmi senet içeriğinde de evin Türk Lirası üzerinden satıldığı ve satış bedelinin davalı satıcı tarafından teslim alındığını, davacı alıcı tarafından ödendiği de taraflarca kabul edildiğini, bu bakımdan, teminat senedi olarak verilen senetten dolayı alacağı bulunduğunun davalı tarafça ispat etmeleri gerektiğini, ayrıca davalı şirketin söz konusu dairenin yasal mevzuatın aksine Avro üzerinden satıldığına ilişkin yazılı delil bildirmesi gerektiğini, zira icra takibine konu senedin taraflar arasında ev satışı ilişkisi kapsamında teminat senedi olarak verildiğini ve davalı tarafça kabul de edildiğini, satım sözleşmesi kapsamında verildiği çekişmesiz olan bononun teminat amaçlı olarak alacaklıya teslim edildiğinin kabulü gerektiğini, bunun için senet veya fatura üzerinde senedin satım sözleşmesinin teminatı olarak verildiğine ilişkin bir kaydın bulunmasına gerek olmadığını, bu bakımdan senedin TTK’nun 776/b maddesinde öngörülen mücerret borç ikrarını içermediği, tarafların sözleşme doğrultusunda edimlerini yerine getirip getirmedikleri dolayısıyla alacağın varlığı ve miktarının yargılamayı gerektirdiğinin ortada olduğunu, bu durumda herhangi bir alacağı olduğu hususunu da davalının ispat etmesi gerektiğini, davalının talep edilen alacağın varlığını kanıtlaması gerektiğini, bu hususta T.C Yargıtay 19.Hukuk Dairesi esas: 2015/ 5218 karar: 2015 / 13291 karar tarihi: 21.10.2015 ilamının olduğunu, davalı şirketin bir Anonim şirketi olduğunu, bu bakımdan söz konusu senedin ticari defterlerine kaydedilmesi de gerektiğini, ticari şirket kayıtlarına işlenmemiş senet icra takibine konu edilemeceğini, davalı şirketin ticari kayıtlarının incelenerek icra takibine konu senedin alacak kalemi olarak girilmediğinin tespiti durumunda da iddialarının ispatlanmış olacağını, zira senedin teminat senedi olarak ve boş şekilde davalı şirkete verilmiş olduğunu, iddialarının bu kapsamda davalı şirketin ticari defterleri ile ispatlanmış olacağını, nitekim Yargıtay 15. Hukuk Dairesi 06.03.2017 tarihli bir kararında bu görüşü istikrar kazandığını bu konuyla alakalı birçok emsal kararın mevcut olduğunu, davalı şirketin ticari defter ve kayıtlarının da incelenmesini talep ettiklerini, ticari defterler incelendiğinde senedin ticari defterlere de usulüne uygun şekilde işlenmemiş olduğunu, sonradan üzeri haksız ve hukuksuz şekilde doldurularak icraya konulduğu hususunun ortaya çıkacağını, Müvekkili tarafından Açığa Atılan İmzanın Kötüye Kullanılması (TCK 209 ve 210), Bedelsiz Senedi Kullanma (TCK 156), Resmi Belgede Sahtecilik (TCK 204), Dolandırıcılık (TCK 157) ve Nitelikli Dolandırıcılık (TCK 158/d-h-i, 158/3) suçlarından davalılar hakkında üzerilerine atılı suçlarından cezalandırılmaları için kamu davası açıldığını, söz konusu şikayetlerinin Kayseri Cumhuriyet Başsavcılığının 2022/32104 Soruşturma sayılı dosyası üzerinden yürütüldüğünü, taleplerinin dayanağını teşkil eden deliller incelenerek ve hakimin hukuk yaratması ile vicdani kanaati kuralları da dikkate alınarak menfi tespit talebinin kabulüne, ayrıca tarafların daire satım resmi senet örneği ile satıma konu Kayseri İli,... İlçesi, ... Mahallesi, ... Ada, ...Parsel, Kat:..., No:... adresinde tapuya kayıtlı olan dairenin 135.000,00 TL'ye satıldığı ve söz konusu paranın alındığı hususunda anlaştıklarını