T.C.
KAYSERİ
BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ
6. HUKUK DAİRESİ
ESAS NO: 2025/1814
KARAR NO: 2025/2007
T Ü R K M İ L L E T İ A D I N A
B Ö L G E A D L İ Y E M A H K E M E S İ K A R A R I
İNCELENEN KARARIN
MAHKEMESİ: KAYSERİ 2. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ
TARİHİ: 28/05/2025
ESAS NO: 2024/1073
KARAR NO: 2025/508
DAVANIN KONUSU: Ticari Bankacılık İşlemlerinden Kaynaklanan Davalar (Tazminat)
İSTİNAF KARAR TARİHİ: 06/11/2025
İSTİNAF KARAR
YAZIM TARİHİ: 07/11/2025
KAYSERİ 2. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ'nin istinafa konu edilen 28/05/2025 tarih ve 2024/1073 E - 2025/508 K kararına karşı süresi içinde davacı vekilince istinaf kanun yoluna başvurulması üzerine yapılan incelemede;
TARAFLARIN İDDİA VE SAVUNMALARININ ÖZETİ:
Davacı vekilinin dava dilekçesinde özetle; Davacı firma müdürü ...’in 2008 yılında gurbetçi olarak çalıştığı ...'dan ...'ya inşaat projeleri yapmak için geldiğini, davacının müteahhitlik yapmakta ve ticari işlemlerini bankalar üzerinden sağlamakta olduğunu, 2010 yılında ...Bankası... şubesinde müdür yardımcısı olan... daha önce tanıdığı kişileri, eşini, suç ortaklarını davacı firma yetkilisinin yanına getirmek suretiyle, onlara daire satışı yapılmasını bunun karşılığında, davacıya çek karnesi ve ticari kredi çıkarttıracağını söyleyerek davacı şirket yetkilisini yanıltmış olduğunu, daha doğrusu, Türkiye'de Almanya'dan gelen kişi olarak Türkiye'deki ticari kredisinin yükseltilmesi için banka ile çalışmasını ve bu sayede kredisinin yükseltilebileceğini söyleyerek davacıya bu duruma inandırmış ve dolandırmış olduğunu, davacının da bunu kendisine vaad eden kişinin kamu bankası... Bankası'nın müdür yardımcısı olması nedeniyle güvenmiş olduğunu, davacı yüklenici olup, ... Bankası müdür yardımcısı...'un kendisine yönlendirdiği ...ve ...'ya ... mahallesi ... ada parsel ... 'de tapuya kayıtlı bulunan 3 adet konut ve 2 adet dükkanı arsa sahibesi... aracılığıyla satmış olduğunu ancak banka müdür yardımcısı bu taşınmazlarının kimini eşi kimini işbirliği yaptığı kişilere bedelsiz olarak üzerlerine geçirmiş ve satış bedellerini veya başka bankalar üzerinden kullandırılan kredilerini hiçbir zaman davacıya ödememiş olduğunu, bu satışlar tamamen davalı kurum müdür yardımcısının vermiş olduğu güven üzerine gerçekleşmiş olduğunu, davalı kurum müdür yardımcısı, tanıdık ve akrabası olan bu kişilere usulsüz şekilde bankalardan kredi kullandırmış olduğunu, buna ilişkin olarak davalının da kendileri gibi katılan olarak yer aldığı Amasya 1. Ağır Ceza Mahkemesi 2012/90 E. 2024/244 K. Sayılı dosyası üzerinden yargılama yapılmış olup davalı banka müdür yardımcısı bu dosyadan bankayı zarara uğratmaktan ceza almış olup; dosyanın şu an istinaf aşamasında olduğunu, bu kişilerin davacının yüklenici olarak imal ettiği ...mahallesi ...ada ... parsel adresinde bulunan konut ve dükkanları bedelsiz olarak üzerlerine geçirdikten sonra bankalara teminat olarak gösterip kredi kullanıp bunları da ödememiş olduklarını, yine davacının yükleniciliğini yaptığı... tarafından davacının hakedişleri olan dükkan ve taşınmazlarda bu suretle elden çıkmış olduğunu, bütün bu işlemler davalı kurumun dikkat ve özensizliği sebebiyle davalı banka müdür yardımcısı... tarafından gerçekleştirilmiş olduğunu, ...'un getirdiği kişiler çocukluk arkadaşı, iş ortağı, onun eşi, kendi eşi olmakla kendisine yakın olan kişileri davacıya