bildirdikleri sabit olduğunu, Tapu resmi senetlerinin kesin ve yazılı delil olarak dikkate alınması gereken belgelerden olduğunu, bu belge içeriğinin dikkate alındığında satışın Türk Lirası üzerinden yapıldığı, zira Avro üzeriden satış yapılmasının yasaklanmış olduğunu, davalı tarafça söz konusu senedin daire satışına ilişkin alındığı şeklindeki kabulü hususları hep birlikte dikkate alındığında teminat senedi olarak verilen senetten ötürü borcu bulunduğunu davalı tarafın ispatlaması gerektiğini, Yargıtay İçtihatlarından ve kanuni düzenlemelerden de anlaşılacağı üzere belirli bir tarzda Türk Lirası üzerinden doldurulup kullanılmak üzere kendisine teslim olunan imzalı teminat senedini, verilme nedeninden farklı bir şekilde dolduran ve bedelsiz kalmasına rağmen icra takibi başlatan şahsın açmış olduğu icra takibine ilişkin ve senede ilişkin borçlu olmadıklarını tespitini, açıklanan nedenlerle öncelikle söz konusu evin satış aşamasında olması ve icra dosyasına devam edilmesi, müvekkilinin mahvına sebebiyet vereceğinden; İİK 72 uyarınca teminatsız veya uygun görülecek teminat mukabilinde ihtiyaten tedbir kararı verilmesini, icranın ve satış işlemlerinin durdurulmasını, müvekkilinin davalı şirkete borçlu olmadığının tespit edilmesini, davalının haksız ve kötü niyetli olarak takip başlatması nedeniyle senette yazılı miktar olan 15.500 Avro'nun % 20’si üzerinden kötüniyet tazminatına mahkum edilmesini, yargılama giderleri ve vekalet ücretinin karşı tarafa yükletilmesine karar verilmesini talep etmiştir.
DAVALI VEKİLİ'NİN İLK DERECE MAHKEMESİNE SUNMUŞ OLDUĞU CEVAP DİLEKÇESİNDEN ÖZETLE:
Müvekkili aleyhine açılan dava usul ve esas yönünden yasaya açıkça aykırı olduğundan davanın reddine karar verilmesini, davanın öncelikle zamanaşımı bakımından reddine karar verilmesine, davacı aleyhine kambiyo senetlerine özgü yolla takip yapıldığını, davacı tarafından da dosyaya ödeme yapıldığını, Müvekkilinin davacıdan olan alacağının tahsili için, Kayseri Genel İcra Dairesi Müdürlüğü'nün... Esas (... Eski Esas) sayılı dosyasından Kambiyo Senetlerine Mahsus Haciz Yolu İle Takip yapıldığını, ödeme emrinin, 19.07.2019 tarihinde karşı tarafa tebliğ edildiğini ve takibe herhangi bir itiraz olmaksızın kesinleştiğini, takibin kesinleşmesi üzerine borçlu adına Kayseri İli, ... İlçesi, ... Mah. ...Ada,... Parsel, Kat: ..., No: ...'da tapuya kayıtlı taşınmaza haciz konulduğunu, vaki haciz üzerine davacının Kayseri 5. İcra Hukuk Mahkemesi 2020/365 E sayılı dosyası ile İİK 82. Md uyarınca Meskeniyet İddiasına dair dava açtığını, davanın kısmen kabul kısmen red ile sonuçlandığını, yine Kayseri 4. İcra Hukuk Mahkemesi 2021/224 E sayılı dosyasından kıymet takdirine itiraz davası açıldığını, işbu davanın da sonuçlandığını, Kıymet takdirinin kesinleşmesi üzerine taşınmazın satışı ile ilgili işlemlere başlandığını, davacının takibe ve borca itiraz etmemiş iken, taşınmazın satışı ile ilgili işlemlerin başlaması üzerine satışı durdurmak amacı ile iş bu davayı açtığını, icra takibine konu borç için icra takip dosyasına 344.424,47 TL ödeme yapıldığını, icra takip dosyasına konu borcun kapanmamış olmakla birlikte davanun konusuz kalmış olduğunu, davanın konusuz kalması nedeniyle karar verilmesine yer olmadığına karar verilmesi gerektiğini, davacı tarafça senedin teminat senedi olduğu iddia edilmekte ise de takibe konusu senedin teminat senedi olmadığını, davacı tarafın müvekkilinden 240.000 TL karşılığı taşınmaz aldığını, senedin teminat amacı ile verildiğini, icra takibine konu senedin teminat senedi niteliğinde olduğunu ileri sürdüğünü, ayrıca bu hususta taraflarınca da senedin teminat senedi olduğunun kabul edildiğini, icra mahkemesi nezdinde açıkça ikrar edildiği iddia edildiğini, mevcut senedin incelenmesinde teminat senedi olmadığının açıkça anlaşılacağı gibi, taraflarınca da takibin ve yargılamaların hiçbir aşamasında senedin teminat senedi olduğu ya da teminat amacı ile alındığına dair bir açıklama/ikrar bulunmadığını, zira söz konusu senedin teminat senedi olmadığını, bir senedin teminat senedi olabilmesi için gerekli koşullar ekli Yargıtay kararları ile sabit olmakla, davacının icra takibi sırasında borca ve senede itiraz etmediğini, aksine zaman zaman borcun ödenmesi ile ilgili müvekkil olan şirket yetkilileri ile görüştüğünü, ancak ödeme konusunda aksiyon alınamadığını, bu noktada davacının senedi taşınmaz satışı nedeniyle teminat senedi olarak verdiği iddiasını yazılı delille ispat etmesi gerektiğini ve icra takibine konu senedin teminat senedi olmadığını, ayrıca ve açıkça Yargıtay'ın yerleşmiş içtihatları da bu yönde olduğunu, mevcut davanın niteliği gözetildiğinde tanık ile ispatın mümkün olmadığını, tanık dinlenmesine muvafakatlarının bulunmadığını, davacının müvekkiline borcu olmadığını, bu hususun tanık ile ispatlanacağını beyan ettiğini, HMK 200. maddesi "Bir hakkın doğumu, düşürülmesi, devri, değiştirilmesi, yenilenmesi, ertelenmesi, ikrarı ve itfası amacıyla yapılan hukuki işlemlerin, yapıldıkları zamanki miktar veya değerleri ikibinbeşyüz Türk Lirasını geçtiği takdirde senetle ispat olunması gerekir. Bu hukuki işlemlerin miktar veya değeri ödeme veya borçtan kurtarma gibi bir nedenle ikibinbeşyüz Türk Lirasından aşağı düşse bile senetsiz ispat olunamaz." bu madde uyarınca senetle ispatı gereken hususlarda birinci fıkradaki düzenleme hatırlatılarak karşı tarafın açık muvafakati halinde tanık dinlenebileceğini, kanunda belirlenen parasal sınır, 6.640,00 TL olduğunu, dava konusu uyuşmalığın çözümü için tanık dinlenmesi mümkün olmadığını, bu hali ile tanık dinlenmesine de muvafakatlarının bulunmadığını, Yargıtay'ın yerleşmiş içtihatları da bu yönde olduğunu, davacının iddiasının aksine davayı ispat külfeti davacıda olduğunu, HMK 190. maddesi " İspat yükü, kanunda özel bir düzenleme bulunmadıkça, iddia edilen vakıaya bağlanan hukuki sonuçtan kendi lehine hak çıkaran tarafa aittir. Kanuni bir karineye dayanan taraf, sadece karinenin temelini oluşturan vakıaya ilişkin ispat yükü altındadır. Kanunda öngörülen istisnalar dışında, karşı taraf, kanuni karinenin aksini ispat edebilir." şeklinde olduğunu, davacı tarafın, dava konusu uyuşmazlıkta ispat yükünün davalıya ait olduğunu ileri sürdüğünü, dava konusu uyuşmazlıkta, davacı senedin teminat senedi olduğunu ve borcu olmadığını iddia etmekte olduğun, davacının iş bu iddiasını ispat etmesi gerektiğini, Müvekkilinin davacıdan alacaklı olmakla, borcun ödendiği ve senedin teminat senedi olduğunu iddia eden davacının davanın menfi tespit davası olduğu gözetildiğinde ispat külfetinin davacıda olduğunu, davacının