getirmiş olup daha sonrasında da davacıda bir güven kuruluşu olan "banka aracı kılınmak suretiyle" dolandırarak mağdur etmiş olduğunu, bankaların sahip oldukları vasıfları sebebiyle bankacılık işlemlerinin güvenilen tarafı konumunda olup bu durum, bankaların bir güven kurumu olarak kabul edilmesini ve bankanın sorumluluğunun özel güven sebebiyle ağırlaştırılmasını gerektiğini, Bankalar, ağırlaştırılmış sorumluluğun bir gereği olarak objektif özen yükümlülüğü altında bulunmakta olup, buna karşılık hafif kusurlarından dahi sorumlu olduğunu, Banka müdürü ve yardımcısı, bankanın sınırlı yetkili temsilcisi ve çalışanı konumunda olduğunu, temsil ilişkisi bakımından değerlendirildiğinde temsil yetkisini kullanarak işlem yapan banka müdür yardımcısının işlemini; servis yetkilisi ve banka müdürü de onaylamış olduğunu, aynı zamanda banka müdürü ve yardımcısı, bankanın ifa yardımcısı konumunda olduğunu, banka, çalışanı konumundaki müdür yardımcısının haksız fiili açısından adam çalıştıran konumunda olduğundan; bankanın kusursuz sorumluluğundan bahsedilmekte olduğunu, Banka müdür yardımcısı, bankanın Disiplin Kurulu'nun 26/01/2012-21 tarih ve sayılı kararında banka müşterisi...'ın hesabından 25/08/2006 tarihinde "..." kullanıcı parafıyla para çekmiş ve 04/08/2006 tarihinde aynı müşterinin aynı hesabında yine müşteri yerine imza atarak borçlandırmış olduğunu, Banka tarafından bu usulsüzlükler üzerine... hakkında görevinden uzaklaştırma kararı verilmiş ancak daha sonra yine müdür yardımcısı olarak davalı yanında çalıştırılmaya devam etmiş olduğunu, Bankanın eski personelinin ... ilçesinde çalıştığı dönemde banka müşterisi ... adına 12/04/2010 tarihinde kredi çekmiş olduğunu, daha sonra banka müdürü ... bu işte bir usulsüzlük olduğunu düşünerek banka müşterisi ...'yi arayarak bu krediyi kullanıp kullanmadığını sormuş olduğunu, bunun ardından banka müdür yardımcısı ... idari soruşturma ve teftiş geçirmiş olduğunu,... bu sürede de çalışmaya devam ettiğini, 2011 Yılına gelindiğinde de davacıyı dolandırmış olduğunu, suçun işlendiği tarihte 10.000,00 TL'yi geçen işlemlerde servis yetkilisi, müdür ve müdür yardımcısı işleme onay vermekte olduğunu, davalı kurumun müdür yardımcısı ...'un yaptığı bu usulsüz işlemleri servis yetkilisi ve müdür onaylamış olduğunu, burada güven kurumu olan bankanın birden fazla çalışanının ve kurumun kusuru olduğu açık olduğunu, Amasya 1. Ağır Ceza Mahkemesi 2012/90 E. Sayılı dosyanın 07/06/2024 tarihli duruşmasında dinlenen sanık... ifadesinde "Şahıs bankada müdür odasında müdür olarak oturuyordu. Bir güven ortamı vardı."; sanık ... "... Ancak ... ben banka müdürüyüm burada yetkiler ben de bir şey olmaz dedi." şeklinde beyanlarda bulunmuş olduğunu, bu beyanları ile bankanın güven kurumu olduğunu, banka müdür yardımcısını hak ve yetkilerinin ne kadar geniş olduğu ile övündüğü, bütün işleri kendisinin yürüttüğünü, usulsüz işlemlere karşı bir şey olmayacağını çünkü kendisinin müdür olduğunu söyleyerek; kamu bankasının güvenini kullanarak insanları kandırdığı açıkça ortada olduğunu, davacının davalı kurum tarafından maddi olarak ağır zarara uğramış olduğunu, davacı, sırf ...'daki projeleri için Almanya'dan Türkiye'ye gelmiş olduğunu, davacının almış olduğu risk ve bu işe yapmış olduğu yatırımın büyüklüğünün ortada olduğunu, davacının ... ilinde yapmış olduğu satışlardan elde edeceği kazanca güvenerek, satış tarihinde... ilinde birçok iş