hukuki ilişkiyi inkar etmemekle senedin teminat senedi olduğunu, borcun bulunmadığını iddia ettiğini, ispat külfetinin tarafına ait olduğu yasa ve yüksek yargı kararları gereği olduğunu, davacının kötüniyetli olmakla takibin üzerinden 3 yıldan fazla zaman geçtikten sonra yapılan şikayet ve açılan davanın takibi akamete uğratmak amacıyla yapıldığının açık olduğunu, davacı tarafın, müvekkil şirket yetkilileri hakkında TCK 209 md, 210 md, 156 md, 204 md, 157 md, 158/d-h-i ve 158/3 md ne konu suçlardan dolayı şikayet dilekçesi verdiğini ileri sürdüğünü, Müvekkiline bu konuda herhangi bir talep, bilgi ve belgeye ulaşılmadığını, işbu başvurunun borcun ödenmesini engellemek için yapıldığını, 2019 yılında açılan takip nedeniyle takibe dayanak senetten ve borçtan yapılan bütün işlemlerden 2019 yılından bu yana haberi olmasına rağmen taşınmazın satış aşamasına geldiğinde şikayet yapılması açıkça hakkın kötüye kullanılması niteliğinde olduğunu, bu noktada karşı taraf hakkında savcılığa suç duyurusunda bulunma hakkını saklı tutuklarını, açıklanan nedenlerle davanın reddine, icra takibine konu ihtiyati tedbir karar verilmesi halinde takip konusu alacağın %20'sinden aşağı olmamak karşı taraf aleyhine tazminata hükmedilmesini, yargılama giderleri ve vekalet ücretinin karşı tarafa yükletilmesini talep etmiştir.
İLK DERECE MAHKEMESİ KARARININ ÖZETİ:
İlk derece mahkemesi tarafından yapılan yargılama sonucunda "...Dava, Davacının Kayseri Genel İcra Dairesi'nin ... sayılı dosyası nedeniyle davalıya borçlu olup olmadığı hususlarına ilişkindir. Kayseri Genel İcra Dairesi'nin ... sayılı takip dosyasının incelenmesinde, alacaklının ...A.Ş olduğu, borçlunun... olduğu, takibin toplam 100.800,44 TL alacak nedeniyle ilamsız takip başlatıldığı, anlaşılmıştır. ...Tapu Müdürlüğüne, Kayseri C.Başsavcılığına, Kayseri 4. İcra Hukuk Mahkemesine, ... Vergi Dairesine, Kayseri Ticaret Sicil Müdürlüğüne yazılan müzekkerelere cevap verildiği ilgili evrakların dosya arasına alınmış olduğu görülmüştür. Mahkememizin 2022/443 Esas 2023/1012 Karar sayılı kararının Kayseri Bölge Adliye Mahkemesi 6. Hukuk Dairesinin 2024/300 Esas 2024/412 Karar sayılı kararı ile kaldırılmasına karar verilmiş olduğu görülmüştür. Bilirkişiden alınan 03/04/2023 havale tarihli raporda özetle; " Davalının incelenen 2014-2015-2016-2017 ve 2018 yıllarına ait Ticari defterlerinin süresi içinde ve usulüne uygun olarak tasdik ettirilmiş ve delil niteliğine haiz olduğu, davalının ticari defter ve muhasebe kayıtlarında davacının takip edildiği ...... hesap hareketlerinde, 2014 yılında 135.000,00 TL lik satış ve tahsilat işleminin yapılmış olduğu, bakiye borcunun bulunmadığı, davalının Ticari defter ve muhasebe kayıtlarında davacıya ait 2015-2016-2017-2018 yıllarında hiç bir hesap hareketinin bulunmadığı, davalının incelenen ticari defter ve muhasebe kayıtlarında dava konusu senede ait kayıt bulunmadığı, davalının incelenen ticari defter ve muhasebe kayıtlarında davacı tarafça beyan olunan ödemelere ait kayıt bulunmadığı, taraflar arasındaki satış ve tahsilata ilişkin işlemin 2014 yılında gerçekleştiği, davalının ticari defter ve muhasebe kayıtlarına göre davacının davalıya borcu bulunmadığı, icra inkar tazminatı ve miktarının takdirinin sayın mahkemeye ait olduğu" sonuç ve kanaatine