almış ve risk altına girmiş olduğunu, davacı, bu satışlardan gelir elde edemediği için ekonomik olarak çok büyük sıkıntılara girdiğini, öyle ki davacı satış bedelini alamadığı için; borçları nedeniyle temerrüde düşmüş, muhtemel kazançları engellenmiş, bir kısım borçlarını ödeyemediği için ...'daki anlaşması, başkaca diğer anlaşmaları feshedilerek mal varlığında azalma yaşamış ve acz hale düşmüş olduğunu, bu aşamadan sonra davacının işleri teker teker bozulmuş, birçok kişi davacı ile iş yapmaktan vazgeçmiş bir süre sonra davacının hiç iş yapamaz hale gelmiş olduğunu, zira bu taşınmazların satış bedeli kendisine ödenmiş olsa idi davacı şirketin bütün anlaşmalarını ifa edecek, projeleri yolunda gidecek, ticaret hayatı sekteye uğramayacak ve davacı şirket şu anki ekonomik durumundan kat kat daha iyi durumda olacak ve şirketini büyütecek olduğunu ancak davacının, davalı kurum yüzünden yaşamış olduğu zarar sebebiyle artık sadece tabela şirketi haline gelmiş olduğunu, burada bankanın kusuru sebebiyle davacı şirketin para borcunun zamanında ifa edilememesinden kaynaklı olarak artık temerrüt faizi ile karşılanamayacak büyük bir munzam zararı olduğunu, davacının ticaret hayatının büyük zarar gördüğü ve bitme noktasına geldiğini, davacının Türkiye'deki işlerinin bozulması, hiçbir gelir kaynağının kalmaması nedeniyle davacı şirketin piyasada güven kaybına uğramış olduğunu, davacının dolandırılmasının üzerinden uzun yıllar geçmiş olup; bu süre zarfında ülkemizdeki enflasyonist ortam, kur, paranın değerindeki düşüş vb. sebeplerle davacı şirketin şahsen ve somut olarak birçok zarara uğramış hatta zararı katlanarak artmış olduğunu, davacının elde etmesi mümkün paranın bir kısmı ile işine taşınmaz alımına bir kısmını da vadeli mevduat, dolar, altın, avro gibi yatırım araçlarına yatırma planları olduğunu, öncelikle temerrüt tarihindeki enflasyon verilerini gösterir TEFE, TÜFE-ÜFE oranları, bankalardan mevduat faiz oranları, döviz kurları, devlet tahvil faiz oranları ve diğer yatırım araçları ile ilgili bilgiler resmî kurumlardan sorulup tespit edilmesi gerekmekte olduğunu, davacının elde edemediği alacağın tahsil edilip temerrüt tarihi itibariyle bir kısmının işine yatırması halinde elde edeceği kazançlar, şirketin ekonomik durumunun şu an ne olacağının hesaplanması; bir kısmını da bu yatırım araçlarından oluşacak sepete yatırılması halinde tahsil tarihlerinde ulaşabileceği miktarın hesaplanması gerekmekte olduğunu, TBK 117. maddesi gereğince haksız fiil halinde bir borcun borçlusu haksız fiilin gerçekleştiği andan itibaren temerrüde düşmüş olacağını, TBK 118. maddesi gereğince temerrüde düşen borçlu ise, temerrüde düşmekte kusuru olmadığını ispat etmedikçe, borcun geç ifasından dolayı alacaklının uğradığı zararları gidermek zorunda olduğunu, bu zorundalığın kanundan doğmakta olduğunu, TBK 122. maddesinde ise munzam (aşkın) zarara ilişkin düzenleme mevcut olduğunu, davacı şirketin, yukarıda bahsi geçen temerrüt faizini aşan bir zarara uğramış olup davalı kurumun bu durumda kusurunun olduğu açıkça ortada olduğundan; davalı kurum oluşan zarardan sorumlu olacağını, TBK. md. 122/I gereğince “borçlu kendisinin hiçbir kusuru bulunmadığını ispat etmedikçe” faizi aşan zararı da tazmin etmekle yükümlü olduğunu, kusurun derecesi ise sorumluluğun doğması bakımından önemli olmadığını; borçlunun her türlü kusurundan sorumlu olduğunu, borçlu hafif ihmali sonucunda temerrüde düşmüş olsa bile temerrüt sebebiyle doğan ve faizle karşılanamayan munzam zararı tazmin etmek zorunda kalacağını, işbu maddenin alacaklı yararına bir kusur karinesini kabul etmiş olduğunu, munzam zararın varlığı için borçlunun mütemerrit olması, borçlunun temerrüdü ile aşkın zararı arasında nedensellik bağı bulunması, temerrüt faizi ile karşılanmayan bir zararın bulunması ve borçlunun zararın doğmasında kusurlu olması koşullarının birlikte mevcut olması zorunlu olduğunu, davaya konu olayda munzam zarar için gereken bütün şartların sağlanmış olduğunu, AYM’nin 21/12/2017 tarihli ve 2014/2267 başvuru numaralı kararının dikkate alınması gerektiğini, kararda paranın değer kaybı yüzünden munzam zararın tazmininin istenebilmesi için somut olarak zararın ispatını arayan anlayış aşırı bir külfet olarak nitelendirilmiş olduğunu, Yar. 15. H.D.'nin 6.12.2018 tarihli ve E. 2018/3765 K. 2018/4907 sayılı kararının bu kapsamda dikkate alınması gerektiğini, Yar. 15. H.D. 25.4.2018 t. ve E. 2017/2736 K. 2018/1742 sayılı; Yar. 15. H.D. 28.11.2018 tarihli ve E. 2018/3499 K. 2018/4739 kararının da belirtilen hususları desteklemekte olduğunu, söz konusu kararlar gereğince, gecikme halinde temerrüt faizi ile karşılanamayan zarar karine olarak var kabul edilmeli ve söz konusu fiilî karinenin aksini ispat külfeti borçluya ait olması gerektiğini, borçlunun bu külfeti yerine getiremediği takdirde ise munzam zararı tazmin etmek zorunda olduğunu, HMK md. 187/2 "Herkesçe bilinen vakıalarla, ikrar edilmiş vakıalar çekişmeli sayılmaz." şeklinde olduğunu, buna göre, herkesçe bilinen (maruf ve meşhur olan) vakıalar çekişmeli sayılmayacağını, buradan hareketle, enflasyonist ekonominin olumsuz etki ve sonuçlarının da bilinen vakıalar olduğu ve bunların ispatlanmasının gerekmediğinin de ortada olduğunu, YHGK'nun 19.6.2002 tarihli ve E. 2001/13-569 K. 2002/534 sayılı kararının dikkate alınması gerektiğini, davacının davalı bankaya vaki 03/02/2011 tarihli şikayeti üzerine; banka müfettişi, teftiş evrakları ve 2011/3 sayılı raporun 8. sayfasında müşteki "...'in şikayetlerine ilişkin hususlarda yapılan araştırmada ... Tapu Müdürlüğü'nün kayıtlarına göre şikayetçinin iddia etmiş olduğu evin... tarafından ...'ya ...tarihinde satıldığı, ...için ... ilçesinde kredinin kullandırılmadığı, ...'nın... ilçesi ... Bankası Şubesinin müşterisi olmakla birlikte dükkan alımı için herhangi bir kredi kullandırılmasının yapılmadığı, şikayetçinin bu konudaki iddiaları ile ilgili bankada herhangi bir kaydın bulunmadığı," bildirilmiş olduğunu, taraflarınca 23/01/2024 tarihinde Kayseri Arabuluculuk Bürosu'na ... E. Dosya numarası ile arabuluculuğa başvurulmuş olduğunu ancak ...Bankası tarafından hukuksuz şekilde yetki itirazında bulunulduğu için Kayseri 1. Sulh Hukuk Mahkemesi 2024/246 E. 2024/233 K. Sayılı ilamı ile Amasya Arabuluculuk Bürosu'nun yetkili olduğuna karar vermiş olduğunu ancak bilindiği üzere tüzel kişilere karşı açılacak davalarda hem şirket merkezi hem de şubelerinin bulunduğu yer mahkemelerinin de yetkili olduğunu belirterek, fazlaya ilişkin hakları saklı kalmak kaydı ve bilirkişi incelemesi sonucu alacağın tam ve kesin olarak belirlendiğinde arttırılmak üzere; davacı şirketin şimdilik 1.000'er TL'lik zarar ve munzam zararının 03/02/2011 davalı bankaya yazılı müracaatla temerrüt tarihinden itibaren işleyecek ticari faizi ile birlikte tahsiline karar verilmesinin talep edildiği görülmüştür.