varıldığının bildirilmiş olduğu anlaşılmıştır. Davacı vekili tarafından her ne kadar kaldırma kararı sonrasında dosyaya sunulan beyanlar ile davada görevli mahkemenin Tüketici Mahkemesi olduğu belirtilmiş ise de, istinaf aşamasında davada görev yönünden resen değerlendirilme yapıldığı ve görevli mahkemenin mahkememiz olduğuna kanaat getirilmesi sonucu dosyanın kaldırma kararında belirtilen eksik değerlendirme yönünden kaldırılmasına karar verildiği de dikkate alınarak davacı tarafın görev itirazının reddine karar verilmiştir. Kayseri Bölge Adliye Mahkemesi 6. Hukuk Dairesinin 2024/300 Esas 2024/412 Karar sayılı kaldırma kararı üzerine dosyada yeniden inceleme yapılmış olup, kaldırma kararı doğrultusunda davacı tarafa yemin delilinin hatırlatılmasına rağmen davacı tarafça yemine başvurulmadığı ve bu şekilde davacının davasını ispat edemediği görülmekle, Davanın reddine, Mahkememizce verilmiş ve uygulanmış bir tedbir kararı olmaması nedeniyle davalı tarafın tazminat talebinin İİK madde 72/4 gereğince reddine karar vermek gerekmiş ve hüküm kurulmuştur. 1-Davanın REDDİNE, 2-Mahkememizce verilmiş ve uygulanmış bir tedbir kararı olmaması nedeniyle davalı tarafın tazminat talebinin İİK madde 72/4 gereğince reddine..." dair karar verilmiştir.
İş bu kararı taraf vekilleri süresinde istinaf etmiştir.
İLERİ SÜRÜLEN İSTİNAF SEBEPLERİ:
Davalı vekilinin istinaf başvuru dilekçesinden özetle; menfi tespit davasında ispat külfetinin davacı / borçlu da olduğu gözetilerek karar tesis edildiğini, senedin teminat senedi olduğunun ispat edilmediği gibi ödeme hususunun da ispat edemediklerini, takibe senet kambiyo vasfında olduğunu, ticari deftere kayıt zorunluluğu bulunmadığını, ispat külfetinin davacıya ait olduğu gözetilmeden yemin teklif edilmemesi nedeniyle davanın reddinin mümkün olmadığını, tüm bu nedenlerle yapılacak inceleme sırasında resen gözetilecek sair istinaf sebepleri doğrultusunda olmak üzere usul ve yasaya aykırı yerel mahkeme kararının kaldırılarak davacının davasının reddi ile davacı aleyhine tazminata hükmedilmesi ile yargılama gideri ve avukatlık ücretinin de davacıya yükletilmesini talep etmiştir.
Davacı vekilin istinaf başvuru dilekçesinden özetle; istirdat davasının hukuki dayanağının İİK 72. Maddesinin 6. Bendinde yer alan takibe itiraz etmemiş veya itirazının kaldırılmış olması yüzünden borçlu olmadığı bir parayı tamamen ödemek mecburiyetinde kalan şahıs ödediği tarihten itibaren bir sene içinde umumi hükümler dairesinde mahkemeye başvurarak paranın geriye alınmasını isteyebilir düzenlemesinden oluştuğunu, yargılama sırasında taraflarınca 30/05/2022 tarihinde açılmış olan menfi tespit davasında Kayseri Genel İcra Dairesi ... Esas sayılı dosya yönünden müvekkilinin davalı şirkete borçlu olmadığının tespit edilmesini, davalının haksız ve kötü niyetli olarak takip başlatması nedeniyle senette yazılı asıl alacak miktarı olan 15.500 EURO nun %20 si üzerinden kötü niyet tazminatına mahkum edilmesine karar verilmesini talep ettiklerini, yargılama sırasında davalı firmanın ticari defterlerinde inceleme yapılması için bilirkişi görevlendirildiğini, bilirkişilerin detaylı inceleme ile Mahkeme'nin 15/11/2023 tarihli kararı ile davanın kabulüne karar verilmiş olmasına rağmen; "Kayseri Genel İcra Dairesinin... E.sayılı takip