Davalı vekilinin cevap dilekçesinde özetle; davacının durumunu ispat edecek herhangi bir somut delil sunmamış olduğunu, Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun 29.03.2022 tarih ve 2021/11-938 Esas 2022/401 Karar sayılı kararının dikkate alınması gerektiğini belirterek, davacının ikame ettiği maddi ve munzam zarar tazminatlarının ve feri alacak taleplerinin tamamının tümden reddinin talep edildiği
İLK DERECE MAHKEMESİ KARARININ ÖZETİ:
Tekmil dosya mündericatı birlikte değerlendirildiğinde; "...... Bankası A.Ş'ye, Amasya Ticaret Sicil Müdürlüğüne, Amasya Tapu Müdürlüğüne, Kayseri 1. Sulh Hukuk Mahkemesine, Amasya 1. Ağır Ceza Mahkemesine yazılan müzekkerelere cevap verilmiş olduğu görülmüştür. Davacının zarar ve munzam zararına ilişkin açmış olduğu davada davalının süresi içerisinde yetki itirazında bulunduğu ve yetkili Mahkemenin Amasya Mahkemeleri olması gerektiğini yetki itirazında açıkladığı görülmekle, dava konusu itibari ile davacının zararına sebep olduğu iddia edilen olayların ... ilinde olduğu, davacının adresinin... olduğu ve davalının ...şubesi çalışanından kaynaklı olayların meydana geldiği görülmüş, yetkili Mahkememin Amasya Asliye Hukuk Mahkemeleri (Ticaret Mahkemesi sıfatı ile) olduğu anlaşılmış ve yetkisizlik kararı verilerek aşağıdaki şekilde hüküm kurulmuştur. 1-Mahkememizin yetkisizliği sebebiyle 6100 Sayılı HMK. 115/2 maddesi gereğince davanın usulden reddine, 2-Kararın kesinleşmesinden itibaren 2 hafta içinde talep halinde dosyanın yetkili AMASYA ASLİYE HUKUK MAHKEMESİNE (ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ SIFATI İLE )gönderilmesine..." şeklinde karar verilmiştir.
Bu karara karşı davacı vekilince yasal süresinde istinafa başvurulmuştur.
İSTİNAF SEBEPLERİ :
Davacı vekili tarafından ilk derece mahkemesine sunulan istinaf başvuru dilekçesinde özetle; HMK 14 uyarınca, HUMK 17. Madde uyarınca şirket merkezinde veya şirketin şubelerinin bulunduğu yerlerde dava açılabileceğini, bu bakımdan davalının şube ve bölge müdürlüğünün bulunduğu Kayseri Asliye Ticaret Mahkemesinin somut davada yetkisi bulunduğunu ve verilen yetkisizlik kararının istinaf incelemesi sonucu kaldırılması gerektiğini, yetki itirazının reddi gerekirken, aksi kanaat hasıl olması halinde dahi İstanbul Anadolu Mahkemeleri yetkili kabul edilerek tercih hakkı kullanılarak yetkili İstanbul Anadolu Asliye Ticaret Mahkemesine gönderilmesine, karar verilmesi gerekirken ... iline yetkisizlik kararı verilmesi usul, kanun ve uygulamaya aykırı olduğunu, bilindiği üzere tüzel kişilere karşı açılacak davalarda hem şirket merkezi hem de şubelerinin bulunduğu yer mahkemelerinin de yetkili olduğunu, bu bakımdan dava konusu itibari ile davalı ...'nin Kayseri İlinde şubelerinin ve bölge müdürlüğünün bulunması nedeniyle Kayseri Mahkemelerinin, aksi kanaat hasıl olması halinde dahi İstanbul Anadolu Mahkemelerinin yetkili olduğunu, Yerel mahkemece verilen yetkisizlik kararının istinaf incelemesi sonucu, yetkili mahkemenin Kayseri 2. Asliye Ticaret Mahkemesi olduğunun tespiti ile Yerel Mahkemeye gönderilmesine karar verilmesini, aksi kanaat hasıl olması halinde dahi; davalı şirket merkezinin bulunduğu İstanbul Anadolu Asliye Ticaret Mahkemesinin yetkili olduğunun tespiti ile dosyanın İstanbul Anadolu Asliye Ticaret Mahkemesine gönderilmesine
karar verilmesini talep etmiştir.
Davalı vekili tarafından ilk derece mahkemesine sunulan istinafa cevap dilekçesinde özetle; Davanın konusu ve olayların geçtiği yerin ... olduğunu, Kayseri mahkemelerinin somut olayla hiç bir ilgisi olmadığını, davacının tercih hakkı iddiasının dayanaksız olduğunu, yetki kurallarının amacının somut olayın dayandığı yerde yargılama yapılmasını sağlamak olduğunu, Kayseri 2. Asliye Ticaret Mahkemesi'nin 28/05/2025 tarihli ve 2025/508 K. sayılı yetkisizlik kararının yerinde olduğu, davacı tarafın istinaf başvurusunun esastan reddine, yargılama giderlerinin davacı tarafa yükletilmesine karar verilmesini talep etmiştir.
HUKUKİ NİTELENDİRME, DELİLLERİN VE İSTİNAF SEBEPLERİNİN DEĞERLENDİRİLMESİ:
HMK'nın 355. maddesine göre "İnceleme, istinaf dilekçesinde belirtilen sebeplerle sınırlı olarak yapılır. Ancak Bölge Adliye Mahkemesi kamu düzenine aykırılık gördüğü takdirde bunu resen gözetir" şeklinde düzenleme bulunmaktadır.
Dava, çalıştıranın kusursuz sorumluluğu kapsamında ayıplı hizmetten kaynaklı zarar talebine ilişkindir.
Dosya kapsamında toplanan deliller, ilk derece mahkemesinin olay nitelendirilmesi ve gerekçesi nazara alındığında, dava konusu işlemin yapıldığı davalı banka şubesi ve genel merkezi ile davacı şirketin adresinin Kayseri olmaması, haksız fiil kapsamında çalıştıranın sorumluluğu nedeniyle ayıplı hizmetten kaynaklı zarar talebine ilişkin eldeki davada HMK'nın 16/son cümlesi gereğince zarar gören davacının yerleşim yeri mahkemesinin de yetkili olması, davacı şirketin adresinin/ticaret sicil kaydının da ... da olması, davalının süresinde usulüne uygun olarak sunduğu cevap dilekçesindeki yetki itirazında da Amasya mahkemelerini yetkili olarak seçmiş ve bildirmiş olması (Cevap dilekçesinin 3. sayfası) birlikte nazara alındığında, Kayseri 2.Asliye ticaret mahkemesinin işbu davada yetkisizliği nedeniyle davanın usulden reddine ilişkin verdiği kararında yazılı açıklamalara, yasal sebep ve gerekçelere binaen istinaf edilen kararda usul, yasa ve dosya kapsamı yönlerinden bir aykırılık bulunmadığı, bu nedenlerle davacının yukarıda yazılı istinaf sebeplerinin yerinde olmadığı, kararın usul ve esas yönünden hukuka uygun olduğu anlaşıldığından davacının istinaf başvurusunun HMK nun 353/1-b.1 maddesi uyarınca esastan reddine dair aşağıdaki gibi hüküm kurulmuştur.
HÜKÜM: Yukarıda açıklanan nedenlerle;
1- KAYSERİ 2.ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ'nin istinafa konu edilen 28/05/2025 tarih ve 2024/1073 E - 2025/508 K sayılı nihai kararının usul ve esas yönünden hukuka uygun olduğu anlaşılmakla davacı vekilinin istinaf başvurusunun HMK'nın 353/1-b.1 maddesi gereğince ESASTAN REDDİNE,
2-Alınması gerekli olan 615,50 TL istinaf karar ve ilam harcı istinaf eden davacı tarafça peşin yatırıldığından başkaca harç alınmasına yer olmadığına,
3-İstinaf başvurusunda bulunan davacı tarafından yapılan istinaf yargılama giderlerinin ve istinaf kanun yoluna başvurma harcının kendi üzerinde bırakılmasına,
4-İstinaf incelemesi sırasında duruşma açılmadığından karşı taraf yararına vekalet ücreti takdirine yer olmadığına,
Dair, dosya üzerinden yapılan inceleme ile HMK 361/1 md uyarınca, kararın tebliğinden itibaren iki hafta içinde Yargıtay'a temyiz yolu açık olmak üzere oy birliği ile karar verildi. 06/11/2025