dosyası nedeni ile ödenip harçlandırılmış bedel olan 344.424,47 TL’nin 21/06/2022 tarihinden itibaren işleyecek yasal faizi ile birlikte davalıdan tahsili ile davacıya ödenmesine," şeklinde AVRO cinsinden açılan döviz takibine ödenen tutarında EURO cinsinden iadesi gerekirken sadece ödenen tutarın TL cinsinden karşılığı olan 344.424,47 TL’nin iadesine karar verildiğini, ayrıca istinafa konu mahkeme ilamında kötü niyet tazminatı talepleri hakkında olumlu ya da olumsuz hüküm tesis olunmadığını, tüm bu nedenlerle davalı tarafın istinaf taleplerinin reddi ile kendi istinaf taleplerinin usul ve esas yönünden kabulü ile yerel mahkeme hükmünün kötü niyet tazminatı ve EURO cinsinden iade kararı verilmesi talepleri yönünden kaldırılmasını, davalarının kabulü ile %20 kötü niyet tazminatına karar verilmesini, davalı tarafın usul ve yasaya aykırı haksız ve yersiz talepleri ile istinaf taleplerinin reddini, yargılama giderleri ve vekalet ücretinin davalı üzerinde bırakılmasına karar verilmesini talep etmiştir.
HUKUKİ NİTELENDİRME, DELİLLERİN VE İSTİNAF SEBEPLERİNİN DEĞERLENDİRİLMESİ:
Dava, menfi tespit istemine ilişkindir.
Dairemizce HMK'nın 355. maddesi uyarınca istinaf nedenleriyle ve resen kamu düzeniyle sınırlı olarak istinaf incelemesi yapılmıştır.
HMK'nın 1. maddesine göre; "Mahkemelerin görevi, ancak kanunla düzenlenir. Göreve ilişkin kurallar, kamu düzenindendir."
HMK'nın 114/1-c bendine göre; "mahkemenin görevli olması" dava şartlarındandır.
HMK'nın 115/1. maddesine göre; "Mahkeme, dava şartlarının mevcut olup olmadığını, davanın her aşamasında kendiliğinden araştırır. Taraflar da dava şartı noksanlığını her zaman ileri sürebilirler."
... tarihli Resmi Gazetede yayımlanan ve 28.05.2014 tarihinde yürürlüğe giren 6502 sayılı “Tüketicinin Korunması Hakkında Kanunun (TKHK) 2. maddesinde kanunun kapsamı “Bu Kanun, her türlü tüketici işlemi ile tüketiciye yönelik uygulamaları kapsar” şeklinde açıklanmıştır. Kanun'un “tanımlar” başlıklı 3. maddesinin (l) bendinde ise tüketici işlemi “Mal veya hizmet piyasalarında kamu tüzel kişileri de dâhil olmak üzere ticari veya mesleki amaçlarla hareket eden veya onun adına ya da hesabına hareket eden gerçek veya tüzel kişiler ile tüketiciler arasında kurulan eser, taşıma, simsarlık, sigorta, vekâlet, bankacılık ve benzeri sözleşmeler de dâhil olmak üzere her türlü sözleşme ve hukuki işlemi ifade eder” biçiminde tanımlanmıştır.
6502 sayılı TKHK'nın 73. maddesi uyarınca tüketici işlemleri ile tüketiciye yönelik uygulamalardan doğacak uyuşmazlıklara ilişkin davalarda tüketici mahkemesi görevli kılınmıştır. Bunun yanında Kanunun 83. maddesinde de taraflarından birini tüketicinin oluşturduğu işlemler ile ilgili diğer kanunlarda düzenleme olmasının, bu işlemin tüketici işlemi sayılmasını ve bu Kanunun görev ve yetkiye ilişkin hükümlerinin uygulanmasını engellemeyeceği belirtilmiştir.
HMK nun 353/1-a-3 maddesine göre;"...mahkemenin görevli ve yetkili olmasına rağmen görevsizlik veya yetkisizlik kararı vermiş olması veya mahkemenin görevli ya da yetkili olmamasına rağmen davaya bakmış bulunması..." halinde bölge adliye mahkemesi esası incelemeden kararın kaldırılmasına ve davanın yeniden görülmesi için dosyanın kararı veren mahkemeye veya ...gönderilmesine duruşma yapmadan KESİN olarak karar verir.
Dosyada mevcut bilgi ve belgelerden; Somut olayda davalının ticari amaçla hizmet sağlayan davacı tarafın ise hizmet alan tüketici konumunda olduğu, uyuşmazlığın da hizmet sözleşmesinden doğan dava niteliğinde olduğu dolayısıyla davalı ile davacı tüketici arasındaki ilişkinin 6502 sayılı Yasa kapsamında tüketici işlemi olduğu ve bu itibarla davaya bakmakla Tüketici Mahkemelerinin görevli bulunduğu saptanmıştır. Ne var ki, Dairemizce yapılan ilk istinaf incelemesi sırasında bu hususun gözden kaçtığı ancak görev hususu HMK 114/1-c ve 115. Maddeleri gereğince kamu düzenine ilişkin olduğundan ve yargılamanın her aşamasında resen gözetileceğinden ve üstelik bu hususta (görev konusunda) kazanılmış hak olamayacağından ilk derece mahkemesince verilen kararın öncelikle bu nedenle kaldırılmasına karar vermek gerekmiştir.
Öncelikle davaya "Tüketici Mahkemesi" tarafından bakılması gerektiğinden 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 353/1-a-3. maddesi uyarınca ilk derece mahkemesi kararının resen kaldırılmasına, kaldırma kararının sebep ve şekline göre de davacı vekili ile davalı vekilinin esasa yönelik istinaf itirazlarının bu aşamada incelenmesine yer olmadığına karar verilmesi gerekmiş ve kesin olarak aşağıdaki şekilde hüküm kurulmuştur.
HÜKÜM: Yukarıda açıklanan nedenlerle;
1-Davacı vekili ile davalı vekilinin istinaf başvurularının KABULÜ ile,
2-HMK'nun 353/1-a.3 maddesi gereğince KAYSERİ 2.ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ'NİN istinafa konu edilen 08/01/2025 tarih ve 2024/232E - 2025/24K sayılı nihai kararının esası incelenmeksizin KALDIRILMASINA,
3-İstinaf edilen kararın esası ve istinaf eden tarafların istinaf sebepleri incelenmeden HMK'nun 353/1-a-3 maddesi gereğince ilk derece mahkemesinin kararının mahkemenin görevsizliği yönünden kaldırılarak, mahkemece görevsizlik kararı verilmesi ve HMK nun 20. Maddesi gereğince kararın ilk derece mahkemesince taraflarına tebliği tarihinden itibaren iki hafta içerisinde taraflarca Yerel Mahkemesine müracaat/talep edilmesi halinde, dosyanın davanın yeniden görülmesi için görevli KAYSERİ TÜKETİCİ MAHKEMESİNE gönderilmesine dair karar verilmek üzere KAYSERİ 2. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ'ne İADESİNE,
4-İstinaf eden taraflarca yatırılan istinaf karar harçlarının talepleri halinde kendilerine iadesine,
5-İstinaf eden tarafların istinaf aşamasında yapmış olduğu istinaf posta/yargılama giderlerinin görevli ilk derece mahkemesince yapılacak yargılama sonunda dikkate alınmasına,
6-İstinaf incelemesi aşamasında duruşma yapılmadığından vekalet ücreti takdirine yer olmadığına,
7-Davalı tarafın istinaf sebeplerinin bu aşamada incelenmesine yer olmadığına,
8-HMK'nın 302/5.maddesi gereğince kesinleşme kaydı ve kesinleşme kaydı yapılan kararların yerine getirilmesi için gerekli bildirimlerin; harç tahsil işlemlerinin, HMK'nın 359/4 maddesi gereğince işbu kararın taraflara tebliği işlemlerinin yapılması ve varsa artan gider avansının ilgili tarafa iadesi işlemlerinin İlk Derece Mahkemesi tarafından yapılmasına,
Dair, dosya üzerinden yapılan incelemeyle H.M.K'nın 353/1-a.3 maddesi uyarınca KESİN olmak üzere oy birliğiyle karar verildi. 27/11/2025